İran Yaptırımları: Hukuksal Boyut, Bölgesel ve Küresel Yansımalar, Türkiye’ye Etkileri

26.10.2020
Birkan Kemal Ertan Asistan, Ekonomi

İran Yaptırımları: Hukuksal Boyut, Bölgesel ve Küresel Yansımalar, Türkiye’ye Etkileri

Kemal İnat ve Burhanettin Duran, SETA, İstanbul, 2019, 305 sayfa.

ISBN: 978-6057544766


Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Donald Trump’ın Mayıs 2018’de Kapsamlı Ortak Eylem Planı’ndan (KOEP) çekilmesi ve ardından ilan edilen yaptırımlarla tarihinin en büyük yaptırımlarına maruz kalan İran, başta ekonomi olmak üzere birçok alanda problemler yaşamıştır. İran’a karşı uygulanan bu denli ağır yaptırımlar, uzmanlar tarafından ele alınmış ve çeşitli perspektiflerden yorumlanmaya çalışılmıştır. SETA’ya ait İran Yaptırımları adlı bu derleme kitap; hukuk, siyaset ve ekonomi gibi farklı alanlarda Mayıs 2018’de gerçekleşen İran yaptırımlarını, alan uzmanlarının farklı perspektifleriyle okuyucuya aktarmaya çalışmıştır. Özellikle kitabın Türkçe olması ve makalelerin ekseriyetle Türk yazarlar tarafından yazılması Türk İraniyat çalışmaları için oldukça önemlidir.

Kitap, “İran Yaptırımlarının Bölgesel ve Küresel Yansımaları”, “Hukuksal ve Kavramsal Çerçeve”, “ABD’nin İran Yaptırımları ve Müttefikleri ile İlişkileri”, “Bölgesel ve Küresel Tepkiler”, “Türkiye’ye Etkileri” ve “Amerikan Yaptırımlarının İran’a Etkisi” olmak üzere 6 bölümden oluşmaktadır. Bölümlerle alakalı önemli konular, alan uzmanı yazarlar tarafından makale olarak ele alınmıştır.

Kitabın “İran Yaptırımlarının Bölgesel ve Küresel Yansımaları” adlı ilk bölümü, kitaptaki makalelerin geniş bir özeti olarak ele alınabilir. Yani kitap, bütünüyle bir makale olarak değerlendirildiğinde bu bölüm makalenin tipik “giriş” bölümünü teşkil edecektir. Kitapta bahsedilen siyasi ve ekonomik tepkiler ve sonuçları, farklı ülkelerin kendine has politikaları doğrultusunda kısaca ele alınmıştır. Buna ilave olarak ilk bölümde, kitapta diğer bölümlerin farklı makalelerinde sıkça karşılaşılan önemli noktalara ve kavramlara kısaca değinilmiştir.

“Hukuksal ve Kavramsal Çerçeve” adlı ikinci bölüm, Mayıs 2018’de gerçekleşen İran yaptırımlarıyla alakalı rapor ve kitaplarda genelde çok az rastlanan bir perspektif ile hukuksal bakışı ele almaktadır. İran yaptırımlarının mahiyetinin ve derin analizinin yapılabilmesi için hukuki değişkenleri haiz olunması gerekmektedir. Buna ilave olarak sadece teorik değil, uygulamada da yaptırımların farklı örneklerde nasıl gerçekleştiği ve sonuçlandığı, İran yaptırımlarını anlamak adına son derece önemlidir. Kitap bu bölümdeki üç makalesiyle konuyu öz bir şekilde irdelemektedir.

Bölümün ilk makalesinde, uluslararası ilişkilerde yaptırım kavramı kısa ve öz bir şekilde incelenmektedir. Yaptırımlar, tarih boyunca dönemin küresel güçleri tarafından rakiplerini veyahut kendisine göre nispeten daha küçük ülkeleri dizginlemek, kontrol altına almak veya bezdirmek amacıyla uygulanmıştır. Makalede çeşitli yaptırım türlerinden bahsedilse de küresel ekonomik yaptırımların, küresel trendde daha fazla etkiye sahip olduğu için fail ülkeler tarafından sıkça tercih edildiği vurgulanmaktadır. Trump’ın yaptırımları devreye sokarken hedefledikleri ile yaptırımdan sonra İran’da gerçekleşen ekonomik sonuçlar birlikte değerlendirildiğinde bu analizin doğru olduğu rahatça görülebilir. Ancak bu bölümde belirtildiği gibi tarihi boyunca sıkça ekonomik yaptırımlara başvuran ABD’nin ekonomik baskı stratejisi, rakiplerini dizginlemekten ziyade rakiplerinin kendisine karşı daha da direnmesine sebep olmakta ve yaptırıma maruz kalan ülkelerde sosyal problemleri derinleştirmektedir.

