İran’da Etnopolitik Hareketler 1922-2004

01.02.2019

İran’da Etnopolitik Hareketler 1922-2004

Gülara Yenisey

Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2008, 256 sayfa

ISBN: 978-975-437-690-6

Amerika Birleşik Devletleri, özellikle 11 Eylül sonrasında yeni güvenlik politikaları doğrultusunda “önleyici saldırı” doktrinini geliştirerek Afganistan’a ve Irak’a askerî müdahalelerde bulunmuştur. Söz konusu müdahaleler Ortadoğu’da dengeleri değiştirmekle kalmayıp İran’ın gerek Afganistan gerekse de Irak’ta etkili bir aktör olarak yükselmesine kapı aralamıştır. Kriz bölgelerinde etnik ve mezhep temelli bir ilişki ağı geliştirerek nüfuzunu arttıran İran’ın kapsamlı caydırıcı savunma stratejinin iki temel ayağından biri olan “vekil güçler” İran’ın etnik ve mezhep temelli ilişkilerinin somut bir getirisidir.

İran’a komşu ülkelerin etnik kompozisyonda arz ettiği çeşitlilik İran için de geçerlidir. İran’ın bu bağlamda ele alındığı bir inceleme Gülara Yenisey tarafından 2006 yılında doktora tezi olarak hazırlanmıştır. Hâlihazırda Kırklareli Üniversitesinde öğretim üyesi olarak çalışan Yenisey’in “İran’da Etnopolitik Hareketler 1922-2004” adlı çalışması, 2008 yılında Ötüken Neşriyat tarafından kitap hâline getirilmiştir.

İran’da 1922-2004 yılları arasında ortaya çıkmış etnopolitik hareketlerin incelendiği eserde şu soruların cevapları aranmaktadır:

1) İran’da etnik çatışma var mıdır? 
2) Çatışma varsa nedenleri nelerdir? 
3) Hangi şartlarda çatışma isyana dönüşmektedir? 
4) İsyanların ortaya çıkışı, yükselişi ve çöküşündeki faktörler nelerdir? 
5) İsyanların bastırılmasında etnik gruplar arasındaki baskın olanla tâbi olan grupların seçkinlerinin çıkarları ne kadar etkilidir? 
6) Etnopolitik hareketlerin çökmesi sonucu kitlelerin ve seçkinlerin seçimleri arasında bir ilişki var mıdır? 
7) İsyanların bastırılması, etnik grupların tamamen sindirilmesi mi yoksa bir süre içinde tekrar güçlenmek için zaman kazanması mı anlamına gelmektedir?

Bu sorular doğrultusunda kitabın temel amacı, etnopolitik mobilizasyonu etnopolitik harekete dönüştüren nedenlerin anlaşılmasıdır.

Kitap giriş, genel değerlendirme, sonuç ve ekler dışında yedi ana bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde, ulus ve ulusçuluk kavramı üzerine tartışmalar ele alınmaktadır. Ernest Gellner, Antony Smith, John Breuilly, Micheal Hechter, Walker Connor, Stanley Tambiab, Andre Lecours, Jyantirinda da Das Gupta, John Packer ve Thomas H. Eriksen’in ulus ve ulusçuluk tanımlamalarına yer verilmiştir. Ayrıca Nijerya, Kuzey İrlanda, Zimbabwe, Hindistan, Sri Lanka ve Pakistan gibi ülkelerin etnopolitik hareketleri doğrultusunda uluslaşma süreçleri ele alınmış ve söz konusu süreçler İran ile karşılaştırılmıştır. Burada amaç etnopolitik mobilizasyonun daha iyi anlaşılabilmesidir.

İkinci bölüm, “Ulus-Devlet Öncesinde İran’da Fars Ulusçuluğunun Gelişimine Ortam Sağlayan Tarihsel Olaylar Safevi ve Kaçar Dönemi” başlığını taşımaktadır. Bu bölümde Batılı araştırmacıların aksine Türk dünyasının muhtelif bölgelerinde 19. yüzyılın sonu ve 20. yüzyılın başlarında faaliyet göstermiş olan İsmail Gaspıralı, Ali Bey Hüseyinzade, Yusuf Akçura, Alimerdan Topçubaşı, Hasan Bey Zerdabi, Mirzebala Mehmedzade, Mehmet Emin Resulzade ve Ahmet Ağaoğlu gibi düşünürlerin İslam ve hukuka ilişkin görüşlerine yer verilmektedir. Ayrıca Avrupa’da ulusçuluğun doğuşu ve bu akımın Doğu’daki yansımalarının ele alındığı bölümde, Safeviler üzerinden Avrupalılarla gerçekleştirilen ilk temaslara değinilmektedir. Avrupa dinde reform ve doğmalardan kurtularak ulusçuluğa yönelmiştir. Yazara göre Batı bu süreçle birlikte devletten ulusa doğru gelişim gösterirken Doğu Avrupa ve Asya ülkeleri ulustan devlete doğru bir eğilim göstermekteydi. Kaçarlarla birlikte İran’da Safevilerden beri süregelen feodal devlet yapısının merkezileşmeye evirilmiş ve Avrupalı devletlerle gerçekleştirilen ilk yakın temaslar sonucu İran’da kapitalist bir yapıya çıkacak döneme girilmiştir. Kaçarlarla devlet sınırlarının kesinleşmesi sonucu etnik grupların belirli bölgelerde yoğunlaştığı ve etnik yapının dengelenmeye başlandığı ifade edilmektedir. Bunun yanı sıra bölümde İran’ın çok uluslu yapısından söz edilmiş, 19. yüzyılda İran’a seyahat eden Avrupalıların İran’daki halkları anlatırken Türkler, Persler, Araplar, Kürtler, Yahudiler ve Zerdüştlerden bahsettiğini aktarmıştır. Ayrıca V. Trubetskoy’un İran’daki etnik grupları üç grupta ele aldığı tasnifi paylaşılmıştır. V. Trubetskoy’un tasnifi aşağıdaki gibidir:

