İran Şii Milislerinin Rolü Azalıyor mu?

İdlib’de yaşanan son gerginlik, milislerin ve vekil güçlerin cephedeki komutayı rejim güçlerine bırakarak yavaş yavaş geri çekilmeye başlamasının ne denli önemli olduğunu gösterdi.

Orta Doğu, son on yılda stratejik çatışma kurallarını büyük ölçüde değiştiren ve sabit kural ve mekanizmaları yeniden dizayn eden çok önemli değişimlere tanık oldu. Bu değişimler bölgedeki tüm dengelere yansıdı. Ayrıca Orta Doğu'daki farklı aktörlerin stratejilerindeki geleneksel mekanizmaların rolü hakkında ciddi soruların ortaya çıkmasına neden oldu.

Orta Doğu bahsedilen bu değişime kaynaklık eden iki önemli olaya tanıklık etti. İlki 2011'de Arap Baharı dalgasıyla birlikte patlak veren Suriye’deki çatışmalar ve bir diğeri de Irak’ta Musul’un DEAŞ tarafından ele geçirilmesi ve bölgenin dengesini değiştiren karma askerî çatışmanın başlamasına sebep olan geleneksel ordu düzeninin yıkılmasıdır.

Belirtilen bu iki dönüşüm, devletin gücü ve bölgenin karmaşık denklemindeki yeri konusunu tekrar gündeme getirdi. Bu gelişmelerle devletin gücünün ve çatışmalardaki etkinliğinin sadece teknolojik, ekonomik ve askerî güçle ölçülemeyeceği anlaşıldı. DEAŞ'ın ortaya çıkışı, yeni bir savaş anlayışını beraberinde getirdi ve devletin geleneksel gücü kendisini bir boşlukta buldu. Dolayısıyla bu durum, bölge düzeyinde üstünlüğün sağlanması hususunda birçok ülkenin konumuna da yansıdı. Bu doğrultuda bölgedeki bazı ülkeler üstünlüğü sağlayabilmek için güç kavramına ilişkin yeni bir anlayış geliştirmeye başladı. Süreç içerisinde Suriye’deki çatışmalar bölgedeki yeni stratejik durumun karmaşıklığını gösteren bir alan hâline dönüştü. Ayrıca bu durum, uluslararası ve bölgesel etkin güçlerin, devlet dışı unsurlar ve oluşumlarla dirsek teması içinde olduğunu ve Suriye'de devam etmekte olan iç savaşın temel güç faktörünü teşkil etmeye başladığını da gösterdi.

Bahsedilen gelişmelerle birlikte İran, bölgede üstünlüğü sağlayabilmek için karmaşık stratejiler oluşturmak zorunda kaldı. Suriye’deki iç savaştaysa taraftarlarını desteklemek amacıyla sınır ötesindeki milis güçleri kullanmak suretiyle bu stratejiyi canlı tutmaya çalıştı. Böylece İran, Suriye topraklarının %70’ini silahlı muhaliflere karşı kaybeden Esed rejimini desteklemede ve ayakta tutmakta başarılı olabildi. Çünkü İran, doğrudan müdahalede bulunduğunda sekiz yıl süren İran-Irak Savaşı'ndan daha büyük bir yenilgiyle karşı karşıya kalacağını ve askerî müdahalenin Esed’in iktidarda kalmasına yardımcı olmayacağını daha önceki tecrübelerinden anlamıştı.

Silahlı milis güçler, İran’ın Suriye’deki askerî varlığını desteklemek için kullandığı en önemli araçlardan biri hâline geldi ve raporlara göre bu silahlı milislerin sayısı 20 binden fazladır. Lübnan Hizbullahı ve İran tarafından görevlendirilen yerel ve Suriyeli gönüllülere ilave olarak Irak, Afganistan ve Pakistan olmak üzere bu silahlı milis grupların sayısı 12’ye ulaşmaktadır. Bu gruplar, çatışmanın son yedi yıllık zaman diliminde çok etkin rol oynamış ve dokuz yıldan beri Suriye’de devam etmekte olan iç savaşta başarılı olmuştur. Bu silahlı milislerin ve grupların yayılımı şöyledir:

• Başkent Şam: Lübnan Hizbullahı, Emevi Camii’nin yakınlarındaki eski Şam bölgelerinde ve Rukiye makamını içine alan Şam Kalesi’nden başlayarak Doğu Kapı’ya kadar uzanan bölgede hâkimiyeti sağlamış olup tüm bu bölgeler doğrudan Hizbullah ve Şii milislerin kontrolü altında bulunmaktadır.

• Başkentin Kırsal Bölgeleri: Bu alanlarda Şii gruplar büyük bir varlık göstermektedir. Bu grupların ilk varlık gösterdikleri yer Seyyide Zeynep bölgesidir. 2012 yılının başından beri Irak Ebu’l Fazl el-Abbas Tugayları bu bölgede bulunmuştur. Suriye’ye gelen Şii savaşçıların esas geçiş noktası sayılan Şam Uluslararası Havaalanı'nın da bulunduğu Seyyide Zeynep bölgesinden güneydoğu bölgesine kadar olan alanda etkin faaliyet içindedir. Havaalanı ve havaalanına giden “Tarikü’l-Matar” olarak bilinen yolu korumak için Suriye Ordusu'na ilave olarak Şii gruplar bu bölgeleri kontrolleri altına almıştır.

