İran’da Kamusal Alan ve Zorunlu Örtünme Tartışmaları

Görüş 04.05.2018
Umut Başar Editör

Tahran’da bir genç kızın, bir kadın “ahlak polisi” tarafından ulu orta dövüldüğünün görüldüğü bir videonun sosyal medyada yayımlanması İran’ı kişisel ve kamusal özgürlükler bağlamında yeniden gündeme taşıdı.

Ülkede insan hakkı ihlalleri yaşandığına ilişkin iddialar İran’ın uluslararası kamuoyundan sürekli eleştiri almasına neden olmaktadır. Son aylarda söz konusu ihlal iddiaları listesinde, toplumsal itirazlara karşı uygulanan sert tedbirler, çifte vatandaşların casuslukla ithamı, öğrenci hareketlerinin sert bir şekilde bastırılması, yükselen dolar kuruna bağlı olarak usulsüzlük yaptığı suçlamasıyla onlarca döviz bürosunun kapatılması ve buna bağlı gerçekleştirilen gözaltılar, bazı öğretim üyelerinin siyasal muhalefetleri nedeniyle görevlerinden ihracı ve toplumsal kabul görmüş aktivistlerin gözaltındayken kuşkulu şekilde hayatlarını kaybetmesi gibi olaylar yer almaktadır. Geçtiğimiz haftalarda yaşanan bir olay bu bağlamda İran’ı tekrar gündeme oturtmuştur. Zira başkent Tahran’da bir genç kızın, bir kadın “ahlak polisi” tarafından ulu orta dövüldüğünün görüldüğü bir videonun sosyal medyada yayımlanması İran’ı kişisel ve kamusal özgürlükler bağlamında yeniden gündeme taşıdı.

İran İslam Cumhuriyetinin genel anlamda giyim-kuşama, özeldeyse kadınların örtünmesine ilişkin tutumu, İranlı kadınların kamusal özgürlüklerine ilişkin tartışmaların temelini oluşturmaktadır. Söz konusu örtünme kurallarına riayet edilmesini sağlama amacıyla şehir merkezlerindeki kalabalık cadde ve sokaklarda kadınların tesettüre uygun giyimini, topuklu ayakkabılarını ve makyajlarını denetleyen gezici ahlak polisleri bulunmaktadır. Zaman zaman sıkılaştırılan bu denetimler, araç kullanan kadınların kontrolüne kadar gitmektedir. Nitekim geçen sene, örtünme kurallarına riayet etmediği gerekçesiyle evraklarına ahlak polisi tarafından el konulduğu iddia edilen bir sürücünün kendisini polis arabasının önüne attığı görüntüler basına yansımıştı.

İran’da geçtiğimiz yıllarda benzerlerine çokça rastlanan bu olaylar, son dönemlerde İranlı kadınların münferit protestolarına sahne olmaktan çıkmış toplumsal bir kadın hareketine evirilmiştir. İlk olarak İsfahan’da, ardından Tahran ve Tebriz’de görülen kadınlara karşı asitli saldırılardan sonra İranlı kadınların ülke genelinde cinsiyet ayrımcılığı, kadına şiddet ve özellikle kamusal alanda kadının özgürlüğü meselelerinde eleştirilerini daha yüksek sesle dillendirmeye başladıkları gözlemlenmektedir. İranlı kadın aktivistler; hemcinslerinin stadyumlara alınmaması, pasaport edinme ve yurt dışına çıkış işlemlerinde eşlerinin veya kanunen bağlı bulundukları erkek aile büyüğünün muvafakatine ihtiyaç duymaları ve ülkede kadın ses sanatçısının bulunmaması türünden kısıtlamalara sert tepkiler vermektedirler. Bu kısıtlamalar arasında stadyum yasağı son günlerde çok tartışılmakta olup erkek kılığına girerek futbol maçlarını seyretmeye giden bazı kadınların resimleri sosyal medyaya yansımıştır. İran İslam Devriminden sonra taklit mercilerinin görüşleri doğrultusunda kadınların stadyumlara girişi yasaklanmıştı. 90’lı yıllardan itibaren İranlı kadınlar bu yasağa itiraz etmeye başladı. İranlı kadınlar ilk defa 2005 yılında Dünya Kupası çerçevesinde düzenlenen İran-Bahreyn maçı esnasında stadyuma girebildi ve dönemin Cumhurbaşkanı Hatemi de seyirciler arasındaydı. 2006 yılında Cumhurbaşkanı Ahmedinejad, spor kulüpleri başkanlarına bir mektup yollayarak kadınların stadyumlara alınmasını istese de taklit mercileri ve milletvekillerin ciddi tepkisiyle karşılaştı. Geçtiğimiz ay FİFA Başkanının İran’ı ziyaret etmesi üzerine İranlı kadınların stadyumu giriş yasağına ilişkin tartışmalar yeniden hararetlendi.

