İran’da Medya ve Siyaset: Dünü-Bugünü

29.01.2021
Hasret Karali Editör, Yayın Koordinatörlüğü

İran’da Medya ve Siyaset: Dünü-Bugünü

Hülya Özkan, Mohammad Rigiderakhshan, Çizgi Kitabevi Yayınları, 1. Baskı, 2021, 208 sayfa.

ISBN: 978-6051965642


1979 yılında gerçekleşen İran İslam Devrimi’nde kitle iletişim araçları özellikle de 1970’li yıllarda Irak ve Fransa’dan, İran’a ve Avrupa’ya yayılan kasetler ciddi rol oynamıştı. Ayetullah Humeyni tarafından yapılan bu konuşmalar, dinleyicilere sadece dinî ve politik düşünceleri aktarmıyor; onları herhangi bir kitabın yönlendirebileceğinden daha çok etkili bir biçimde yönlendiriyor ve günlük dinî pratiklere ve siyasete dair çok daha etkin bir şekilde düşünmeye çağırıyordu. Bu da İran İslam Devrimi’nde rol oynayan birçok farklı görüş arasında İslami bir yönetim sistemi istencinin daha ağır basmasını ve o karmaşıklık içinde kendine bir yol açıp öne çıkmasını sağladı. Fransa’nın küçük ve sessiz bir kasabasından Avrupa’ya ve İran’a dağıtılan kasetler ve telefon sayesinde İranlı dinleyicilere ulaştırılan vaazlar, Devrim’de ciddi bir rol oynadı.

Hülya Özkan ve Muhammed Rigiderakhshan tarafından hazırlanan ve Ocak 2021’de Çizgi Kitabevi tarafından okuyucunun ilgisine sunulan İran’da Medya ve Siyaset: Dünü – Bugünü başlıklı eser, İran’da basının tarihini de ele alarak İslam Devrimi ve daha birçok hareketin basılı medyaya nasıl yansıdığını aktarmaktadır. Hülya Özkan, 2020 yılında Marmara Üniversitesi Orta Doğu ve İslam Ülkeleri Araştırmaları Enstitüsünde “İran İslam Devrimi’nin Türkiye’ye Etkileri: 1978-1990 Yılları Arasında Türkiye’de Yayımlanan Dergiler Üzerine Bir İnceleme” başlıklı teziyle doktora eğitimini bitirdi. Özkan, Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesinde öğretim üyesi olarak çalışmaktadır. Muhammed Rigiderakhshan ise lisans ve yüksek lisans eğitimini Tahran’daki İslami Azad Üniversitesinde Siyaset Bilimi alanında tamamladı, doktorasını ise İstanbul Medeniyet Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümünde “1979’dan Günümüze İran’ın Dış Politika Üretme Sürecinde Sünnilerin Bakış Açısı: Beluciler ve Kürtler” başlıklı teziyle aldı. Tahran Orta Doğu Araştırmaları Merkezinde görev yapan yazar, 2019 yılından beri İstanbul İl Göç İdaresi Müdürlüğünde çalışmaktadır.

Özkan ve Rigiderakhshan’ın birlikte kaleme aldığı İran’da Medya ve Siyaset: Dünü – Bugünü adlı eser, Tahran Üniversitesi Siyaset Bilimi Öğretim Üyesi Hamid Ahmedi tarafından kaleme alınan “Önsöz”, “Giriş” ve “Sonuç” bölümleri haricinde altı bölümden oluşmaktadır.

