İran’ın Irak Politikasında Ayetullah Sistani’nin Önemi

Müştak El-Hılo Koordinatör, Şiilik Araştırmaları

İran İslam Cumhuriyeti’nin Şiiler üzerindeki cihanşümul temsil iddiasına rağmen başta Irak olmak üzere dünyadaki Şiilerce birinci Taklit Mercii sayılması Ayetullah Sistani’yi son derece önemli bir şahsiyet hâline getirmektedir.

Ayetullah Seyyid Ali Sistani, ulema geleneğine sahip bir ailenin çocuğu olarak 3 Ağustos 1930 yılında İran’ın Meşhet kentinde dünyaya gelmiştir. Sistani’nin babası Seyyid Muhammed Bâkır ve dedesi Seyyid Ali, devirlerinin meşhur âlimleri arasında kabul edilmişlerdir. Sistani’nin ailesi aslen İsfahanlı olsa da Sistan vilayetinde ikamet ettiği için Sistani olarak tanınmıştır. İslami eğitimine memleketinde başlayan Sistani, bu şehrin önde gelen din adamlarından eğitim almasının ardından daha ileri düzey dersler almak için 1949’da Kum’a gitmiş ve burada geçirdiği üç yılın ardından 1951 yılında Irak’ın Necef kentine yerleşmiştir. Eğitimini burada tamamlayan Sistani, adı geçen şehirde ders vermeye başlamıştır. 1980-1988 İran-Irak Savaşı döneminde dahi Necef’ten ayrılmayan Sistani, Ayetullah Hoyi’nin 1992’de vefatının ardından onun yerine geçmiştir. Ayetullah Sistani, artan sayıda Şii’nin kendisini takip etmesiyle günümüzde Şii dünyasının en önemli “Taklit Mercii” konumuna yükselmiştir. Taklit edilen dinî otorite anlamına gelen bu paye, Şii ulemanın en önde gelenlerine verilmektedir.  

Ayetullah Sistani, Şiiler arasındaki bu şöhretine rağmen gözlerden uzak yaşam tarzını ve kamusal alana çok çıkmama eğilimini sürdürmüştür. Sistani, insanlarla toplu ve açık görüşme yapmadığı gibi kendisinin resmî bir sözcüsünün de olmaması zaman zaman Sistani’ye bazı görüşlerin isnat edilmesine neden olmuştur. Birçok kez önde gelen Şii din adamlarından da gelen bu tarz isnatlar, Sistani’nin ofisi tarafından yalanlanmıştır. Sistani’nin görüşleri ile ilgili en güvenilir kaynak kendisinin resmî internet sitesidir. Sitedeki değerlendirmelere bakıldığında, Ayetullah Sistani’nin meydana gelen gelişmeler konusunda net görüşler ortaya koyduğu görülmektedir. Sistani’nin görüşlerini ve bu görüşlerin İran İslam Cumhuriyeti’nin resmi görüşleriyle ne derece uyuştuğunu ele almadan önce Sistani’nin ikametgahı olan Necef’in Şiiler arasındaki önemine değinmek gerekmektedir.

Necef’in Şiiler Arasındaki Önemi

Şiilerin ilk İmam olarak kabul ettikleri Hz. Ali’nin hilafet merkezi ve kabrine ev sahipliği yapan Necef, en önemli Şii eğitim merkezlerinden birisi olarak Şii Müslümanlar arasında Mekke ve Medine’den sonra en kutsal üçüncü kent konumundadır. Şii ulema arasında Taklit mercii makamı şekillendiğinden beri istisnalar dışında daima Necef’ta yaşayan merciin en önemli merci kabul edilmesi de şehrin önemini artırmaktadır.

