İran

ÎRÂN: İklîm, halk, iktisâdiyyat, ictimâ’iyyât, müessesât-ı medeniyye, âdât-ı milliye ve sâire gibi evsâf ve husûsiyyâtından bâhisdir

01.03.2020
Nurullah Gözcü Asistan, Editoryal

Doktor Fahreddin Şevket, ÎRÂN: İklîm, halk, iktisâdiyyat, ictimâ’iyyât, müessesât-ı medeniyye, âdât-ı milliye ve sâire gibi evsâf ve husûsiyyâtından bâhisdir,

Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara, 2017, 145 sayfa,

ISBN: 978-9751633354

Prof. Dr. Derya Örs’ün yayına hazırladığı İran adlı eser, kitabın sunuş kısmında belirtildiği üzere Doktor Fahreddin Şevket tarafından ilk olarak 1923 yılında Sarıkamış Varlık gazetesinde akabinde de 1925 yılında İstanbul’da Karabet Matbaasınca genişleterek yayımlanmıştır. Eseri kaleme alan Doktor Fahrettin Şevket’in hayatına dair detaylı bilgi bulunmamakla birlikte ilk olarak Sarıkamış Varlık gazetesinde yayımlaması nedeniyle Doğu Anadolu Bölgesi’nden olduğu düşünülmektedir. Tıp doktoru olan yazarın İran’a yönelik verdiği son derece kapsamlı bilgiler dikkate alındığında uzun yıllar boyunca İran’da bulunduğu anlaşılmaktadır.

Hacmi küçük olan eserin, 1900 ila 1925 yılları arasında İran’a dair verdiği bilgiler o kadar kapsamlıdır ki İran’ın o dönemler kaç eyaletten oluştuğundan hangi etnik grupları barındırdığına, ülkedeki maarif sisteminin durumundan İngiliz ve Rus siyasetine ve hatta halkın sosyal hayatından âdetlerine kadar birçok konuyu içermektedir. Dr. Derya Örs’ün de sunuş kısmında aktardığı gibi eserde kimi bilgiler eskimiştir fakat ortaya koyduğu verilerle İran’ın dünü ve bugünü arasında köprü kurulmasını sağlayan son derece eşsiz bir eser niteliğindedir. Nitekim Doktor Fahreddin Şevket kitabı yazma amacını, mukaddime kısmında şu şekilde açıklamaktadır: “İlk olarak biz Türklerin memleketlerinden biri de İran’dır. Doğrusu; Afgan, Beluç, Hint, Çin ve Orta Asya Müslümanlarına kavuşmak için İran köprüsünden geçmek lazımdır. İkincil olarak milyonlarla sayılan bir Türk topluluğuna sahiptir. Bu nedenle İsveç, Norveç, İspanya veya Portekiz’i tanımaktan şüphesiz daha çok değerlidir. Durum böyleyken coğrafya kitaplarımızda İran’a ait yazılan ve sınırlarıyla bölüm bölüm ele alınan bir bilgi neredeyse bulunmamaktadır. Ayrıca var olanlar da gerçekliği olduğu gibi vermekten uzaktır.”.

14 bölümden oluşan kitapta ilk olarak İran coğrafyası ve ikliminden bahsedilmektedir. Bu noktada İran’ın en verimli iki nehri olarak Aras ve Karun Nehri gösterilmektedir. Nüfusla ilgili malumatların verildiği ikinci bölüm ise dikkat çekicidir. İran’da nüfus sayımının o dönemlerde yapılmaması nedeniyle -İran’da ilk nüfus sayımı 1956 yılında gerçekleştirilmiştir- 14-15 milyon gibi bir rakamdan bahsettikleri belirtilmekte fakat Doktor Şevket bu sayıyı abartılı bulmakla birlikte 10 milyondan aşağı da olmadığını aktarmaktadır. Bu sayı içinde İran Farslarının nüfusunun toplam itibariyle 5 milyon kadar olabileceğini belirten Doktor Şevket, İran Türklerini ise Hemedan, Zencan, Kazvin, Azerbaycan, Tahran, Kum, Şiraz, Isfahan, Kirman vd. eyaletler göz önüne alındığında 5 milyona yakın bir nüfus olarak belirtir. Bunların yanı sıra 200 bin kadar Ermeni, 12 bin kadar Zerdüşt inançlı ve bir miktar da Yahudi nüfusunun olduğunu ifade etmektedir.

