İran ve Küresel Ekonomi: Petro Popülizm, İslam ve Ekonomik Yaptırımlar

Iran and the Global Economy: Petro Populism, Islam and Economic Sanctions

02.01.2020
Arife Delibaş Asistan, Ekonomi

İran ve Küresel Ekonomi: Petro Popülizm, İslam ve Ekonomik Yaptırımlar

Parvin Alizadeh ve Hasan Hakimian (Ed.), Routledge Political Economy of the Middle East and North Africa, London and New York: Taylor & Francis Group, 2014, 240 sayfa

ISBN: 978-0415505543

İran İslam Devrimi'nden sonra din ve devlet arasındaki ilişkilerde yeni bir aşamaya gelinmiştir. Arap Baharı sonrasında otokratik hükümdarlara karşı başlatılan kitlesel ayaklanmalar oldukça önemlidir. Bu bağlamda, organize dinî grupların ne denli güçlü bir potansiyele sahip olduğunu göstermesi bakımından İran İslam Devrimi, önemli bir konuma sahiptir. Bu ayaklanmaların ekonomik sonuçları, İslam devletlerinin oluşumu ve sürekliliği üzerinde oldukça etkilidir.

Genel olarak İran Devrimi'nin ekonomik yönleri, sonuçları ve özellikle uluslararası ekonomiyle etkileşimi ile ilgili olan bu kitap, esas olarak İktisat Bölümü Öğretim Üyesi ve Boston Üniversitesinin Londra'daki yurt dışı eğitim programında eğitim koordinatörlüğü yapan Parvin Alizadeh tarafından 2008 yılında düzenlenen “Dönüm Noktasında İran Ekonomisi: Gelecek Seçimler ve Beklentiler” adlı seminerin bir ürünüdür. Zaman içerisinde kitabın diğer editörü olan Londra Üniversitesi Doğu ve Afrika Araştırmaları Okulu Orta Doğu Enstitüsü Müdürü Hasan Hakimian’ın girişimleri ile birlikte son hâliyle literatürdeki yerini almıştır.

Alanında uzman araştırmacıların çalışmalarına yer verilen bu derleme kitap sekiz bölümden oluşmaktadır. Her bölüm ayrı bir konuya odaklanmıştır. Konuları genel hatları ile şu şekilde sıralayabiliriz: İran genel ekonomisinde petrol gelirlerinin önemi ve tarihçesi, kurumsal süreçler ve politika zorlukları, reformlar, ticaret, bankacılık sistemi, yaptırımlar ve ücret ayrımcılığı.

Kamiar Mohaddes ve M. Hashem Pesaran tarafından kaleme alınan “Yüz Yıllık Petrol Geliri ve İran Ekonomisi: Bir Lanet mi Yoksa Bir Nimet mi?” başlıklı birinci bölüm, İran ekonomisine özellikle petrol sektörüne ve petrolün son yüz yıldaki (1908-2010) önemi ve etkisine ayrılmıştır. Konu yüzyıl gibi uzunca bir dönemi kapsayacak şekilde ele alınmıştır. Yazarlar, petrol gelirlerindeki oynaklığın ve hükûmetin bu duruma uygun olmayan ekonomik ve politik tepkilerinin İran'ın sorunlarının nedenlerinin çoğunu oluşturduğu ve petrol ihracatından elde edilen gelirlerin sonsuz olmadığını savunmaktadır. Petrol fiyatlarındaki oynaklık 1970'ten önce oldukça düşük seviyedeydi ve büyük ölçüde büyük petrol şirketleri tarafından düzenlenmekteydi ancak 1979 Devrimi’nden sonra İran hükûmeti ilk kez petrol üretim seviyesini kontrol etmeyi başardı. Diğer bir zorluk ise İran’ın tutarlı ve hesaplanabilir bir ekonomi politikasına sahip olmamasıdır. İran ekonomisi petrol gelirlerinde meydana gelen şoklardan ciddi düzeyde etkilenen kırılgan bir ekonomidir ve ayrıca petrol gelirinde meydana gelen oynaklığın yumuşatılmasına yönelik araçları tam anlamıyla geliştirememiştir. Bu bölümde petrol gelirleri ile enflasyon arasındaki ilişkinin yanında ülkenin rant devleti olması gibi konular da ele alınmaktadır.