Necef, Şii ulema arasındaki konumu açısından bazı özellikleriyle ön plana çıkmaktadır. İlk olarak genellikle bu kentte her dönemde sadece bir tane taklit mercii bulunmakta ve bu makamdaki mollanın vefatına kadar diğer âlimler ikinci sırada yer almaktadır. Bu durum, ilk sırada gelen Şii din âliminin nüfuzunu artırmaktadır. İlk sıradaki taklit mercii kamusal alanda nadiren görünmekte, gündelik meselelere karışmamakta ve yalnızca özel durumlarda fetva yayımlamaktadır. Kan dökülmesine sebebiyet verebilecek konularda özellikle ihtiyatlı davrandığı gözlemlenen bu makamın az sayıda ve kritik konularda fetva vermesi verilen fetvaların etkisini artırmaktadır. Ayetullah Sistani’yi de bu geleneğin bir devamı olarak değerlendirmek gerekmektedir.

Ancak yetmişli yıllarda Irak’ta Ayetullah Muhammed Bakır Sadr’ın, seksenlerde İran’da Ayetullah Humeyni’nin, doksanlarda ise yine Irak’ta Muhammed Sadr’ın siyasi konularda aktif bir şekilde görüş beyan eden mollalar olarak ortaya çıkışları, Irak halkında taklit merciinin siyaset alanına da müdahil olması gerektiği düşüncesini meydana getirmiştir. 2003 yılında ABD’nin Irak’ı işgal etmesi ve Saddam Rejimi’nin devrilmesi üzerine bazı gruplar, yeni rejimin başına geçmesi için Ayetullah Sistani’ye başvurmuşsa da Sistani ana prensipleri belirlemekle yetinmiş ve siyasete doğrudan müdahil olmayı reddetmiştir.

Ayetullah Sistani, ABD işgalinden günümüze kadar hiçbir zaman topluluk karşısına çıkmamış, konuşma yapmamış ve medyaya beyanat vermemiştir. Sistani bütün bu dönem boyunca Irak’taki gelişmeler konusunda kendi adıyla tek bir açıklama yapmış ve ofisinden de yalnızca beş beyanat yayımlamıştır. Bu nedenle resmî internet sitesi dışında Sistani’nin siyasi düşüncesi güvenilir şekilde şu üç kaynaktan takip edilebilmektedir:

  1. Şahsının veya ofisinin imzasıyla kaleme alınmış bildiriler,
  2. Son yıllarda Sistani’nin temsilciliğini yapan Abdulmehdi Kerbelai ve Seyyid Ahmed Safi’nin Kerbela’da verdikleri cuma hutbeleri,
  3. Ofisinin bazı basın-yayın organlarıyla gerçekleştirdiği yazılı röportajlar.

Özellikle Müslümanların idari işlerini üstlendiği düşünülen Velayet-i Fakih kurumunu Anayasasının resmî parçası hâline getiren İran İslam Cumhuriyeti’nin Şiiler üzerindeki cihanşümul iddiasına rağmen başta Irak Şiileri olmak üzere dünyadaki Şiilerce birinci taklit mercii sayılması Ayetullah Sistani’yi son derece önemli bir şahsiyet haline getirmektedir. Dolayısıyla İran’ın Irak politikaları konusunda Sistani’nin tutumu da önemli hâle gelmektedir. Takip eden bölümlerde ABD işgali sonrasında ortaya çıkan en önemli gelişmeler üzerinden İran ve Irak merkezli iki Şii otoritenin Irak konusundaki pozisyonları analiz edilecektir.

1. Baas Rejimi’nin Devrilmesi

Ayetullah Sistani’nin ofisi, Sistani’nin Saddam Hüseyin yönetiminin devrilme biçimine ve devlet organlarının tasfiye edilmesine karşı olduğunu bildirmiştir. Oysa 11 Mayıs 2003 ile 28 Haziran 2004 tarihleri arasında Geçici Koalisyon Yönetiminin başkanlığını yapan Bremer’in hatıratında aktardığı üzere İran’ın Amerika’ya, Irak’a saldırı konusunda yardım etmesinin asli şartlarından birisi ordunun, polisin ve Irak güvenlik güçlerinin tasfiye edilmesiydi.

