İran’ın Savunma ve Dış Politikası (Rapor)

08.07.2020

İran’ın Savunma ve Dış Politikası (Rapor)

Kenneth Katzman, Iran’s Foreign and Defense Policies, Congressional Research Service (CRS), 2020, 49 sayfa

ISBN: 978-1087109220

 

ABD Kongresinin politika üretmesine katkı sağlayan bir kurum olan Congressional Research Service (Kongre Araştırma Servisi), 29 Nisan 2020’de “İran Savunma ve Dış Politikası”1 başlıklı bir rapor yayımlamıştır. Raporda İran’ın savunma ve dış politikada; hedeflerine, araçlarına, yöntemlerine ve genel stratejisine dair konular ele alınmıştır. Bununla birlikte rapor, İran’ın politik hedefleri doğrultusunda ilgisi olduğu bölgelerdeki aktivitelerine odaklanmıştır. Ayrıca İran’ın savunma politikalarında kullandığı güç kapasiteleri ve göstergeleri üzerine bir inceleme yapılmıştır. Raporda İran’ın ABD’ye karşı oluşturabileceği tehdit ve risklere yer verilerek ABD karar alıcılarına, İran’ın askerî gücü ve diplomasi kabiliyeti konusunda bilgilendirici değerlendirmeler sunulmuştur.

Raporda; tehdit algılaması, ulusal çıkarlar, ideoloji, grupsal çıkarlar, rekabet ve kamuoyu olmak üzere politika süreçlerini etkileyen temel faktörler belirlenmiştir. Diğer taraftan raporun üst başlıklarından biri olan “İran’ın ulusal güvenlik stratejisinin araçları” konusu altında; müttefik rejimlere ve gruplara destek terörizm, doğrudan askerî harekât, siber harekâtlar, yumuşak güç ve diplomasi konuları değerlendirilmiştir. Bu noktada, “İran’a Karşı Koymak” başlıklı konu dikkat çekmektedir. Bunun yanı sıra İran’ın konvansiyonel, konvansiyonel olmayan ve gayrinizami güç kapasitesi ile bilhassa savunma programlarının ele alındığı alt başlıklar da bulunmaktadır.

Rapora göre İran’ın savunma ve dış politikasının amaçları bazı temel değerlendirmeler üzerinden açıklanabilir. Bu anlamda, İran bölgede caydırıcılığını sürdürerek olası tehditlerin önünü kesmeyi amaçlamaktadır. Bununla birlikte bu caydırıcılığı tesis etmek suretiyle savunma politikalarını şekillendirmektedir. Bilhassa politikalarının odağında, İran’a karşı olan ülkelerin oluşturmuş olduğu güç yapılanmalarını (İsrail, Suudi Arabistan ve diğer Sünni Arap rejimler) altüst etme motivasyonu bulunmaktadır. Bu motivasyon doğrultusunda bölgesel çatışmalarda sağlanacak avantajlar İran’a önemli fırsatlar sunmaktadır. İran olası fırsatları değerlendirebilmek için bölgesel olarak lehinde davranışlar sergileyen müttefiklerine ve silahlı gruplara maddi ve askerî destek sağlamaktadır. Ayrıca İran, ABD Dışişleri Bakanlığının hazırladığı yıllık rapora göre uluslararası terörizmin desteklenmesinde önde gelen ve en aktif devlettir.

ABD’nin ulusal güvenlik ve dış politika stratejilerine bakıldığında Trump yönetimi, Nükleer Anlaşma’nın yeniden yapılmasının bir koşulu olarak İran’ın kötü niyetli ve sakıncalı davranışlarını sonlandırmasını talep etmektedir. Buna binaen İran’ın ekonomisini ve yönetimini yaptırımlar aracılığıyla zayıflatmak üzere “maksimum baskı” politikasını uygulamaktadır. Bu çerçevede 2015 yılında imzalanan çok taraflı Nükleer Anlaşma’dan 8 Mayıs 2018 tarihinde çekilmiş ve 5 Kasım 2018 itibarıyla İran’a karşı tüm yaptırımları tekrardan aktifleştirmiştir. ABD, bu gelişmenin ardından İran’ı siyasi, ekonomik ve diplomatik olarak izole etmeyi amaçlamıştır.

