İran’daki Protestoların Sosyopolitik Gerekçeleri

Umut Başar Kıdemli Uzman, Kültür ve Toplum

İran’daki toplumsal gerilim, büyük meydan okumaların önünü almak maksadıyla kontrollü bir şekilde boşaltılmıyorsa sokağa çıkmakta genelde çekimser davranan İran toplumu için psikolojik barikatların artık yıkıldığı anlaşılmaktadır.

İran’da hükûmetin bir süredir gündeminde olan akaryakıt zammını 15 Kasım 2019 tarihinde hayata geçirmesi, birkaç gündür devam eden ve yer yer şiddete evirilen sokak gösterilerinin tetikleyicisi oldu. Gösterilerin büyük şehirlere yayılmasından hemen sonra güvenlik güçlerinin geniş çaplı tutuklamalar yapması, Tahran yönetiminin hazırlıklı olduğunu gösterdi. Peki zaten ülkedeki hemen hemen her şey son bir yıl içerisinde astronomik bir şekilde pahalanmışken akaryakıt fiyatındaki beklenen artış neden sokak hareketlerine sebebiyet verdi? Açıkça görülüyor ki protestoların tek sebebi fiyatlardaki düzenleme değil. Olayların sosyopolitik ve sosyoekonomik gerekçelerini iç ve dış dinamikler doğrultusunda aşağıdaki gibi dört maddede açıklamak mümkün:

1. Ülkedeki gidişattan rahatsızlık duyan gruplar arasındaki sessiz mutabakat, insanları sokağa çıkmaya cesaretlendirmektedir. Nitekim protestoların anatomisi incelendiğinde normalde yan yana gelmesi mümkün olmayan bazı grupların (saltanatçı, solcu, etnik milliyetçi, yer altı örgütü mensubu ve sıradan halk) aynı çizgide buluştuğu görülmektedir. Zira tepkilerin mahiyeti kurucu ve şekillendirici olmaktansa “reddiyecidir” ve bu ise farklı kesimlerin siyasallaşmasında önemlidir. Bu sebeple protestolara katılanların yegâne talebinin akaryakıt zammının geri alınması olduğu söylenemez. Zira İran’da artık periyodik hâle geldiği anlaşılan protestoların tetikleyicisi kötü giden ekonomi olmakla birlikte protestocuların talepleri sosyal sınıf ve gruplara göre değişkenlik arz etmektedir.

2. İran’daki genç nüfusla düşük ve alt gelire sahip geniş orta sınıfın geleceğe dair ümidini yitirmeye başlaması sokak olaylarının psikolojik motivasyonunu oluşturmaktadır. Denebilir ki İran’da ümidin rengi zaman ve mekân açısından solmaktadır. Yani zamansal olarak geleceğe dair ümidini kaybeden insanlar mekânsal olarak çözümü İran dışında aramaya yönelmektedir. Bu bağlamda ekonomik göstergelerin olumsuz seyri, müesses nizamın en yetkili ağızlardan gelen uyarılara rağmen kamuda bir türlü önlenemeyen yolsuzluk ve iltimas, ülkedeki güvenlikçi konsept sebebiyle sağlıklı bir zeminde tartışılamayan bireysel hak ve özgürlükler ve son olarak günden güne artış kaydeden toplumsal sorunlar özellikle İran İslam Devrimi’nden sonra dünyaya gelen nesilde sosyal bir travma başka bir deyişle kolektif gerilim yaratmaktadır.

3. ABD’nin tek taraflı uyguladığı son yaptırımlar, İran toplumunu daha önce tecrübe etmediği bir ekonomik darboğaza sürüklemiştir. ABD’nin İran’ın petrol satışını sıfıra indirmek üzere tam saha baskı yapması, Tahran yönetiminin yaptırımları daha önce olduğu gibi delmesini engellemiştir. Bu durum ise son yaptırımların Devrim’den sonra ekonomik kuşatmayla yaşamaya alışkın olan İranlıların hayatına hiç olmadığı kadar tesir etmesine yol açmıştır. Temel ihtiyaç maddelerinin giderilememesinden ilaç sıkıntısına değin geniş bir yelpazede halka yansıyan yaptırımlar, gün geçtikçe dayanılmaz bir hâl almaktadır.

4. ABD-İsrail-Suudi Arabistan cephesinin dış politikada İran’a karşı çemberi günden güne daraltması da İran içerisindeki gösterileri etkilemektedir. Tabiri caizse İran’ın ABD ve İsrail’le kozlarını paylaştığı Irak ve Lübnan’da başlayan protestoların İran karşıtlığının dile getirildiği bir platforma dönüşmesi dışarıda sıkışan İran’ı içeride de zora sokmaktadır. Dahası Irak ve Lübnan protestoları tesiri göreceli olmakla birlikte İranlıları cesaretlendirmektedir.

Sonuç

İran’daki şartların tazyikiyle sokağa çıkmak üzere yeterli motivasyona ve hazırbulunuşluk düzeyine sahip bir kitle olduğu bilinmekteydi. Bu kitleyi ABD ve İsrail’in harekete geçirdiğini söylemek zor olmakla beraber adı geçen iki ülkenin Tahran yönetimini zayıflatacak her türlü gelişmeden faydalanmak isteyeceğini unutmamak gerekir. Bunun yanı sıra İran’da örgütlü bir muhalefetin bulunmayışı, henüz küçük şehirlerde dikkate değer protestoların yaşanmayışı, büyük şehirlerdeki gösterilere katılımın ise sınırlı oluşu ve dahası protestocuların geceleri evlerine dönmesi, sokak hareketlerini bastırmada tecrübe sahibi olan güvenlik güçleri tarafından olayların kontrol altına alınabileceğini göstermektedir. Ne var ki son gelişmeler, yükselen dip dalganın habercisi gibidir. Şayet İran’daki toplumsal gerilim, büyük meydan okumaların önünü almak maksadıyla kontrollü bir şekilde boşaltılmıyorsa sokağa çıkmakta genelde çekimser davranan İran toplumu için psikolojik barikatların artık yıkıldığı anlaşılmaktadır.

İran, Protestolar, Akaryakıt Zammı, Benzin

Cemil Said Bey’in Gözüyle İran Meşrutiyeti

Umut Başar

Cemil Said Bey, İran tarihindeki kırılma noktalarından birini teşkil eden Meşrutiyet Hareketi’ni, yer yer Osmanlılarla mukayese ederek bilinçli bir devlet adamı gözüyle aktarmıştır.

Yükselen Fars Milliyetçiliği ve Büyük Kiros Günü

Umut Başar

Kiros’un şahsına ve mirasına ilişkin tartışmalar bundan sonra tarihçilerden ziyade sosyologların ve siyasilerin meselesi olacaktır