2. Birleşmiş Milletlerin Irak’taki Rolü

Ayetullah Sistani, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nden ülke yönetimin Irak halkına devredilme sürecinde etkin bir rol almasını istemiştir. Ayrıca Sistani, Irak Parlamentosunu, yönetimin Irak halkına devredilmesinin yollarını araştırmak üzere BM’den bir ekip gönderilmesini talep etmeye zorlamıştır. Bu konudaki tutumu çok açık olmayan İran’ın, kendisine bağlı ve Irak devletinin kontrolü dışındaki silahlı gruplar kurmaya çalıştığı şüphesizdir. Bu tür girişimlere kalkışan bir ülkenin daha rahat hareket edebilmek adına BM’nin Irak’taki varlığına karşı çıkacağı aşikardır.

3. Yeni Yönetimin Şekli

Ayetullah Sistani, parlamenter ve çoğulculuk ilkesine dayanan ve bütün vatandaşların haklarına saygı duyan bir yönetim isteğinde bulunmuş fakat siyasi yönetim şeklini Irak halkına bırakmıştır. Kendisi görüş farklılıklarını ve rekabeti tabii saymakta, uzlaşmacı diyaloğu sorunların çözümünde en uygun yol olarak benimsemekte, siyasetin asli temelini, azınlığın çoğunluğun görüşüne saygı göstermesi ve çoğunluğun da azınlığı bastırmak için çaba sarf etmemesi olarak görmektedir.

Onun Irak halkına kendi kaderini çizmek üzere fırsat verilmesi yönündeki düşüncede ısrar etmesi, dinî bir devletten bahsetmemesi, siyasi yönetim şeklinin sadece Irak halkının oylarıyla belirlenmesi gerektiğine vurgu yapması, İran İslam Cumhuriyeti’nin muhalif olduğu düşüncelerdir. Zira İran, kendi yönetim şeklini İslam ülkelerine yaymak istemektedir.

4. Yeni Yönetim Düzeninin Şekillendirilmesi

Sistani, Kurucu Meclisin yeni yönetim şeklini belirlenmesini ve anayasanın hazırlanıp halkoyuna sunulmasını gerekli görmüştür. Ayrıca Sistani anayasayı yazacak isimlerin de halk tarafından seçimle belirlenmesi gerektiğine ve bu konuda halkoyu olmadan isim belirlemenin meşru olmadığına inanmakta ve seçilmemiş bir Meclis tarafından yazılan anayasayı kabul etmemektedir.

İran’ın da ilk başta ilan ettiği yönetim şekli bu olmasına rağmen yalnızca bir mezhepten yani Şiilerden oluşan siyasi bir koalisyonun oluşturulmasındaki ısrarı, karşı bir Sünni koalisyonun oluşmasıyla sonuçlanmış ve neticede Irak’ta özgür ve demokratik seçimler yerine bir tür mezhep rekabeti ve çatışması meydana gelmiştir.

5. Federal Yönetim

İran, Irak’ta federal yönetime muhalif olduğunu ilan etmesine rağmen Sistani, federal yönetimi ve Irak’a uygun yönetim şeklini belirlemeyi Irak halkına bırakmıştır. 25 Eylül 2017’de, Kuzey Irak’ta gerçekleştirilen referandum sonrası Sistani’nin vekili Ahmed Elsafi, Kerbela’da verdiği Cuma hutbesinde Taklit Merciinin bu oylamaya muhalif olduğunu açıklamakla beraber parlamentonun ve devletin aldığı kararlarda Kürt yurttaşların kanuni haklarına tam olarak riayet edilmesini istemiştir. Ayrıca Elsafi, Kürdistan bölgesi yöneticilerinden merkezî yönetimle arasındaki sorunları kanuni yollarla çözmelerini de istemiştir.

6. Yeni Yönetimde İlim Havzası ve Taklit Merciinin Rolü

Sistani, ilim çevrelerinin asli görevinin öğretim, irşat ve dinî kültürün oluşturulması olduğunu düşünerek taklit mercii makamındaki kişi ya da kişilerin hükûmetin iç işlerinde hiçbir rol almaması gerektiği uyarısında bulunmaktadır. Sistani ayrıca, âlimlerin ve mollaların yöneticilik ve işletmecilik mesuliyetinden uzak kalmaları gerektiğine vurgu yapmaktadır. Sistani’nin görüşleri bu hususta da İran İslam Cumhuriyeti yöneticilerinin tutumu ve Velayet-i Fakih yaklaşımıyla büyük farklılık arz etmektedir.