İran genelinde zorunlu örtünmeye karşı bir sivil itaatsizlik örneği olarak ses getiren İnkılap caddesi kızları hareketi ve akabinde bu hareketi desteklemek üzere sosyal medyada örgütlenen “beyaz çarşamba” eylemi, İranlı kadınların zorunlu örtünmenin esnetilmesi yöndeki taleplerinde eskiye nazaran daha ısrarcı olacaklarını göstermiştir. İranlı yetkililerinse bu yönde herhangi bir esnemeden yana olmadıkları ve tavizsiz tutumlarını sürdürdükleri görülmektedir. Örneğin, Anayasa Koruyucuları Konseyi Başkanı Ayetullah Cenneti, örtünmeye riayet edilmesi için yürüttüğü denetimlerin desteklenmesi gerektiğini ileri sürmüş ve aksi bir tavrın telafisi mümkün olmayan sonuçlar doğuracağını iddia etmiştir.

Bu nedenle önümüzdeki günlerde İran’da kamu kurum ve kuruluşlarının yanı sıra kalabalık cadde ve meydanlarda kontrollerin sıkılaşması; örtünme konusunda müşterilerine gerekli uyarıyı yapmayan kafe ve restoranların mühürlenmesi; sinema, tiyatro, konser ve sergi salonu gibi eğlence mekanlarında zorunlu örtünmeye ilişkin uyarıların artırılması; araç içerisinde başörtüsünü çıkaranlara ceza kesilmesi ve artık İran’da sosyal hayatın bir parçası hâline gelmiş olan ev partilerinin basılması türünden gelişmelerin yaşanması sürpriz olmayacaktır.

Bu tarz tedbirler, caydırıcılık işlevi görmek kadar mevcut tepkiyi artırarak sorunu daha kronik hâle getirme riski de taşımaktadır. Nitekim zorunlu başörtüsü karşıtı açıklamalarıyla dikkat çeken İranlı kadın aktivist Masih Alinejad, kaynağını belirtmediği bir twitinde“1 yıl boyunca 3 600 000 kadının İran’da zorunlu örtünme kuralına gerektiği şekilde riayet etmemesi nedeniyle sokakta durdurulduğunu ayrıca son 8 ay içerisinde 40.000 aracın da gene aynı gerekçeyle durdurulduğunu, 29 kişinin ise zorunlu örtünmeye itiraz ettiği için tutuklandığını” belirtmiştir. Söz konusu rakamlar abartılı bulunmakla birlikte İran’da zorunlu örtünme kurallarına yeteri kadar riayet etmediği için uyarılan veya hakkında işlem yapılan kadınların sayısının azımsanmayacak kadar olduğu söylenebilir. Ancak buna rağmen son günlerde İran’ın birçok şehrinde zorunlu başörtüsü kuralına riayet etmeden sokakta yürüyen veya toplu ulaşım araçlarına başörtüsünü indirerek binen kadınların çektiği videolar, sosyal medyada yer almaya başlamıştır. Tam da bu günlerde Amerika’da katıldığı bir toplantıda kendisine zorunlu başörtüsü kuralından kaynaklı insan hakları ihlalleri konusunda bir soru yöneltilen İran Dışişleri Bakanı Cevat Zarif, başörtüsünün İran kültürünün bir parçası olduğunu söyleyerek tepkilerin odağı hâline gelmiştir.

Her ne kadar İranlı yetkililer genel anlamda kılık-kıyafet düzenlemelerini savunsalar da bu konuda muhafazakârlar ile reformistler arasında nüans farkını aşan görüş ayrılıklarının olduğu bilinmektedir. Örneğin, ülkenin ılımlı Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani’nin ofisinden Şubat 2018’de yayımlanan bir raporda, İran toplumunun çoğunluğunun zorunlu örtünmeye karşı olduğu tespitine yer verilmiştir. Doğrudan dillendirmeseler de ülkedeki ılımlı ve reformist politikacıların zorunlu örtünme konusunda bir esneklik getirmeyi düşündüklerini söylemek yanlış olmayacaktır. Zaten zorunlu örtünmenin reformist ve muhafazakârlar arasındaki en önemli anlaşmazlıklardan biri olduğu bilinmektedir. Cumhurbaşkanı Ruhani’nin Mayıs 2017’de ikinci bir dönem için seçilmesini müteakip Tahran sokaklarında sevinç gösterileri yapan İranlı kadınların bu konudaki zorlamanın kaldırılmasına ilişkin slogan atmaları bu esneklik beklentisini yansıtmaktadır. Buna karşın Rehberlik Kurumu, Düzenin Yararını Teşhis Konseyi, Anayasa Korucular Konseyi ve Uzmanlar Meclisi gibi üst düzey kamu kurumlarının bu yöndeki bir hamleye yeşil ışık yakacağını düşünmek için herhangi bir neden bulunmamaktadır. Bu direnç de siyasi iktidarın zorunlu örtünme kuralını esnetmek için sonuç odaklı somut bir hamle yapması güçleştirmektedir. Siyasetin diğer birçok bireysel hak ve özgürlükler konusunda olduğu gibi bu konuda da yetersiz kalması hem toplumsal tepkiyi artıracak hem de gelecek aylarda da insan hakları ihlalleri dosyalarının İran’ın önüne konmasına neden olacaktır.

Nükleer Anlaşma Çöktü, Sırada Ne Var?

Mehmet Koç

Yaptırımların kapsamı ve ileri sürülen şartların niteliği bir arada düşünüldüğünde Trump’ın yalnızca İran’ın nükleer programını hedef almadığı görülmektedir.