İran’ın Türkiye-Suriye Görüşmelerine Bakışı

Ankara-Şam, Şam-Abu Dabi ve Riyad hattında süren normalleşme adımlarını kaygıyla takip eden Tahran, gelişmelerin 12 yıldır Suriye’de oluşturduğu nüfuzuna nasıl yansıyacağı sorusunun cevabını arıyor.

Türkiye ve Suriye arasındaki görüşmelerin kamuoyuna duyurulmasından bu yana, iki ülke ilişkilerinin normalleşmesine ilişkin birçok iddia dile getirilirken 30 Aralık 2022’de T.C. Millî Savunma Bakanı Hulusi Akar, Suriyeli mevkidaşı Ali Mahmud Abbas ile Moskova’da bir araya gelmiştir. Millî Savunma Bakanlığından yapılan açıklamada, “Toplantıda; Suriye krizi, mülteci sorunu ve Suriye topraklarında bulunan tüm terör örgütleri ile ortak mücadele çabaları ele alınmıştır.” denilirken üçlü formattaki toplantının devamı konusunda karara varıldığı aktarılmıştır. Türk yetkililerden gelen açıklamalara göre şubat ayında iki ülke dışişleri bakanlarının bir araya gelmesi ve ardından cumhurbaşkanları düzeyinde görüşmenin yapılması beklenmektedir. Ankara ile Şam arasında devam eden görüşme trafiğine ilişkin, Suriye İç Savaşı başladığından beri Şam’ın en önemli müttefiki konumunda olan Tahran’dan uzun süre açıklama gelmemesi, çeşitli spekülasyonlara neden olmuştu. Şam’ın, Tahran’ı atlayarak Moskova üzerinden Ankara ile müzakere masasına oturmasına Tahran’ın sessiz kalması, Suriye’yle ilgili İran’ın da dâhil olduğu yeni bir iş birliği modeli üzerinde anlaştıkları şeklinde yorumlanmıştı. Ankara-Şam görüşmesiyle ilgili İran’dan gelen ilk resmî açıklama da bu iddiayı destekler nitelikte oldu. İran Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan, resmî bir ziyaret kapsamında bulunduğu Beyrut’ta 13 Ocak’ta yaptığı açıklamada “Suriye ile Türkiye arasındaki diyalogdan memnunuz ve bunun iki ülke arasındaki ilişkilere olumlu yansıyacağına inanıyoruz.” dedi.  Ancak bu açıklamanın hemen ertesi günü basına yansıyan İran’ın Suriye’ye bir süredir sağladığı ucuz petrolü askıya aldığı haberi, durumun pek de sanıldığı gibi olmadığını gösterdi. Wall Street Journal, İran’ın Suriye’ye ham petrol sevkiyatının fiyatını iki katına çıkaracağını ve krediyle yeni petrol sevkiyatını da reddettiğini; yeni petrol arzı için peşin ödeme yapmasını talep ettiğini duyurdu. Bu iddiaya dair İran tarafından herhangi bir yalanlama gelmezken haber, İran’daki birçok basın yayın kuruluşu tarafından aynen aktarılmıştır

Suriye bir süredir tarihinin en büyük ekonomik krizinin yanı sıra son on yılın en ciddi yakıt kıtlığıyla mücadele etmektedir. Başkent Şam sakinleri, her gün saatlerce benzin istasyonları önünde kuyrukta bekliyor. Şam yönetimi geçen ay enerji tasarrufu yapmak için bazı idari ofisleri birkaç günlüğüne kapatmak zorunda kalmıştır. Akaryakıt kıtlığına yönelik öfkenin artmasıyla birlikte başkent Şam, zaman zaman protestolara sahne olmaktadır. Dolayısıyla böylesi kritik bir dönemde alınan bu karar, Tahran’ın Şam’ın son dönemde başta Ankara olmak üzere Körfez ülkeleriyle attığı normalleşme adımlarından duyduğu rahatsızlığın boyutunu ortaya koymaktadır. 