7. Şeriatın Anayasadaki Rolü

Sistani her ne kadar dini ve Irak halkının ahlaki ve toplumsal değerlerini anayasanın asli unsurlarından görse de anayasa, eğitim ve yargıda dinin rolünü halkın seçtiği vekillere bırakmaktadır. Vekili de Sistani’nin, şeriatın Irak anayasasının tek kaynağı olmasını istediği yönündeki söylentileri reddetmiş ve Iraklı Ayetullah’ın anayasanın, Irak halkının Müslüman kimliğine saygı duyularak hazırlanmasını arzu ettiğini hatırlatmıştır. Bu tutum, Sistani’nin siyasi düzenin en önemli ve en derin konularından birisi olan yasamanın kaynağına ilişkin İran’la uyuşmadığını ve Irak’ta, İran’dakine benzer bir düzenin kurulmasına karşı olduğunu göstermektedir. 

8. Dış Politika

Sistani çeşitli vesilelerle Irak devletine, Arap devletleriyle iyi ilişkiler kurması gerektiğini hatırlatmıştır. Irak Cumhurbaşkanı Fuad Masum, Sistani ile görüştükten sonra Riyad seferi öncesinde komşu ülkelerle ilişkileri geliştirme konusunda fikir birliği içinde olduklarını açıklamıştır. Sistani, Suudi Arabistan’la ilişkilerin geliştirilmesini önermiş ve bu yönde hareket etmenin Irak’ın yararına olduğunu belirtmiştir.

Öte yandan Sistani, Şiilerin Suriye’ye savaşmaya gitmesini desteklememiştir. Sistani’nin ofisinin gözetiminde kurulup yönetilen El-Abbas Tugayının Komutanı, Al-Sumaria televizyon kanalına Suriye savaşına dâhil olma konusunda yaptığı açıklamada “Bizim sınırımız Irak sınırlarıdır.” diyerek Sistani’nin bu konudaki konumunu ortaya koymuştur.

Yemen’de baş gösteren çatışma konusunda Sistani bir görüş açıklamamıştır. Ağustos 2016’da Husilerden bir heyetin Irak ziyareti sonrasında bazı medya organları Sistani’nin söz konusu heyeti kabul ettiğini açıklamış fakat Ayetullah’ın ofisinden yapılan beyanatta bu haber yalanlanarak kendisinin Yemen’de çatışan hiçbir grupla irtibatının olmadığı açıklanmıştır.

Lübnan ile ilişkiler de bir diğer önemli dış politika konusudur. Hizbullah Genel Sekreteri çeşitli vesilelerle Sistani’nin ismini anıp ondan destek aldıklarını açıklasa da Sistani’nin ofisi 2006’daki Kana faciası ve aynı yıl İsrail’in Lübnan’a saldırısı konusunda yayımladığı bildiride hiçbir Hizbullah yetkilisinin ismine yer vermemiştir. Sistani’nin Hizbullah’ı desteklememesi kendisinin İran’ın Lübnan politikasından memnun olmadığını göstermektedir. Böylelikle Irak dış politikası konusunda Sistani’nin tutumunun İran’ınkinden bütünüyle farklı olduğu anlaşılmaktadır.

9. Şii-Sünni İhtilafı ve Mezhep Çatışması

Sistani’nin en önemli çabalarından birisi mezhep ve etnisite odaklı çatışmaların önüne geçmek olmuştur. Sistani’ye göre Iraklılar arasında mezhepsel bir düşmanlık yoktur. Ne var ki bazı iç ve dış güçler kendi siyasi çıkarları için Irak’taki siyasal sorunları mezhepsel çatışmalara dönüştürmüştür. Öte yandan pek çok kişi İran’ın Irak politikasının mezhep ve hizip çatışmalarını tetiklediğine inanmaktadır.

