İran’da Petrol ve Nükleer Teknolojinin Siyaseti

01.06.2021

İran’da Petrol ve Nükleer Teknolojinin Siyaseti

Akbar E. Torbat, Politics of Oil and Nuclear Technology in Iran, Palgrave Macmillan: İsviçre, 2020, 357 sayfa.

ISBN: 978-3030337667


Yüksek lisansını 1969 yılında mühendislik alanında İran’ın öncü üniversitelerinden Emir Kebir Teknik Üniversitesinde (Tahran Politeknik) tamamlayan Ekber Torbat, 1974 yılında Arlington Texas Üniversitesinde Endüstri Mühendisliği alanında ikinci bir yüksek lisans eğitimi almıştır. İlerleyen yıllarda yönünü ekonomi bilimine çeviren Torbat, Dallas Texas Üniversitesinde Politik Ekonomi alanında hem yüksek lisans hem de doktora eğitimi almıştır. Mezuniyetinin ardından Uluslararası Politik Ekonomi alanında uzmanlaşan yazar, 1989 yılında Los Angeles California Eyalet Üniversitesinde ders vermeye başlamıştır. Akademide 30 yılı deviren ve hâlihazırda California Eyalet Üniversitesinde ders vermeye devam eden Torbat, uluslararası medya kuruluşlarının İran ekonomisi dâhilinde sıklıkla fikirlerine başvurduğu ekonomistler arasında yer almaktadır. Yazarın akademik dergilerde yaptığı hakemliklerin yanı sıra The Middle East Journal ve The World Economy gibi bilimsel dergilerde yayımlanmış çok sayıda makalesi bulunmaktadır.

Ekber Torbat’ın ön sözünde “İran’ın Batı ile kırk yılı aşkın süredir yaşadığı çatışmalara ilişkin çalışmalarıma ve gözlemlerime dayanmaktadır.” sözleriyle açıkladığı İran’da Petrol ve Nükleer Teknolojinin Siyaseti başlıklı kitabı üç kısımdan oluşmaktadır: “İran’ın Yakın Geçmişine Bir Bakış”, “İran Petrol Politikalarının Kurbanı Oldu” ve “İran’da Nükleer Teknoloji Politikası”. Bu kısımları kendi içlerinde birçok bölüme ayıran yazar, kitabın sonunda pek çok araştırmacıya kolaylık sağlayacak biri İran’ın nükleer programı diğeri ise ülkedeki kilit siyasi olaylara dair olmak üzere iki adet zaman çizelgesini de okurlara sunmaktadır. Kitabın ana ekseninin geçmiş yıllardaki İran-Birleşik Krallık ve güncel İran-ABD ilişkileri çerçevesinde şekillendiğini söylemekte fayda vardır.

Kitabın “İran’ın Yakın Geçmişine Bir Bakış” başlıklı ilk kısmı kendi içinde “Giriş ve Analitik Çerçeve”, “İran Batı ile Karşılaşıyor” ve “İran’da Ekonomik Emperyalizm” başlıklı üç alt bölümden oluşmaktadır. Kitabın ilk sayfalarında yer verilen ve İranlıların hafızasına kazınmış “yabancı devletler tarafından sürekli sömürülmüş, işgal edilmiş bir ülke” görüşü, bölümün son sayfasına kadar ilmek ilmek işlenmiştir. Teorik çerçevede ekonomi biliminde iki ülke arasındaki ilişkileri değerlendirme amacıyla sıklıkla başvurulan bağımlılık teorilerini ve bir diğer fenomen olan emperyalizmi dikkatli bir şekilde ele alan yazar, İran’ın Batılı ülkelerle ilişkisini ve sahip olduğu kaynaklara kıyasla ekonomik bir gelişme sağlayamamasının altında yatan nedenleri Johan Galtung’un “Emperyalizmin Yapısal Teorisi” çerçevesinde değerlendirmektedir. İkinci bölüm ise İran topraklarının Safeviler Dönemi’nden 1970’li yıllara kadar âdeta Rusya ve Birleşik Krallık tarafından nasıl bölündüğünü anlatmakta; üçüncü bölümde ise bu bölünmeler, imtiyazlar, krediler, ticari ilişkiler ile bu iki gücün “ekonomik emperyalizm aracılığıyla İran ekonomisine egemen olduğu”na değinilmektedir.

