İran Türk Âşıkları ve Millî Kimlik

29.07.2020
Umut Başar Kıdemli Uzman, Kültür ve Toplum

İran Türk Âşıkları ve Millî Kimlik

Ali Kafkasyalı, Salkımsöğüt Yayınevi, Erzurum, 2007, 320 sayfa

ISBN: 978-9756122938

 

Türkoloji literatüründe daha çok İran Türklerine ilişkin folklor alanında yaptığı çalışmalarla tanınan Prof. Dr. Ali Kafkasyalı, “İran Türk Âşıkları ve Millî Kimlik” başlığını taşıyan eserinde, halkiyat ile sosyolojiyi bir araya getiren disiplinler arası bir yaklaşımla Türk âşıklık geleneği çerçevesinde İran Türklerinde kimlik oluşumunu ve bu kimliğin gelecek nesillere aktarımını incelemiştir. Oldukça karmaşık bir konu olan İran Türklerinde kimlik meselesine Kafkasyalı’nın folklor çerçevesinden yeni yorum getirmesi dikkate değerdir. Zira esasen sosyoloji disiplinin üzerinde durduğu kimlik konusunda, eserin İran Türklerine dair folklor-ideoloji-kimlik ekseninde eş güdümlü bir okuma sunması önemlidir. Çünkü bu perspektiften Türk dünyasındaki diğer Türk topluluklar da incelemeye tabi tutulabilir.

1953’te Kars’ta dünyaya gelen Kafkasyalı, ilk ve orta eğitimini aynı şehirde tamamladıktan sonra 1977 yılında Bursa Eğitim Enstitüsünden mezun olmuştur. 1987 yılında Ermenistan, Azerbaycan, Dağıstan ve Gürcistan’da çalışmalarda bulunmuştur. Azerbaycan Mehmet Emin Resulzade Devlet Üniversitesinden 1994 yılında yüksek lisans, 1996 yılında ise Azerbaycan Bilimler Akademisinden doktora derecesi almıştır. 1997 yılında Atatürk Üniversitesine atanmış, 1998 yılında hazırladığı projenin kabul edilmesi üzerine pek çok kez İran’a giderek saha araştırmalarında bulunmuştur. Bu araştırmalarda elde ettiği verileri, popüler ve bilimsel yayınlarla ilgililerine ulaştırmıştır. Gene bu verilerin bir kısmını, “İran Türk Edebiyatı Antolojisi (2002)” adlı altı ciltlik eserde ve “İran Türkleri Âşık Muhitleri (2006)” başlıklı kitapta toplamıştır. Bu yazıya konu olan İran Türk Âşıkları ve Millî Kimlik başlıklı çalışma da söz konusu saha araştırmalarına dayanmaktadır. Kafkasyalı hâlihazırda Erzincan Binalı Yıldırım Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünde öğretim üyesidir.

Kafkasyalı’nın eseri; üç ana bölüm, sonuç ve ekler olmak üzere toplamda beş kısım şeklinde hazırlanmıştır. Eserin bölümlerine geçmeden önce “Kaynaklar” başlığı altında İran Türklerinde âşıklık geleneğine ilişkin müstakil çalışmaların azlığına dikkat çekilmiş, konuya dair İran, Azerbaycan ve Türkiye’deki sınırlı sayıdaki akademik yayına ana hatlarıyla değinilmiştir. Akabinde “Giriş” başlığında verilen bilgiler, kitabın konusuna tarihî bir zemin teşkil etmektedir. Nitekim bu bölümde kısaca geçmişten günümüze İran coğrafyasında muhtelif Türk hanedanlarının kurdukları siyasi oluşumlara değinilmiştir. Türk hanedanlarının İran’daki uzun süreli siyasi egemenliği kuşkusuz İran’ı kültürel açıdan Türklerin yaşadığı diğer coğrafyalara bağlamıştır. Bu bağlamda İranlı âşıklar da İran’la Türk dünyası arasındaki kültür köprüsünün önemli unsurlarından biridir.