10. Şii Grupların Silahlanması

Sistani, DAEŞ’in Irak’a saldırısına kadar resmî olanlar dışında silahlı grupların varlığına karşı çıkmış ve bu tarz gruplar kurmak yerine millî silahlı güçlerin kuvvetlendirilmesini istemiştir. Sistani’nin ofisinden bazı gazetecilerin sorularına cevaben yapılan açıklamada, Irak millî ordusunun milleti, ülkeyi ve Irak’ın kutsallarını koruyacağı ve bu ordunun yanında başka bir orduya yer olmadığı görüşü kamuoyuyla paylaşılmıştır. Sistani ayrıca, silahların devletin elinde toplanması ve ruhsatsız silahların sahiplerinden alınması talebinde bulunmuştur. Hatta Sistani verdiği cihat fetvasında ve Haşdi Şabi’nin kurulması sonrasında da devamlı bu gücün devletin kontrolünde olması gerektiğini vurgulamıştır. Öte yandan Irak’ta, 2003 yılından beri devletin kontrolü dışında ilk ve en büyük silahlı gruplar İran tarafından kurulmuş, eğitilmiş, silahlandırılmıştır. Bu gruplar birkaç yıl öncesine kadar doğrudan İran’dan maaş almayı sürdürmüştür.

11. Terör ve Adam Kaçırma Eylemleri

Bağdat’ta birkaç yabancı çalışanın kaçırılmasının ardından Sistani’nin ofisinden, söz konusu eylemlerin İslam’ın ve Ehli Beytin adını lekelediği gibi seçilmiş hükûmeti ve devleti zayıflattığı görüşü paylaşılmış ve kaçırılan kişilerin serbest bırakılması ve bu tür eylemlerden el vazgeçilmesi çağrısında bulunulmuştur.

Bu çağrıdan birkaç ay sonra av izniyle ülkeye giriş yapan birkaç Katar vatandaşı Irak’ta kaçırılmıştır. Kaçıran grubun arkasında İran’ın olduğu bilinmesine rağmen Sistani’nin vekili, Kerbela’daki Cuma hutbesinde bu olayı kınamış ve kaçırılanların hemen serbest bırakılmasını istemiştir.

12. Sünnilere Saldırı

DAEŞ’in Irak’ta Musul dahil bazı bölgeleri işgal etmesinden sonra bazı gruplar bu terör örgütüne yardım ettikleri gerekçesiyle Sünnilerin yaşadığı şehirlere saldırılar düzenlemiştir. Irak Hükûmeti saldırganların cezalandırılacağını açıklamıştır. Ülkede işgal altındaki bölgeleri kurtarma operasyonuna katılmayarak operasyon sonrasında yerel halka saldırılar düzenleyen bu tarz grupların varlığı bilinmekteydi. Mukteda es-Sadr adı geçen grupları kontrolden çıkmış ve suça bulaşmış unsurlar olarak tanımlamıştır. Sistani’nin vekilleri DAEŞ’in elinden kurtarılan şehirlerdeki halka düzenlenen her türlü saldırıyı kınamıştır.

Sistani, Irak ordusu ve güvenlik güçlerinin önemine yapılan vurgunun amacının bütün Iraklıları, ırk ve mezhep ayırt etmeksizin yabancı teröristlerden korumak olduğunu belirtmiştir. Bu nedenle Sistani, tüm güçlerden bütün vatandaşların haklarına riayet etmelerini ve hangi grup, mezhep ve ırktan olursa olsun günahsız vatandaşlara karşı her türlü saldırıdan kaçınmalarını istemiştir.

2015 yılı sonlarında Sistani’nin ofisinden, saldırganlara ve savaşçılara yönelik şu mesaj yayımlanmıştır: “Allah’ın sizi davet ettiği cihadın ecrine ve derecesine nail olmak için uymanız gereken kural ve şartlar vardır. Allah size Müslümanların, Müslüman olmasa da sizinle savaşmayanların, hatta sizinle savaşan kişilerin de ailelerinin canlarını ve saygınlıklarını korumayı emrediyor”.

