İran Nükleer Anlaşmayı Yeniden Müzakere Etmeyi Kabul Eder mi?

Farhad Rezaei Dış Politika Uzmanı

Önemli konularda nihai kararları veren Devrim Rehberi Ayetullah Ali Hamenei, her şeye rağmen hâlâ anlaşmanın sürmesinden yanadır.

12 Ocak 2018’de ABD Kongresi’nin İran Nükleer Anlaşma Teftiş Yasası’nda değişikliğe gitmemesi üzerine ABD Başkanı Donald Trump, Kapsamlı Ortak Eylem Planı (KOEP) olarak bilinen nükleer anlaşmadan geri çekilme tehdidi stratejisini tekrar dillendirdi. ABD Başkanı, Kongreye ve Avrupalı müttefiklerine söz konusu anlaşmadaki sorunların giderilmesi için son kez nükleer programla ilgili yaptırımları ertelediğini ve beklenen adımların gelmemesi durumunda ülkesini anlaşmadan çekeceğini duyurdu. Trump, Beyaz Saray tarafından yayımlanan yazılı açıklamada şu ifadeleri kullandı: “Bu yöndeki güçlü temayülümü rağmen ABD’yi İran nükleer anlaşmasından henüz geri çekmedim ve takip edilebilecek iki olası yol önerdim: Ya anlaşmanın korkunç kusurlarını düzeltin ya da ABD anlaşmadan çekilecektir”.

Bu açıklamalara bakılınca Washington’un Tahran’a tek taraflı şartlar dayatacağı bir sürecin kapıda olduğu öngörülebilir. Trump’a göre nükleer anlaşmanın geçerliliğini koruyabilmesi İran'ın balistik füzeleri de dâhil olmak üzere tüm askerî alanlarını sınırsız olarak Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın (IAEA) denetimine açmasına, önemli hükümler için süre sınırlamasının kaldırılmasına ve sınırsız süreyle İran’ın nükleer ara döneminin sınırlandırılmasına bağlıdır. Gözlemciler, Trump'ın nükleer anlaşmanın sağlam bir silah kontrol anlaşması olduğunu ve İran'ın anlaşma yükümlülüklerine uymaya devam ettiğinin BM tarafından belirlenen nükleer gözlemci sıfatıyla IAEA tarafından da onaylandığının farkında olduğunu belirtmektedirler.

Öyleyse bu noktada İran İslam Cumhuriyeti'nin, Trump yönetiminin 120 gün içinde nükleer anlaşmayı yeniden yazmak için istediği yeni koşulları kabul edip etmeyeceği sorusu gündeme gelmektedir. İran basınında son dönemde hayli artan sayıdaki yazılar analiz edilince Tahran'ın bu duruma vereceği olası tepkilere ilişkin bazı ipuçları ortaya çıkmaktadır.

Ilımlılar için Trump’ın nükleer anlaşmayı uzatmama olasılığı dengelenmesi zor bir eylem olsa da Amerikan Başkanı anlaşmayı terk etse bile ılımlılar anlaşmayı bozmayacaklardır. İran Resmî Haber Ajansı IRNA, Dışişleri Bakanlığı tarafından yayımlanan bildiride, İran'ın nükleer anlaşmada yapılacak herhangi bir değişikliği kabul etmeyeceğini ve anlaşmadaki mevcut yükümlülüklerin ötesinde bir taahhütte bulunmayacağını şu ifadelerle vurgulamıştır: "İran İslam Cumhuriyeti, KOEP yükümlülükleri dışında herhangi bir şey yapmayacağını açıkça vurgulamış ve bu anlaşmada mevcut durumda veya gelecekte yapılacak herhangi bir değişikliği kabul etmeyeceğini bildirmiştir. Dahası nükleer anlaşmanın başka herhangi bir konuyla ilişkilendirilmesine de izin verilmeyecektir”. Açıklamadaki ifadeler, Washington’un İran’ın bölge politikalarını ve balistik füze programını anlaşmaya dâhil etme isteğine yöneliktir.

İran Dışişleri Bakanı Cevad Zarif, 12 Ocak 2018’de Twitter hesabından “Amerika sıkıcı söylemleri tekrarlayıp durmak yerine İran’ın yaptığı gibi anlaşmaya uymalıdır” şeklinde bir açıklama yapmıştır. Zarif ABD’li yetkililere şu hatırlatmayı da yapmıştır: "Görüşmelerde İran, ABD dâhil tüm taraflar nükleer anlaşma koşullarına bağlı kaldığı sürece kendisinin de bağlı kalacağını vurgulamıştır.” Zarif detay vermese de ABD’nin anlaşmadan çekilmesi durumunda “İran İslam Cumhuriyeti’nin önünde seçenekler” olduğunu da belirtmiştir.

Ne var ki, İran medyasının şahin kanadı "yeniden müzakere ve pürüzlerin düzeltilmesi" çağrısı karşısında çok sert tehditler savurmaktan geri durmuştur. Devrim Muhafızlarına yakınlığıyla bilinen Tasnim Haber Ajansı, ABD'yi yıkıcı politikalar uygulamakla suçlamış ve Tahran için "KOEP’i ortadan kaldıracak veya onda değişiklik yapılmasına yol açacak herhangi bir adımın” kabul edilemez olduğunu yazmıştır. Devrim Rehberi Ayetullah Hamenei’e yakınlığıyla bilinen Keyhan gazetesi de "Ülkenin Ekonomisini Trump’ın Çılgın Oyunlarına Bağlamayın" başlıklı bir yazıda, İran ekonomisini Trump'ın "aptalca oyununa" bağlamanın Washington'daki İsrail lobileri tarafından yürütülen cüretkâr bir strateji olduğunu iddia etmiştir. Aynı gazetede şu satırlara da yer verilmiştir: "Trump hem anlaşmayı hem de yaptırımları aynı anda istiyor. Basitçe söylemek gerekirse, böyle bir anlaşmanın devamı yalnızca bol keseden atan kimselerin işine gelecektir”.

