İran’da Başörtüsünün Serüveni: Yasaktan Zorunluluğa

İran’da başörtüsü, yasaktan zorunluluğa uzanan tarihsel bir süreç geçirmiş ve bu süreçte siyasal bir boyut kazanmıştır.

Son yıllarda İran toplumunun bir kısmı özellikle gençler, “zorunlu hicap” olarak bilinen kamusal alanda zorunlu başörtüsü uygulamasına karşı tepkilerini farklı şekillerde göstermiştir. Bunun en güncel örneği de Mehsa Emini’nin ölümü üzerine başlayan şiddetli sokak gösterileri dalgası olmuştur. İran’da başörtüsü, yasaktan zorunluluğa uzanan tarihsel bir süreç geçirmiş ve bu süreçte siyasal bir boyut kazanmıştır. 

“Hicap” kavramı, Kur’an-ı Kerim’de yedi yerde geçmektedir. Bunlardan sadece biri kadınlarla ilgili olup Peygamber hanımları için özel bir hükmü ifade etmektedir. Ahzab suresi 53. ayet, “…Peygamber hanımlarından bir şey istediğinizde, onlar perde arkasında iken isteyin.” şeklindedir. Ancak bu ayetin bugünkü anlamda tesettürle alakası bulunmamaktadır. Ruhullah Humeyni’nin Arapça “Tahrirü’l-Vesile”1  ile Farsça “Tevzihü’l-Mesail”2 adlı fetva kitaplarında fıkıh ile ilgili konularda hicap kelimesi bir kere bile geçmemektedir ve çeşitli hususların hükmünden bahsedilirken hem kadın hem erkek için “örtünme” veya “gizlenme” ifadesi kullanılmaktadır. 

Tesettürün hükmüne ilişkin Kur’an ve hadislerde yer alan kelime ise örtünme anlamına gelen “setr” ifadesidir. Hicap ise engel olmak, tecrit edilmek, örtmek ve gizlemek manasındaki “hacb” kökünden türemekle beraber perde ve örtü gibi anlamlara gelmektedir. Dolayısıyla hicap, kadını toplumdan tecrit eden bir mana verirken örtünme, kadına toplumda var olmayı ifade etmektedir.

İki asır öncesine kadar Müslüman ülkelerde kadının örtünmesi toplumsal bir mesele olmayıp kadınlar mensup oldukları toplumun örf ve âdetlerine göre örtünürlerdi. 1. Dünya Savaşı’nın ardından bazı ülkelerde uygulanmaya konulan radikal laiklik uygulamaları sonucunda, kadınların kamusal alanda örtünmesine karşı çıkılmasıyla birlikte zaman içinde başörtüsü, toplumsal bir mesele hâline dönüştü.

Tarihsel Çerçevede İran’da Başörtüsü

İran’da başörtüsünün siyasallaşma süreci, Şah Rıza Pehlevi’nin 1936 tarihinde kadınların her tür örtüyle dışarıya çıkmasını yasaklamasına3 kadar uzanmaktadır. Birçok kişi “Keşf-i Hicab” olarak bilinen örtü yasağının halkı bastırmak için kullanıldığını düşünmektedir.4 Bu dönemde toplumun bir kesimi; başörtüsünü, yozlaşmış rejime karşı siyasi bir sembol olarak görmüştür. Kadın bedeni, otoriter rejimin muhalifleri için bir mücadele alanına dönüşürken başörtüsü takmayan kadınlar “Batıcılığın”, başörtülü kadınlar ise “İslamcılığın” sembolü hâline gelmiştir. 

1979 İran İslam Devrimi’nin ardından başörtüsü meselesi tam tersi bir yöne evrilmiştir. Devrim’in ilk günlerinden itibaren yetkililer, başörtüsünün zorunlu kılınacağı minvalinde açıklamalar yapmıştır. 1981’de başörtüsü takmayan kadınların devlet dairelerine ve hatta dükkanlara girmesi engellenmiştir. Bir sonraki adımda ise öğrenciler için zorunlu kılınmıştır. Nihayetinde 1983’te İslami Şûra Meclisi tarafından çıkarılan İslam Hukuku Ceza Kanunu’yla zorunlu başörtüsü uygulaması yürürlüğe girmiştir. 

