İran’da Koronavirüs Salgınında İkinci Dalga Korkusu

Umut Başar Kıdemli Uzman, Kültür ve Toplum

Süreci yönetirken ekonomik sorunlarla toplum sağlığı arasında sürdürülebilir bir denge bulmaya çalışan Tahran yönetimi, salgın başladığından beri arzuladığı “devlet-millet eş güdümünü” bulamadı.

İran’da ilk koronavirüs vakaları 19 Şubat tarihinde kayda geçmiş akabinde çok sürmeden virüs ülke geneline yayılmıştı. Salgın, İran İslam Cumhuriyeti’nin Devrim’den günümüze karşı karşıya kaldığı en büyük meydan okumalardan biri olan Amerika’nın “maksimum baskı” politikasıyla eş zamanlı gerçekleşti. Yaptırımlar sebebiyle salgınla mücadelede tam kapasitesini kullanamadığını sürekli vurgulayan Tahran yönetiminin dünya kamuoyundan aldığı politik desteğe rağmen yaptırımlar, geçici de olsa askıya alınmadı aksine daha da genişletildi. Pek çok ülke gibi İran’ın da salgını bir başına göğüslediği görülmektedir.

Karantina, sokağa çıkma yasağı, cezai müeyyideler gibi sıkı tedbirlere başvurmadan salgınla mücadele etme yolunu seçen İran’da mayıs başında göreceli bir kontrol sağlansa da 2 Mayıs tarihinde 800 hastanın teşhis edilmesinden günümüze değin geçen süre zarfında ülkede, koronavirüs vakalarının manidar bir şekilde artış kaydetmesi akıllara “Salgında ikinci dalga mı başlıyor?” sorusunu getirdi. Nitekim haziran başında İran Sağlık Bakanı Said Nemeki devlet televizyonundan yaptığı açıklamada artış kaydeden vakalara dikkat çekerek “İnsanlarımız Kovid-19’un bittiğini sanıyor ve çok kolay bir şekilde geri döneceğini hesap etmiyor. Böyle giderse Kovid-19’dan son dakika golü yiyeceğiz.” şeklinde açıklamalarda bulunması dikkat çekti.

İran İslam Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı tarafından açıklanan resmî verilere göre 9 Haziran 2020 itibarıyla son 24 saatte 2.095 yeni vaka tespit edildi, 74 kişi ise koronavirüs sebebiyle hayatını kaybetti. Böylece toplamda ülkede hastalığa yakalananlar 175.927, iyileşenler 138.427, vefat edenler ise 8.425 sayısına ulaştı. Rakamlar incelendiğinde İran’da ölümlü vakaların yeniden üç haneli rakamlara yaklaştığı ve günlük ortalama enfekte sayısının 2.000’in üzerinde seyrettiği görülmektedir. Ülkedeki 31 eyalette salgına ilişkin son durum ise aşağıdaki tabloda yer almaktadır:
 

Tablo 1. İran’da Eyaletlere Göre Koronavirüs Salgını

Kaynak: ISNA
 

Yukarıdaki tabloya bakıldığında birçok eyalette salgının artış eğilimine girdiği net bir şekilde anlaşılmaktadır. Ne var ki Sağlık Bakanlığı yetkilileri henüz ikinci dalganın konuşulması için erken olduğu ve ülkenin hâlâ birinci dalgayı tecrübe ettiğini belirtmektedir. Peki neden İran’da salgın yeniden yükselişe geçti ve havaların ısınması salgının hızını durduramadı? Bu durumun sebepleri aşağıdaki gibi beş başlıkta sıralanabilir:

  1. Yetkililerin tüm çağrılarına rağmen toplumun bir kısmının hâlâ maske kullanımı ve sosyal mesafe gibi kurallara riayet etmediği gözlenmektedir. Sosyal medyada dolaşan birçok paylaşımda başta başkent Tahran olmak üzere büyük şehirlerde park ve mesire alanları sıcakların bastırmasıyla birlikte deyim yerindeyse dolup taştı. Doğal olarak sosyal hareketlilik artmakta ve sağlık protokollerine riayet edilmemesi hastalığa davetiye çıkartmaktadır. Bunun yanı sıra toplu taşıma araçları ve gündelik yaşamda maske takılmaması hastalığın önünün alınmasını zorlaştırmaktadır.
     
  2. Gene bütün uyarılara rağmen gerek Nevruz Bayramı tatilinde gerekse de sonrasında zorunlu olmayan şehirler arası yolculuklar devam etmektedir. Tahran’ın giriş çıkışlarında yaşanan trafik yoğunluğu sık sık basına yansımaktadır. Nitekim Tahran Korona ile Mücadele Merkezi Başkanı Ali Rıza Zali, yolculukların salgının yayılmasındaki asli sebeplerden biri olduğuna işaret ederek “Yeni hastaların durumu incelendiğinde bunların yaklaşık %60’ının son 10 günde şehirler arası yolculuk gerçekleştiren kişiler olduğu saptandı.” şeklinde açıklamada bulunmuştur. Vakaların sık görüldüğü şehirlerin karantinaya alınmaması ve şehirler arası seyahatin yeterince kısıtlanmamasının ülkede uzun süre eleştiri konusu olduğunu hatırlatmakta yarar var.
     
