İran’daki Düşünce Kuruluşlarının Rusya-Ukrayna Savaşı’na Bakışı

İran’daki düşünce kuruluşlarında çıkan analizlerin, Rusya-Ukrayna arasındaki sorunları; tarihsel, psikolojik ve ideolojik boyutlarıyla değil, genel olarak reelpolitik boyutuyla ele aldığı görülmektedir.

Rusya’nın Ukrayna’yı işgal etmek amacıyla 24 Şubat’ta başlattığı saldırı, İran’da siyaset ve medyanın yanı sıra düşünce kuruluşlarında da kapsamlı bir şekilde yankı bulmuştur. İran’ın uluslararası alanda ve özellikle Orta Doğu’da Rusya ile geliştirdiği ikili ilişkiler, bu ülkedeki resmî kurum ve kişilerin Moskova’nın işgal girişimine destek mahiyetinde açıklamalarda bulunmasına sebep olmuştur. Batılı bazı ülkeleri ve NATO’yu İran için bir tehdit olarak gören Tahran yönetimi, Rusya’ya karşı cephe alan söz konusu ülkeleri, Rusya-Ukrayna Savaşı’nın müsebbibi olarak görmektedir. Çeşitli düşünce kuruluşlarında çıkan yazılarda ise konuya daha geniş bir perspektiften bakılmış ve Tahran yönetiminin aksine Rusya’yı suçlayanlar da olmuştur. Bu kapsamda önde gelen düşünce kuruluşlarında Rusya-Ukrayna Savaşı ile ilgili çıkan yazı ve analizler genel olarak üç başlık altında toplanabilir: Rusya’yı işgale iten sebepler ve sonuçlarını irdeleyenler, bu savaşın uluslararası sisteme etkisine odaklananlar, Rusya’ya yönelik yaptırımları ve İran’ın önündeki fırsatları önemseyenler. 

Rusya’yı İşgale İten Sebepler ve Sonuçları

24 Şubat’ta Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in, “Ukrayna’nın askerden ve Nazizm’den arındırılması” amacıyla başlattığı savaş, tüm dünyanın gündemine oturmuştur. İran düşünce kuruluşlarında bu savaşla ilgili çok sayıda makale ve analiz yayımlanmıştır. Ali Kuli Cokar, Uluslararası Barış Çalışmaları Merkezinde yayımlanan “Rusya-Ukrayna Savaşı’nın Uluslararası Sistem Üzerindeki Olası Sonuçlarının Araştırılması” başlıklı yazısında, Rusya’nın Ukrayna’ya karşı savaşının amaçlarını, nedenlerini ve uluslararası sistem üzerindeki olası sonuçlarını açıklamak için bu savaşın farklı perspektiflerden analiz edilmesi gerektiğini belirtmiştir. Cokar’a göre Moskova, NATO ve Avrupa ülkelerine defalarca eski Sovyet ülkelerinin Batı menşeli askerî ve siyasi ittifakların içine dâhil edilmemesi gerektiği uyarısında bulunarak sınırlarında NATO’nun olmasını istemediğini her fırsatta belirtmiştir. Buna rağmen NATO ve Avrupa Birliği (AB) eski Sovyet ülkelerine destek vermiş hatta Rus yanlısı hükûmetlere karşı “renkli devrimler” yaptırarak Batı yanlısı iktidarların başa gelmesini sağlamıştır. Yazara göre Batı, Rusya’yı Ukrayna Savaşı’na çekerek yıpratmak istemektedir ve Ukrayna’yı da Suriyeleştirme amacındadır. Böylece Batı, Rusya’ya karşı hem yaptırımlar uygulayacak hem de bu ülke, uluslararası kamuoyu nezdinde izole edilerek ülkenin her yönüyle zayıflamasını sağlayacaktır

Masume Muhammedi’nin Uluslararası Barış Çalışmaları Merkezinde yayımlanan “Ukrayna Krizinin Orta Doğu’ya Etkisi” başlıklı yazısına göre Rusya’nın Ukrayna’ya müdahalesi tamamen mecburi bir durumdur ve bu da Batı’nın yanlış politikasının bir sonucudur. Rusya’nın girişimi de bu mücbir duruma karşı koymaktan başka bir şey değildir. Batılı politikacılar doğru ve bilinçli adımlar atarak bu savaşı önleyebilirlerdi. Bu adımlardan en önemlisi Ukrayna’nın NATO’ya üye olmayacağını garanti etmekti. Ancak ABD, Rusya’ya garanti vermeyerek Rusya ile Ukrayna arasında savaş çıkmasını sağladı. ABD ve Avrupa’nın Rusya’ya neden böyle bir garanti vermediği çok açık çünkü ABD, Rusya’ya ve halkına yaptırım uygulayarak Rusya’yı zayıf düşürme niyetindedir