Kitabın ikinci kısmı “İran Petrol Politikalarının Kurbanı Oldu” başlığıyla kaleme alınmıştır. “Yirminci Yüzyılın İlk Yarısında İran ve Batı” başlıklı bölümde, bahsedilen süre zarfında İran’da meydana gelen kritik olaylarda Avrupa emperyalizminin süreci nasıl yönlendirdiğine ışık tutulmaktadır. 1905-1911 İran Anayasa Devrimi, Birinci Dünya Savaşı, 1921 Devrimi gibi süreçlerde Rusya ve Birleşik Krallık’ın rolünü oldukça dikkatli bir şekilde değerlendiren Torbat, 1950’li yıllarda İran tarihine damga vuran petrolün millîleştirilmesi ve 1953 Darbesi’ni beşinci bölümde ele almaktadır. Bu süre zarfında İngiliz-İran Petrol Şirketinin ve dolayısıyla Birleşik Krallık’ın süreçte etkin rol oynadığına değinen yazar, bu süreçte Amerika’nın İran’ın iç işlerine nasıl müdahil olduğunu da kapsamlı bir şekilde incelemektedir. Kitabın ikinci kısmının sonu olan “Petrodolar Siyaseti ve Batı ile Çatışmalar” başlıklı altıncı bölümde; Basra Körfezi’nin öneminin yanı sıra İslam Devrimi öncesi artan petrol fiyatları, Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütünün (OPEC) süreçteki rolü ve ABD’nin Şah karşıtı tutumu değerlendirilmektedir. Nitekim yazara göre CIA belgelerinde Şah’ın yüksek petrol fiyatlarının suçlusu olarak görüldüğüne yer verilmesi, 1977 ve sonrasında ABD’nin insan hakları konusunda Şah’a yaptığı baskı ve hatta ABD’nin önerdiği politikaların Şah tarafından uygulanmaması gibi örnekler; ABD’nin çıkarları konusunda hareket etmeyen Şah’ın sonunu getiren unsurlar arasında yer almaktadır. Ancak Şah karşıtı olan ABD başta olmak üzere Batılı ülkelerin, İran’ı ulusal çıkarlarından ziyade kendilerinin çıkarlarını gözeterek yönetecek bir lider beklentisi tam aksiyle sonuçlanmış; 1979 Devrimi ile İran, bu ülkelerden tamamen kopmuştur. Torbat’ın, İran’ı İslam Devrimi’ne götüren bu süreci ele alış biçimi, bu dönemi ele alan pek çok yazardan farklılık göstermektedir. Zira Torbat’a göre İran’ın petrol rezervlerinin çokluğu ve fiyatlara müdahale gücü ABD ve Batılı devletler tarafından bir tehlike olarak algılanmış, bunlar âdeta ülkenin başına bela olmuş ve şahlık rejiminin sonunu hazırlamıştır.

Ekber Torbat’a göre Devrim öncesi dönemde İran’ın sahip olduğu petrol rezervleri ve bundan sağladığı güç, diğer devletlerle ilişkilerinde öne çıkan ana unsurken ilerleyen dönemde bilindiği gibi İran’ın nükleer programı petrolün yerine geçmiştir. Bu bağlamda, kitabın yarısından fazlasını meydana getiren “İran’da Nükleer Teknoloji Politikası” başlıklı üçüncü kısımda, 1950’li yıllardan günümüze İran’ın nükleer faaliyetleri ele alınmaktadır. Kitabın yedinci bölümü olan “İran’ın Nükleer Programının Oluşumu” başlığı, 1957 yılında ABD ve İran arasında nükleer teknolojinin kullanımına dair yapılan anlaşma ile başlayarak İran’ın nükleer kapasitesini geliştirmeye yönelik çabalarına değinmektedir. Ayrıca bölümün sonunda nükleer enerji, yakıt, reaktörler gibi konularda bilgiler içeren ek bir başlığa da yer verilmiştir. Sonraki bölümde ise Ekber Torbat, İran ve nükleer meselesi üzerine çalışan pek çok İranlı yazardan farklı olarak Batı’nın İran, İsrail ve nükleer ekseninde farklı politikalar uygulamasını eleştirmekte ve nükleer enerjiyi İran’ın bir hakkı olarak ele almaktadır. Yazar ayrıca ABD’nin İran karşıtı duruşunun salt müesses nizam karşıtlığı yahut terörizmi destek gibi unsurlardan kaynaklanmadığını belirtmektedir. Torbat pek çok yazarın doğrudan söylemek konusunda temkinli olduğu ana nedeni ise şu sözlerle ifade etmektedir: Petrol zengini Basra Körfezi bölgesi üzerinde tam kontrol için daha geniş bir jeoekonomik etkiye sahip olmak (s.196).

Dokuzuncu ve onuncu bölümler ABD ve müttefiklerinin, İran’ın nükleer programının ilerlemesini durdurmak ve nihayetinde İran’ı anlaşmaya mecbur bırakmak için ekonomik yaptırımlar, askerî saldırı tehditleri, medya propagandası ve zorlayıcı diplomasi gibi politika araçlarını nasıl kullandıklarını anlatmaktadır. Bu bölümler aslında son yirmi yıllık süre zarfında İran’a uygulanan farklı caydırma metotlarının işleyişine ve zaman çizelgesine dair bir kesit sunmaktadır. Ayrıca İran halkının doğrudan hedef kitlesi olarak benimsenmesi, Batı menşeli ancak Farsça yayın yapan medya kuruluşlarının sayısının artması, kullanılan hükûmet karşıtı dil ve dahası “ABD, İngiltere ve bölgesel vekilleri, İsrail’in İran’ın nükleer programına karşı çıkmak için yürüttüğü saldırılar, suikastlar gibi çeşitli örtülü operasyonlar” İran karşıtı nasıl ciddi bir yıldırma stratejisinin uygulandığını gözler önüne sermektedir. Nükleer müzakerelerin ele alındığı on birinci bölümde yazar, Mahmud Ahmedinejad Dönemi’nde tıkanan nükleer müzakerelerin devam etmesi için müesses nizamın Hasan Ruhani’nin adaylığına izin verdiğini dahası seçilmesini sağladığını iddia etmektedir. Torbat’ın Nükleer Anlaşma’yı sunma şekli de oldukça ilginçtir. Zira uluslararası basında Nükleer Anlaşma, İran’ın lehine olması sebebiyle eleştirilirken Torbat konuyu “ABD, gücü sayesinde taleplerini zayıf bir dinî sistem tarafından yönetilen gelişmekte olan bir ülkeye dayattı.” sözleriyle ifade etmektedir (s. 266).