“İran Türklerinde Âşıklık Geleneği” başlığını taşıyan kitabın ilk bölümünde, bu geleneğin İran sahasındaki durumuna dair bilgi verilmektedir. Bu bölüm, asıl konuya girmeden okuyucuyu İran’daki âşıklık geleneğiyle tanıştırmak maksadıyla kaleme alınmıştır. Yazara (s. 33 vd.) göre İran coğrafyası, Türk dünyasında canlı bir şekilde yaşatılan ve yorumlanan yerlerden biridir. İran Âşık Edebiyatı ürünleri günümüzde Türk âşıklık geleneğinin zirvesi sayılabilecek niteliktedir. Bunun sebebi ise âşıklık geleneğinin İran’da kültürel devamlılığın bir aracı olarak kabul görmesidir. Bu bölümde yazar; İran Türklerindeki dil, edebiyat, örf, anane vb. değerlerin bekasının büyük ölçüde âşıklık geleneğinin yaşatılmasına bağlı olduğunu ileri sürmektedir. Kafkasyalı gerek kültürel seçkinler gerekse de geniş halk tabakasının bu keyfiyetin farkında olması dolayısıyla âşıklık geleneğinin içinde ve âşıkların bizzat yanında olduğunu yazmaktadır.

Bu bölümde İran’da âşıklık geleneğinin tarihî gelişimini de açıklayan yazar, göçebe Oğuzlar arasında İslamiyet öncesinde de rastlanılan (ozan, baksı vb.) âşıkların İran coğrafyasında, Moğol istilasından sonra İran ve Güney Kafkasya civarına gelen Oğuz kabileleriyle birlikte görülmeye başladığını (s. 35) kaydetmektedir. Çalışmasının bu kısmında yazar, Türkolog Fuat Köprülü’nün “Saz Şairleri” eserinde öne sürdüğü “Âşıklar zümresi yavaş yavaş ortadan kalkmaya başlamıştır.” tezini İran âşıkları incelenmeden erken verilmiş bir hüküm olarak eleştirmektedir. Nitekim yazara göre âşıklık geleneği açısından İran hem üstat âşıkların çokluğu hem Âşık Edebiyatı ürünlerinin bolluğu hem çalgı aleti çeşitliliği hem de âşıklık geleneğinin bütün mahiyetiyle varlığını devam ettirmesi bakımından bu geleneğin (s. 37) Türk dünyasındaki merkez üssü olarak değerlendirilebilir. Bununla da yetinmeyen araştırmacı, eskiden beri bir Türk yerleşkesi olan İran’ın; yedi âşık muhiti, 2 bin kadar çağdaş âşığı, gelenek çevresinde kullanılan kendine has çalgıları ve geniş edebiyatıyla Türk Âşıklık Edebiyatı’nın en önemli bölgesi olduğunu vurgulamaktadır. Akabinde ilk bölüm, İran’daki belli başlı âşıklara dair bilgi verilmesi ve İran âşıklarının belirgin özelliklerinin sıralanmasından sonra son bulmaktadır.

Kitabın esas konusunu “İran Türk Millî Kimliği ve Âşıklar” başlığını taşıyan ikinci bölüm oluşturmaktadır. Yazar bölüme ilk etapta çeşitli bakış açılarına göre kimlik ve millî kimlik kavramlarını tanımladıktan sonra İran’da; Türk millî kimliğinin oluşumu, gelişimi ve bugünkü durumuna ilişkin açıklamalarla devam etmektedir. Kafkasyalı, 11. yüzyılın başlarından 19. yüzyılın ortalarına kadar geçen süre zarfında İran’da yaşayan halklar arasında Türk topluluklarını bütünüyle ifade eden ve onları diğer halklardan ayıran müstakil bir Türk kimliğinin var olduğunu (s. 51) düşünmektedir. Bu kimlik, 16. yüzyılın başlarına yani Safevilere kadar herhangi bir kırılmaya uğramadan tam bir Türkmen kimliği olarak tezahür etmiştir. Bilindiği üzere Safevilerle birlikte bu kimliğe Şiilik temelinde gelişen dinî motifler de eklenmeye başlanmıştır. Ancak Safevilerden sonra da gerek orduda gerekse de saray aristokrasisinde Türkler ve Türkçe oldukça belirgin olduğundan, Kaçarların 1925’te İran tahtından uzaklaştırılmasına değin geçen yaklaşık dört asırlık süre zarfında her daim Türkler millî kimliğini korumuştur. Pehleviler Dönemi’nde (1925-1979) İran’da revaç bulan Aryan Teorisi’nin siyasi ve sosyal hayata yansıyan uygulamalarının, İran Türklerini İranlılık üst kimliği altında asimile etmeyi hedeflediğini (s. 55) düşünen araştırmacı, baskı ve güç kullanımının Türklerde millî kimliği zayıflatmaktan ziyade onlarca yazar, şair ve eğitimcinin millî davaya sahip çıkarak seferber olmasını sağladığına (s. 57) işaret etmektedir. Âşıkların işlevi işte bu noktada belirginleşmektedir. Çünkü Pehlevilerin totaliter uygulamaları esnasında medya organlarına sahip olmayan Türklerin dilini âşıklar oluşturmuştur. Yazarın deyimiyle âşıklar ve onlara eşlik eden sanatçılar, nerede Türk varsa onların karşısına geçip Türkçe şiirler okumuş, hikâyeler anlatıp türküler söyleyerek (s. 29) basın-yayındaki boşluğu doldurmuşlardır ve böylece İran’da sözlü edebiyatın gelişmesine ve dahası Türklük bilincinin ayakta kalmasına zemin hazırlamışlardır.

