İran Mitleri

01.10.2018
Sertaç Sarıçiçek Araştırmacı, Kültür ve Toplum

İran Mitleri

Vesta Sarkhosh Curtis (Ankara: Phoenix Yayınevi, 2016), 134 sf.

ISBN: 9786059801270

Vesta Sarkhosh Curtis’in, 1993’te British Museum Press tarafından basılan Persian Myths başlıklı eseri, Fatma Esra Aslan tarafından Türkçeye kazandırılmıştır. Curtis, Londra’da bulunan Britanya Müzesi’nin Sikkeler ve Madalyonlar Bölümü’nün Ortadoğu Sikkeleri kısmının sorumlusu olarak görev yapmaktadır. İslamiyet öncesi ve sonrası İran nümismatiği uzmanı olan Curtis, bazıları İran Millî Müzesi ile Britanya Müzesi’nin ortaklaşa gerçekleştirdiği birçok önemli projede koordinatörlük yapmıştır. Curtis ayrıca Londra’da bulunan İran Mirası Vakfının (Iran Heritage Foundation) akademik kurul üyeliğini ve Britanya İran Araştırmaları Enstitüsünün (British Institute of Persian Studies) fahri müdürlüğünü yürütmektedir. Nümismatik alanında birçok makalesi bulunan Curtis, İran edebiyatına ve tarihine ilişkin çeşitli çalışmalara da imza atmıştır. Yazarın İran Mitleri başlıklı kitabı dışında hâlihazırda Türkçeye tercüme edilmeyi bekleyen diğer eserleri şunlardır:

  • Persian Love Poetry, with S. Canby, (London, British Museum Press, 2013),
  • Kingship and Religion in Ancient Persia (K.R.Cama Oriental Institute, Mumbai, 2017),
  • From Persia to Punjab: Exploring Ancient Afghanistan and Pakistan, with E. Errington, (Mumbai, 2014).

Curtis, İran Mitleri adlı kitabına İran medeniyetine mal olmuş bütün mitolojik hikâye ve destanların tek bir esere sığdırılamayacağını hatırlatarak başlamaktadır. Bu nedenle kitaptaki mitolojik öykü ve efsaneler yazar tarafından belirlenmiş bir seçki niteliğindedir. Kitabın giriş bölümünde, okurun kitapta yer alan destanları okurken tarihî bağlamdan kopmaması için destanların geçtiği tarihsel süreç özet hâlinde anlatılmaktadır. Ardından eserin yazımında yararlanılan kaynaklar açıklanmaktadır. Yazarın bu çalışmada İran mitolojisi için vazgeçilmez eserler ve Zerdüştlüğün kutsal metinleri olan Avesta, Bundahişn ve Denkard’dan, Heredot’un Tarih’ine, Firdevsi’nin Şahname’sinden, Binber Gece Masalları ve Genceli Nizami’nin Hüsrev ile Şirin’ine kadar birçok farklı türde eserden istifade ettiği görülmektedir.

Kitap, giriş dışında yedi ayrı bölümden oluşmaktadır. Bölümler sırasıyla: Tanrılar ve Kadim İran Dünyasının Yaratılışı; Demonlar, Masalsı Yaratıklar ve Kahramanlar; Krallar Kitabı: Firdevsi’nin Şahnamesi; Şahname’nin Masalsı Mitolojik Yaratıkları; Zerdüşt Kiros ve İskender’in Hikayeleri; Kadim Bir Geleneğin İdamesi ve son olarak Peri Masalları ve Çile Temsilleri başlıklarını taşımaktadır.

Kitabın ilk iki bölümü İran’ın daha önceki pagan kültürüne ait destanları da içeren Avesta’da geçen konular hakkındadır. Birinci bölümde Avesta’da Yaşt olarak bilinen Zerdüşt rahiplere ait kutsal ilahilerinin yer aldığı bölümdeki tanrılar izah edilmektedir. Bunlar bir anlamda İran mitolojisinin ve Zerdüştlük öncesi pagan kültürünün “pantheon”unu oluşturmaktadır. Ahura Mazda, Angra Mainyu, Anahita, Veretnagna, Mitra ve Tistrya bölüm içinde açıklamaları verilen “ilah” ve “ilahelerdir”. Birinci bölümün en dikkat çeken yönlerinden biri, günümüzde İran’da kullanılan Şemsi-Hicri takvimdeki bazı ay adlarının İran mitolojisinde yer alan tanrı isimlerinden alınmasıdır. Örneğin yağmur ve bereket tanrısı olan Tistrya’nın adı sonraları Tir’e dönüşmüştür ve günümüz İran takviminin dördüncü ayı olan Tir kelimesi buradan gelmektedir. İran’da her yıl Tir ayının 13. günü kutlanan “Tiregân Yağmur Festivali’nin” adının da gene Tistrya / Tir isimli tanrıdan gelmesi dikkat çekici bir husustur.  Bunun yanında takvimin yedinci ayı olan Mihr’in de tanrı Mitra’nın adından geliyor oluşu not edilmelidir.