Eseri eşsiz kılan bir diğer özelliği de İran’daki aşiret yapılarına dair verdiği kısa ama nitelikli bilgilerdir. Bu aşiretlerden öncelikli olarak bahsettiği Azerbaycan Şahsevenlerini; cesur ve talancı olarak tanımlamakta ve Karadağ-Aras Şahsevenleri, Erdebil-Mugan Şahsevenleri ve Halhal Şahsevenleri olarak üç gruba ayırmaktadır. Afşarlar hakkında ise Meraga, Zencan, Kirman ve Horasan bölgelerine dağıldığı bilgisini vermektedir. Ayrıca Sünni Kürtlerin Oraman adlı aşiretinden de söz etmekte ve hükûmete karşı sürekli isyan içerisinde olduğunu aktarmaktadır. İran’ın en büyük aşireti olan Kaşkay Türklerinin ise Şiraz etrafında yaşadığı ve 50 bin obaya sahip olduğu bahsedilmiştir.

Bu bölümde ara ara bazı bölgelerin Türk iken Farslaştığına, Fars iken de Türkleştiğine dair anekdotlar verilmektedir. Örneğin Meşhed’in güneybatısı sakinlerinden Timuri ili o dönemlerde tamamen Türk iken bugün artık Farslaşmıştır.

İran’ın doğal zenginliklerine değinilen üçüncü bölümde en kıymetli mahsulünün afyon olduğu belirtilmiştir. Bunun yanı sıra pamuğun hemen hemen her bölgede yetişebildiği, senede 40-50 bin liraya tömbeki ihracı yapılabildiği, ipek, pirinç, kına, fıstık, ceviz, badem, fındık ve daha birçok doğal zenginliğe sahip olduğuna yer verilmiştir. Yeraltı zenginlileri olarak ise firuze, zümrüt, yakut, zebercet, kehribar, maden kömürü, bakır, kükürt, tuz, demir, gümüş, kurşun, kalay, çinko ve de petrol zenginliklerine değinilmiştir.

İran sanayisinin bahsedildiği dördüncü başlıkta ilk olarak halıcılık sanatı ele alınmıştır. Öyle ki İran halılarının önemli bir kısmı, kendi sürülerinden yün çıkaran Türkmen, Şahseven, Lor, Bahtiyari, Afşar, Kaşkayi gibi aşiretler eliyle imal edilmektedir. Bunların yanı sıra bu bölümde kilimden boyacılığa, kalpakçılıktan kuyumculuğa kadar İran sanayi ve ekonomisinde çok önemli yere sahip olan zanaat ve mesleklere dair dikkat çekici bilgiler bulunmaktadır.

İran şehirleriyle ilgili bilgilere yer verilen bölümde; Tahran, Tebriz, Reşt, Hemedan, Isfahan, Meşhed, Şiraz, Kazvin, Kirman, Kirmanşah, Yezd, Kaşan, Erdebil, Kum, Sultanabad, Zencan, Urmiye, Hoy, Burucerd ve Nayin şehirlerinin nüfuslarından önemli pazarlarına kadar muhtelif bilgiler paylaşılmaktadır. Örneğin Tahran’ın 1900-1925 Dönemi arası nüfusu 250 bin ve onda biri Türk’tür. Hemedan’ın nüfusu 100 bin kadardır ve 10 bini Ermeni’dir. Tebriz pazarları Tahran pazarlarından daha büyük ve geniştir.

İdare-i Hükûmet ve Tabakat-ı Halk başlıklı bölümde 1937’de altı eyalete ve 1938’de 10 eyalete bölünen İran’ın, eserden hareketle 1930 öncesi dört eyaletten oluştuğu anlaşılmaktadır. Doktor Şevket bu eyaletleri Horasan, Kirman, Fars ve Azerbaycan eyaletleri olarak belirtmektedir. Ayrıca yönetimle ilişkin köylerdeki vergilendirme sistemi de dikkate değerdir: “Vergi itibarıyla dört sınıfa ayrılan köyler vardır. Bunlar seyyid, Arap, Acem ve serbaz isimleriyle ayrılırlar. Her biri farklı ve ayrı nispette vergi verir.”. Doktor Şevket İran halkının ise şu üç sınıfa ayrıldığına işaret etmektedir: Köylere, emlak ve araziye sahip olan ağalar; bir idarede olan köylüler ve son olarak esnaf, tüccar ve serbest meslek sınıfı.