İran’da millî kimliğin nesilden nesile aktarılmasında ve aynı zamanda toplumsal bilinçaltında canlı kalmasında âşıkların doğrudan rolü olduğunu varsayan yazar, bu bölümde âşıkların millî kimlik unsurlarının korunmasına dair hizmetlerini (s. 58 vd.) maddeler hâlinde aşağıdaki gibi sıralamıştır:

• Türk Diline Hizmetleri
• Türk Edebiyatı’na Katkıları
• İnanç Dünyasına Katkıları
• Müzik Kültürüne Hizmetleri
• Milliyetseverlik Şuurunu Geliştirmeleri
• Vatanseverlik Şuurunu Geliştirmeleri
• Hürriyet ve İstiklal Şuurunu Geliştirmeleri
• Tarih Şuurunu Geliştirmeleri
• Şecaat Duygusunun Gelişmesine Katkıları

Eserinde her bir maddeyi kısa başlıklar altında açıklayan Kafkasyalı, düşüncelerini temellendirmek adına muhtelif âşıklardan saha çalışmalarında derlediği anlaşılan şiirlere başvurmaktadır. Konuya uygun düşecek şiirleri kitaba alan Kafkasyalı bir yandan ileri sürdüğü görüşleriyle okuyucunun edebî metinler vasıtasıyla doğrudan görmesini sağlamakta diğer yandan İran sahası Âşık Edebiyatı’nın nitelikli ürünleriyle okuyucuyu buluşturmaktadır. Söz konusu şiirlerin doğrudan Azerbaycan Türkçesiyle verildiği ancak okuyucunun anlamakta güçlük çekeceği düşünülen kelimelerin ise dipnotlar aracılığıyla Türkiye Türkçesine aktarıldığı görülmektedir.

Kitabın üçüncü bölümü “Âşıkların Sosyal Alandaki Etkinlikleri” başlığını taşımaktadır. Bu bölümde yazar gene sosyoloji disiplinine yaklaşarak âşıkların sosyal normların korunmasındaki rolüne dikkat çekmiştir. Yazarın ifadeleriyle (s. 179) aktarılacak olunursa bütün Türk dünyası âşıklarında olduğu gibi İran âşıkları da toplumun değer hükümleri olan örf, âdet, teamül, gelenek-görenek, töre vb. sosyal normları korumada ciddi görevler ifa etmektedir. Toplumsal değer hükümlerinin korunması bir yönüyle millî kimliğin korunması anlamına gelmektedir. Toplumda eğitimci, gelenekçi ve töre düzenleyici gibi vasıflar üstlenen âşıklar, bireyle toplumun dengeli bir şekilde bütünlüğünü veya birlikteliğini sağlamaktadır. Bilindiği üzere âşıklık mesleğinin yazılı kuralları yoktur. Fakat halkın talebi ve beklentisi doğrultusunda âşıklar bir nevi kanaat önderidir. Âşık tipini somutlaştırmak adına Kafkasyalı, Âşık Ali Asker’in bir şiirinden hareketle âşık olan kimsenin her şeyden önce akıllı, oturup kalkmasını bilen, bilge kişiliğe sahip, halka hakikati söyleyen, nefsini terbiye etmiş, dürüst, güvenilir, saygın, edepli, doğru yolda yürüyen bir şahıs olması gerektiğini belirtmektedir.

