İran’da Siyasal Gelişimin Önündeki Engeller

01.07.2019
Esmatullah Surosh Asistan, Şiilik Koordinatörlüğü

İran’da Siyasal Gelişimin Önündeki Engeller (Mevani-i Tosie-yi Siyasi der İran)

Hüseyin Beşiriye, Gam-i Nov Yayınevi Tahran, 4. Baskı, 2003, 176 sayfa

ISBN: 964-7387-03-2

Kitap Pehlevi Dönemi İran’daki siyasal gelişimi ele almaktadır. Ancak bu dönemdeki siyasal gelişimin daha iyi anlaşılabilmesi adına Meşrutiyet Dönemi’ne de kısaca değinilmiştir. Hüseyin Beşiriye farklı siyasi grupların siyasete katılımlarını siyasi gelişmişlik olarak yorumlamaktadır. Bu bağlamda siyasi gelişmişliğin sağlanması için belirli kriterleri ön görmüştür. Söz konusu kriterler şu şekilde sıralanmıştır:

a) Toplumsal grupların örgütlenebilmesi,

b) Söz konusu grupların siyasi rekabetlere katılma özgürlüğüne sahip olması,

c) Siyasal yapı içerisindeki anlaşmazlıkların giderilmesi için bir mekanizmanın olması,

d) Siyasal yaşamın şiddetten arındırılması,

e) Siyasal istikrarın güçlendirilmesi amacıyla ayrımcılığa son verilmesi,

f) Siyasal uzlaşı ve rekabeti sağlayan meşru normların belirlenmesi.

Hüseyin Beşiriye söz konusu kriterleri dikkate alarak İran’da siyasal gelişmenin önündeki engelleri ağırlıklı olarak Pehlevi Dönemi üzerinden incelemektedir.

Modern İran’ın önde gelen siyaset bilimcilerinden olan Hüseyin Beşiriye, Tahran Üniversitesinde lisans eğitimini tamamladıktan sonra 1979 yılında İngiltere Essex Üniversitesinden yüksek lisan derecesini, 1982 yılındaysa Liverpool Üniversitesinden doktora derecesini almıştır. Beşiriye ülkesine döndükten sonra uzun süre Tahran Üniversitesinde Siyaset Bilimi ve Uluslararası ilişkiler alanında öğretim görevliliği yapmıştır. Yazar 2008 yılında Tahran Üniversitesinden atıldıktan sonra ABD’ye giderek Syracuse Üniversitesinde öğretim görevlisi olarak çalışmaya başlamıştır. Hâlihazırda Syracuse Üniversitesinde Siyasal Bilimler Fakültesinde öğretim görevlisi olarak çalışmaktadır. Beşiriye İran siyasal yapısı ve sosyolojisi üzerine pek çok eser kaleme almıştır. Ayrıca Jürgen Habermas ve Michel Foucault gibi önemli sosyologların kitaplarını da Farsçaya çevirmiştir. İlk olarak 1993 yılında kaleme aldığı Mevani-i Tosei-yi Siyasi der İran (İran’da Siyasal Gelişmenin Önündeki Engeller) başlıklı eseri alanıyla ilgili önemli bir referans kaynağı olmakla beraber İran’ın Kaçarlar ve Pehleviler Dönemi’ndeki siyasal ve sosyal yapısını anlamak için de okunması gereken bir çalışma niteliğindedir.

Kitap, konuyu kavramsal olarak anlayabilmek adına bir giriş niteliğinde olan “Kavramsal Çerçeve” bölümü dışında iki ana bölümden oluşmaktadır. Kavramsal Çerçeve kısmında Korelasyon ve Determinizm teorileri bağlamında “siyasal gelişmişlik mi ekonomik, kültürel ve diğer alanlardaki gelişmişliğe neden olur yoksa ekonomik veya diğer alanlardaki gelişmişlik mi siyasal gelişmişliğe neden olur?” sorusuna cevap aranmaktadır. Bu bağlamda her iki teorinin de savunucularının açıklamaları doğrultusunda bu soru cevaplandırılmaya çalışılmaktadır. Örneğin Korelasyon teorisini savunan S. M. Lipset, James Colman, Philips Cutright, Needler ve D. Simpsun gibi düşünürlerin eserlerinden alıntılar yapılarak ekonomik, eğitim, kültür ve diğer alanlardaki gelişmişlik ve siyasal gelişmişlik arasında doğru orantılı bir ilişkinin bulunduğu ortaya koyulmuştur. Teoriye göre toplumun bütün alanları birbiriyle etkileşim hâlinde olduğundan siyasal gelişmenin sağlanması için toplumun diğer alanlarında da gelişme sağlanması gerekmektedir. Buna karşılık D. A. Rustow, D. Lerner ve D. McCrone gibi Determinizm teorisinin savunucularıysa toplumun farklı alanlarındaki gelişmişliği arasında belirleyici bir bağlılık yerine neden sonuç ilişkisinin bulunduğunu ifade etmektedir. Konuyu örneklendirecek olursak şehirleşme sonucunda eğitim alanındaki gelişmişlik artarak iletişim alanındaki gelişme sağlanmakta ve tüm bunlar da siyasal gelişmişliğin önünü açmaktadır.