1) Fars Grubu (Kürt, Lur, Beluç ve Bahtiyariler)
2) Türk Grubu 
3) Arap Grubu

Üçüncü bölümde özellikle 19. ve 20. yüzyılda gelişim gösteren Fars ulusçuluğuna değinilmiştir. Aryan kavimlerin ortaya çıkışı ve Turan kelimesi hakkında Z. Veledi Togan, Emel Esin, Richard Frye ve Edward Browne’nin görüşlerine yer verilmektedir. Bunun yanı sıra Osmanlılar ve Kaçarlardaki değişim ve modernleşmenin ele alındığı kısımda, Yusuf Akçura’nın “Üç Tarz-ı Siyaset” adlı makalesinden hareketle Osmanlılarda milliyetçiliğin artık açık bir şekilde siyaset sahnesine çıktığı ve Kaçarlardaysa milliyetçiliğin böyle bir dönüşüm gerçekleştirmediğinden söz edilmektedir. İran’daki ulusçuluk sürecini “İslamcılık, İrancılık, Farsçılık” olarak adlandıran yazar, İran’ın Fars ulusçuluğuna doğru evirilmesinde en önemli faktörün Şiilik olduğunu belirtmekte ve bir diğer önemli faktör olaraksa dış kaynakların müdahalesini işaret etmektedir. Bu hususta Yenisey, İran’daki Türk ulusçuluğunun ortaya çıkmayışını bir iç etnik çatışmanın olmamasına ve dış çatışmalar sonucu bir savunma mekanizması olarak İran ulusçuluğunun doğmasına bağlamaktadır.

Dördüncü bölümde, 2. Dünya Savaşı yıllarında İran’daki etnik milliyetçilik iç ve dış faktörler üzerinden değerlendirilmektedir. İç faktör olarak Rıza Şah’ın baskı politikalarına değinilirken dış faktör olarak dış güçlerin politik ve askerî müdahaleleri nedeniyle insanlardaki ulusçuluk bilincinin arttığından söz edilmektedir. Ayrıca Muhammet Rıza Şah döneminde İran’daki Kürtçü etnopolitik hareketler sebebiyle Mahabat Kürt Cumhuriyeti ve Azerbaycan Türklerinin etnopolitik hareketleri sonucu Azerbaycan Özerk Cumhuriyeti’nin oluşumu ve yıkılma süreci anlatılmış, her iki örnekte de İran’daki etnik hareketlilik üzerinde büyük bir başarı sağladığına dair değerlendirme yapılmıştır.

Beşinci bölümde, İran İslam devrim öncesi etnopolitik mobilizasyonu tetikleyen temel faktörler üzerinde durulmuştur. Rıza Şah Pehlevi’nin 1963’te başlattığı “Ak Devrim” ile yapılan toprak reformunun kırsaldaki büyük toprak sahiplerinin gücünü zayıflattığı ve aşiret reislerinin büyük şehirlere göç ettiğinden bahsedilmektedir. M. Rıza Şah’ın gerçekleştirdiği reformlarda merkezileşmeye ve devlet ekonomisine öncelik vermesi toplumun geniş kesimlerine ekonomik rahatlamanın yansımaması, muhtelif sosyal sınıfların ayaklanmasına sebebiyet vermiş, söz konusu sosyal sınıflar içerisinde din adamları halkın desteğini arkasına alabilmiştir.