Kültür Devrimi Yüksek Konseyi (KDYK) de zorunlu başörtüsüne ilişkin önemli kararlar almıştır. Bu kararlar neticesinde, ahlak polisi olarak bilinen “İrşat Devriyeleri” kurulmuş; yarım tesettür gibi bir anlam veren “kötü hicap” kavramı, yargı erkinin diline girmiştir. Bu süreçte, İran’da Şah Rıza’nın eylemiyle siyasallaşan başörtüsü, din ve kültür ekseninden uzaklaşarak siyasete ve hukuk alanlarına dâhil olmuştur.

Fakihler Zorunlu Başörtüsünü Nasıl Değerlendiriyor?

İran’daki fakihler, sistemin politikalarına karşı olduklarında görüş bildirmekten kaçınmaktadır. Nitekim Devrim’in ilk günlerinde Velayet-i Fakih’e muhalif olan fakihlerin onlarcası, izole edilmiştir. Dolayısıyla zorunlu başörtüsü uygulaması konusunda, sistemden yana olan fakihler görüş bildirebilmektedir. Bu fakihler de daha önce bu konuyu onaylamış ancak son olaylarda gençliğin ve toplumun öfkesini kendilerine yöneltmemek için sessiz kalmıştır

Öte yandan İslam ülkelerinin genelinde benzer bir uygulama bulunmadığından İran dışındaki fakihler, bu tarz konularda yorum yapma ihtiyacı duymaz. İran’ın iç meselesiyle alakalı konularda ise sistem yanlısı olmayanlar görüş bildirmeye yeltenmez. Nitekim Şii camiasının önde gelen taklit mercisi Ayetullah Sistani, kendisinden İran’ın iç işleriyle ilgili tutumunu belirtmesi istendiğinde, “İran, tasarlanmış bir yapı ve bu yapının da başında biri var. Benim karışmamam gerekir.” cevabını vermiştir. Ayrıca Necef’in önemli yetkililerinden Muhammed İshak Feyyaz’ın da başörtüsünü zorunlu kılmanın bir etkisi olmayacağını dile getirdiği aktarılmaktadır


1 Musevi Humeyni, R. Tahrirü’l-Vesile 2 Cilt. Kum, Müesses-i Matbuat-ı Darü’l-İlm, 1. Baskı. 
2 Musevi Humeyni, R. (1426 h.k.). Tevzihü’l-Mesail, 1. Baskı.
3 Tevana, M. A. (1380 h.ş.). Zen der Tarihi-i Muasır-ı İran. Tehiye: Merkez-i Umur-i Müşareket-i Zenan, Tahran, Berg-i Zeytun, 1. Baskı, s. 255, 258-260). 
4 Rüstemi, İ. (Puya, M.). (1379 h.ş.). Cinsiyet, İştigal ve İslamgerayi. Camia-i İraniyan, Tahran, çev.: Rüya Rüstemi, 1. Baskı, s. 59.

 

İran’da Atom Enerjisi İlkokulları Açılıyor

Müştak El-Hılo

İran Atom Enerjisi Kurumu (İAEK) Başkanı Muhammed İslami’nin açıklamaları, İAEK’ye istihdam edilecek atom enerjisi uzmanlarının, atom enerjisi okullarından seçileceğini ortaya koymaktadır.

Nükleer Silah Fetvası Kaldırılabilir mi?

Müştak El-Hılo

Nükleer ve kimyasal silahların kullanımını yasaklayan fetvanın, veli-yi fakihin yetkilerinin yanında Düzenin Yararını Teşhis Konseyi gibi kanallar aracılığıyla kaldırılması mümkündür.