Yazar aynı şekilde siyasal gelişmenin tarihî geçmişine değinerek demokrasiyi burjuva sınıfının oluşması ve Protestanlığı bireylerin siyasal rekabeti açısından siyasal gelişim bağlamında iki dönüm noktası olarak değerlendirmiştir. Beşiriye tarihî meselelere atıfta bulunarak İran’da siyasal gelişimin önündeki engelleri üç ana başlık altında aşağıdaki şekilde sıralamaktadır:

A. Güç kaynaklarının tek mercide toplanması,

B. Toplumun yapısal olarak bölünmüşlüğü,

C. Egemen sınıfın ideolojisi.

Yazar siyasal gelişmenin teorik çerçevesini ve tarihî geçmişine bu şekilde değindikten sonra kitabın birinci bölümünde İran’ın siyasal yapısını ele almıştır. İran’ın tarihsel olarak siyasi geçmişine bakıldığında hep patrimonyal bir devlet yapısına sahiptir. Bundan dolayı kral her zaman en üst merci olmakla birlikte kralın hukuki bir sınırlaması da bulunmamaktadır. Ancak ülke içerisindeki aşiret reisleri, toprak ağları, tacirler ve ulema sınıfları sahip oldukları toplumsal güç nedeniyle krala karşı zaman zaman kısıtlayıcı güç olarak ortaya çıkmıştır. Bu nedenle Batı tarzı modern devlet inşası süreci Kaçarlar Dönemi’nde başarılı olamamıştır. Yazar Kaçarların son dönemlerinde rüşvet ve hatta devlet makamlarının satılmasına kadar varan yolsuzluk gibi hususların çoğalmasını da yönetimin patrimonyal yapısına bağlamaktadır. Kaçarların son döneminde merkezî yönetimin zafiyetinden dolayı yukarıda bahsedilen dört toplumsal sınıf daha da güçlenerek zaman zaman merkezî yönetimden bağımsız olarak hareket edebilmiştir. Nitekim bu dönemde siyasi gruplar da güçlenmiştir. Yazar Meşrutiyet Dönemi’yle sonuçlanan bu durumu siyasal gelişim açısından olumlu olarak değerlendirmiştir. Zira yazar açısından merkezî yönetimin güçlenmesi, siyasi rekabeti zayıflatmaktadır. Bu nedenle siyasal gelişme açısından olumsuz bir durum olarak nitelendirilmektedir.

Yazar, Kaçarlar Dönemi’nde başarısızlık gösteren modern devlet inşası ve bürokrasinin güçlendirilmesi çabalarının Pehlevi Dönemi’nde de devamlılık göstermeye çalıştığını aktarmaktadır. Rıza Şah’ın “Otokratik Devlet” yönündeki çabaları ilk olarak ordunun içerisinde yapmış olduğu düzenlemelerle başlamış ve bu bağlamda orduya daha fazla bütçe ayrılmıştır. Aynı şekilde ordunun modernize edilmesi de söz konusu olmuştur. Rıza Şah ülkenin farklı bölgelerinde güç sahibi olan aşiret reislerini merkezî hükûmete bağlamış, eğitim sistemini değiştirerek ulemanın toplum üzerindeki nüfuzunu azaltmıştır. Her ne kadar Rıza Şah’ın otokratik bir devlet inşa etme çabaları başarılı bir seyir izlemiş olsa da Muhammed Musaddık önderliğindeki milliyetçi hareketin güçlenmesi bu süreci aksatmış ve merkezî yönetimin güçsüzleşmesine neden olmuştur. Bu nedenle yazar tıpkı Meşrutiyet Dönemi’nde olduğu gibi Musaddık Dönemi’ni de siyasal gelişme açısından olumlu olarak değerlendirmiştir.

Ancak 1953 Darbesi sonucunda Musaddık yönetiminin düşürülmesiyle birlikte otokratik devlet inşası yönündeki çabalar yeniden gündeme gelmiştir. Muhammed Rıza Şah babasının aksine bu yöndeki düzenlemelere ilk olarak yürütme organından başlamıştır. Şah kendisiyle aynı çizgide hareket eden bir kabine oluşturarak yasama organı (meclis) üzerinde baskı kurmuştur. Meclisi feodalite yuvası olarak nitelendiren Şah, meclisin yönetimin yanında yer alması gerektiğini söylemiştir. Rıza Şah meclisi ele geçirdikten sonra ilk olarak orduya yönelik kararlar almıştır. Nitekim bu bağlamda 33 tümgeneral ve 270 albay emekli edilmiştir. Böylece orduyu da ele geçiren Şah, otokratik bir devlet anlayışını ülkeye hâkim kılmıştır. Pehlevilerin her iki döneminde de otokratik bir devlet inşa etme süreci yazar tarafından siyasal gelişme açısından olumsuz olarak değerlendirilmiştir.