Üçüncü bölümde “Evlenme ve Sünnet Merasiminde Âşıklar”, “Tören, Bayram ve Ayinlerde Âşıklar” ve “Radyo ve Televizyon Programlarında Âşıklar” alt başlıklarına yer verilmektedir. İran Türklerinde evlilik merasimini anlatırken âşıkların bu merasimdeki konumunu açıklayan yazar, düğün (toy) merasiminde âşığın neredeyse kilit rolde olduğu kanısındadır. Düğün merasiminin geniş boyutlu bir sosyal programa da dönüşebildiğine değindikten sonra İran Türk düğünlerini özgün kılan en mühim hususun âşıkların düğündeki etkin rolü olduğunu (s. 183) yazmaktadır. Burada ilginç olan ise yazarın Türkiye gibi bazı Türk devlet ve topluluklarında modernleşmeyle birlikte bilhassa büyükşehirlerde âşıklara rağbet azalmışken İran’da durumun tam tersi olduğunu öne sürmesidir. Bu durumu ise Tahran yönetiminin müzik ve eğlence konusunda getirdiği kısıtlamalar nedeniyle âşıkların görev alanını eskiye nazaran genişlemesine bağlamaktadır. Gerçekten de İran’da düğün merasimleri çoğu zaman ülkedeki sosyal kısıtlamalardan uzak bir şekilde icra edilmektedir. Bunun yanı sıra kamusal alanda veyahut medya organlarında ifade edilmeyen birtakım hususlar, insanların bir araya geldiği bu tip sosyal programlar da türkü, hikâye ya da destanlara yapılan uygun eklemelerle anlatılmaktadır. Düğün, sünnet, bayram, tören, nişan, doğum gibi hangi vesileyle olursa olsun geniş bir toplumsal tabana hitap etme şansı bulan âşıklar, icralarında hedef kitleyi eğlendirmekle kalmayıp bilinçlendirme ve hatta algı oluşturma işlevine de sahiptir. Bu yönüyle âşık icraları, şarkılı türkülü basit eğlencenin ötesine çıkarak yazarın da kitabın birçok yerinde işaret ettiği üzere baskı grupları ve toplumsal denetim mekanizmalarının etkin çalıştığı İran’da zaman zaman halkın sesine dönüşebilmektedir. Bir başka deyişle âşıklar, halk adına özellikle yönetimle ilgili sorunlara taraf olabilmektedir.

Yazar, kitabın birkaç sayfalık “Sonuç” bölümünde eser boyunca üzerinde durduğu konuyu âdete özetlemektedir. Yazarın belirttiği üzere İran’da henüz Türk kültürünü dolayısıyla kimliğini ayakta tutacak etkin bir basın-yayın ve kültür kurumlarının bulunmayışı âşıkları; Türk millî kimliğini hem canlı tutma hem de yerel ya da evrensel boyuttaki dış tesirlere karşı koruma düsturuyla hareket etmeye sevk etmiştir. Âşıkların sergilediği sosyal etkinlik ve icraların toplum tarafından zevkle takip edilmesi, sahiplenilmesi ve toplumun ortak paydaşını teşkil etmesi İran Türk kimliğinin çözülmesini engellemektedir. Bu durum onların görevlerini ağırlaştırdığı gibi önemlerini de artırmaktadır (s. 195). Bunun bir yansıması olarak Kaşkaylardan Türkmenlere, Azerbaycan Türklerinden Şahsevenlere İran genelindeki hemen hemen her Türk topluluğunda hâlâ âşık yetişmekte ve bu âşıklar halk ve seçkinler tarafından itibar görmektedir.

İran Türklerinin folkloru konusunda uzmanlaşan bir isim olan Kafkasyalı’nın kaleme aldığı bu inceleme iki açıdan özgün değer taşımaktadır. İlk olarak çalışmanın uzun yıllar sürdüğü anlaşılan saha çalışmasına dayanması, okuyucunun ilk elden bilgiler edinmesine kapı aralamaktadır. İkinci olarak ise Türkiye’deki folklor araştırmalarında nispeten ihmal edilen sosyoloji ve antropoloji gibi disiplinlere uzanması bakımından değerlidir. Bu sebeple kitabın İran Türklerini kültürel açıdan tanımak isteyenlere kıymetli bilgiler sunduğu ortadadır.

İran’ın Milliyetçi Önyargıları Türkiye’yle Kültürel İlişkilerini de Zedeliyor

Umut Başar

Bu coğrafyadaki kültürel birikimin toptancı bir şekilde, doğruluğu tartışmalı “Aryan Teorisi” üzerinden İran’ın hanesine yazılması izaha muhtaçtır.

ABD-YPG Petrol Anlaşmasının İran İçin Anlamı

Umut Başar

İran’ın; Irak, Suriye ve Lübnan gibi ülkelerdeki nüfuzu zayıflarsa önüne çıkan en iyi seçenek Türkiye ile Suriye konusunda anlaşmaktan geçiyor.