“İran’da Gazeteciliğin Doğuşu” başlıklı birinci bölümde; ilk gazetenin yayımlandığı Kaçar Dönemi, gazetecilik faaliyetlerinin önem ve hız kazandığı Meşrutiyet Dönemi ve Rıza Şah Pehlevi (Birinci Pehlevi) Dönemi ele alınmıştır. İran’da modernleşmenin ilk evreleri büyük oranda gazetelere yansımış ve bu mecra, modernleşme için bir araç olarak kullanılmıştır. İlk kez Feth Ali Şah Kaçar (1797-1834) zamanında Tebriz’de faaliyete geçirilen matbaada Mirza Hüseyin hatlı Kur’an-ı Kerim basılmıştır. Yazarlar daha sonra ise Tahran’da bir matbaa kurulduğu ve burada temel dinî eserlerin ve hukuk metinlerinin basıldığını ifade etmektedir. 1837’de Mirza Salih Şirazi Kazurini tarafından büyük boy ve tek sayfa hâlinde Kağez-i Ahbar isimli ilk gazete Tahran’da yayımlanmaya başlanmıştır. 1840 yılında ise bu gazete Nasıruddin Şah’a yakın önde gelen siyasi isimleri eleştirdiği için kapatılmıştır. Bölümün devamında yayımlanan diğer gazetelere yer veren yazarlar, Nasirüddin Şah Dönemi’nde yayımlanan gazetelerin tamamının devlet tekelinde olduğuna değinmiştir. Muhalif yazarlarsa ancak yurt dışından yayın yapabilmiştir. Bu bağlamda Akhter, İran’ın ilk sürgün ve ihtilalci gazetesidir. Bu gazete, İran’da meşrutiyet fikrinin ortaya çıkmasında ciddi anlamda etkili olmuştur. Yurt dışında yayımlanan Farsça gazeteler modernleşmeye ilişkin kavramları tartışmaya açmış; gelişme, sanayileşme, adalet, vatan gibi kavramlar dönemin gazetelerinde sıkça dillendirilmiştir. Meşrutiyet Dönemi’nde, 1908’de çıkarılan Matbuat Kanunu ile gazetecilerin daha iyi şartlarda çalışmasına olanak sağlanması hedeflenmiştir. Bundan sonra gazetelerin sayısı artmış ve yönetime dair eleştiriler başlamıştır. Bu dönemde yayımlanan gazetelerde halkın istek ve talepleri gündeme getirilmiştir. Meşrutiyet’in etkisiyle din ve dindarlık konularında olumsuz tavır takınan gazeteler de görülmeye başlanmıştır. 1908 yılındaki darbenin ardından Meşrutiyet yanlısı gazeteler kapatılmaya başlanmış ve basın tek sesli hâle getirilmiştir. Pehlevi Dönemi’ne gelindiğindeyse Tahran’da yayımlanan gazetelerin çoğu ülke siyasetine doğrudan müdahale etmeye çalışmış ve bunun sonucunda da bu gazeteler kapatılmıştır. Kaçarlar Dönemi, Meşrutiyet Dönemi ve Pehleviler Dönemi’nde yayımlanan gazetelere dair tabloların olduğu bölümde, bu gazetelerde kullanılan kavramlara dair listeler verilmiş ve ayrıca Pehleviler Dönemi’nde yayımlanan gazetelere dair bilgiler okuyucuya sunulmuştur.

1951-1953 yılları arasında başbakanlık yapan Muhammed Musaddık’a, ABD ve İngiltere tarafından düzenlenen ve Musaddık Darbesi olarak bilinen süreçte basının durumunu ve tutumunu aktaran “Darbe Döneminde Gazetecilik” adlı ikinci bölümde öncelikli olarak Musaddık Darbesi’ne sebep olan olaylar ele alınmıştır. Petrolün millîleştirilmesi için önayak olan Musaddık hem Şah rejimini hem de İran’da petrol üzerinde nüfuzu olan ülkeleri rahatsız etmiştir. 1953’te kendisine karşı iki kez darbe girişiminde bulunulmuş ve ilkinden üç gün sonra gerçekleştirilen darbeyle Musaddık, görevinden alınmıştır. Musaddık’ın görevine son verilmek istendiği her ne kadar basında yer alsa da ikinci bir darbe beklenmediğinden bu konuda önlem alınamamıştır. Bu dönemde yayımlanan bazı gazetelerin Muhammed Rıza Şah’a karşı Musaddık’ı desteklediği görülmektedir. Darbe’yi destekleyen gazetelerinse yaşananları bir darbe olarak değil halk ayaklanması şeklinde okurlara sunduğu göze çarpmaktadır. Darbe’nin hemen öncesinde yurt dışına çıkan Şah’ın yokluğunu fırsat bilen ABD ve İngiltere, ortak bir hareketle Darbe’yi gerçekleştirmiş ve Darbe’nin gerçekleştirildiği gün bu haber, radyo yayınıyla halka duyurulmuştur. Yapılan duyuruda “Hain Musaddık kaçtı… Halk Hüseyin Fatimi’yi paramparça etti.” şeklinde ifadelere yer verilmiştir. Basın, Musaddık Darbesi’nden sonra sürecin meşrulaştırılması ve halka benimsetilmesi için etkin bir araç olarak kullanılmıştır. Bu bağlamda yazarlar, bölümün devamında Darbe’ye destek veren ve karşı çıkan gazetelerin içeriklerine yer vermiştir.