13. Reform Hareketi

2011 yılında yolsuzluk ve Nuri el-Maliki Hükûmeti’nin başarısızlıklarına karşı gerçekleştirilen büyük yürüyüşlerden sonra Sistani’nin ofisinden yapılan açıklamada gösterilere değinilerek hükûmete fırsat verilmesi gerektiği belirtilmiştir. Ayrıca açıklamada, parlamentodan ve devletten halkın geçim koşullarını iyileştirilmesi, yolsuzlukla mücadele edilmesi ve ülke yönetiminde imtiyazların önüne geçilerek bu şekilde hareket eden kişilere engel olunması istenmiştir. Açıklamada “Eğer devlet kurumlarında, özellikle de güvenlik kurumlarında baş gösteren yolsuzluklar ve haksız tasarruflar olmasaydı, DAEŞ Irak’ın büyük bölümünü işgal edemez ve halkı cihada davet etmeye gerek kalmazdı.” ifadelerine yer verilmiştir. Ayrıca Sistani, yolsuzluğun ortadan kaldırılmaması durumunda şartların daha kötüleşeceğini ve Irak’ın daha fazla bölüneceğini de düşünmektedir. Bu nedenle Sistani’ye göre reformlar büyük önem arz etmektedir. Ayrıca Sistani, geçmiş yıllarda görev yapan yöneticileri şahsi menfaat, parti, grup ve kavim çıkarlarını gözettikleri gerekçesiyle ülkedeki yolsuzluğun asli amilleri olarak görmektedir.

Sistani’nin işaret ettiği yöneticilerin büyük çoğunluğu, İran’dan gördükleri büyük destek sayesinde makamlarında uzun süre kalabilmiştir. İran’ın söz konusu şahıslara verdiği destek İran gazetelerinin kendi devletlerini eleştirebildikleri hususlarda dahi Nuri el-Maliki’nin eleştirmesine izin verilmeyecek bir noktadaydı. Buna karşı Sistani, Dava Partisinin 8 Haziran 2014 tarihli mektubuna mukabil verdiği cevapta, partiden hemen Başbakanlık için Maliki’nin yerine halkta kabul gören ve sorunların çözümünde yeni bir bakışa sahip bir ismi seçilmesini istemiştir.[i] Bu merciin tavrı, bu hususta da İran’la tamamen farklıydı. Zira İran makamları Maliki’yi üçüncü defa başa geçirmek için büyük bir çaba sarf etmekteydiler. İran, Maliki’yi tekrar başa geçirdikten sonra onunla iş birliği içinde Suriye’de yeni bir plan uygulayarak Irak askerî güçlerinden resmî olarak Suriye’de etkin bir biçimde yararlanmayı planlamaktaydı. Ne var ki Sistani’nin Maliki’nin değişmesi için çabalaması ve yeni Başbakanı tanıması İran’ın planını bozmuştur. Sistani’nin, Irak’taki reformist hareketleri onaylaması, İran’ın bu ülkedeki politikalarına muhalefet niteliğindedir.

14. İran’ın Irak İç İşlerine Müdahalesi

İran’ın, Irak politikaları ve Sistani ile temasları konusunda bir gazetecinin sorduğu soruya verdiği cevapta Sistani’nin ofisi, bütün devletlerin Irak’ın bağımsızlığına ve Irak halkının iradesine saygı göstermesi ve iç işlerine müdahaleden uzak durması gerektiğini belirtmiştir. Ayrıca açıklamada, ofisin Irak konusunda hiçbir dış güçle irtibatta olmadığı da belirtilmiştir. Aynı açıklamada Sitani’nin İran askerlerinin DAEŞ’e karşı Irak’ta operasyon yapmasına destek verdiği bilgisi de yalanlanmıştır.

Dış yardımlar konusunda Sistani’nin vekili, 19 Eylül 2014’te Kerbela’daki Cuma hutbesinde DAEŞ’le mücadele için alınan dış yardımların, Irak’ın siyasi ve askerî kararlarına müdahale için kullanılmasına izin verilmemesi gerektiğini vurgulamıştır.