Yaptırımlar, ardından gelen iki makalede sırasıyla uluslararası hukuk ve ABD iç hukuku açısından değerlendirilmektedir. Yaptırımlara ilişkin bir kavram olarak özellikle Farsça medyada sıkça görüldüğü üzere “tek taraflı” yaptırımın mahiyeti bu iki makalede tam olarak açıklanmaktadır. İç hukuk açısından bakıldığında sadece iç siyasetle alakalı değişkenlerin etkin olduğu yaptırım kararlarında, herhangi bir hukuki ihlal söz konusu değildir. Yaptırımlar uygulanırken de iç mekanizmalar muntazam şekilde gerekliliklerini yerine getirmektedir. Ancak uluslararası hukuk boyutuna baktığımızda ABD, Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’ni ağır bir şekilde ihlal etmektedir. Buna ilave olarak üçüncü ülkelere de yaptırımlar konusunda baskı yapması, ABD’nin uluslararası boyuttaki durumunu daha da negatifleştirmektedir. Ancak şunu anlıyoruz ki ABD uluslararası sistemde “ağababalık” rolünü neredeyse tüm alanlarda devam ettirmekte ve küresel linç kampanyalarında ülkeleri “ekonomik yaptırım” tehdidiyle konsolide edebilmektedir.

“ABD’nin İran Yaptırımları ve Müttefikleri ile İlişkileri” adlı üçüncü bölümde, ABD Kongresi ve Dışişleri Bakanlığının tavırları, yaptırımlar devreye girdikten sonra bazı ülkelere verdiği muafiyet kararları ve önemli müttefiklerinin muafiyet öncesi ve sonrası tutumları incelenmektedir. Yaptırım kararlarından sonra birçok ABD müttefiki ve yakın ülkeler, İran ile yakın ticari ilişkilere sahip olduğu için bu kararlardan oldukça endişelenmişti. Örneğin Güney Kore, Japonya ve Türkiye gibi ülkeler enerji ihtiyaçlarının önemli bir kısmını İran’dan karşılamaktaydı. Ancak yaptırımların devreye girmesiyle bu ülkeler İran ile ticaretini muafiyetler ve çeşitli kademeler şeklinde azaltmak zorunda kalmıştı. Bununla birlikte ABD’nin Körfez’deki en önemli iki müttefiki Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) hem ekonomik hem de siyasi çıkarları sebebiyle yaptırım kararını desteklemişti. Buna ilave olarak bu bölümde başlığın aksine Hindistan ve Çin’e de yer verilmiştir. Bu ülkelerin, diğer ülkelerde olduğu gibi enerji ihtiyacı sebebiyle nispeten daha muhalif tutumları da ele alınmıştır.

Dördüncü bölüm olan “Bölgesel ve Küresel Tepkiler”de ise Orta Doğu, Körfez ve Avrupa Birliği (AB), İngiltere, Çin, Hindistan ve Rusya bağlamında ülkelerin Mayıs 2018’de gerçekleşen İran yaptırımlarına karşı tavırları ve uyguladıkları politikalar ele alınmıştır. Ancak ülke tavırlarının Rusya haricinde daha çok ekonomik endişelere yoğunlaştığı görülmektedir ki AB ülkelerinde “ekonomik” kaygılar daha ağır basmaktadır.

Dördüncü bölümün ilk makalesinde yaptırımlardan en çok etkilenen ülkeler arasında yer alan Irak ele alınmıştır. Irak’ın hem İran’a komşu olması hem de siyasi ve askerî olarak İran’ın etkisinde kalması, yaptırımların ülkedeki etkilerini oldukça artırmıştır. Özellikle Irak’ın, İran’ın elektriğine bağımlı olması, ülkeyi daha zor bir duruma sokmuştur. Bu sebeple Iraklı yöneticiler bu süreçte alternatif bulmaya ve ABD’nin muafiyet kararlarından maksimum derecede yararlanmaya çalışmışlardır. Ancak Irak için İran’ın alternatifsiz siyasi ve ekonomik partner olduğunun da unutulmaması gerekmektedir.