“Nükleer Anlaşma’nın Ardından” başlıklı on ikinci bölüm, İran ile ticari ilişkilerini güçlendirmek isteyen ülkelerin arasındaki rekabeti ve Donald Trump’ın ABD başkanı seçilmesiyle ABD’nin Nükleer Anlaşma’dan çekilmesinin ardından gelen süreci değerlendirmektedir. Nükleer Anlaşma’yı “Amerikan diplomasisinin İran’ı nükleer tesislerinin çoğunu ortadan kaldırmaya ve ardından caydırmaya zorlamak için kullandığı bir oyun” olarak değerlendiren Torbat, Anlaşma’nın ardından ülkenin nükleer caydırıcılığını kaybettiğini ve nükleer yakıtlar için dış güçlere daha fazla bağımlı hâle geldiğini belirtmektedir (s. 305). Ayrıca yazar, İran’da yaşanan ekonomik sorunların sadece yaptırımlardan kaynaklanmadığı, aksine Cumhurbaşkanı Ruhani’nin uyguladığı neo-liberal ekonomi politikalarının sonuçları olduğu görüşüne de bu bölümde yer vermektedir. “Özet ve Sonuç” başlıklı on üçüncü bölümde kitabın en başından beri işlenen konular merkez-çevre perspektifinden ele alınmakta ve genel bir değerlendirme sunmaktadır. İran’ın 1950’li yıllarda yaşadığı petrolün millîleştirilmesi ile nükleer programı karşılaştıran Torbat, iki olayda da görüldüğü gibi merkez ülkenin taleplerini, çevre ülkeye dikte ettiğine ve kabul edilmediği takdirde baskı, yaptırım veya diğer cezalandırma biçimleriyle taleplerini kabul etmeye mecbur bıraktığına işaret etmektedir. Nitekim yazara göre İslam Devrimi’ne kadar neredeyse tüm güçlü ülkelere taviz veren Şah, 1970’li yıllarda ortaya çıkan petrol fiyatları meselesi ve ABD politikalarına uymamasından ötürü kaybetmiş; nükleer konusunda da kendi politikasını sürdüren İran, bir dizi caydırma politikasıyla karşı karşıya kalmıştır. Bölümün sonunda ABD’nin İran’a uyguladığı baskıyı derinleştirdiğini belirten Torbat, ABD’yi İran’a karşı askerî bir operasyon konusunda uyarmaktadır: “İran’la yeni bir askerî çatışmaya girmek, bölgedeki halkın ABD’ye bakışını daha da ağırlaştıracaktır. Ayrıca bu tür herhangi bir ciddi çatışma, kendi ülkesinde popülerliğini yitirmekte olan müesses nizamın işine yarayacaktır.” (s. 325).

İran’ın yakın tarihini hem ekonomi hem de ABD-İngiltere-İran ilişkileri bağlamında kapsamlı ve akıcı bir şekilde anlatan kitap; uzun yıllar İran’da yaşayan ve orada eğitim alan, ardından yurt dışına çıkan ve ülkeyi dışardan gözlemleme fırsatı bulan bir İranlının bakış açısını yansıtması açısından kritik önem taşımaktadır. Zira Torbat, sürekli İran’ı suçlu bulan, eleştiren ve Batı müdahalesi olmadan İran’ın düzelmeyeceğini savunan alışagelmiş yaklaşımlardan farklı bir bakış açısı sunmakta ve mevcut sisteme karşı duruşuna rağmen ülkedeki gelişmeleri daha geniş bir çerçeveden değerlendirme yolunu seçmektedir. Üstelik yazarın benimsediği nispeten daha rasyonel olarak nitelendirilebilecek bu yaklaşımdan ötürü kitap, literatürde aynı konuları işleyen pek çok çalışmadan da ayrışmaktadır. Ancak İran tarihine damga vuran hemen hemen bütün olayların emperyalist ülkeler tarafından kendi çıkarlarını korumak amacıyla çıkarıldığını ve yönetildiğini iddia etmenin fazla komplocu bir yaklaşım olduğuna dikkat çekmekte fayda vardır.

İran-Güney Kore Krizi Çözülebilecek mi?

Merve Çakır

İran hükûmeti yedi ayın sonunda Güney Kore bankalarındaki petrol gelirlerine erişim hakkını kazanmış gibi görünse de bu sorunun tamamen çözüldüğüne yönelik somut bir kanıt bulunmamaktadır.