İran’ın Yeni Füze Üretim Merkezi Trump’a Nükleer Anlaşmadan Kurtulması için Koz Verebilir

Sayyad-3 Projesi Nükleer Anlaşmanın İptaline Sebep Olabilir Mi?

Farhad Rezaei Dış Politika Uzmanı

İranlıların Trump’a yeni kozlar vermemeleri gerektiğinin farkına varmaları gerekiyor.

Tahran ve Washington arasındaki gerilimin iyice arttığı bir zamanda, 22 Temmuz’da Devrim Muhafızları “Sayyad-3” ismini verdikleri, karadan havaya füzeler için yeni bir üretim hattı kurduğunu açıkladı. Duyuru, Birleşik Devletler’in balistik füze programından ötürü Tahran’a yeni yaptırımlar uyguladığını açıklamasından kısa bir süre sonra geldi. 18 Temmuz’da, Trump yönetiminin Kongre’yi, İran’ın teknik olarak Nükleer Anlaşmaya uyduğuna dair bilgilendirmesinden sadece bir gün sonra, Amerikan yönetimi, İranlı 18 şahıs ve kuruluşa "balistik füze geliştirilmesi" gibi nükleer meselenin dışında kalan sebeplerle yeni yaptırımlar uyguladı.

Yaptırımlar, ABD Hazine Bakanlığına göre “İran ordusu ya da Devrim Muhafızları’na destek sağlayan” yedi kurum ve beş şahsı kapsamaktadır. Liste “İran merkezli uluslararası bir suç örgütü ve bu örgütle bağlantılı üç kişiyi” de içermektedir.  İran’ın askeri gelişimine katkı sağlamanın yanında bu “ağlar” Devrim Muhafızları’nın insansız hava aracı ve “hızlı saldırı botları” geliştirmesine de yardımcı olmaktadır.

İran Savunma Bakanı Hüseyin Dehghan yeni üretim hattını açıkladığında, çok az sayıda medya organı yeni füzelerin, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin İran’a “nükleer silah üretimine imkân tanıyan balistik füze üretimine dair hiçbir faaliyette bulunmaması” çağrısında bulunan 2231 sayılı kararını ihlal etmediğine yer verdi. Esasen yeni karar hangi füzelerin nükleer silah taşıyabileceğine dair tanımlama çabalarını zorlaştırdı. Nükleer yeterlilikli füze teknolojisi üzerine çalışmalar yapan gayriresmî bir yapı olan Füze Teknolojileri Kontrol Rejimi’ne (MTCR) göre, 300 kilometre menzilli, beş yüz kiloluk yük taşıyabilen füzeler, nükleer silah taşıyabilme kapasitesine sahiptir.

Yeni Sayyad 3 füzesi 27 kilometre yüksekliğe çıkabilmekte, 120 kilometre yol alabilmekte, çeşitli hava araçları ve güdümlü füzeleri hedef alabilmektedir. Her ne kadar dünyadaki son teknolojiye göre tasarlandığı söylense de balistik füze seviyesine ulaşmakta yetersiz kalmaktadır. Dehghan’a göre Sayyad 3 “hareket menzilindeki radarla tespit edilemeyen avcı uçakları, insansız hava araçları, güdümlü füzeler, helikopterler ve yüksek manevra ve hız kabiliyetine sahip çeşitli modellerdeki modern uçaklara karşı harekete geçebilmektedir.”

Sayyad 3 kombine manevra kapasitesi, kızılötesi donanımı, keskin gözlem teknolojisi ve elektronik savaş korumasıyla donatılmıştır. Ancak, MTCR standartlarına göre füze nükleer donanıma uygun değildir ve BMGK’nın 2231 sayılı kararının koyduğu 300 kilometre sınırlamasını aşmamaktadır.

Diğer bir şekilde söyleyecek olursak söylemsel bir meydan okumaya rağmen, Devrim Muhafızları, ABD Kongresi’nin nükleer meseleler dışındaki ihlallere yönelik çok sayıdaki yaptırımı sebebiyle sınırları zorlamamak için son derece dikkatli hareket etmiştir. Obama’nın başkanlığı döneminde, balistik programdan sorumlu olan Devrim Muhafızları Uzay Departmanı, Nükleer Anlaşma (JCPOA) ile ortak olarak alınan 2231 sayılı kararı açıkça ihlal ederek füze denemeleri yapmıştır. Donald Trump 29 Ocak 2017’de başa geçtikten sonra, Trump’ın kısa ömürlü ulusal güvenlik danışmanı Michael T. Flynn İran’ın “uyarıldığını” belirtti. Bu, İran’ın bir balistik füze daha test etmesi halinde ABD’nin daha sert şekilde tepki vereceğine şüphe bırakmayan bir tehditti. O zamandan beri İran 2231 sayılı kararın sınırlarını gözeterek sadece bir defa kısa menzilli füze denemesi yapmıştır.