Diyanet ve mezhep konularının ele alındığı bölümde, Şiiler tarafından Hz. Ali’nin, Hz. Peygamber’in damadı ve alemdarı olmasının yanı sıra ilk imam olması nedeniyle de izzet ve kutsiyet açısından herkesten üstün görüldüğü belirtilmektedir. Önemli anekdotlardan biri de Hz. Ali’nin oğullarından biri olan ve “Ehlibeyt’e su yetiştirmek üzere gittiği Fırat kenarında kolu kesilerek şehit düşen” Abbas’ın diğer adıyla Ebulfazl’ın özellikle de İran Türkleri tarafından benimsenmesi ve anılmasıdır. İran’da imamlara verilen önem ise imamet makamına atfedilen önemden hareketle ortaya konulmaktadır. Nitekim bizdeki imamlardan farklı olarak İran’da imamlar; “Peygamber vekilidir ve onun neslindendir, mucize sahibidir, her günahtan beridir.”. Büyük oranda Şii mezhebine bağlı olan İran halkının dinî tabakada önem atfettiği bir diğer makam da “ahund”luktur. Eserde ahundların vazifeleri; nikâh kıymak, boşamak, ücreti mukabilinde dua yazmak, ara sıra namaz kıldırmak ve ravza okumaktan ibaret olarak belirtilmektedir. Ayrıca müçtehitlere de yer verilen bu bölümde, müçtehitlerin halk üzerindeki nüfuzlarının çok olduğu aktarılmıştır ki müçtehidin bizdeki karşılığı müftüye tekabül etmektedir. Eserde dikkat çeken önemli bir husus da Doktor Şevket’in Bahailerin varlığı üzerine yaptığı değerlendirmesidir. Yazar, Caferiliğin kurumsallaşması nedeniyle Bahailiğin önemli bir varlık gösteremeyeceğini öngörmüştür.

İran’ın hekimlik ve sağlık işlerine yönelik bilgiler paylaşılan bölümde, koronavirüs tedbirlerini geç alması örneğini anımsatan, işbu durumun İran’da süregelen bir zihniyet olduğunu gösteren ve Doktor Şevket’in öneride bulunduğu şu örnek ilginçtir: “İran’da hastalıkların tek bulaşma yolu olan havuzlar kaldırılırsa ve bulaşıcı hastalığa sahip hastalarla temas edilmemesi halka öğretilirse sağlık işlerinde büyük bir dönüşüm yaşanacaktır.”. Akabinde “İran Medeniyeti” başlıklı bölümde; İran’ın ev tiplerinden millî kıyafetlerine, yemeklerinden hamamlarına, hatta Nevruz geleneklerinden mezar ziyaretlerine kadar sosyal hayatın her yönüne dokunarak geniş bir şekilde bahsedilmiştir. Ayrıca bizdeki benzerlikleri ve farklılıkları da ortaya koyulmuştur.

İran, bu yıllarda (1900-1925) hem içeride hem de dışarıdaki olaylardan fazlaca etkilenmiştir. Nitekim içeride Kaçar Devleti yıkılıp (1921) Rıza Han başa gelirken dışarıda ise I. Dünya Savaşı yeni bitmiş ve etkileri sürmektedir. Kuşkusuz bu süreçte İran’ı en fazla etkileyen ülkelerden biri de Rusya’dır. Eserde de Rus siyaseti; Çarlık siyaseti ve Bolşevik siyaseti olarak iki devrede ele alınmıştır. Bu hususta Çarlık Dönemi geliştirilen stratejiler ve Rusya'nın elde ettiği bütün kazanımlar Bolşevik Dönemi’yle birlikte İran’a iade edilmiştir ki buna Kazak Tugayları da dâhildir. Rusların yanı sıra İran topraklarında fazlasıyla imtiyaz elde eden bir diğer ülke de İngiltere’dir. İngiltere’nin İran siyaseti özellikle yapılan ticari yollar üzerinden değerlendirilmektedir. Örneğin Bircend-Meşhed arası yaptıkları yol 500 kilometre uzunluğundadır. Ayrıca bankacılık sistemine de değinilmiştir fakat Rusların, bankacılığı ülkenin neredeyse tamamına yaymasıyla İngilizler yeteri kadar başarı gösterememiştir. En başarılı olunan petrol siyasetinde ise 1918 senesinde 1.106.415 ton petrol çıkarabilen İngiliz petrol şirketinin 1922’lere gelindiğinde 2.900.000 ton üretim kapasitesine ulaştığından bahsedilmiştir.

