İran’ın ABD İHA’sını Vurması Ne Anlama Geliyor?

Hakkı Uygur Başkan Vekili

Hamenei’nin “ne savaş ne müzakere” olarak deklare ettiği, pratikte ise ABD ve müttefiklerine karşı pratik agresif müdahaleyi de içeren politikalarının kontrolden çıkması oldukça muhtemel görünmektedir.

İran’a ait hava savunma füze sisteminin 20 Haziran Perşembe günü Basra Körfezi’nin güneyinde ABD ordusuna ait ileri teknoloji ürünü olan gözlem İHA’sını vurması ABD ve İran arasında son bir yıldır giderek artan gerilimin son halkası oldu. İlk saatlerde saldırıyı yalanlayan ABD ordusu daha sonra uçağın uluslararası sularda vurulduğunu ileri sürdü. Olaya siyasi tepkiler de gecikmedi. İran Dışişleri Bakanı Cevad Zarif Kuh-e Mobarak yakınlarında düşürülen uçağın vurulduğu yerin tam koordinatlarını paylaştı. İranlı diğer yetkililer ise kara, hava ve deniz sınırlarının ülkenin kırmızı çizgisi olduğunu ve ne pahasına olursa olsun koruyacaklarını belirtti. Öte yandan Trump’ın “İran çok büyük bir hata yaptı.” şeklinde twit atmasına rağmen kongre liderleriyle yaptığı istişare toplantısından sonra İran’a yönelik sınırlı saldırı emrini geri çektiği belirtildi.

Esasında ABD’nin Mayıs 2018’de KEOP’ten çekilerek İran’a yönelik ağır yaptırımları yürürlüğe koyması yine küresel ticaret savaşlarının ve Trump’ın agresif tavırlarının da etkisiyle AB, Çin ve Hindistan gibi İran’ın temel ticari ortaklarının istemeyerek de olsa bu yaptırımlara büyük oranda katılmasıyla birlikte İran çok zor bir duruma düştü. Bu husustaki son açıklama ülkenin Petrol Bakanı Bijan Zangana’dan geldi. Zangana “halkın patlama ve kanlı cesetler görmediği için ülkenin içinde bulunduğu koşulları anlamakta zorlandığını oysa ekonomik açıdan sekiz yıl süren İran-Irak Savaşı’ndan dahi daha zor durumda olduklarını” belirtti. Gerçekten de yaptırımlar başlayalı kısa bir süre olmasına rağmen tüm ekonomik göstergeler hızla kötüye gitmekte ve kısa bir süre içinde ülkenin temel ihtiyaç maddelerinin temininde dahi zorlanacağı öngörülmektedir.

İranlı yetkililer petrol satışına dair yaptırımların hayata geçmesinden önce yaptıkları çok sayıda açıklamada kendilerinin petrol satışı yapamaması durumunda kimsenin körfezden petrol satamayacağını açıklamıştı. Dolayısıyla geçtiğimiz ay Suudi, BAE ve Norveç tankerlerine yönelik Fujairah’da yapılan saldırılarda akla ilk olarak İran’ın gelmesi şaşırtıcı olmadı. Saldırılar Japon Başbakanı Şinzoa Abe’nin arabuluculuk görüşmeleri için Tahran’da bulunduğu süre zarfında da devam etti. Bu saldırılarla Devrim Rehberi Hamenei’nin Trump’a sözlü olarak vermediği cevap pratikte verilmiş oldu. Yine bu süreçte Irak’taki ABD diplomatik varlığına ve petrol şirketlerine yönelik taciz saldırıları günden güne artmakta ve Iraklı siyasilerin arabuluculuk çabaları henüz istenen sonucu vermemiş durumdadır. İran’ın temel talebi yaptırımların hafifletilmesi ve özellikle petrol satışındaki muafiyetlerin sürdürülmesi iken ABD doğrudan ikili müzakereler başlamadan böyle bir adım atmayacağını söylemektedir. Dolayısıyla iki tarafın talepleri arasındaki uçurum uzlaşmanın önündeki en büyük engeli oluşturmaktadır.

Kriz başladığından beri birçok gözlemci İran’ın tepkisiz biçimde ekonomik yaptırımları seyretmeyeceğini, gerilimi daha başarılı ve tecrübeli olduğu alana taşıyacağını dile getirmekteydi. Özellikle Trump yönetiminin ABD’deki başkanlık seçimleri öncesinde büyük yeni bir savaşı göze alamayacağı düşüncesi Tahran’da ciddi bir karşılık buldu. Bu nedenle İran temel stratejisini yeni bir savaş istemediğini defalarca vurgulayan Trump yönetimi üzerindeki baskıyı artırarak taviz koparmak olarak belirlemiş durumdadır. Buna karşın ABD yönetimi Fujairah saldırılarından sonra konuyu bağımsız bir inceleme komisyonuna havale ederek ve tepkilerini düşük düzeyde tutarak gerçekten de askerî bir çatışma istemediğini göstermiş oldu. Yine ABD’nin söz konusu saldırıların ardından sürekli tekrarladığı “ABD ve müttefiklerinin çıkarları” yerine yalnızca “ABD varlığının hedef alınması hâlinde” vurgusu yapması da İran tarafında başta Suudi Arabistan ve BAE olmak üzere İran karşıtı kampanyanın bölgesel unsurlarını hedef alabileceği düşüncesini oluşturdu. Dolayısıyla İran’ın önümüzdeki dönemde de Suudi Arabistan ve BAE gibi ülkelere karşı benzer eylemleri sürdüreceği anlaşılmaktadır. Bu durum daha şimdiden petrol fiyatları ve gemi sigortaları üzerinde ciddi bir baskıya neden olmuş durumdadır.