Bununla birlikte, Muhafızların bu hamlesi –yeni üretim hattının açıklanması- ABD’ye bir meydan okuma olarak görülebilir. Fakat Sayyad 3’ün temel amacı dinamik olmaktan çok psikolojik olabilir. Rejim muhtemelen füzelerin, bölgesel düşmanlarında caydırıcı ve tehdit edici bir etki uyandıracağına inanmaktadır. Son dönemdeki kazanımlara rağmen, İran’ın daha gelişmiş füzeleri, spesifik askeri hedefleri tam olarak tutturamamasından dolayı çok da güvenilir olmamaya devam etmektedir. İsrail istihbaratına göre, İran tarafından Tahran’daki terör saldırılarına karşılık Suriye’nin DEAŞ’ın elinde bulunan Deyrizor şehri hedeflenerek ateşlenen yedi Zülfikar füzesinden sadece ikisi hedeflerine ulaşmıştır. Bu da net bir başarısızlık olarak değerlendirilmektedir.

Bütün bunlara rağmen, İran’ın hâlâ neden daha sağlam savunma kapasitesine ihtiyaç duyduğunu anlamak önemlidir. İran ve güçlü rakipleri arasındaki bölgesel gerilimlere ek olarak – bunlar ironik bir biçimde İran tarafından ortaya çıkarılmış gerilimlerdir- Washington ve Suudi Arabistan tarafından yapılan son silah anlaşması İranlı yetkililerin ciddi biçimde dikkatini çekmiştir. Dehghan, Birleşik Devletler ve Suudi Arabistan arasındaki 110 milyar dolarlık anlaşmanın İran’a bir tehdit oluşturduğuna işaret etmiştir: “Son dönemde bölgedeki bazı ülkelerin ABD’ye fidye verdiğine şahit olduk. Bu ülkeler bölgeye çeşitli silahlar getirme niyetindeler ve bu alışveriş Müslüman İran’ı tehdit etme amacıyla yapılmıştır.”

Diğer sofistike silahlarla birlikte Washington’ın Riyad’a sağlama sözü verdiği Lockheed Martin üretimi Bölge Yüksek İrtifa Hava Savunma (THAAD) Füze sistemini de içeren milyar dolarlık askeri yardım paketi İranlıların kolayca görmezden gelebileceği bir gelişme değildir. Böylesi yüksek ölçekteki bir silah satışı, Trump yönetiminin İran üzerindeki baskıyı arttırma isteğinin açık bir göstergesidir.

Dahası İranlılar, Nükleer Anlaşmanın 90 gün içerisinde yeniden geçerli hale getirilmesi gerektiğinde Trump’ın muhtemel bir itirazıyla karşılaşma konusunda son derece endişeliler. 17 Temmuz’da olduğu gibi, Trump anlaşmayı geçirme konusunda kuşkusuz bir çekince içerisindeydi. Dolayısıyla Trump’ın anlaşmayı yeniden geçerli kılmama yolunu seçebileceği düşünülebilir. Trump’ın yanı sıra yönetiminin söz sahibi diğer üyeleri; Dışişleri, Pentagon ve Ulusal Güvenlik Danışmanı McMaster’ın itirazlarına rağmen anlaşmayı yeniden geçerli kılmayı engelleyebilirler.

Bu tarz bir gelişme ışığında, İran tarafının uzun menzilli balistik füzeler yerine Sayyad 3 gibi savunma amaçlı füze üretim hatlarının gelişimine yatırım yapması daha rasyonel bir adım olabilir. Zira ilk seçenek maliyeti açısından uygun olmamakla birlikte Beyaz Saray’dan olumsuz tepkilere yol açabileceğinden uygun olmayabilir. İranlıların Trump’a yeni kozlar vermemeleri gerektiğinin farkına varmaları gerekiyor.

Tahran'ın Suriye'deki Demografiyi Değiştirme Çabaları

Tamer Badawi

Tahran faydalı Suriye ve uzantılarında ideolojik bir hegemonya oluşturabilse bile jeo-iktisadi (ve jeo-siyasi) açıdan önemli gördüğü bölgelerde yerel Şii grupların varlığını oluşturmaya ve güçlendirmeye ihtiyaç duymaya devam edecektir.