Antik İran’ın iyi ve kötünün kıyamete dek sürecek savaşı düşüncesine dayalı düalist din anlayışında, tanrılara karşı savaş hâlinde olan şeytani varlıklar da mevcuttur. Bu doğrultuda yazar, kitabın ikinci bölümünde İran mitolojisindeki karanlık güçlere yer vermektedir. Curtis, bu varlıklara pagan dönemlerinde “yatu” denildiğini ve bu kelimenin Farsçada daha sonra “cadu” kelimesine dönüştüğünü belirtmektedir. Söz konusu kötü güçlerle savaşan rahiplere ise Farsçada “caduger” denmiştir. Bunun dışında Avesta’da “daeva” (div = dev) şeklinde geçen şeytani varlıklarla, insanları büyüleyip kötü yola saptıran “paraika”lar (peri) ikinci bölümde bahse konu mitolojik varlıklardır.

Curtis’in kitabında değindiği önemli konulardan bir diğeri Avesta’da geçen dünyaya ilahi düzeni getiren adil hükümdar imgesidir. İran mitolojisinde bunun en belirgin örneği Avesta’da ismi “Yima” olan hükümdardır. Bu karakter, İslamiyet sonrası İran edebiyatı ve Şahname’de “Cemşid” adlı hükümdarın şahsında kendini göstermiştir. Yima ya da Cemşid kadim İran ülkesinin merkezi olan Harezm bölgesinde yaşamıştır. İran mitolojisinde bu bölgeye “İranvec” denmektedir. Cemşid, bütün dünyada hükmü geçen tanrının emrinden ayrılmayan adil bir hükümdardır. Bu hükümdara, yüce yaratıcı tarafından “Kutsal Işık” (Fer-i İzedi) verilmiştir. Kendisine Yüce Tanrı tarafından bahşedilen kutsal ışığın simgesi, güneş misali parlayan bir tahttır. Bu kutlu hediyenin verildiği gün, daha sonra kutlanmaya başlanmış ve Nevruz Bayramı geleneği bu şekilde ortaya çıkmıştır. Curtis’in burada bahsettiği kutsal ışık kavramı, Türk mitolojisindeki “kut” anlayışla benzerlik göstermektedir ve bir anlamda yaratıcıdan gelen hükmetme yetkisidir. Hükümdarlar ne zaman Tanrı’nın iradesi dışına çıkarsa, kutsal ışık onları terk eder ve dünya zalim hükümdarların yönetime geleceği karanlık ve ilahi düzenin bozulduğu kaotik bir ortama sürüklenir.

Bahsi geçen bu kutsal ışık meselesi, İran mitolojisinin ana unsurlarından biri olan İran-Turan mücadelelerine de konu olmuştur.  İran hükümdarlarının baş rakibi olan ve Avesta’da “Turya” şeklinde geçen “Turan” diyarının hükümdarlarının amacı, İran hükümdarlarına ve Aryan ulusuna verildiğine inanılan kutsal ışığı ve onu simgeleyen güneş tahtı ele geçirmektir. İran’ın kuzeyinde yer alan Turan ülkesinin İran’a karşı bu konudaki husumeti, Avesta’da “Franrasyan” (Efrasiyab) olarak geçen hükümdarın şahsında somutlaşmaktır.

Kitabın dördüncü bölümü Şahname’deki doğaüstü varlıkları konu almaktadır. Bunlar İran’ın meşhur mitolojik kahramanı olan Rüstem’in atı “Rahş” ve Elburz Dağlarının zirvesinde yaşayan “Simurg” adlı kuştur. Rahş, olağanüstü çevik ve zeki bir attır. Rüstem düşmanla mücadele ederken ona yardım eder. Simurg ise “kuşların kıralı” olarak adlandırılır ve kahramanların imdadına yetişir. Rüstem’in babası Zal’in hikayesinde olduğu gibi doğada başıboş kalan kahramanları alıp besler ve savaş sırasında İranlılar galip gelebilmek için ondan yardım ister.