Nükleer müzakereler sırasında, anlaşmanın bir pasajında ​​da yazıldığı şekilde, anlaşmanın bütün taraflarının, özellikle ABD’nin "İran'la ticari ve ekonomik ilişkilerin normalleştirilmesini etkileyen herhangi bir politikadan kaçınma" konusunda anlaştıkları hatırlanmalıdır. Başlangıçta bu madde hüsnükabul görmüşse de Trump yönetimi anlaşmanın İran İslam Cumhuriyeti’ne sağlayacağı faydalara ve etkinliğe ket vurmuştur. Dahası Keyhan gazetesinin yazdığı üzere: “KOEP İran’ın nükleer programını sınırlandırması karşılığında tüm yaptırımları durduracaktı. Mevcut durumda ise İran üzerine düşeni yaparken diğer taraf lafla peynir ekmek gemisi yürütmektedir.”

ABD Başkanı'nın nükleer anlaşmaya ilişkin neden olduğu belirsizlik, İran'a gelmesi muhtemel yabancı yatırımın cesaretini kırmakta ve Tahran’ın nükleer programını kısıtlama karşılığında sağlamayı öngördüğü ekonomik faydaları engellemektedir. Trump’ın bu anlaşmadan hazzetmeyişi ve her 90 günde bir nükleer yaptırımlara göz kırpışı, küresel yatırımcıları Trump’ın ABD’yi büsbütün nükleer anlaşmadan çekme olasılığından ötürü tedirgin etmektedir. Washington’ın anlaşma konusunda garanti vermemesi nedeniyle uluslararası yatırımcılar, İran'a yapılacak yatırımın olası getirilerinin göze alınması gereken risklere değmediğini düşünmektedirler. Bu bağlamda Trump, belki nükleer anlaşmayı yırtıp atmayacaktır ama küresel yatırımcıların İran'la herhangi bir anlaşma yapmasını engellemek istemektedir ki bu büyük oranda Benjamin Netanyahu’nun sağcı hükümetinin ve Washington'daki İsrail lobisinin bastırdığı bir politikadır.

Anlaşmanın İran’da herhangi bir kazanç getirmeyeceğini öngören Keyhan gazetesi Editörü Hüseyin Şeriatmedari, hükümete anlaşmadan çekilme çağrısında bulunmuştur. Şeriatmedari’ye göre ABD’nin İran konusundaki nihai hedefi, balistik füze geliştirilmesini ve bölgesel nüfuz artırımını engellemek dahil İran’ın gücünü var eden unsurları zayıflatmaktır. Bu nedenle Şeriatmedari "KOEP’ten çekilmek İran’ın güç unsurlarının pazarlık konusu yapılmasının yolunu kapatacaktır” değerlendirmesinde bulunmuştur.

Kayhan gazetesi okurlarına, Trump’ın sert politikaları karşısında takınılacak tavrın İran Parlamentosundan 15 Ekim 2015’te geçen “KOEP’in Uygulanması Konusunda İran Hükümetinin Mütekabil ve Denk Eylemleri” adlı yasanın 3. Maddesinde belirtildiğini hatırlatmıştır.  Söz konusu madde şöyledir:

Diğer tarafın yaptırımların kesin bir biçimde kaldırılması hususuna bağlı kalmaması ya da kaldırılan yaptırımları yeniden devreye sokmak yahut yeni yaptırımlar dayatmak için harekete geçmesi durumunda İran hükümeti İran'ın haklarını korumak için “mütekabil adımlar atmalı”, iş birliğine son vermeli ve "iki yıl içinde ülkenin uranyum zenginleştirme kapasitesini 190.000 SWU'ya çıkarmak için” ülkenin barışçıl nükleer programına ivme kazandırmalıdır.

Önemli konularda nihai kararları veren Devrim Rehberi Ayetullah Ali Hamenei, her şeye rağmen hâlâ anlaşmanın sürmesinden yanadır. Ancak Hamenei eğer Trump ABD'yi anlaşmadan çeker veya daha sert adımlar atarsa şahinlerden yana tavır alıp almayacağına karar ermek durumunda kalacaktır. Bu kararı verirken Hamenei, anlaşmanın diğer taraflarının özellikle Avrupalı ticari ortaklarının tepkisini de göz önüne alacaktır. Dahası eğer Hamenei nükleer anlaşmanın ülkesinin menfaatine işleme olasılığının ortadan kalktığına kani gelirse bu anlaşmaya uyma eğilimini de tedricen yitirebilir.

İran’ın Bir Dış Politika Enstrümanı Olarak Propaganda

Seçil Özdemir

İran Devrimi, 20. yüzyılın son çeyreğinde, gazete, radyo, televizyon gibi medya araçlarının kitlelere ulaşmak konusunda pek çok imkân sunduğu bir dönemde gerçekleşmiştir.

İbrahim Yezdi: Çalkantılı bir Ömrün Ardından Gelen Sessiz bir Ölüm

Serhan Afacan

Yezdi’nin sergüzeşti bir anlamda 20. yy İran’ında örneğine çokça rastlanan bir ideolojik savrulma öyküsüdür.