İran’da Son Günlerde Yaşanan Protestolar

Durumlarından hoşnutsuz meslek gruplarının da sokağa dökülmesiyle İran, çok katmanlı ve dağınık bir kitlesel gösteriler sarmalına girmiştir.

İran, son yıllarda şiddetini gittikçe artıran bir dizi krizle mücadele etmektedir. Öyle ki bu krizlerin her biri bir diğerinden bağımsız olmadığı gibi kendi içinde de girift ve kolay açıklanamayacak bir yapıya sahiptir. Örneğin yıllardır inişli çıkışlı bir şekilde ilerleyen nükleer müzakereler hâlihazırda başlı başına bir meseledir. Hâl böyleyken süreç boyunca İran’a uygulanan ambargolar ile tatbik edilen ekonomik baskı, günden güne toplumun her katmanında kendini hissettirmektedir. Keza ambargolar ve ABD’nin Nükleer Anlaşma’dan çekilmesiyle birlikte uluslararası ilişkiler düzeyinde aktörler arasında oluşan karşılıklı güvensizlik ortamı da ülkedeki politika yapım süreçlerine sirayet etmektedir. 

Ülkedeki fiyatların birkaç yıl içerisinde astronomik ölçüde pahalılaşması ve buna karşı halkın alım gücünün günden güne zayıflamasıyla birlikte İran’da çeşitli meslek gruplarından ve toplumsal katmanlardan bazı gruplar protestolara başlamıştır. Esasında benzin zamlarına karşı yaşanan ya da 2020 boyunca Isfahan başta olmak üzere çeşitli illerde irili ufaklı gerçekleşen öğretmen protestoları gibi olaylar, bugüne değin çeşitli yoğunluklarda süregelmiştir. Geçen sene özellikle Huzistan’da su krizi sebebiyle yaşanan protestolarla birlikte su yönetişimi konusu da ciddi meselelerden biri olarak İbrahim Reisi hükûmetinin önünde durur hâle gelmiştir. 

Hükûmetin gıda maddelerine yönelik uyguladığı sübvansiyonları kesme kararının ardından mayıs ayının başından bu yana çeşitli şehirlerde gösteriler yaygınlaşmaya başlamıştır. Güvenlik güçlerinin bu gösterilere müdahalesi sonucunda en az beş kişi hayatını kaybetmiştir. Bütün bunlar yaşanırken Huzistan’da 10 katlı bir binanın çöküşüyle birlikte 40’tan fazla kişi ölmüş ve ülkede yaşanan ihmal ve yolsuzluklar yeniden toplumun gündemine gelmiştir. 

Bugün gelinen noktada ise İran, bütün bunların harmanlanması olarak adlandırılabilecek bir durumla karşı karşıyadır. Ne var ki bu kez yaşananlar spesifik bir konuda kitlesel bir gösteri değildir. Yukarıda sayılan gelişmelere ek olarak hâlihazırda durumlarından hoşnutsuz meslek gruplarının da sokağa dökülmesiyle İran, çok katmanlı ve dağınık bir kitlesel gösteriler sarmalına girmiştir. İşçi sendikalarından emeklilere, çarşı esnafından öğretmenlere hatta cep telefonu satıcılarına kadar birçok meslek grubundan insan, sokaklarda hak arayışı içine girmiş durumdadır. Örneğin cep telefonu bayisi sahipleri 15 Haziran’da Isfahan Necefabad’da para politikalarındaki istikrarsızlık ve dolar karşısında tümenin değer yitirmesiyle zor duruma düştüklerini ve kepenk kapatmak zorunda kaldıklarını söyleyerek yürüyüş yapmışlardır. Benzer protestolar Arak, Kazerun ve Minab’da da yaşanmıştır. Aynı şekilde hükûmet ve kolluk güçleri tarafından alınan bütün sert tedbirlere karşın öğretmenler de kendi özlük hakları ve maaş iyileştirmeleri sebebiyle ülkenin birçok yerinde sokaklara dökülmüş durumdadır.
Ortada yekûn bir yığının olmayışı, her ne kadar benzer sebeplerden kaynaklansa da taleplerin farklı farklı oluşu gibi konular, İran’da hükûmeti oldukça zorlayan bir faktör olarak durmaktadır. Bu derece yaygın ve çok yönlü şekilde süregelen protestolara karşı kolluk güçleri oldukça sert tedbirler almakta ve birçok tutuklama gerçekleştirmektedir. Konuyla ilgili Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Yüksek Komisyonu bir rapor yayımlamış ve yaşanabilecek hak ihlalleri için kaygılarını dile getirmiştir

Yaşanan son Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde yüksek bir katılım oranının olmaması, halkın seçimlerin bir şeyi değiştirebileceğine dair olan inançlarını yitirmeleriyle açıklanabilir. Hâl böyleyken Reisi hükûmetinin ekonomik yaptırımlara karşı koyma ve yaşam koşullarını iyileştireceğine dair verdiği seçim vaatlerini yerine getirememesi; Nükleer Anlaşma’da ilerleme sağlanamaması; ülkede yaşanan suikastların ve Abadan’daki binanın çöküşü gibi konuların toplumun morali üzerindeki olumsuz etkileri ile ekonomik açmazlar bu umutsuzluk hâlini beslemekte ve insanları sokağa yöneltmektedir. Nitekim aynı BM raporunda “İran’da anlamlı katılım kanallarının noksanlığı sebebiyle barışçıl protestolar, bireylerin ve grupların kendisini ifade etmesinin tek yoludur.” ifadesi geçmektedir.

Mevcut tabloya bakıldığında söz konusu gösterilerin süreceği öngörülebilir ancak çatışmaların şiddetinin ne boyutta olacağını kestirmek pek olası değildir. Eğer bu protestolara müesses nizam tarafından son günlerde yaşanan ve güvenlik zafiyeti içeren olayların perspektifinden bakılırsa bütün bu protestolar etki ajanları eliyle gerçekleştiriliyor olarak değerlendirebilir ve halkın taleplerinin karşılanmasında sorunlar yaşanabilir. Hâlihazırda yer yer sistem karşıtı sloganların atılmaya başlandığı protestolara karşı böylesi bir yaklaşım sergilenmesinin, mevcut açmazları daha da sıkıntıya sokacağı ortadadır. 
 

İran ve Yunanistan Kamuoyunda Tanker Krizinin Yansımaları

Oral Toğa

İran ile Yunanistan arasındaki tanker meselesi, Yunanistan’ın Orta Doğu’da varlık göstermek adına Arap dünyasıyla birçok alanda iş birliği geliştirmeye çalıştığı bir dönemde vuku bulmuştur.

İran’da Yeni Casusluk Tartışması: Catherine Shakdam Olayı

Oral Toğa

Catherine Shakdam olayının, Fahrizade suikastından Natanz’a kadar birçok noktada İran’da yaşanan psikolojik yenilgiyi körüklediği yorumu yapılabilir.