Yazar, Muhammed Rıza Şah’ın kurmuş olduğu otokratik devlette siyasi parti, ordu ve petrol gelirlerinin birer araç olarak kullanıldığını ileri sürmektedir. Bu bağlamda Hezb-i İran-i Novin/Yeni İran Partisi önemli bir faktör olmuştur. Zira Hezb-i İran-i Novin sendikalar ve pek çok devlet kurum ve kuruluşlarını gözlemlemekteydi. Orduya bakıldığındaysa ülke bütçesinin neredeyse üçte biri bu alana ayrılmaktaydı. Dolayısıyla bu dönemde ülkede bulunan yabancı uzmanlarının yarısı orduda istihdam edilirken yurt dışından da sofistike silahlar ithal edilmiştir. Ayrıca petrol gelirlerinin artmasıyla Şah, petrolü kendi kontrolü altında tutmaya başlamıştır. Nitekim İran Millî Petrol Şirketinin sorumlusu doğrudan Şah tarafından atanmaktaydı. Beşiriye’ye göre otokratik devletin kurulması iki önemli sonuç doğurmuştur. Bu sonuçlardan ilki, otokratik devletin sahip olduğu kısıtlayıcı yapısı neticesinde gayriresmî ve kişisel bağlantıların güçlenmesidir. Öyle ki bazı durumlarda bu bağlantılar devlet içerisinde örtük faaliyetlerde de bulunabilmektedir. İkinci olarak otokratik devletin kırılgan yapıya sahip olması nedeniyle serbest rekabet çerçevesinde bağımsız partilerin oluşmasını izin vermesi yerine alternatif parti kurma yoluna gidilmesidir. Nitekim Hezb-i İran-i Nevin Partisi de bu bağlamda değerlendirilmiştir.

Kitabın ikinci ana bölümünde ise İran’ın politik kültürü ve toplumsal bölünmüşlüğü ele alınmıştır. Bu bağlamda yazar İran’ın toplumsal bölünmüşlüğünü sınıfsal, etniksel, bölgesel, mezhepsel ve dilsel farklılıklar olarak değerlendirmiştir. Beşiriye’ye göre toplumsal bölünmüşlüğe sebebiyet veren unsurlardan biri Batı medeniyetine ve İslam medeniyetine olan yönelimdir. Aynı şekilde düşünce akımı olarak gelenekselcilik ve yenilikçilik de ihtilaflı iki akım olarak ele alınmıştır. Ancak kitabın ilk bölümlerinde de zikredildiği üzere toplumsal bölünmüşlüğün siyasal gelişmeye bir engel olarak değerlendirildiği de unutulmaması gereken bir husustur. Beşiriye’ye göre İslam medeniyetinin İran’a gelmesiyle eski İran medeniyeti ve İslam medeniyeti arasında da buna benzer uyuşmazlıklar olması hasebiyle toplumun uyum sağlaması yüzyılları bulmuştur. Şiiliğin kökü itibariyle siyasi bir mezhep olmasından dolayı Safeviler Dönemi’nde bu uyum daha rahat sağlanmıştır. Ancak 20. yüzyılda modernleşme ve Batı kültürünün İran coğrafyasında nüfuz etmesine dinî değerleri savunan gelenekselci kesim karşı çıkmıştır. Nitekim İslam Devrimi’ne de bu açıdan bakmak mümkündür. Beşiriye bu bölümde Şiiliğin nasıl siyasi bir akıma dönüştüğünü de anlatmaktadır.

İkinci bölümünün devamında ise İran’ın politik kültürü incelenmiştir. Burada İran’da bir patronaj kültürünün hâkim olduğu ileri sürülmüştür. Bu kültürün kaynağı da İran toplumunun patrimonyal yapısı ve iktidarın dikey şekilde dağılması olarak gösterilmiştir. İran toplumu krala kutsallık atfederken kral halkı tebaası olarak görmektedir. Dolayısıyla toplum iktidara karşı çıkmak yerine daha yakın olmayı tercih etmiştir. Bu durum İran toplumunda siyasete karşı kötümserlik, siyasilerin birbirine olan güvensizliği ve suiistimal gibi sonuçlar doğurmuştur.

Sonuç itibariyle İran’ın tarihî boyunca sahip olduğu patrimonyal yapısı ve buna bağlı olarak gücün tek mercide toplanması, İran’ın içinde barındırdığı farklılıklar ve toplumun homojen bir yapıda olmaması, İran’da iktidarı elinde bulunduran sınıfın ideolojisi ve buna bağlı olarak toplumda oluşan politik kültür siyasal gelişimin önündeki engeller olarak nitelendirilmiştir.

Mevani-i Tosie-yi Siyasi der İran (İran’da Siyasal Gelişmenin Önündeki Engeller) adlı bu eser İran yakın tarihini 19.y yüzyıl. ve 20. yüzyıl) sosyolojik ve siyasi bir bakış açısıyla anlayabilmek adına son derece elverişli bir kaynak niteliğindedir.

İran’ın Bir Dış Politika Enstrümanı Olarak Erbâin Merasimi

Esmatullah Surosh

Şeriat sistemi üzerine kurulu olan İran İslam Cumhuriyeti, ideolojik tarihî dönüm noktalarını günümüz koşullarına uygun bir biçimde yorumlayıp bunları çıkarları doğrultusunda kullanmaktadır.