I. Dünya Savaşı yıllarında İran tarafsızlığını ilan etmiştir. Fakat bu tarafsızlık çok sürmeyerek Almanlar tarafından bozulmuştur. Ruslar Irak-ı Acemi işgal ederken İngilizler ise Güney İran’da düzenli bir jandarma birliği oluşturmuştur. Ayrıca Bolşeviklerin korkusuyla İran, kendisini İngilizlerin sömürgesi hâline getirecek bir anlaşma imzalamıştır. Amerika bu durumu sorgularken Bolşevikler ise bugün Gilan eyaletine bağlı Bender Enzeli şehrindeki Enzeli iskelesini bombalamıştır. Ülke içindeki azınlıklar da Savaş sonrasında kendi içinde örgütlenmeye başlamıştır. Öyle ki Şeyh Muhammed Hiyabani önderliğinde Azerbaycan eyaleti Azadistan adıyla bir devlet kurmuş fakat ömrü kısa olmuştur.

1921 sonrası dönemde ise Rıza Han ve politikalarıyla mücadele eden azınlıklar ele alınmıştır. Doktor Şevket, bu gelişmeler ışığında artık milliyet hareketlerinin Tebriz ve Erdebil gibi Caferi Türkleri arasında da ortaya çıkmaya başladığını belirtmektedir. Azerbaycan’ın geç uyanmasını ise Şii mezhebine ve ülkeye bağlı olunmasına bağlamaktadır ki İran Türklerinin bu durumunun İran’ın asıl sahipleri olarak kendilerini görmelerinden ileri geldiğini vurgulamaktadır. Ayrıca o günlerde Türk okuyucularına şu mesajı da vermektedir: “İran Türkleri, Anadolu Türk ve İslam hükûmetine günden güne daha bariz bir meyil ve alaka göstermektedir.”.

Eserin son bölümünde İran Türklerinin menşeini iki grupta değerlendirmiştir. İlk olarak Isfahan ve Sultanabad vilayetlerindekileri Türklerin badem gözlü, kavisli kaşlı, çıkık yanaklı olduğu ve Cengiz ordusuna mensup taifeler olduğunu aktarmaktadır. İkincil olarak ise Azerbaycan ve Horasan gibi kuzey eyaletlerdeki Azerbaycan Türklerinin ise Selçuklular Dönemi’nde İran’a geldiklerini belirtmektedir. İran’da fazlaca güçlü bir konumda bulunan Türklerin milliyet duygularının vücuda gelmesinden Tahran yönetiminin çok sakındığı ve kuşkulandığını bu nedenle de Türklerin soyunu Keyhüsrev’e dayandırma çabalarında olunduğundan bahsetmiştir.

Doktor Şevket’in kaleme aldığı İran başlıklı bu eser; İran siyaseti ve dinî yapısına yönelik ansiklopedik bilgiler vermesinin yanı sıra alan çalışmasıyla ortaya koyduğu toplumsal verilerle sosyoloji; azınlıkların menşeine yönelik tespitleriyle etnoloji; örfi gelenek ve görenekler üzerinden kültür karşılaştırmalarıyla da antropoloji ve halkbilimi alanları açısından son derece değerli bir eserdir. Bu kadar küçük hacimli fakat doyurucu bilgiler vermesi ve İran’ı imkân dâhilinde neredeyse tüm yönleriyle ele alması şüphesiz Türk okuyucuya, kapalı bir kutu olan İran’ı daha fazla tanıma imkânı sağlayacaktır.

İranica Ansiklopedisi ve Türkoloji’ye İlişkin Madde Başları

Nurullah Gözcü

Tarihî ortak kültürel mirasa sahip bir girift yapı olan Türk-İran ilişkilerinde -özellikle tarihî ve edebî şahsiyetler gibi- paylaşılamayan konularda Farslaştırma politikalarına başvurulduğu görülmektedir.