ABD’nin İran’a karşı benimsediği politika; bölgesel olarak ABD askerî unsurlarına ve kurumlarına yapılan İran destekli saldırılara karşı misilleme yapmak, ABD’nin bölgesel varlığının caydırıcılığını artırmak, İran’ın bölgesel müttefiklerine ve silahlı gruplara sağladığı desteğin önünü kesmek, stratejik iş birliği içinde olunan hükûmetlere ve bölgedeki bazı müttefik devlet altı aktörlere terörle mücadele desteği sağlamak, eğitmek ve silahlandırmak üzerinedir. Bu hususlar, ABD’nin İran’a karşı oluşturduğu güvenlik stratejisinin ana hatları olarak değerlendirilebilir. Rapordan hareketle bu stratejinin yansımalarına bakılacak olunursa “İran’a Karşı Koymak” üst başlığı altında İran’ın sınır ötesi projeksiyonlarına ve aktivitelerine yer verilmiştir.

Bölgedeki aktörlerin İran ile olan ilişkilerinin incelendiği bölümde bilhassa ilişkilerde çatışma ve uzlaşı alanlarına odaklanılarak ilişkilerin genel görünümüne dair değerlendirmeler yapılmıştır. İran’ın “Suriye’deki Etkisini Sınırlandırmak” alt başlığı altında ABD’nin bu konuya ilişkin politika tercihleri anlatılmıştır. Rapora göre İran’ın aktivitelerinin yoğunlaştığı bir bölge olarak Suriye’de İran varlığının azaltılması, İsrail’in güvenliğinin korunması noktasında kritik bir durum arz etmektedir. Ayrıca ABD’nin ana stratejisinin bir parçası da İsrail’in Suriye’de düzenlediği hava saldırılarını desteklemek şeklinde açıklanmıştır. Bu anlamda İsrail’in Suriye’deki İran mevzilerini vurması, İran’ın bölgesel etkisini de devre dışı bırakabilecektir. Ayrıca bölgedeki silahlı gruplardan sorumlu Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) komutanlarına spesifik yaptırımlar uygulamak ve İran’ın Suriye’ye gönderdiği petrol tankerlerini engellemek de bu politikaların bir devamı olarak değerlendirilebilir. Yine bölgede meydana gelen insan hakları ihlalleri gerekçesiyle de ABD tarafından çeşitli spesifik yaptırımlar uygulanmıştır.

2015’te Rusya’nın Suriye’ye müdahalesi ile İran, Rusya ile ittifak kurmuş ve ABD ile devam eden diplomatik süreçlerden ayrı olarak Rusya, Türkiye ve İran’ın Suriye konusuna dair oluşturduğu Astana Süreci’ne dâhil olmuştur. İran’ın Suriye’deki aktivitelerinin de detaylı olarak ele alındığı rapora göre İran’ın, Suriye’ye yaklaşık olarak 7.000 Lübnanlı Hizbullah savaşçının yanı sıra 2013-2015 yılları arasında tahmin edilen rakamlara göre DMO ve DMO kara kuvvetleri unsurları olmak üzere 2.000 askerî personel de gönderdiği ve askerî eğitimler düzenleyerek milis gruplar oluşturmak suretiyle insan kaynağı oluşturduğu gözlemlenmiştir. Özellikle 2013-2017 yılları esnasında yaklaşık 80.000’e yakın Şii savaşçının kullanıldığı, bu savaşçıların sadece Lübnanlı değil Afganistan, Irak ve Pakistan Şii milis gruplarından oluştuğu kaydedilmiştir. Suriye’de Esed’in kaybettiği toprakları geri alması ile birlikte bu sayının azaldığı, 2018 itibarıyla İran’ın 10.000 kadar milis grubu Suriye’de yönettiği ifade edilmiştir.

Aynı şekilde İran’ın Yemen’de, ABD tarafından 2012’den bu yana yasa dışı olarak ilan ettiği Husi rejimine büyük ölçekli destekler sağladığı ifade edilmiştir. Bu anlamda askerî eğitim, danışmanlık, silahlandırma ve finansal desteğin İran tarafından Yemen’de yasa dışı ilan edilen Husilere sağlandığı ifade edilmektedir. Bu bölgeler arasında İran’ın, milis ağlar kurarak bu ağları bölgesel çıkarları lehine yönlendirebileceğinden de bahsedilmiştir. Bu doğrultuda Suriye görevlerini tamamlayan milislerin Husilere destek amacıyla Yemen’e gönderilebileceği vurgulanmıştır.

