İran’ın Pakistan ve Hindistan İlişkilerindeki Değişim

Hem Pakistan’ın hem de Hindistan’ın ABD ile ilişkileri her iki ülkenin İran ile ilişkilerindeki sınırları ve beklentileri belirlemektedir.

Hindistan-İran ilişkileri; Hindistan ve ABD arasındaki göze çarpan yakınlaşma, ABD’nin İran’a uyguladığı yaptırımlar karşısında Hindistan’ın sessiz kalması ve İranlı üst düzey yetkililerden Hindistan Müslümanları konusunda gelen bazı açıklamalar sonrası geriledi. Ancak özellikle koronavirüs salgını İran-Pakistan ilişkilerinde bir yumuşamaya yol açmış gözüküyor. Son gelişmeler İran’ın Hindistan ve Pakistan ile ilişkilerinde güncel duruma göz atmak için yeni bir fırsat veriyor.

Soğuk Savaş Dönemi’nde İran, Pakistan ve Hindistan

İran ve Hindistan, Soğuk Savaş Dönemi’nde (İran’da 1979 Devrimi öncesi ve sonrası dâhil olmak üzere) dönem dönem Şah’ın girişimleriyle yumuşayan ilişkilere rağmen farklı taraflarda yer almıştı. Bununla birlikte Hindistan, Soğuk Savaş Dönemi’nde özellikle Irak ile yakın ilişkiler geliştirmişti. Pakistan ve İran ise ABD’nin müttefikleri olarak başta Sovyetlere karşı olmak üzere Merkezî Antlaşma Teşkilatı’nın üyesiydi. Ayrıca İran-Irak Savaşı’nda birçok ülke gibi arabulucu olmayı deneyen Hindistan, Irak’ta savaştan önceki kazanımlarını savaş sırasında da korumaya çalışmıştı.

 İran ve Hindistan, 1990’lı yıllarda Afganistan’daki siyasi gelişmeler ve Hindistan’ın ekonomi yaklaşımı (liberalizm yönünde) ve dış politikasındaki dönüşümün etkisiyle yakınlaştı. Hindistan yönetimi, ABD’nin tek süper güç olarak ortaya çıkması ve Afganistan’da silahlı devlet dışı aktörlerin güç mücadelesine girmesi üzerine 1992-1996 yılları arasında Başbakan Narasimha Rao ile anılan Rao Doktrini’ni uygulamaya geçti. Böylece Afganistan politikasını Afganistan’daki tüm silahlı gruplarla tarafsız ilişki kurmak ve Hindistan ve Afganistan arasında halklar arası ilişki geliştirmek şeklinde revize etti. Ancak Afganistan’da Taliban’ın 1996’da Kabil’i ele geçirmesinin ardından Rao Doktrini bir kenara atıldı ve Hindistan 2001 yılına dek Taliban karşıtı Kuzey İttifakı’nı destekledi. Bu süreçte Hindistan, Afganistan’daki Taliban tehdidine karşı Orta Asya devletleri ve İran ile yakın iş birliği geliştirdi.

Aynı dönemde İran ve Pakistan ilişkileri bu ülkeler Afganistan’da farklı aktörleri desteklediği için ciddi bir şekilde gerilmişti. Kısaca açacak olursak Hindistan ve İran, Afganistan özelinde radikal gördükleri Pakistan destekli unsurların (Taliban) siyasi güç elde etmemesi, bu gücü elde etse de kalıcı olmaması için birlikte hareket etmişti. Orta Asya devletlerinin bağımsızlığa kavuşması ve doğal kaynak rezervlerinin ortaya çıkmasıyla Hindistan için bu bölge büyük önem kazandı. İran da Hindistan’ın Orta Asya pazar ve kaynaklarına erişimi için kilit ülke hâline geldi.