“Kurumsal Değişim, Politika Zorlukları ve Makroekonomik Performans, 1979-2004” başlıklı ikinci bölümde Hassan Hakimian, Devrim sonrası ekonomiyi inceleyip sınırlı ekonomik çeşitliliği ve petrol sektörüne olan bağımlılığı anlatmaktadır. Hakimian’ın analizi; İran’ın makroekonomik politikalarına, iflaslar, savaş, ekonomik yaptırımları ve iç siyasi çekişmeler gibi büyük şoklar ve gösteriler/ayaklanmalar bağlamındaki performansına odaklanmaktadır. İran, insan ve doğal kaynak yönünden zengin olmasına rağmen Devrim sonrası dönemin ekonomik performansı nispeten zayıf olduğu görülmekte, birçok İranlının da yaşam standardı bölgesel ve uluslararası standartlara göre düşük seyretmektedir. Bölümde, Devrim sonrası süreçler alt dönemlere ayrılmış ve meydana gelen gelişmeler bu alt dönemler referans alınarak tahlil edilmiştir. Bu alt dönemler bölümde şu şekilde sıralanmıştır: (1) Ekonominin İslamileştirilmesi, sosyal devlet ile uyumlu gelirin yeniden dağılımı ve ekonomik bağımsızlık ile şekillenen ideolojik dönem (2) Pazar ve dış ticaret serbestleştirilmesinin getirdiği pragmatist dönem (3) Belirsizlik ve hizip çatışması ile karakterize edilen 1994-2004 arası dönem. Sonuç olarak İslam Cumhuriyeti yıllarında devam eden petrol bağımlılığına ve ekonomik çeşitlendirme eksikliğine vurgu yapan Hakimian, petrol dışı sektörün rekabet gücündeki zayıflıklarına dikkat çekmektedir.

“Petro Popülizm ve Reformun Ekonomi Politiği, 1997-2011” başlıklı üçüncü bölümde Parvin Alizadeh, son on yılda petro-popülizmin politik ekonomisini ve reformunu 2005-2011 arası döneme vurgu yapmak suretiyle ele almaktadır. Yazar, eski Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi’nin reformlarının çoğunun Ahmedinejad yönetimi altında nasıl tersine çevrildiğini anlatmaktadır. İran Merkez Bankası ve Yönetim ve Planlama Örgütü (MPO), eski Cumhurbaşkanı Ahmedinejad'ın doğrudan kontrolü altına girmiş ve artan petrol gelirleriyle finanse edilen popülist politikalar üreticilere zarar verirken, tüketicilere sübvansiyon tasarrufu sağlayarak enflasyonun artmasına neden olmuştur. Ayrıca Alizadeh’e göre sınırlı özelleştirme çabaları genelde özel sektörün gelişmesinden ziyade kamu kurumlarının mülkiyetlerinin yarı kamusal kurumlara transfer edilmesine neden olduğunu dile getirmektedir. Özelleştirme adımları bu nedenle ülkenin ekonomik gelişimine bir katkı sağlamamıştır.

Bir sonraki bölüm “İran'ın Serbest Ticaret Bölgeleri: Uluslararası Ekonominin Arka Kapıları” başlığıyla Hasan Hakimian tarafından yazılmıştır. Yazar bu bölümde İran'ın genel olarak uluslararası ekonomik entegrasyona çelişkili ve kararsız yaklaşımı bağlamında, İran'daki serbest bölgelerin deneyimleri hakkında bir çalışma sunmaktadır. 1980'lerin sonlarından bu yana İran, Serbest Ticaret Sanayi Bölgeleri (FTZ'ler) ve Özel Ekonomik Bölgeler (SEZ'ler) için tercih edilen statüyü vererek dış yatırımı çekme ve bölgesel ticareti teşvik etme politikasını sürdürmektedir. Hakimian, daha büyük uluslararası ekonomik varlıkları çekmek ve bunlardan yararlanmak için izlenen liberal politikaların, İran'ın genel olarak içe dönük politikalarının tersi olduğunun altını çizmektedir. Ayrıca yazar, son on yılda serbest bölgelerin, petrol dışı ihracatı çeşitlendirecek ve yeni yatırım yaratacak olan Doğrudan Yabancı Yatırımları (FDIs) çekemediği sonucuna ulaşmaktadır.

“İran Bankacılık Sisteminde Hükûmetin Rolü, 2001-11” başlıklı beşinci bölümde Sima Motamen-Samadian, 2005-2012 yılları arasında İran'ın finansal ve ekonomik kalkınmasında hükûmetin rolünün Merkez Bankasının görev alanını ve bir bütün olarak bankacılık sisteminin sağlamlığını nasıl etkilediğini incelemektedir. 2001 sonrasındaki kısmi serbestleşmeye ve özelleştirmeye rağmen hükûmet müdahaleleri bankacılık sisteminin faaliyetlerini sık sık etkilemiştir. Bu durum Merkez Bankasının bağımsızlığının tehdidine, ithalat ve ihracat için uluslararası pazarlara erişimin kısıtlamasının yanında girdi fiyatlarındaki belirsizlik nedeniyle uzun vadeli yatırım fırsatlarının da ciddi şekilde azalması gibi birçok olumsuz sonuca neden olmuştur. Yazara göre bu dönemde sübvansiyon reform programı ve İran'a karşı uluslararası yaptırımların kademeli olarak yoğunlaştırılması; İran’da enflasyonun artması ve ekonomik faaliyetlerin gerilemesine sebep olan iki önemli faktördür.