Sistani’nin vekillerinin zaman zaman İran makamlarının Irak’a ilişkin sorumsuz açıklamalarına cevap verdikleri de görülmüştür. Örneğin İran Cumhurbaşkanı özel temsilcisi Ali Yunusi azınlıklar ve mezhep farklılıkları konusunda 8 Mart 2015’te düzenlenen Büyük İran Kimliği Konferansı’nda şu değerlendirmelerde bulunmuştu: “Hâlihazırda Irak sadece bizim medeniyetimizin nüfuz alanı değil kimliğimiz, kültürümüz, merkezimiz ve başkentimizdir. Bu konu dün böyleydi bugün de böyledir çünkü İran ve Irak’ın coğrafyası ile kültürü ayrılmazdır. Şu hâlde biz ya savaşmalı ya birleşmeliyiz.” Irak’taki resmî makamlardan bu açıklamaya hiçbir tepki gelmezken Sistani’nin Vekili Kerbela’daki ilk Cuma hutbesinde şu açıklamayı yapmıştır: “Biz kendi ülkemizle, kimliğimizle, millî bağımsızlık ve hâkimiyetimizle gurur duyuyoruz ve eğer dostlarımızın ve kardeşlerimizin teröristlerle savaşmak için yaptığı yardımları kabul edip teşekkür ediyorsak bu hiçbir şekilde kimliğimizi önemsemediğimiz ya da bağımsızlığımızı gözetmediğimiz anlamına gelmez. Biz diğer ülkelerin bazı yetkililerinin emellerine ortak olmayacağız.”

Musul’un DAEŞ’ten temizlenmesinden sonra 30 Haziran 2017’de Sistani’nin temsilcisi Şeyh Abdülmehdi Kerbelai, Musul’un özgürlüğe kavuşması münasebetiyle Sistani’nin mesajını okumuştur. Mesajda operasyona katılan bütün güçlere teşekkür edilirken İran’ın destek verdiği Haşdi Şabi’ye ise yer verilmemiştir. Eylül 2017 başlarında ise Necef’e beş günlük bir ziyarette bulunan İran Düzenin Yararını Teşhis Konseyi Başkanı Haşimi Şahrudi, Konsey Genel Sekreteri Muhsin Rızai ve Konseyin birkaç üyesi, Sistani ile de görüşmek istemiş ancak Sistani bu talebi geri çevirmiştir. Sistani, Maliki ve ekibinden tamamen rahatsız olunca karşı bir pozisyon almış ve kapılarını onlara kapatmıştır.

Sonuç

Görüldüğü üzere Ayetullah Sistani Irak’ta, İran’dan bağımsız bir duruş sergilemektedir. Buna karşın her iki taraf birbirlerinin görüş farklılıklarına ilişkin beyanda bulunmaktan imtina etmekte ve dikkate değer bu görüş farklılığının medyaya yansımamasına ve kendi taraftarları arasında bir çatışmaya mahal vermemesine çalışmaktadır. Sistani’nin İran’la ilişkilerinin geçtiğimiz on dört yıl boyunca soğuk olduğu görülmektedir. Bu süre zarfında Sistani ve Hamenei arasında herhangi bir görüşme gerçekleşmemiştir. Bu iki dinî merci arasında mektuplaşmalardan bahsedilse de bizim araştırmalarımızda yalnızca Hamenei tarafından Sistani’ye bir mektup yazıldığı tespit edilmiştir. Hamenei, 2004 yazında Ayetullah Sistani tedavi için İngiltere’ye gittiğinde yazdığı söz konusu mektupta, Sistani’ye sağlık dileğinde bulunmuş ancak Sistani’den bu mektuba bir cevap gelmemiştir. Şüphesiz Sistani’nin bu davranışı bir mesaj içermekteydi. Şunu da zikretmeliyiz ki bu mektupta Hamenei tarafından Sistani’ye “Ayetullahi’l-Uzma” unvanı ile değil yalnızca “Ayetullah” unvanıyla hitap edilmiştir. Mektubun diğer mesajıysa yine Hamenei’nin, Sistani’nin dinî otoritesini Irak’la sınırlamasıdır.


[i] Hamid al-Khafaf (Hazırlık), Seyyid el-Sistani tarafından yazılan Irak, Beyrut, Lübnan hakkında meseleler, altıncı baskı, 2014. Döküman No: 126, 13/8/2014.

İran’da Din Adamlarına Duyulan Güven Neden Azalıyor?

Müştak El-Hılo

Din adamları, siyaset sahnesinden çekilmedikleri sürece onlara duyulan güvendeki erozyon devam edecektir.