• Suriye’nin Kuzey Bölgesi: Halep’in kırsal kesimlerindeki Nebil ve Zehra şehirlerinden oluşmaktadır ve Şii grupların stratejik bölgeleridir. Nitekim bu bölgedeki insanlar da Hizbullah’a ve Kamer Beni Haşim Tugayı’na bağlıdır. İdlib’in kuzeyinde bulunan Kaferya ve el-Farah şehirlerinde de Şii gruplar varlıklarını sürdürmektedir ve buralar İran’ın büyük önem verdiği merkez bölge sayılmaktadır.

• Suriye’nin Orta Kesimleri: Şii gruplar, sayısı 50’yi bulan Hums’un kırsal bölgelerindeki köylere konuşlanmıştır. Bu köyler, Şii gruplar için önemli bir insan kaynağı olarak görülmektedir.

• Suriye’nin Güney Bölgesi: Bu bölgede de azımsanmayacak kadar Şii grup bulunmaktadır ve Basra’ş-Şâm bölgesinde konuşlanmışlardır. Şii gruplar, Dera şehrindeki bu bölgeleri üs olarak kullanmaktadır.

Ancak Şii grupların mevcut dağılımına bakıldığında en fazla varlık gösterdikleri bölge; Şam, Dera ve Kuneytıra kırsalları arasındaki yedi kilometrekarelik üçgen bölgedir. Bu bölgede Hizbullah ve İran Devrim Muhafızları güçleri bulunmaktadır.

Bu silahlı milislerin yayılım haritası, İran’ın stratejik planı içerisinde işgal ettiği önemli bölgeleri göstermekte olup İran o bölgelerde sürmekte olan çatışmalarda büyük bir üstünlük yakalamıştır. Ayrıca 2016'da Halep’te rejimin girdiği çatışmaları bu milis güçlerin yayılım haritası çerçevesinde değerlendirmek mümkündür. Bu Şii gruplar, rejim saflarında büyük kayıplar yaşandıktan sonra iç savaşın gidişatını rejim lehine çevirmekte büyük rol oynamıştır.

Silahlı Şii milislerin çeşitli çatışmalarda kullanılması bu grupların, küresel ve bölgesel düzeyde büyük ülkelerin doğrudan müdahaleleri sırasında Suriye’deki askerî dengeyi etkileyen aktörlerden biri hâline gelmesine neden olmuştur. Rusya, NATO ülkeleri, Türkiye ve İran’ın bölgedeki varlıklarına ilave olarak savaş boyunca bu milisler, sahada etkin olarak varlık göstermiştir. Bu grupların bölgedeki varlığı, İran’ın bölgede üstünlük sağlamak amacıyla vekil güçleri kullanmasına dayalı geniş bir strateji sayesinde elde ettiği üstünlüğün bir göstergesidir.

Aralık 2019'da patlak veren İdlib çatışmalarında bu etkin Şii gruplarla birlikte silahlı milislerin ve komutanların da savaşa dâhil olduğuna tanık olundu ve çatışmalar onların denetiminde devam etti. İdlib'de sürmekte olan operasyonlar İran’ın bölgedeki vekil güçlerinin en önemli iki lideri olan Kasım Süleymani ve Ebu Mehdi el-Mühendis tarafından yürütülmüştür.

Bununla birlikte son İdlib çatışmaları bu silahlı milislerin, diğer geleneksel güçlere kıyasla ne kadar zamanda üstünlük elde edebileceği sorusunu zihinlere tekrar getirdi. Bu soru özellikle de Kasım Süleymani ve el-Mühendis suikastlarından sonra gücünün zirvesinde olduğu bir dönemde İran’ın milis güçlerine yönelik yapılan öldürücü darbeden sonra sorulmaya başlandı. Nitekim suikast öncesinde olduğu gibi bu milislerin aynı etkinlikte operasyon yapıp yapamayacakları hakkında şüpheler oluşmaya başladı.

İdlib ve çevresinde Türk Ordusu'nun kendisine bağlı gözetleme noktalarına yönelik rejim güçlerinin saldırılarına verdiği yıkıcı cevap, İran’ın bu silahlı milislerinin ve bölgedeki diğer vekil güçlerin kritik bir konumda olduğunu gösterdi. Düzenli ordular çatışmalarda ön planda oldukça bu milis güçlerin önemi gittikçe azalacaktır. Ayrıca bölgedeki orduların gücü ve komplike bir savaşa olan adaptasyonu, bu silahlı milislerin satranç tahtasında düzenli orduların bir alternatifi olamayacağını gösterdi. İran tarafından Suriye'de kullanılan silahlı milis güçler ve vekil güçler, kendilerine destek verilmemesi durumunda iyice zayıflayacak ve çökecektir. DEAŞ'a karşı bölgedeki tüm güçlerin dâhil olduğu çatışmalar sırasında özellikle teröre karşı yürütülen savaşta elde edilen başarı ortadan kaybolacaktır. Son durumda Suriye’de devam etmekte olan iç savaşta Şii milisler, Tahran’ın vekil güçleri ve onların rolleri hakkındaki sorular cevapsız kalmaktadır.


Bu makalede dile getirilen görüşler yazarların kendisine aittir ve IRAM'ın yayın politikasını yansıtmayabilir.

Suriye, İdlib, İran, Şii Milisler, Vekil Güçler