İran krizinin kısa süre içinde kontrolden çıkarak tam ölçekli bir çatışmaya gitme olasılığının çok yüksek olduğunu düşündüren kimi faktörlere de göz atmak gerekmektedir. Trump’ın başından beri İran politikalarıyla ilgili olarak vurguladığı “yeni ve daha iyi bir nükleer anlaşma” fikri çok kısa süre içinde Dışişleri Bakanı Mike Pompeo ve Millî Güvenlik Danışmanı John Bolton gibi şahin isimlerin etkisiyle İran’ın tüm bölgesel politikalarını ve güvenlik alt yapısını hedef alan taleplere dönüştü ve Tahran’ın bunları yerine getirmesi durumunda normal bir ülke olabileceği öne sürüldü. Yine ülkenin en temel güvenlik teşkilatı olan ve ekonomik alanda da ciddi etkisi olan Devrim Muhafızları Ordusunun yabancı terör örgütü olarak ilan edilmesi Trump’ın aslında İran’da rejim değişikliği istediği ancak İranlıları ürkütmemek için aşamalı bir politika izlediği düşüncesini doğurdu. Bu yalnızca İran içindeki radikal unsurlar tarafından değil genel olarak Batı ile sıcak ilişkiler kurulmasını isteyen bu amaçla nükleer anlaşmadan sonra Rusya ve Çin gibi güçlere soğuk davranmakla suçlanan Cumhurbaşkanı Ruhani tarafından dahi defalarca dile getirildi. Özellikle ABD gezisi esnasında Trump’a yakınlığıyla bilinen FOX TV’ye konuşan ve tutuklu değişimi talebinde bulunan Dışişleri Bakanı Zarif’in ziyaretten eli boş dönmesinden sonra İran’da kontrol tamamen şahin tarafın eline geçmiş oldu. Bu kesim bugün İran’ın bölgesel gücünün zirvesinde iken ABD ile karşılaşmasını, birkaç yıl içinde ekonomik çöküş yaşadıktan sonra karşılaşmasına yeğlemektedir.

Öte yandan ABD yönetimi içinde İran’a karşı şahin görüşleri ve ideolojik tutumları ile bilinen isimlerin etkinliklerini artırdığı göze çarpmaktadır. Nitekim son olarak mevcut yönetim içinde Trump dışında İran’a karşı askerî operasyona karşı çıkan tek isim olarak bilinen Savunma Bakanı Vekili Patrick Shanahan da görevi bıraktı. Shanahan’ın yerine Mike Pompeo’nun okul arkadaşı olan ve İran konusunda benzer fikirleri paylaşan silah endüstrisinden Mark Esper’in gelmesi Savunma Bakanlığının eskisi kadar İran operasyonuna direnmeyeceğini göstermektedir. Zira sahadaki İran etkinliğini yakından bilen ve olası çatışmada en çok kayıp verecek olan Pentagon ısrarla İran ile kapsamlı bir savaşın risklerine dikkat çekmekteydi.

Sonuç olarak Hamenei’nin “ne savaş ne müzakere” olarak deklare ettiği, pratikte ise ABD ve müttefiklerine karşı pratik agresif müdahaleyi de içeren politikalarının kontrolden çıkması oldukça muhtemel görünmektedir. Son İHA saldırısında görüldüğü üzere İran savunma teknolojileri alanında son yıllarda kayda değer başarılar elde etse de Putin’in de değindiği gibi olası bir çatışmanın tüm bölge açısından büyük bir yıkıma yol açacağı su götürmez bir gerçektir.

Bu makale 22.6.2019 tarihinde İngilizce olarak TRT World web sitesinde yayımlanmıştır.

https://www.trtworld.com/opinion/the-trump-administration-steps-back-from-its-own-brinkmanship-27686

ABD, İran, İHA, Nükleer Anlaşma

İran’ın Uranyum Zenginleştirme Kararı ve Muhtemel Sonuçları

Hakkı Uygur

İran’ın nükleer faaliyetlerine yeniden ve daha kapsamlı olarak döneceğini açıklaması son bir yıldır giderek artan ABD-İran gerginliğini daha farklı bir boyuta taşıyacak.

Türkiye’nin İran Yaptırımlarına Uyması Ne Anlama Geliyor?

Hakkı Uygur

ABD Başkanı Trump’ın Mayıs 2018’de İran ile 5+1 ülkeleri arasında 2015 yılında imzalanan nükleer anlaşmadan tek taraflı çekilmesiyle İran’ın nükleer faaliyetleri yeniden uluslararası gündemin üst sıralarına taşındı.