Bir sonraki makalede Körfez ülkelerinin yaptırımlara tepkileri işlenmektedir. ABD’nin şaşmaz müttefikleri olan Suudi Arabistan ve BAE, yaptırımlar karşısında ABD’nin yanında yer almıştır. Ancak siyasi ve ekonomik çıkarı olmasına rağmen BAE’nin yaptırımlar konusundaki konumunun sorgulanması gerekir. Çünkü BAE’nin İran’la kurduğu yakın ticari ilişkiler oldukça derindir ve BAE, bu noktada net şekilde zararlı çıkacaktır. Ancak BAE, ABD’nin şaşmaz bir müttefiki olarak sorgulamaksızın yaptırımların yanında durmuştur. Körfez’in marjinal ülkesi Katar, İran ile ekonomik ilişkilerinin boyutu sebebiyle yaptırımlardan oldukça endişe duymuştur. Sert tavır almasa da söylem ve fiillerinden, içten içe İran yaptırımlarına karşı olduğu ortaya çıkmaktadır.

Körfez ülkelerinin yaptırımlara yönelik politikalarının ve tepkilerinin değerlendirildiği makaleden sonra İsrail ve Filistin’i inceleyen makaleler gelmektedir. Hiç şüphe yok ki İsrail için Mayıs 2018’de gerçekleşen İran yaptırımları, düşmanını sıkıştırmak adına bir fırsattı. Ekonomik olarak İran’ın sıkıştırılması hem Hamas hem de Hizbullah’a yönelik yardımların azalacağına işarettir. Böylece İsrail’in radikal politikalarını başarıyla uygulamasında, İran’a bağlı bir unsurun engellemesi söz konusu olmayacaktır. Ayrıca Filistin yönetimi ve Hamas ikilisinin yaptırımlara yönelik tavırları incelenmiştir. Filistin yönetimi, İran yaptırımlarında nötr bir davranış sergilemiştir. Çünkü bu yaptırımların Filistin yönetimine herhangi bir etkisi söz konusu değildir. Ancak yaptırımlar İran’dan ekonomik ve askerî destek alan Hamas’ı oldukça zorlamış ve rakipleri karşısında dezavantajlı duruma düşürmüştür fakat makalede genel itibarıyla İran yaptırımlarının Filistin’deki gruplara etkisinin az olacağı vurgulanmıştır.

Bir sonraki makalede Rusya’nın yaptırımlar karşısındaki tavrı ele alınmıştır. Makalede genel olarak Rusya’nın reel düzlemde yaptırımlarla ilgili siyasi ve ekonomik olarak nötr olduğu vurgulanmıştır. Bu noktada Rusya’nın hem İran hem de ABD ile ilgili riske edeceği bir çıkarının olmadığı, bu olguyu desteklemek için belirtilmiştir. Ancak ideolojik olarak baktığımızda Rusya, istikrarlı bir dış politika için yaptırımlara karşı çıkmış ve bu bağlamda siyasi ve ekonomik çıkarlarını maksimize etmeye çalışmıştır.

Rusya’dan sonra diğer küresel güçler arasında yer alan Hindistan ve Çin mercek altına alınmıştır. Siyasi olarak iki ülkenin kayda değer bir çıkarı bulunmasa da ekonomik olarak iki ülkenin de İran’ın enerjisine muhtaç olduğu vurgulanmıştır. Buna ilave olarak Hindistan’ın Çabahar Limanı ve Çin’in Kuşak Yolu, ekonomi bağlamında iki ülkenin İran üzerindeki endişelerinin artmasına neden olmaktadır. Makalede iki ülkenin de yaptırımlara karşı çıkmasına rağmen İran’a ulaşmak için ABD’yi karşılarına almadan alternatif politikalar üreteceği vurgulanmıştır.