Bu haberin basına sızdığı sıralarda Abdullahiyan, Suriye özelinde cereyan eden gelişmelerle ilgili Tahran’ın rahatsızlığını ilk elden iletmek üzere bölgesel diplomasi turuna çıkmıştı. 14 Ocak’ta Şam’a giden Abdullahiyan, Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed ve Suriyeli mevkidaşı Faysal Mikdad ile bir araya geldi. İran ile Suriye’nin iki ülke arasında daha önce imzalanmış olan ekonomik anlaşmaların uygulanması konusunda anlaşmazlık yaşadıklarına dair iddiaların gölgesinde gerçekleşen bu görüşmelerden sonra düzenlenen basın toplantısında “Tahran-Şam arasında koordinasyonun devam ettiği” mesajı verildi. Tahran’ın, Şam üzerinde kurduğu baskının etkileri kısa sürede görülmeye başlandı. Gerek Suriye Devlet Başkanı Esed gerekse Dışişleri Bakanı Mikdad’ın Abdullahiyan ile bir araya geldikten sonra Şam’ın, Ankara ile müzakerelerin devamı için şart koştuğu iddia edilen konularda daha net ifadeler kullandığı görüldü. Esed, “Türkiye’nin işgale son vermediği ve terör örgütlerine desteğini kesmediği sürece Ankara ile diyaloğun ilerlemeyeceğinin” altını çizerken Dışişleri Bakanı Mikdad “İşgali kaldırmadan Türkiye ile ilişkilerin normalleşmesi mümkün değil.” diye konuştu. Ayrıca ocak ayının ikinci haftasında gerçekleşmesi beklenen dışişleri bakanları düzeyindeki görüşmenin şubat ayına ertelendiği bilgisi basına yansıdı.

Tahran’ın; Ankara, Moskova ve Şam arasında devam eden süreçle ilgili belli endişeler taşıdığını söylemek mümkün. Ancak İran, çeşitli sebeplerden ötürü rahatsızlığını açıktan ifade etmek istememektedir. Birincisi, bu sürecin büyük ölçüde Moskova’nın koordinasyonunda devam ediyor olmasıdır. Ukrayna savaşının yarattığı fırsatlar dolayısıyla Moskova ile ilişkileri stratejik düzeye çıkarmak isteyen Tahran, Moskova’nın öncülüğünü yaptığı bir sürece açıktan karşı duruş sergilemek istemiyor. İkinci neden ise İran’ın, Rusya’nın yanı sıra Türkiye ile de ilişkileri gerginleştirmek istememesidir. İran gerek içerideki protestolar gerekse Nükleer Anlaşma’nın imzalanmaması nedeniyle dış politikada büyük baskı altındadır. Bu da Tahran’ın hâlihazırda dış politikadaki manevra alanını sınırlamaktadır. 

İran’ın Türkiye-Suriye Görüşmeleriyle İlgili Kaygıları

Tahran, Suriye İç Savaşı boyunca Şam rejiminin en güvenilir müttefiklerinden biri olmuştur. Müttefiki Esed’i iktidarda tutmak için vekil güçleri aracılığıyla insan kaynağı sağlamanın yanı sıra milyarlarca dolar para harcayan İran’ın, savaş sonrası Suriye’deki stratejisi; sahadaki askerî nüfuzunu korumak ve savaş sırasında harcadığı paraları Suriye’de elde edeceği ekonomik imtiyazlarla telafi etmek olarak özetlenebilir. Tahran, Suriye’de yaptığı harcamaların Şam tarafından İran’a çeşitli imtiyazlar verilmek suretiyle telafi edilmesini istiyor. Bu çerçevede 2019 yılından başlayarak iki ülke arasındaki iş birliğinin güçlendirilmesi amacıyla konut inşaatı, bankacılık ilişkileri, ulaşım, gümrük, Suriye sanayi kentlerinin yeniden inşası vb. konularda çeşitli mutabakat zaptları imzalanmıştır. Suriye’nin en büyük limanı olan Lazkiye Limanının işletmesinin ihalesiz devri de dâhil olmak üzere İran’la; petrol, doğal gaz, maden ve konut sektöründe çeşitli imtiyazlar öngören anlaşmalar imzalanmıştır. Bunlar arasında; Palmira yakınlarında yer alan fosfat madeninin işletilmesi, Lazkiye’de elektrik santrali inşası, Halep’te termik santral inşası, Humus ve Deyrizor santrallerinin yeniden inşası, petrol ve doğal gaz rezervlerinin inşası için 1.000 hektar arazinin tahsisi, Ebu Kemal’deki petrol sahasının geliştirilmesi sayılabilir. Bununla birlikte İran, Suriye’ye sadece ekonomik pencereden bakmıyor. Suriye, İran’ın “direniş ekseni”nde önemli bir yere sahip. Dolayısıyla Suriye yönetiminin son dönemde gerek Türkiye gerekse Körfez ülkeleriyle attığı normalleşme adımları, Tahran yönetimi tarafından İran’ın Suriye’deki askerî ve ekonomik nüfuzu açısından bir tehdit olarak görülmektedir. Ankara-Şam, Şam-Abu Dabi ve Riyad hattında devam eden normalleşme adımlarını kaygıyla takip eden Tahran, bütün bu gelişmelerin İran’ın 12 yıl boyunca Suriye’de inşa ettiği nüfuzuna nasıl yansıyacağı sorusunun cevabını arıyor. Öncelikle şu an itibarıyla İran’ın yer almadığı Moskova Üçlü Formatı, Tahran’ın Suriye krizinin ele alındığı en etkili diplomatik platform olarak önemsediği Astana Platformu’na potansiyel alternatif oluşturmaktadır. Suriye meselesinde Moskova Üçlü Formatı’nın etkili olması, Astana Süreci’nin fiilen ölümü ve Suriye meselesinin Astana Platformu’ndan Moskova Üçlü Formatı’na taşınacağı anlamına gelmektedir. 