1996’da İran’ın Afganistan konusunda düzenlediği uluslararası konferansa Pakistan’ın tüm itirazlarına rağmen Hindistan’ı da davet etmesi gelişen ortaklığın bir göstergesi oldu. Bu yeni iş birliği Hindistan’ın, İran’ın terörizmle birlikte anılmasını isteyen ABD Başkanı Clinton’a itiraz etmesini de beraberinde getirdi. Bu dönemde Afganistan özelinde ilişkiler; ortak çıkarlar, Orta Asya’ya erişim, Hindistan’ın artan petrol ihtiyacı ve ekonomik iş birliği temelinde şekillendi. Bu ikili iş birliği ABD’nin Afganistan işgalinden sonra da İran’ın Çabahar Limanı için Afganistan’a Pakistan’ı devreden çıkararak erişim sağlamasıyla gelişti. Ayrıca bu ilişki Afganistan’ın Orta Asya ile ticareti ilerletebilmesi amacıyla Çabahar Limanı’nın geliştirilmesi projesi ile derinleşerek devam etti.

İran özellikle Keşmir konusunda da Hindistan’ın arzuladığı tarzda bir yaklaşım benimserken Pakistan-Suudi Arabistan ilişkilerinin daha da ön plana çıkması ve Beluçistan meselesinde de Pakistan’la İran’ın zaman zaman karşı karşıya gelmesi İran-Pakistan ilişkilerinde gerilemeye neden olmuştu. Ancak İran-Hindistan ilişkilerindeki bu seyre rağmen son birkaç hafta içerisinde önce İran Dışişleri Bakanı Cevad Zarif sonra da Devrim Rehberi Ali Hamenei, Hindistan’da Müslümanlara karşı yapılan saldırıları ilk kez yüksek sesle kınadı.

İran’ın Hayal Kırıklığı

İran-Hindistan ilişkilerindeki soğukluğun en büyük nedeni Hindistan’ın ABD-İran ilişkilerindeki yüksek gerilim çerçevesinde bölgesel güç gibi davranmaması olduğunu söyleyebiliriz. Zarif’in ocak ayı ortasındaki Hindistan ziyaretinde de ortaya çıktığı üzere İran, Hindistan’ın ABD nezdinde İran lehine tavır almama ve girişimde bulunmamasından rahatsız. Zarif bahsi geçen ziyarette, Hindistan’a ekonomik ilişkilere siyasetin karıştırılmaması mesajını verdi ve Hindistan’ı petrol ithalatını yeniden başlatmaya çağırdı. Hindistan ise ABD’nin İran yaptırımlarına düşük sesli itirazlar getirdikten sonra tamamen bu yaptırımlara uymuş ve İran’dan petrol ihracatını kesmişti. Hindistan, İran’dan petrol almayı bırakırken ABD’den ithal ettiği petrol miktarını ciddi miktarda artırdı. Suudi Arabistan ise Hindistan’ın ikinci büyük tedarikçisi oldu. Bu gelişmeler karşısında İran, bu zor zamanında Hindistan’ın kendisini yarı yolda bıraktığını düşünüyor.

Çabahar Limanı projesinde, projenin ABD yaptırımlarının dışında bırakılmasına ve Hindistan’ın bu Liman’a çok önem verdiği beyanatına rağmen Hindistanlı yatırımcılar son ABD yaptırımlarından çekinip Liman’a gerekli yatırımı yapmadı. Bu nedenle yüksek beklentilere karşın Liman’ın İran’a katkısı oldukça az oldu. Bunlarla birlikte Hindistan, Suudi Arabistan’da Veliaht Prens Selman ile son dönemde çok yakın ilişki geliştirdi. İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani koronavirüs salgınından sonra etkisi katlanan ABD yaptırımlarına karşı uluslararası camiayı harekete geçirmek için Hindistan Başbakanı Modi de dâhil olmak üzere dünya liderlerine mektup göndermişti. Hindistan’dan şimdiye dek kayda değer ses çıkmazken Modi’nin, Veliaht Prens Selman ile salgınla mücadeleyi görüştüğü ve G-20 liderleri zirvesine ev sahipliği yapan Suudi Arabistan’ı alınan tedbirler için kutladığı medyaya yansıdı.

İran’ın; ABD yaptırımları ve petrol fiyatlarındaki düşüş yüzünden darboğazda olduğu bu dönemde Hindistan-ABD ve Hindistan-Suudi Arabistan ilişkilerinin bu derecede iyileşmesi Hindistan-İran ilişkilerini zora soktu. Kısacası Hindistan, Soğuk Savaş Dönemi’nde sürdürdüğü “bağlantısızlık politikasını” örnek göstererek bağımsız bir politika izlediğini ve bölgesel güç olma iddiasını sürekli olarak dile getirse de eylemleri buna işaret etmiyor.