Yazar, kitabının beşinci bölümünü mitolojik hikayelerde sürekli tekrarlanan motiflere ayırır. Gelecekten haber veren rüyalar ve bu rüyaların etkisinde kalarak hikâyeye konu olan kahramanın başka diyarlara sürgün edilişi veya vahşi doğaya terk edilişi tekrarlanan bazı motiflerdir. Zerdüşt’ün, Ahameniş Devleti’nin kurucusu Büyük Kuruş’un ve Sasani Devleti’nin kurucuları Sasan ve Erdeşir’in hayat hikayelerinde bu motifler pek çok defa işlenmektedir. Zerdüşt, Kuruş ve Erdeşir’in hikayelerinin ardından üzerinde durulan şahsiyetlerden biri de Büyük İskender’dir. Curtis kitabında, her ne kadar Makedon Kralı İskender, İran topraklarını istila eden yabancı bir komutan olarak görülse de onun imajının İran mitolojisine olumlu yansımış olması üzerinde durur. İran kaynaklarındaki bu olumlu ifadelerin tek istisnası Şahname’de geçmektedir. Şehame’de Büyük İskender, İran’ın kutsal tahtının meşru varislerinden biri olarak kabul edilse de son kertede Firdevsi onu millî bir bilinçle İran’a düşmanlık eden ve Efrasiyab kadar İran mülküne zarar veren bir hükümdar olarak tasvir etmektedir.

Altıncı bölümde İran mitolojisine ait hikayelerin kuşaktan kuşağa nasıl aktarıldığına değinen yazar, bu konuda yazılı kaynaklardan ziyade sözlü geleneğin daha büyük rol oynadığı sonucuna varmaktadır. Bu sözlü geleneği sürekli kılan ve İran mitlerinin yaşatılmasına katkı sağlayan gruplardan biri Zerdüşt rahiplerdir. Söz konusu rahipler, mitolojik unsurları barındıran dinî ilahileri ve duaları halk arasında okuyarak aslında dinî bir vazife görürken mitolojik hikâye ve destanların da korunmasına katkıda bulunmuşlardır. Destanların ve hikayelerin muhafazasında rol oynayan ikinci bir kesim ise halk hikayelerini besteleyerek müzik enstrümanları eşliğinde terennüm eden ozanlardır. İran’da bilhassa Sasani Dönemi saray yaşamında büyük iltifata mazhar olan “ramişger” veya “honyager” şeklinde isimlendirilen bu ozanlar, sarayın desteğiyle İran mitolojisine kaynaklık eden birçok eserin ortaya çıkışına katkıda bulunmuştur. Curtis, Firdevsi’nin meşhur eseri Şahname’yi yazarken halk arasında gezinen bu ozanların aktardığı destanlardan yararlandığından bahsetmektedir.

Müellif, eserin yedinci bölümünde İran mitlerinin bir diğer yönü olan şehitlik ve çile hikâyelerine değinmektedir. Şehitlik hikâyelerinin en meşhurlarından biri Şahname’deki kahramanlardan biri olan Siyavuş’un ölümü ve arkasından tutulan büyük matemdir. Hikâyeye göre Siyavuş, İran’ın hükümdarlarından birinin oğludur ve üvey annesinin kıskançlığı yüzünden babasının emriyle öldürülmek istenmiştir. Sivavuş canını kurtarabilmek için İran’ın ezeli rakibi Efrasiyab’ın sarayına sığınmış fakat Efrasiyab bir gün kendisini vahşice katletmiştir. Siyavuş’un ölümü İran’da duyulunca bütün halk, genç şehzade için büyük bir matem töreni düzenlemiş ve Turan hükümdarından intikam almaya yemin etmiştir. Siyavuş’un yası İran’da; “sug-i siyavuş” adıyla bir geleneğe dönüşmüş ve kadim bir geçmişe dayanan söz konusu matem geleneği, İslamiyet sonrası dönemde Muharrem aylarında Hz. Hüseyin’in şehadetine binaen gerçekleştirilen matem ve çile temsillerinde form değiştirerek devam etmiştir. 16. yüzyılda İran’da Şiiliği resmî mezhep olarak kabul eden Safevi Devleti’nin hakimiyetinden sonra ise söz konusu gelenek daha yaygın bir biçimde icra edilir hâle gelmiştir.

Kitabın sonunda yazarın muhtelif kavimlerin akınına uğrayan bir coğrafyadaki zor şartlara rağmen İranlıların destan geleneğini yaşatarak millî kültürlerini başarıyla koruyabilmiş bir millet olduğunu vurguladığı şu cümleler dikkate değerdir: “İran mitleri ve efsaneleri, kadim bir geleneğin modern İran’ın siyasi sınırlarının ötesine geçen geniş bir coğrafi bölgenin dilinde olduğu kadar kültüründe de yaşamaya devam ettiğinin bir göstergesidir. Ne göçebe hareketler ve istilalar ne de iç siyasette yaşanan değişimler ve kargaşalar kadim İran destanlarını yok etmeyi başarmıştır. […] Bunların muhafaza edilmesi […] İran dili ve edebiyatının yaşamaya devam edip gelişmesine destek olmuştur.” (s.123).