Suriye bir taraftan Türkiye’yle ilişkilerini geliştirmek için görüşmeler yaparken diğer taraftan Körfez ülkeleriyle de temaslarını sıkılaştırmış durumda. Birleşik Arap Emirlikleri Dışişleri Bakanı Abdullah bin Zayid el-Nahyan 3 Ocak’ta Şam’a bir ziyaret gerçekleştirdi. Şam yönetimin gerek ekonomik krizden kurtulması gerekse savaş boyunca harap olmuş ülkenin yeniden restorasyonu için mali kaynağa ve komşu ülkelerle yeniden ticari ilişkilerin tesis edilmesine ihtiyacı var. Ancak İran’ın Suriye’deki varlığı, Suriye’ye yönelik Körfez ülkelerinin olası yardımına engel teşkil etmektedir. Büyük ölçüde İran’ın kontrolü altında olan Suriye’de başta Arap ülkeleri olmak üzere hiçbir ülke yatırım yapmak istemeyecektir. İran ise tek başına Suriye’nin ihtiyaç duyduğu ne mali kaynağı ne de teknik kapasiteyi sağlayabilmektedir.  

Tahran şu ana kadar Suriye ile imzaladığı birçok projeyi yerine getirememiştir. Örneğin, İran özel sektörünün katkısıyla Şam’da 200 bin konut, çeşitli altyapı ve yol inşasını içeren mutabakat zaptı da bunlardan biriydi. İlerleyen zamanlarda bu sayı 30 bine kadar indirildiyse de çeşitli aksaklıklar nedeniyle projede ilerleme sağlanamamıştır. Oysa Suriye’deki mevcut ekonomik şartlar, Şam’ın başta Ankara olmak üzere iç savaş sırasında ilişkilerin koptuğu ülkelerle yeniden normalleşmesini zorunlu kılmaktadır. Fakat Tahran’ın Şam üzerindeki tahakkümü göz önüne alındığında, belirli konularda İran’a güvence sağlamadan sürecin başarıya ulaşması zor görünmektedir. 

BM’nin İran’daki İnsan Hakları İhlallerini Araştırma Kararı

Rahim Farzam

BM İnsan Hakları Konseyinin kararı; uluslararası toplumun, İran’daki insan hakları ihlalleri iddialarının araştırılması ve protestocuların haklarının korunması yönünde attığı ilk önemli adımdır.

İran’ın Afganistan Büyükelçisi’nin Gözünden Taliban

Rahim Farzam

Eminiyan’a göre Afganistan’da Taliban iktidarı; İran’ın bölge ve Afganistan’daki nüfuzu ile Fars medeniyeti ve kültürü açısından bir felaket olmuştur.