Üçüncü bölüm “Devrim Sürecinde Gazetecilik Faaliyetleri ve Basının Rolü” başlığını taşımaktadır. İran’da Pehleviler Dönemi; sosyal, siyasal ve ekonomik birçok problemin zirveye ulaştığı bir zamanda toplumsal hareketliliğin etkisiyle son bulmuştur. Farklı birçok grubun ve etkenin rol aldığı ve İran İslam Devrimi olarak isimlendirilen bu süreçten sonra yeni yönetim, kendi ideolojisi doğrultusunda sistemi ve devleti şekillendirmiş ve topluma da bu bağlamda yeni bir kimlik kazandırmaya çalışmıştır. Devrim sürecinde sosyal hareketliliğe ivme kazandıran birçok eylemci grup, kendi yayınlarını devreye sokarak süreci hızlandırmıştır. Şahlık rejimine karşı protestoların desteklenmesinde ve Humeyni’nin dönüşüyle birlikte yeni sistemin kurulması sürecinde basın çok ciddi bir araç olmuştur. Devrim’in hemen ardındaki süreçte ortaya çıkan otorite boşluğunda basın daha önce hiç olmadığı kadar özgür olmuş ancak sonrasında müesses nizamın ideolojisi doğrultusunda yeniden tek sesli bir çehreye bürünmüştür. İran-Irak Savaşı sürecinin gazeteler tarafından İslami devletin varlığını sürdürebilmesi adına bir “vazife” şeklinde sunulması bu duruma örnek olarak gösterilebilir. Devletin bu dayatması yüzünden 1980’li yıllar boyunca tiraj düşmüş ve devlet kontrolü altındaki basın, halk tarafından rağbet görmemiştir. Devrim’in birçok farklı yönden incelenebileceğini ifade eden yazarlar, Devrim’e giden süreci anlattıktan sonra dönemin gazetelerine yer vermiştir. Devrim’e giden süreçte, İttilaat gazetesinde 7 Ocak 1978 tarihinde Ahmed Reşidi Mutlak müstear ismiyle yayımlanan “İran ve İstihmare Sorkh ve Siyah” başlıklı yazı, sürecin ivme kazanmasında oldukça etkili olmuştur. Humeyni’ye yönelik hakarete varan eleştiriler, protestolara neden olmuş ve bu protestolarda birçok İranlı hayatını kaybetmiştir. Kitapta, Pehleviler Dönemi başbakanlarından Cemşid Amuzegar ve Şahpur Bahtiyar dönemindeki gazetecilik faaliyetlerine yer verildikten sonra Şah’ın gidişi, Humeyni’nin İran’a dönüşü ve dönemin diğer önemli olayları karşısında belli başlı gazetelerin başlıkları ele alınmış ve gazetelerin görselleri paylaşılmıştır. Devrim’den sonraki sürece de değinilen bölümde, kapatılan gazetelerin de bir listesine yer verilmiştir.