Cavid Kurbanoğlu’nun İran Diplomasi sitesinde yayımlanan “Kaybeden At Üzerine Bahse Girmeyelim” başlıklı yazısında, ABD-Rusya makro rekabet stratejisinde, bu savaşın Putin’in stratejik hatası olduğunu ve Beyaz Saray’ın, Rusya’yı ve Putin’i dizginlemek için önemli bir fırsat yakaladığını belirtmiştir

Ali İhvan’ın İran ve Avrasya Araştırmalar Enstitüsünde yayımlanan “Rus-Ukrayna İhtilafının Tarihî ve Kültürel Kökleri” başlıklı yazısında Rusya’nın başlattığı savaşın Ukrayna halkını birleştireceğini ve bu birleşmenin de ülkenin Batılılaşmasını sağlayacağını belirterek, “Rusya’nın Ukrayna’daki askerî müdahalesi başarılı olsa bile, Putin’in önündeki en büyük sorun Ukrayna halkını kazanmak olacaktır.” ifadelerini kullanmıştır

Rusya-Ukrayna Savaşı’nın Uluslararası Sisteme Etkisi

Ali Kuli Cokar yazısında, Rusya-Ukrayna Savaşı’nın sona ermesinden sonra uluslararası ilişkiler için iki olası senaryo öne sürmektedir. İlki, savaşta galip gelen zayıf bir Rusya senaryosu; bu senaryoya göre hem savaşın getirdiği maliyet hem de Batı tarafından gerçekleşecek yaptırımlar dünya ticaretine entegre olan Rusya’ya ciddi ekonomik zarar verecektir. Ayrıca bağımsız bir ülkeyi işgale kalkışmasından dolayı uluslararası alanda siyasi ve diplomatik izolasyona uğratılacaktır. Bu senaryoda galip bir Rusya, aslında mağlup olmuş olacak ve bu da uluslararası sistemde Rusya’nın yerini sarsacaktır. İkincisi, bu savaşta galip gelen ve sonuçlarını iyi yöneten bir Rusya senaryosu; Rusya hem savaşı kazanıp hem iyi yönetebilirse bu sonuç, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana dünyada meydana gelen en önemli gelişmelerden biri olabilir. Çünkü bu zafer, uluslararası sistemi ve yöneten aktörleri temelden değiştirebilir. Böyle bir sonuç, Batı hegemonyasını ciddi bir şekilde sarsabilir.


Ebulfazl Bazergan’ın Orta Doğu Bilimsel Araştırma ve Stratejik İncelemeler Merkezinde yayımlanan “Ukrayna Krizinin Tahran’a Sağladığı Fırsatlar” başlıklı yazısında yazar, “Ukrayna krizi bize uluslararası bir düzene geçişin bittiğini ve yeni bir düzene girdiğimizi yani son on yıldır bocalayan tek kutuplu Amerikan düzeninin artık nesnel bir gerçeklik olmadığını gösteriyor.” ifadelerini kullandı. Yazar ABD, Çin ve Rusya arasında dengesiz bir üçlü düzene girildiğini ve Rusya’nın kendi çıkarlarını güvence altına almak için Ukrayna’ya müdahalede bulunmaya çalıştığını ve bu duruma ABD'nin karşılık veremediği bir sürece girildiğinin altını çizmiştir. Ayrıca yakında Tayvan’da Çin ve ABD arasında, hatta daha büyük ölçekte görülmesi çok muhtemel bir güç mücadelesine de şahit olunacağını belirterek, tüm bunların, sadece üç kutuplu bir düzene girilmediğinin, aynı zamanda yeni bir Soğuk Savaş dönemine girildiğinin de göstergesi olduğunu ifade etmiştir

Sina Emadi’nin İran Diplomasi sitesinde yayınlanan “Ukrayna Krizi ve Uluslararası Düzenin Geleceği” başlıklı yazsında, Ukrayna krizindeki önemli noktanın, Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik işgal girişimini sadece mevcut uluslararası düzenin ihlali olmadığını, daha da önemlisi Batı’nın bu ülkeye ve genel olarak Doğu Avrupa’ya empoze etmeye çalıştığı kimliğe meydan okuma olduğunun altını çizmektedir. Emadi’ye göre Rusya, şu anda başka bir tarafsız ülkeye saldırmış olsaydı, buna yalnızca uluslararası düzenin kuralının ihlali olarak tepki gösterilirdi ve Batı kimliğine meydan okuma olarak yorumlanmazdı. Yazara göre Batı’nın bu kadar gürültü yapmasının sebebi uluslararası düzenin ihlalinden değil, aksine bu savaşın, Batı kimliğine karşı bir meydan okuma olmasından kaynaklanmaktadır. 

