İran’da Üniversiteler ve Siyaset

Mehmet Koç İç Politika Uzmanı

Öğrenci hareketi İran siyasal yaşamında belirleyici dinamiklerden birine dönüşmüş durumdadır.

Ortadoğu’nun en kalabalık nüfusuna sahip ülkelerinden birisi durumundaki İran, aynı zamanda gençlerin nüfustaki yüksek oranıyla da ön plana çıkmaktadır. Bu durum benzer şartları paylaşan ülkelerde olduğu gibi İran’ı da her aşamadaki eğitim politikaları konusunda sürekli yeni durum ve sorunlarla karşı karşıya bırakmaktadır. Özellikle yüksek eğitim konusu, ülkede gündemin üst sıralarında yer almaktadır.

İran’da üniversiteler, Yüksek Öğrenim Teşkilatı yerine bakanlık tarafından yönetilmektedir. Ülkede 18 üyeli kabine üyelerinden Bilim, Araştırma ve Teknoloji Bakanı, yüksek öğretimden de sorumludur. 19 Mayıs 2017’de ikinci bir dönem için seçmenden vize alan Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani, bakan adaylarını parlamentoya sunmaya hazırlanırken söz konusu bakanlık için öngördüğü isim son anda görevi kabul etmeyince bu bakanlık için isim önerilmeden güvenoyuna gidilmişti. Diğer 17 bakandan Enerji Bakanlığı için önerilen Habibullah Bîtaraf da güvenoyu alamayınca yeni hükümet iki eksik bakanla görevine başlamıştı. Hükümet görevine başladıktan 2 ay sonra, iddialara göre, Ruhani’nin Bilim, Araştırma ve Teknoloji Bakanlığı için önerdiği ondan fazla ismi kabul etmeyen Hamenei, İbni Sina Üniversitesi Rektörü Mansur Gulami’nin adaylığını onaylayınca bu isim parlamentoya sunulmuştur.

Gulami 29 Ekim’de parlamentodan güvenoyu alarak görevine başlamıştır. Yeni bakan yaptığı ilk açıklamada üniversitelerin “İslamileştirilmesine” yönelik politikalarının öncelik listesinde üst sırada yer aldığını belirtmiştir. Bakan ayrıca, üniversitelerde faaliyet gösteren öğrenci derneklerinin faaliyetlerine, yasalar çerçevesinde yapılması şartıyla, herhangi bir kısıtlanma getirilmeyeceğini de vurgulamıştır. Doğrusu bakanlık için isim belirlenmesinde yaşanan gecikmenin ardında bu iki mesele yatmaktaydı. Daha da önemlisi, Cumhurbaşkanı Ruhani’nin demeçlerinden, Gulami’yi bu bakanlığa pek isteyerek getirmediği anlaşılmaktadır. Şöyle ki Ruhani, üniversitelerin özgürlüğünü ve öğrencilerin güvenliğini pazarlık konusu etmeyeceğini bakana iletmek zorunda kalmıştır.

Ruhani’nin işaret ettiği bu iki husus, üniversitelerdeki göreceli özgürlüğün de risk altında olduğunu gösterirken, aynı zamanda öğrencilerin kimden korunması gerektiği sorusunu da akla getirmektedir. Zira 1999 yılında Tahran Üniversitesi merkezli başlayan ve ülke geneline yayılan olayların bastırılmasında kolluk kuvvetlerinden çok, Ensar-ı Hizbullah ve Besic Teşkilatı’na mensup paramiliterler ön plana çıkmıştır. Dahası 2009 yılında yaşanan olaylarının ardından da aykırı düşüncelere sahip oldukları gerekçesiyle birçok akademisyen üniversitelerden atılırken, üniversitelerdeki öğrenci teşkilatlarına da ciddi kısıtlamalar getirilmişti. Diğer bir ifadeyle İran İslam Cumhuriyeti’nin kırk yılı bulan tarihi boyunca sürdürülen üniversiteleri “İslamileştirme” politikaları beklenen neticeyi vermediğinden bu konu, ülkedeki müesses nizam için önemli bir soruna dönüşmüş bulunmaktadır.

İran’da 1979 Devrimi sonrasında üniversitelerin “İslamileştirilmesini” de kapsayan amaçlar için devreye sokulan Kültür Devrimi çerçevesinde üniversiteler üç yıl süreyle kapatılarak müfredatın revize edilmesine rağmen, bugün gelinen nokta itibariyle bu politikaların pek başarılı olamadığı ortaya çıkmıştır. Eğitim konusunda klasik İslami eğitimin dışında bir deneyimleri olmayan ulema sınıfının, ilkokuldan yüksek öğrenime kadar modern eğitim kurumlarını dönüştürme çabaları başarılı olamamıştır. 1999 ve 2009 olayları, yeni inşa edilen devletin ideolojik temellerinin toplum tarafından sorgulandığını ortaya koymuştur. Rejimin meşruiyet krizi olarak da değerlendirilen her iki olayda üniversite öğrencilerinin belirgin rol oynadığı görülmüştür.