“İran’a Karşı Koymak” başlığı altında değerlendirilen konulardan biri de İran’ın Türkiye ile olan iş birliği ve çatışma alanlarıdır. Bu noktada Türkiye’nin, nüfusunun büyük bir çoğunluğu Sünni olan ve İran’a sınırı bulunan bir ülke olduğu belirtilmiştir. Bunun yanı sıra ABD önceliğinde NATO üyesi olduğu da ifade edilmiştir. Türkiye’nin %50 oranında petrolünü ve %5 üzeri bir oranda da doğal gazını İran’dan tedarik etmesi dolayısıyla İran’a yönelik yaptırımların gevşetilmesinin Türkiye-İran ticari ilişkilerini genişleteceği konusunda bir değerlendirmede bulunulmuştur. 1990-2000 yılları arasında Türkiye’nin İsrail ile stratejik olarak angaje hâlinde olması durumunun İran ile anlaşmazlık oluşturduğu bilhassa Erdoğan’ın muhafazakâr kökenli Adalet ve Kalkınma Partisinin (AK Parti) iktidara gelmesinden sonra bu sorunun kaybolduğu ifade edilmiştir. Bununla birlikte Türkiye’nin Hamas’ın önemli bir destekçisi olduğu ayrıca İran’ın da Hamas’a destek sağladığına da değinilmiştir.

Türkiye ve İran’ın Suriye politikasına yönelik olarak Türkiye’nin 2011’de Esed’in devrilmesinin Suriye’deki çatışmaya çözüm olabileceği yönünde bir tutuma sahip olduğu, İran’ın ise Esed’i iktidarda tutmaya çalıştığı ifade edilmiştir. Ancak 2015’ten bu yana Esed’in iktidardaki varlığını koruyabilmesinin Türkiye’yi, Esed’in iktidarda kalacağı yönünde ikna ettiğini bunun da Rusya önderliğinde Türkiye ve İran’ın Astana Süreci’ni başlatmasına neden olduğu değerlendirilmiştir. Bununla birlikte 2017 Ağustos ayında, İran İslam Devrimi’nden bu yana ilk yüksek düzeyli askerî ziyaret olarak İran Genelkurmay Başkanı’nın Ankara’ya yaptığı ziyarete de değinilmiştir. Ayrıca iki ülkenin de PKK ve PJAK terör örgütleriyle mücadele konusunda iş birliği yaptıklarından bahsedilmiştir.

Sonuç olarak rapor, ABD’nin bölgesel politikaları ile İran’ın savunma ve dış politikasına ilişkin bilgilendirici değerlendirmeler sunmaktadır. Bölgesel aktörlere de odaklanan raporda, İran’ın bölgesel aktörler ile ilişkisi detaylıca ele alınmıştır. Bunların yanı sıra İran’ın sınır aşırı güç projeksiyonları mercek altına alınarak ABD’nin bölgesel çıkarlarına karşı olası tehditler ve riskler değerlendirilmiştir. Bu bağlamda İran’ın savunma ve dış politika stratejisi dâhilinde belirlenen hedefler, araçlar ve yöntemler analiz edilerek karar alıcıların karmaşık süreçleri değerlendirmesine kolaylık sağlanmış, ABD ve çıkarlarına karşı bölgesel tehditlerin ne ölçüde olduğuna dair bir tablo oluşturulmuştur.


1 Bu rapor değerlendirmesi, https://crsreports.congress.gov/product/pdf/R/R44017 bağlantısındaki mevcut rapordan hareketle yapılmıştır. 

Orta Doğu’da Büyük Güçler Rekabeti ve Partnerlik Stratejisi

Hurşit Dingil

Değişimin evrildiği yeni dönem, üç büyük kutup olan ABD, Çin ve Rusya ekseninde şekillenen Büyük Güçler Rekabeti dönemi olarak adlandırılmaya başlandı.