Komşuda Salgın

İran-Pakistan ilişkilerindeki en önemli dinamik, komşuluk ilişkisidir. Pakistan, İran’daki olumlu veya olumsuz gelişmelerden doğrudan etkilenmektedir. Bu nedenle de 2003 Irak işgalinden sonra İran’a karşı olası bir ABD saldırısı ihtimaline açıkça ve ısrarlı biçimde karşı çıkmıştı. O dönem ABD’de Bush yönetimi ile İran arasındaki iletişim kısmen Pakistan tarafından sağlanmıştı. Pakistan son günlerde de İran’da yaptırımların ve salgının yarattığı krizden doğrudan olumsuz olarak etkilenmektedir.

İran’dan sıçrayan koronavirüs salgınıyla mücadele eden Pakistan’da kalkınma söylemiyle büyük umut yaratarak göreve gelen İmran Han, ana performans alanı olarak belirlediği ekonomi çok kötü etkileneceği için sokağa çıkma yasağına direndi. Salgının kötüleşmesiyle birlikte ordunun salgınla mücadele politikasında etkisi iyice ön plana çıktı ve hükûmet yetersiz kaldı. İran sınırından gelen salgın nedeniyle zaten kendi kaynaklarından gerekli payı alamadığı için federal hükûmetle sorun yaşayan Beluçistan bölgesinde tansiyon salgın nedeniyle daha da arttı. İran’la olan (aslında hacmi de yüksek olmayan) ticaret, salgın nedeniyle zaten kötüye giderken ABD yaptırımları, Pakistan’ın salgından ötürü ödeyeceği bedeli daha da artıracaktır. Bu nedenle Pakistan hükûmeti ısrarla ABD yaptırımlarına karşı çıkmaktadır.

Afganistan’da Taliban, ABD ile yaptığı anlaşma neticesinde Afgan hükûmetiyle yapacağı görüşmelere de bağlı olarak yeniden Kabil’e gelebilir. Bu durum Pakistan ve İran arasında ister istemez daha yakın iletişim ve koordinasyonu gerektirebilir. Afganistan’daki siyasi gelişmelerin iki ülke arasındaki ilişkileri nasıl etkileyeceği ilerleyen dönemlerde belli olacaktır. Diğer yandan Pakistan-İran ilişkilerinde karşılıklı güvensizliği besleyen meseleler de olduğu gibi duruyor. Pakistan ABD yaptırımlarına karşı çıksa da IMF’nin verdiği son altı milyar dolarlık yardımı ABD onayı sayesinde alabildi. Bunun öncesinde Suudi Arabistan’ın Pakistan’a sağladığı acil ekonomik destek de eleştirilmişti. Koronavirüs salgınıyla mücadele döneminde Pakistan hem borçlarının yeniden yapılandırılması hem de yeni IMF yardımı için uğraşıyor. Bu da ABD’ye daha fazla bağımlılık demek. İmran Han ve Suudi Arabistan arasındaki yakın ilişkilerle ilgili olarak Pakistan’ın Malezya’da yapılan zirveye, fikir en başta ondan çıkmasına rağmen Suudilerin isteği üzerine katılmaması da hatırda tutulmalı. Pakistan’ın Suudi Arabistan elinde “rehin” olduğu algısı, İran ve Pakistan ilişkilerine yansımaya devam edecektir. Kısacası koronavirüs salgını nedeniyle Pakistan ve İran arasında gelişen dönemsel yakınlığa rağmen İran-Pakistan ilişkilerindeki yapısal sorunlar da olduğu gibi devam etmektedir. Hem Pakistan’ın hem de Hindistan’ın ABD ile ilişkileri her iki ülkenin İran ile ilişkilerindeki sınırları ve beklentileri gözler önüne sermektedir.


Bu makalede dile getirilen görüşler yazarların kendisine aittir ve IRAM'ın yayın politikasını yansıtmayabilir.

İran, Hindistan, Pakistan, Taliban, ABD

Pakistan’da İmran Han Dönemi ve Pakistan’ın Denge Politikasının Geleceği

Ömer Aslan

İran ve Körfez’in Suud-BAE eksenini dengeleme sorunu kısa süre içinde İmran Han’ın karşısına da çıkacaktır.