Öğrenci hareketi, İran siyasal yaşamında belirleyici dinamiklerden birine dönüşmüş durumdadır. Bunun önemli nedenlerinden birisi, devrim öncesi ve sonrasında egemen otoriter siyasi atmosferde, siyasi partilerin faaliyetlerine kısıtlama getirilmesi ya da bu yapıların tümden kapatılması nedeniyle partilerin siyasal yaşamda kalıcı bir statüye kavuşamamalarıdır. Bu durum parti ve seçmen arasında sürekli bir bağ ve güvenin oluşmasını da engellemektedir. Dönemsel olarak ortaya çıkan partiler kısa bir süre sonra onları ortaya çıkaran özel koşulların değişmesiyle etkilerini yitirmekte ya da devletin engellemeleriyle karşı karşıya kalmaktadır. Bu nedenle partilerin misyonunu önemli oranda üniversiteler ve öğrenci hareketleri üstlenmiş durumdadır.  

İran’ın yüksek öğretiminde gözlemlenen sorunların kayda değer başka sonuçları da vardır. İslami ve modern eğitim yaklaşımları sonucunda ülkede hâkim hâle gelen ikili eğitim sistemi, aynı zamanda iki farklı dinamik gücün rekabetini sosyo-politik alana taşımıştır. Kum merkezli klasik İslami eğitimi ülkenin örgün eğitim sistemine dönüştüremeyen din adamları ile dinin doğrudan müdahale etmediği bir eğitim anlayışından yana olan aydınlar arasındaki tarihsel mücadele, İran’da hâlâ canlılığını korumaktadır. Söz konusu farklılıktan doğan farklı insan modelleri arasındaki bu mücadele, İran siyasetinin temel dinamiklerindendir. Bir kesim ülkenin sorunlarını modern teoriler bağlamında değerlendirirken ve ülkenin temel politikaları konusunda müesses nizamı sorgulayan bir yaklaşım sergilerken, diğer kesim dini ve ulusal çıkarları sentezlemeye çalışan egemen anlayışın yaklaşımlarını topluma kabul ettirmeye çabalamaktadır.

Diğer yandan yapılan araştırmalar, İran’da ilkokuldan üniversiteye kadar ilerleyen eğitim sürecinde öğrencilerin giderek sekülerleştiğini ortaya koymaktadır. Rejime kadro yetiştiren Kum’daki İslami eğitim merkezleri ve medreseler ile karma eğitim veren bazı üniversite ve yüksek öğretim kurumları da giderek modern eğitim yöntemleri ve anlayışlarının etkisinde kalmaktadır. Klasik dini eğitim kurumlarının en önemli çıkmazı, modern dönem toplumsal ve siyasal sorunların çözümüne ilişkin teknik bilgiden yoksun olmalarıdır. Modern eğitim kurumlarının ise sahip oldukları avantajı kullanarak ekonomik, toplumsal ve kültürel alanlarda daha etkin şekilde topluma yön verdiği görülmektedir. Bu durum doğal olarak siyasette de değişim taleplerini kaçınılmaz kılmaktadır.

2009 olaylarının ardından üniversitelerin durumunu sorgulayan Devrim Rehberi Hamenei, sosyal bilimlerin Batılı eğitim müfredatına uygun eğitim vermekle eleştirmiş ve Kültür Devrimi Konseyi’ne bu durumu gözden geçirme talimatı vermiştir. Ayrıca Hamenei, üniversitelerde öğretim gören öğrencilerin %60’ının sosyal bilimler alanında eğitim almalarının gereksiz olduğunu savunmuştur. 2009 yılından sonra öğrenci hareketini ve üniversiteleri siyaseten pasifize etmek amacıyla bazı politikalar hayata geçirilmiştir. Üniversitelerdeki öğrenci örgütlenmelerinin faaliyetleri önemli oranda kısıtlanırken teorik anlamda reformistlerin fikir babaları diye tanınan bazı akademisyenler de tasfiye edilmiştir.

Sonuç olarak, Ortadoğu’da yaşanan son gelişmeler, bölgede devlet-millet ilişkilerini tartışmalı hâle getirmiştir. Bütün bunlara İran’da giderek şiddetini artıran ekonomik sorunlar ve özellikle eğitimli kesim arasında artan işsizlik oranları eklendiğinde ülkedeki üniversitelerin ve öğrenci hareketlerinin yeni bir toplumsal-siyasal harekete öncülük etme potansiyelinin yüksek olduğu söylenebilir. Bilim, Araştırma ve Teknoloji Bakanlığı’na isim belirlenmesinde yaşanan gecikme ve Ruhani’nin Gulami’ye uyarılarını bu bağlamda değerlendirmek gerekir. Kuşkusuz kritik bu sorunu sadece bir bakanla kontrol altında tutabilmek mümkün değildir. Müesses Nizam, daha önce bu amaçla gerek kitlesel hareketlere müdahale yetkisine sahip Devrim Muhafızları’nın ilgili birimlerinde ve gerekse de söz konusu birimlere yardımcı olacak Besic Teşkilatı’nın yönetim kadrolarında birtakım değişikliklere gitmiştir. Özellikle 2009 olaylarından sonra benzer olayların tekrarlanmasına karşı hazırlıklı olmak amacıyla “şehir ayaklanmalarını bastırma tatbikatları” yapan bu birimler, zaman kaybetmeden yeni tatbikatlar gerçekleştirmişlerdir. Tüm bu çabalar, İran’ın içeride karşı karşıya olduğu riskli gelişmelerin potansiyelini göstermektedir.

Besic Teşkilatı, Kültür Devrimi, öğrenci hareketleri

İran-Suudi Rekabetinin Lübnan’a Etkileri

Mehmet Koç

Son 5-6 yılda Irak, Suriye ve Yemen’de izlediği politikalar İran’ın elindeki kartları sonuna kadar kullanmaktan çekinmediğini kanıtlamıştır.