Altıncı bölüm “Karşılaştırılmalı Perspektiften İran’ın Otomotiv Endüstrisinin Gelişimi” başlığıyla Parvin Alizadeh tarafından kaleme alınmıştır. Bölümde İran'ın petrol ve gazdan sonraki önemli endüstrileri arasında yer alan otomobil endüstrisi Güney Kore, Tayland, Malezya ve Türkiye ile karşılaştırarak incelenmektedir. Yazar ülkelerin gelişimlerinin, 1980'lerden bu yana benzerliklerinin yanı sıra küreselleşme fırsatları, rasyonalizasyon süreçleri ve maliyet baskılarına yanıt verme farklılıklarını vurgulamaktadır. Türkiye’den farklı olarak İran’da endüstriyel üretim sistemi neredeyse tamamı ile devletin kontrolü altına girmiştir.

Nader Habibi “Yaptırımların Gölgesinde İran Ekonomisi” başlıklı yedinci bölümde İran üzerindeki ekonomik yaptırımların ekonomi üzerindeki etkilerini değerlendiren kapsamlı bir çalışma sunmaktadır. Etkilerin derin olduğunu, yaptırımların şiddeti ve şekliyle bunun daha da arttığının altını çizen Habibi, yaptırımları sırasıyla üç aşamada şu şekilde sınıflandırmıştır: (1) 1979-1996'dan itibaren İran’ın, rehine krizi ve nükleer faaliyetleri gibi olaylar sonucu ABD tarafından tek taraflı yaptırımlarla karşı karşıya kalması süreci, (2) 1996-2006 yılları arasında ABD’nin, İran ile diğer ülkelerin ekonomik ilişkilerini kısıtlayıp ardından Avrupa Birliği'ni devreye sokması ve (3) 2006'da Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin, İran'a karşı Birleşmiş Milletler (BM) destekli yaptırımları onaylamasından sonra ABD ve Avrupa Birliği’nin İran’a karşı yeni yaptırımlar uygulayarak İran'ın ticaretinin ve diğer ülkelerle ilişkisinin tüm yönlerini bozan yeni yaptırımlar getirmesi. Bunlarla birlikte 2011'den bu yana petrol ihracatı, finansal işlemler, merkez bankası ve kargo sigortası gibi konularda uygulamaya konulan yaptırımlar İran’ın ekonomik anlamda ciddi sorunlar yaşamasına, petrol gelirleri ve ticaretinde ciddi aksamalara neden olmuştur. Yaptırımlar nedeniyle köşeye sıkışan İran hükûmeti özellikle halkın yaptırımlardan dolayı yaşadığı sorunları hafifletmek için bazı önemli tedbirleri devreye sokmuştur.

“İran'da Kadınlara Karşı Ücret Ayrımcılığı” başlıklı son bölümde ise Moaven Razavi ve Nader Habibi, İran iş gücü piyasasında kadınlara karşı ücret ayrımcılığının büyüklüğünü araştırmak için İran'ın Hane Halkı Gelir ve Harcama Anketi verilerini kullanarak kadınlara uygulanan ekonomik ve sosyal ayrımcılık sorununu ele almaktadır. Bu çalışmada, erkek-kadın ücret farklılıkları beşerî sermaye (haklı) ve ayrımcılık (haksız) farklılıklarına bölünerek istatistiksel veriler elde edilmiştir. Bulgular, kadınların kamuya kıyasla özel sektörde daha fazla ücret ayrımcılığına maruz kaldığını göstermektedir. Araştırma sonucunda beceriler dikkate alınarak, kadın bilim insanları ve uzmanların daha düşük vasıflı kategorilere göre daha az ücret ayrımcılığı ile karşılaştığı sonucuna ulaşılmıştır.

Özet olarak 8 adet çalışmanın derlenmesinden oluşan bu kitap aslında üç önemli noktaya dikkat çekmektedir: (1) İran’ın bugünkü ekonomisinin kurumsal yönü İran devlet sisteminin (İslami yönetim) çevresinde şekillenmektedir, (2) İran ekonomisinin en temel yapısal sorunu petrole bağımlılığıdır ve (3) dış faktörler (yaptırımlar) ekonomiyi derinden etkilemektedir. Kitabın tüm bölümlerinde konu başlığı ile ilgili önemli veriler paylaşılması anlatımı güçlendirmiştir.

İran-Afganistan Arasında Doğarun Gümrüğü Sorunu

Arife Delibaş Yasir Rashid

Doğarun Sınırı’nda yaşanan olumsuzluklar İran-Afganistan ekonomik ilişkilerini olumsuz etkilemektedir.

Çabahar Limanı’nın Serbest Ticaret Bölgesi ile Entegrasyonu

Arife Delibaş

Çabahar Limanı’nın Serbest Bölge ile entegrasyonu uluslararası ticaretin gelişmesi için büyük bir olanak sağlamakla birlikte bölgeye yatırımların artmasında önemli bir rol üstlenmektedir.