Rusya’ya Yönelik Yaptırımlar ve İran’ın Önündeki Fırsatlar

İran ve Avrasya Araştırmaları Enstitüsünün Hasan Bihiştipur ile yaptığı söyleşide Bihiştipur; Rusya ekonomisi uluslararası ekonomiye entegre ve uluslararası ekonomiye entegre olmayan İran’ın aksine Rusya, Dünya Ticaret Örgütüne katıldığından beri büyük güç kazanmıştır dolayısıyla yaptırımların ülke üzerinde büyük etkisi olacaktır. Ayrıca Rusya, en büyük kozu olan enerji alanında da yaptırımlarla karşı karşıya kalırsa bu durum Rusya ekonomisini felç edecektir. Masume Muhammedi’ye göre Rusya-Ukrayna Savaşı’nın etkileyeceği en önemli konu enerji olacaktır. Rusya tamamen Batı yaptırımları altında kalırsa enerji ekonomisinin %60’ını kaybedecek; Katar, Suudi Arabistan ve İran gibi ülkeler Avrupa pazarında petrol ve gaz konusunda Rusya’nın yerini alabilecektir.

İran Sanayi, Ticaret ve Tarım Odası Araştırma Merkezi tarafından yayımlanan “Ukrayna Krizinin İran Ekonomisi İçin Fırsatları ve Tehditleri” başlıklı rapora göre İran’ın, dünya pazarındaki petrol arzını artırma potansiyeli göz önüne alındığında, İran kesinlikle Rus petrolüne ana alternatiflerden biri olarak kabul edilebilir. İran ve Rusya’nın ekonomik yapısındaki benzerlikler nedeniyle İran ihracatı, AB pazarındaki Rus yaptırımlarının yerini alacak büyük bir potansiyele sahiptir. Diğer taraftan Avrupa’nın Rusya’ya uyguladığı yaptırımlar nedeniyle Rusya pazarı AB mallarından yoksun kalacaktır. Bu da İran’ın, Rusya pazarında daha aktif bir rol oynaması için iyi bir fırsattır

Sonuç itibarıyla müesses nizama yakın düşünce kuruluşları konuyu güvenlik zaviyesinden değerlendirmekte ve savaşın, NATO tarafından kışkırtıldığını ve Rusya’nın bu savaşa itildiğinin altını çizmektedir. Diğer bir kesim ise Rusya’nın savaşı başlatarak büyük bir hata yaptığını ve ambargolar nedeniyle zor duruma düşeceğini ve İran’ın “kaybeden tarafta yer almaması gerektiğini” savunmaktadır. Öteki kesim de İran’ın önüne gelen bu fırsatı kendi çıkarları açısından değerlendirmesi gerektiğini belirtmektedir. Söz konusu düşünce kuruluşlarının analizlerine genel olarak bakıldığında İran’da artık düşünce tekelinin reelpolitike indirgendiği ve sorunların tarihsel, psikolojik ve ideolojik boyutlarına dönük yorumların geri planda kaldığı görülmektedir. 

Besic Kadın Kollarının İran Sosyopolitik Yaşamındaki Rolü

Ahmad Jawid Türkoğlu

Humeyni’nin 26 Kasım 1979 tarihli talimatıyla “Ulusal Besic Teşkilatı” adı altında kurulan Besic Teşkilatı, İran-Irak Savaşı’nın başlamasıyla birlikte gönüllülere askerî eğitim başta olmak üzere örgütlenme konusunda öncülük etmiştir.

İran’da Müçtehit Olma Zorunluluğu Olan Makamlar

Ahmad Jawid Türkoğlu

İran yasaları 99 makam sahibinin müçtehit olmasını şart koşmaktadır. Anayasada belirtilen 10 makamın mutlak müçtehit, diğer yasalarda belirtilen makamların mütecezzi müçtehit olması gerekmektedir.