  3. Görünen o ki hükûmetin ekonomik gerekçelerle başlattığı “erken normalleşme” süreci ve tedbirlerin gevşetilmesi, müzeler ve eğitim kurumları da dâhil olmak üzere kamusal mekânların neredeyse tamamının açılması toplumda salgına dair risk algısını zayıflattı. Karantina ve tatil uygulamasına en başından beri karşı çıkan Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani, bizzat toplumu ikaz ederek sağlık protokollerine uyulması gerektiğini vurgulamakta ancak devletle uyumlu bir şekilde halkın da tedbirleri gevşettiği görülmektedir.
     
  4. Düğün, cenaze, kutlama, şenlik gibi muhtelif vesilelerle insanların bir araya gelmesi virüsün yayılmasını kaçınılmaz kılmaktadır. Yavaş yavaş bu türden toplantıların yaz mevsimiyle birlikte artmaya başladığına şahit olunmaktadır. Kalabalık ortamlarda sosyal mesafe ortadan kalktığı için maske kullanılsa bile virüsün buluşma ihtimali yüksektir. Öte yandan henüz sinema, tiyatro, konser ve fuar gibi kültür-sanat faaliyetlerine dair kısıtlamalar devam etmektedir. Önümüzdeki günlerde kültür-sanat faaliyetlerinin belli şartlar doğrultusunda yeniden düzenlenebilmesine ilişkin adımların atılması beklenmektedir ki böyle bir karar salgında katalizör etkisi yaratabilir.
     
  5. Salgının İran’ı aniden vurmasından sonra ülkede sağlık sisteminin iyileştirilmesine yönelik adımlar atıldığı bilinmektedir. Kendi tıbbi cihaz ve test kitini geliştirme girişimi ve yatak kapasitelerinin attırılması bunlardan bazılarıdır. Sağlık Bakanlığı tarafından günde kaç kişiye test yapıldığı net bir şekilde açıklanmamakla birlikte anlaşılan o ki test sayısı son günlerde artmış durumdadır. Bugüne kadar ki toplam test sayısı 1.128.601 olsa da bu rakamın yeterli olduğunu söylemek güçtür. Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Dr. Mesut Merdani tarafından salgının ilk günlerinde ülkede yalnızca üç noktada koronavirüs testi yapılıyorken hâlihazırda bu sayının 60 merkeze ulaştığı öne sürülmektedir. Dolayısıyla artık daha fazla tarama yapıldığı için daha çok hasta tespit edilebilmektedir. Ayrıca koronavirüs şikâyetiyle test için hastanelere müracaat edenlerin sayısının da eskiye nazaran arttığı aktarılmaktadır.

İran’da şu aşamada salgında ikinci dalganın yaşandığına dair net bir yorumda bulunmak zordur. Zira salgının ilk günlerinde İran’ın ne kadar test ve tarama yaptığına ilişkin kesin konuşmak mümkün değildir. Belki de birçok kişi kendisine test yapılmadan hastalığı atlattı. Tespit edilebilen hasta sayısına göre şu anda dünyada dokuzuncu sırada olan İran’da ölümlü vaka sayısı yüksek seyretmektedir. Bunun en önemli sebeplerinden biri sağlık altyapısıdır. Ancak gerçek olan İran’ın salgın sürecini yönetmekte zorlandığı ve bu konuya dair tartışmaların sonunun bir türlü gelmediğidir. Bu gerçeği “ağır yaptırımlara” bağlayanlar olduğu gibi sıkı tedbirler alınmamasına yoranlar da var. Pek çok gözlemcinin dile getirdiği üzere toplumun salgını yeteri kadar ciddiye almadığı ise ayan beyan ortadadır. Sağlık Bakanlığına tedbirlerin bir an önce kaldırmasına dair baskı yapıldığı da iddialar arasındadır. Hâl böyleyken İran’ın komşularıyla sınır ticaretini yeniden başlatmakta aceleci davrandığına şahit olunmaktadır. İran’da birinci dalga tam anlamıyla kontrol altına alınamamışken normalleşme başladığı için mi vaka sayısı yükseliyor yoksa adım adım ikinci dalga mı geliyor kestirmek güç fakat İran’ın birçok ülkeden farklı bir süreci tecrübe ettiği söylenebilir. Ekonomik endişeler ve yaptırımlar sıkı tedbirler almayı güçleştirmekte, sıkı tedbirler alınmadıkça da vaka sayısı dalgalanmaktadır. Başka bir deyişle önümüzdeki süreçte salgının hızını İran toplumunun konuya ilişkin duyarlılığı belirleyecektir. Süreci yönetirken ekonomik sorunlarla toplum sağlığı arasında sürdürülebilir bir denge bulmaya çalışan Tahran yönetimi, salgın başladığından beri arzuladığı “devlet-millet eş güdümünü” bulamadığı için de normalleşmeye paralel bir şekilde vaka sayısı artmaktadır. Bu keyfiyet ise ülkenin salgın ve salgının yarattığı ekonomik zararla mücadelede şimdilik net bir başarı kazanmasına mâni olmaktadır.

İran, İkinci Dalga, Koronavirüs Salgını, Sağlık Bakanlığı, Normalleşme

Türkiye Cumhuriyeti Büyükelçilerinin Hatıratlarında İran

Umut Başar

Eldeki hatıratların; İran’da saltanatın değişimi, Rıza Şah’ın Türkiye ziyareti, 1953 Musaddık Darbesi’ne giren süreç ve İran İslam Devrimi gibi hayati dönemeçleri anlatıyor oluşu bir şans sayılabilir.

Rukiye Kebiri’ye Teşvik Ödülü

Umut Başar

Nitelikli yazarların ödüle layık görülmesi İran’daki edebiyat mahfillerinde Azerbaycan Türkçesinin günden güne içselleştirildiğine işaret etmektedir.