İran İslam Cumhuriyeti’nin 5. Cumhurbaşkanı olan Muhammed Hatemi Dönemi’nin basın bağlamında ele alındığı dördüncü bölüm “Hatemi Dönemi: ‘Matbuatın Baharı’” şeklinde başlıklandırılmıştır. Hatemi Dönemi’nde Devrim’le beraber muhafazakârların denetimi altına giren basın, yeniden canlanmıştır. Bu süreçte gazete ve dergilerin sayısında yeniden bir artış yaşanmış ve basın için daha özgür bir zemin ortaya çıkmıştır. Reformcuların görüşlerinin öne çıktığı gazeteler; muhafazakârlar ve reformcular arasındaki tartışmaların yapıldığı en önemli mecra olmuştur. Gazetelere yapılan baskı nedeniyle düşen tirajlar, reformcu basının kendine yer bulmasıyla yükselmiş ve halk günlük olarak gazete almaya başlamıştır. Ancak ifade özgürlüğünü destekleyen Hatemi hükûmetiyle buna karşı çıkan müesses nizam arasındaki krizler; muhalif gazetecilerin öldürülmesine, öğrenci hareketlerine ve en nihayetinde sansürün yeniden uygulanmasına neden olmuştur. Denilebilir ki Hatemi Dönemi’yle gelen “matbuatın baharı” daha dönem bitmeden yerini sansüre bırakmıştır. Bölümün devamında yazarlar bu dönemde oluşan Kiyan Halkası gibi oluşumları ve etkilerini ele almıştır. 2000 yılında düzenlenen Berlin Konferansı’na da değinilen bölümde, son olarak tutuklanan gazetecilerin isimlerine yer verilmiştir.

Beşinci bölüm “Reformcu ve Muhafazakâr Basın Organları” başlığı altında kaleme alınmıştır. İran’da önemli bir kısmı doğrudan Devrim Rehberi Ali Hamenei’nin kontrolünde olan medya, Hatemi Dönemi’nde reformcuların basın-yayın alanına yoğunlaşmasının bir sonucu olarak alternatif bir mecra olmuştur. Bu süreçte muhafazakârlar ve reformcular arasındaki çekişme sıklıkla basına yansımıştır. Kitabın bu bölümünde muhafazakâr ve reformcu gruplara ait gazetelere yer verilmiş ve yayın politikaları incelenmiştir. Bunun yanında yine bu gruplara ait haber ajansları ve siteler de ele alınmıştır.

Altıncı bölümde ise “İran’da Televizyon Yayıncılığının Tarihsel Gelişimi” başlığı altında İran’daki televizyon yayıncılığının gelişimi anlatılmıştır. Ayrıca bölümde televizyonun da aynı gazeteler gibi ideolojik bir araç olarak kullanıldığına değinilmiştir. İran’da, Pehleviler Dönemi’nde 3 Ekim 1958 tarihinde Meclisin de onayıyla ilk özel televizyon vericisi kullanılmaya başlanmıştır. Bu tarihten sonra televizyon yayıncılığı kademeli olarak ilerlemiş ve yaygınlık kazanmıştır. Muhammed Rıza Şah, televizyonu ideoloji yayma sürecinde etkin bir araç olarak görmüş ve kullanmıştır. İslam Devrimi’ne gelindiğindeyse her ne kadar Devrim öncesi süreçte telefon ve kasetler etkin olarak kullanıldıysa da Devrim’den sonra radyo ve televizyon kanalları yeni sistemin sözcüsü olmuştur. Devrim gerçekleştirildiğinde devrimci güçler ilk olarak Radyo ve Televizyon Kurumunu denetimlerine almışlardır. Devrim’den sonraki süreçte bu Kurum da değişiklikten nasibini almış, ismi ve tabi olduğu kanunlar değiştirilmiş, Kurumun başkanı doğrudan devrim rehberi tarafından atanmaya başlanmıştır. Yayınların içeriğiyse sıkı bir denetime tabi tutulmuştur.

Hülya Özkan ve Muhammed Rigiderakhshan tarafından hazırlanan İran’da Medya ve Siyaset: Dünü – Bugünü başlıklı bu eser özellikle İran’da basın tarihi ve basının araçsallaştırılmasıyla ilgili çalışmalar yapacak olan araştırmacılar için giriş niteliği taşımaktadır.