Altıncı bölüm, “İran İslam Devrimi Sırasında Etnopolitik Hareketler ve Merkezî Hükûmetin Etnik Gruplara Yönelik Politikaları” başlığını taşımaktadır. Şah rejiminin çökmesi sonucu ilk başkaldırı Kürt bölgesinden gelmiştir. Tebriz’de ise Azerbaycan Türklerinin anayasa referandumunu boykot etmesi üzerine çıkan çatışmalar epeyce sürmüştür. Temelde yerel çapta bir özerlik hareketi olan bu girişimin başarısızlığı yazar tarafından nitelikli bir ideoloji ve lider eksikliği olarak gösterilmektedir. Çok geçmeden devrim yıllarında Türkmen Sahra’da bir ayaklanma baş göstermiştir. Yenisey’e göre Türkmen bölgesinde ortaya çıkan hareket de daha çok sosyal adalet talep etmekteydi. Kaşkaylar arasında ise özerklik bilincinin yükselmesiyle merkezle olan rekabetin askerî çatışmaya girilmeden politik olarak çözülmek istendiğinden söz edilmektedir.

Türklerin yanı sıra 1978-80’de Beluçistan’da “Beluçistan Halkının Demokratik Cemiyeti” (BHDC) örgütü de Beluçistan özerkliğini ileri sürerek ayaklanma çıkarmıştır fakat bu hareket de başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Son olarak Huzistan Arapları da devrim öncesi şah rejimine karşı ayaklanmıştır ve 1979’da ise ismini “Ahvaz’ın Özgürlüğü Uğrunda Halk Cephesi” olarak değiştirerek yeni yönetimle iş birliğine hazır olduklarını belirtmiştir. Artan bu gerilime karşın yazar, İran-Irak Savaşı’nın ülke içindeki etnopolitik hareketlerin tehlikeli boyutlara ulaşmasını engellediğini savunmaktadır.

Yedinci bölümde ise İran İslam Devrimi’nden sonraki etnopolitik hareketler üzerinde durulmuştur. Hükûmetin etnik gruplar için kullandığı “kavim” kelimesine, aydınları karşı çıkmakta ve “halk” tanımlamasını uygun buldukları vurgulanmaktadır. Ayrıca İran dışında gelişen etnik temelli muhalif hareketler bu bölümde incelenmiştir. 2004 yılında Londra’da düzenlenen “İran’da Demokrasinin Yerleşmesi ve Ülkenin Geleceğine Yönelik Politikalarının Belirlenmesinde Etnik Grupların Rolü” konulu programda mevcut rejime karşı ilerde oluşabilecek alternatif muhalif gücün, Fars vatanseverliğine dayalı bir politika çizgisinde olacağı sonucuna varılmıştır. Bölümün sonunda Ramon Mainz, Walzer, Sbhlok gibi araştırmacıların çok kültürlülük konusundaki görüşlerine yer verilmekte ve federalizm konusuna İran örneği üzerinden değinilmektedir. Yazara göre 1925’ten bu yana Fars kimliğini temel alan tek uluslu bu yapı, ülkedeki çok kültürlülüğü yok sayarak farklılıkları sonlandırmayı amaçlamaktadır. Bunun yerine Yenisey, “farklılıkları yönetme” ilkesinin daha akılcı olacağı görüşündedir.

Daha sonra ayrı bir başlık hâlinde genel bir değerlendirme yapan yazar özellikle şu hususlara dikkat çekmektedir:

1) İran’daki bütün etnik gruplar arasında etnik bilinç yükselmektedir ve etnik kimlik politize olmaya devam etmektedir. 
2) İran’daki etnik grupların kullandıkları kimlik stratejileri dışlayıcı değildir.
3) Etnik gruplar, özerklik yanlısı taleplerini dile getirmektedir.
4) Etnik gruplar, sorunlarını şiddet yöntemleriyle değil barışçıl yollarla çözmeyi amaçlamaktadır.

Kitabın sonuç bölümünde İran’daki etnik grupların genellikle siyasi taleplerini doğrudan askerî bir çatışmadan ziyade barışçıl yollarla talep etme eğiliminde oldukları vurgulanmaktadır. Fakat yönetimin, karma bir etnik yapıya sahip eyaletler oluşturma konusunda izlediği politikanın, ileride bu etnik grupları çatışmacı bir yola sevk edebileceğine dikkat çekilmektedir. Son olarak “İran’da etnik bölgelerin gösterildiği bir harita, kısaltmalar, İKDP’nin kongresi ve Arap aydınlarından ünlü siyaset bilimci Yusuf Benitorof’la yapılan röportajın özeti” başlıkları altında eklerin yer aldığı kitap, kaynakça ve dizin bölümleriyle sonlanmaktadır.

İran’daki etnopolitik hareketleri belirli bir kronoloji içerisinde (1922-2004) bir düzen içerisinde sunması, ülkedeki etnik gruplara ilişkin tartışmaya açık olmakla birlikte istatiksel veriler içermesi, İran’daki etnik kompozisyon, etnik fay hatları, etnik grupların siyasi eğilimleri, talepleri ve yönetimin etnik politika anlayışı hakkında bilgiler içermesi açısından eser dikkate değerdir. Bu yönüyle çalışma İran’daki etnik grupların anlaşılmasına yardımcı olmaktır. 

echo 'test';