İlerleyen makalelerde AB ve İngiltere’nin İran yaptırımlarına yönelik politikaları ele alınmıştır. Makalelerin genel çıkarımları incelendiğinde AB ve İngiltere’nin yaptırımlara “ekonomik” pencereden baktığı görülmüştür. Ekonomik yaptırımların devreye girmesi, İran’daki Avrupa şirketlerinin yoğun varlığı nedeniyle Avrupa ülkelerini ve İngiltere’yi oldukça endişelendirmiştir. Makalelerde vurgulandığı üzere Avrupalı şirketler; otomobil, mekanik, elektronik ve hizmet sektörü alanında İran’da aktif olarak faaliyet göstermekteydi ve KOEP imzalandığında orta ve küçük ölçekli Avrupalı şirketler de İran’da çeşitli yatırımlara imza atmaktaydı. Ancak yaptırımlar devreye girince Avrupa, yaptırımlara karşı çıkmasına rağmen ABD ile olan siyasi ve ekonomik ilişkilerini riske atmayarak İran’daki şirketlerinin yatırımlarını durdurmakla birlikte ekonomik ilişkilerini kısmen de olsa devam ettirmek için alternatif yollar arayışına girmiştir. Bu noktada INSTEX, ekonomik ilişkilerin kısmi olarak devam ettirilmesi umuduyla devreye sokulmuş ancak uygulama noktasında başarısızlıkla sonuçlanmıştır.

Avrupa ülkeleri incelendikten sonra “Türkiye’ye Etkileri” başlıklı beşinci bölüm ile İran’ın diğer komşusu olan Türkiye, bilhassa enerji bağlamında ele alınmıştır. Türkiye, yaptırımlar ilan edilince yaptırımlara karşı çıkan ilk ülkeler arasında yer almıştır. Türkiye’nin bu yöndeki kaygısı, ekonomik ilişkilerin yanında yüksek düzeydeki enerji bağımlılığından kaynaklanmıştır. Makalede de belirtildiği üzere Türkiye’nin, enerji tedarikçilerine karşı elini güçlendirmek için alternatiflerini artırması gerekmektedir. Ancak İran’a uygulanan yaptırımlar nedeniyle tedarikçisiyle olan ticaretini “sıfırlamak” zorunda kalmıştır. Ayrıca Türkiye, yaptırım muafiyetlerine tabi ülkeler arasında yer almaktaydı. Bu konumu da kullanarak kademeli biçimde İran ile enerji ticaretini azaltmak zorunda kalmıştır. Enerji ticaretinin yanında İran’la birçok ekonomik alanda ilişkilere sahip olan Türkiye, yaptırımlar sebebiyle İranlı turistlerini de kaybetmiştir. Bu bağlamda, ekonomik yaptırımlar tümenin yabancı paralara karşı hızla değer kaybetmesine yol açmış; İranlılar, bu sebeple Türkiye seyahatlerini ve Türkiye’den varlık alımlarını azaltmıştır.

“Amerikan Yaptırımlarının İran’a Etkisi” adlı son bölümde, ABD yaptırımlarının İran’a etkisi çeşitli boyutlarla incelenmiştir. Özellikle “ekonomik” etkiler hem sosyal hem de makroekonomik açıdan değerlendirilmeye çalışılmıştır. Yaptırımlar yürürlüğe girince tümen yabancı paralara karşı hızla değer kaybetmiş, petrol gelirleri sert biçimde düşmüş ve bunun sonucunda bazı sosyoekonomik değişiklikler meydana gelmiştir. Yaptırımlar nedeniyle İran halkının refahının hızla düşmesi, devlet-toplum ilişkilerinin yeniden sorgulanmasına neden olmuştur. Bu bağlamda İran halkı, devlete karşı sert pozisyonlar almıştır ki protestolar bunun en açık örneği olarak karşımıza çıkmaktadır. Buna ilave olarak bu bölümde, yaptırımlar sürecinde İran’da bilhassa sınır bölgelerinde meydana gelen terör olayları da ele alınmıştır.

Yaptırımları birçok yönden ele alması nedeniyle Türkçe literatürde bu kitabın, konusunda tek olduğu söylenebilir. Uluslararası ilişkiler merkezli analizler olsa da kitaptaki makaleler ekonomi ve hukuk alanlarından da beslenmiştir.

Yaptırım ve Salgının Gölgesinde İranlı Milyonerler

Birkan Kemal Ertan

ABD yaptırımları ve koronavirüse rağmen İran’daki milyoner sayısındaki artış küresel ortalamanın üzerindedir.

İran’da Konut Fiyatları %70 Arttı

Birkan Kemal Ertan

İran’da konut fiyatları, İran İstatistik Merkezinin yayımladığı konut raporuna göre geçen yıla kıyasla yaklaşık %72 artış gösterdi.