İranlıların Türkiye’ye Göç Motivasyonları

Oral Toğa Asistan

Göç meselesi oldukça hassas bir konu olup her bireyin hikâyesinin ve motivasyonunun kendine özel olduğu unutulmamalıdır.

Bir toplumdaki bireylerin göç motivasyonlarını açıklarken o toplumu yekpare bir bütün olarak görme eğilimi sıkça görülmektedir. Oysa göç olgusunu ve kişilerin göç motivasyonlarını dosya dosya ele almak olmazsa olmaz bir zarurettir. Bu zaruret, Türkiye gibi kitlesel göçle uğraşan bir ülkenin ilgili kurumlarında oldukça ciddi yoğunluklara yol açsa da ilgili personelin ve karar vericilerin özverisiyle aşılmaya çalışılmaktadır. “İranlılar Türkiye’ye şu sebepten geliyor.” diyerek bir genellemeye gitmek hem insani hem hukuki hem de konunun doğru ele alınabilmesi açısından sakıncalı sonuçlar doğuracaktır. Nitekim bir grubu tek bir başlık altında kategorize eder ve buna göre bir tutum belirlenirse gerçekten sığınma ihtiyacı olan kişilere yönelik haksız değerlendirmeler yapılabilir. Başka bir deyişle “Bütün Afganlar Türkiye’ye iş bulmaya geliyor.” gibi bir algının oluşması, Afganistan’dan gelip gerçekten sığınma ihtiyacı olan insanların hayatlarını daha da zorlaştıracak sonuçlara yol açacaktır. Bu yüzden yazının; ana hatlarıyla değerlendirilmeye çalışılan bu hassas konunun bireyler özelindeki durumunu açıklamaktan ziyade saha tecrübeleri ve yapılan okumalar ışığında genel eğilimleri vermek hedefinde olduğunu belirtmekte yarar vardır. Her dosya kendi içinde değerlendirilmelidir. Bu yazıda İranlıların göç motivasyonları; uluslararası koruma (UK), ikamet ve kısa dönem ikamet kavramları üzerinden ele alınacaktır.

Uluslararası Koruma Sahibi İranlılar

UK’ya ilişkin kaideler, “6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu”nda belirtilmiştir. Bir yabancı, yapılacak değerlendirmeye ve menşei ülkesine göre mülteci, şartlı mülteci yahut ikincil koruma statülerinden birine sahip olabilmektedir. Türkiye, 1951 yılında Cenevre’de imzalanan “Mültecilerin Hukuki Statüsüne İlişkin Sözleşme”ye taraftır ancak bu sözleşmeye coğrafi kısıt koymuştur. Şöyle ki Avrupa Konseyi üyesi ülkeler dışından gelen kişilere mültecilik statüsünü tanımayacağını belirtmiş ve konuyu yasada düzenlemiştir. Buna göre Türkiye’ye gelen ve UK başvurusu yapan İranlıların mülteci statüsü alması yasa gereği mümkün değildir. Bu yüzden mülakatları olumlu değerlendirilen İranlılara “şartlı mülteci” statüsü verilmektedir.

Şartlı mülteci, Avrupa dışında meydana gelen olaylar nedeniyle mülteci tanımındaki şartlara haiz olduğunu iddia ederek üçüncü ülkelere iltica etmek üzere Türkiye’den uluslararası koruma talebinde bulunan kişidir. Yani Türkiye’ye gelen bir İranlı (veya Avrupa Konseyi dışından başka bir ülke vatandaşı) üçüncü bir ülke onu kabul edene kadar Türkiye’de kalacak, sonrasında ilgili ülkeye gidecektir. Başka bir deyişle dosyası kabul edilmiş ve şartlı mülteci olmuş bu kişiler, üçüncü bir ülkenin kabulü sonrası ülkeden çıkış yapıp kabul aldıkları ülkeye gitmektedir. İşte İranlıları yıllardan beri cezbeden en kritik nokta da burada yatmaktadır. Türkiye, İranlılar için bir geçiş noktasıdır. Burası; Avrupa ülkelerine, Amerika’ya, Kanada’ya yahut Avustralya gibi ülkelere en kestirmeden göç etmenin yolu olarak görülmektedir. Nitekim bu ülkelerdeki İranlıların (eğer o ülkeye doğrudan göç etmemişlerse) önemli bir kısmının bir Türkiye geçmişi bulunmaktadır.

Türkiye, İran’dan herhangi bir vize talep etmediğinden dolayı İranlıların büyük bir kısmı ülkeye yasal yollarla giriş yapmakta ve hemen ardından ilgili kurumlara giderek UK başvurusunda bulunmaktadır. Göç İdaresi Başkanlığının verilerine göre Türkiye’de, 2021 sonu itibarıyla uluslararası koruma başvurusu sahibi olan 1.032 İranlı vardır. Burada UK başvuru sahibi olan kişilerle UK başvurusu kabul edilmiş ve şartlı mülteci statüsü verilmiş kişilerin farkını tekrar vurgulamak gerekmektedir. Başvuru sahipleri, statü mülakatlarını beklerken statü alabilmiş kişiler, üçüncü bir ülkenin onları kabul etmesini beklemektedir.

Önemle belirtmek gerekir ki “çalışmak” yahut sadece “yeni bir hayata başlamak” amaçlı gelen kişiler UK statüsü sahibi olamamaktadır. Ortada insani bir durum olmak zorundadır. Ancak İranlılar gerek Telegram gruplarında gerek çeşitli Instagram sayfalarında gerekse internet üzerindeki birçok platformda oldukça örgütlü ve bilgi paylaşımı yapılan bir ağa sahiptir. Bugün bu mesele baştan başa bir sektör hâline gelmiştir. Buralarda Türkiye’deki son durum, kanun güncellemeleri, hangi şehirlerin başvuruya kapatıldığı gibi çok detaylı paylaşımlar yapılmaktadır. Bu sebeple İl Göç İdarelerine başvuru yapmadan önce birçok İranlı hazırlıklı olarak buralara gelmektedir. Din değiştrmek, İran’daki güvenlik güçlerinin takibinde olmak, Bahailik gibi İran tarafından resmî olarak tanınmayan azınlık dinine mensup olmak, LGBT+ birey olmak gibi çok çeşitli iddialarla UK başvuruları yapılmaktadır.

Özellikle din değiştirme veya siyasal faaliyetler sebebiyle başının belaya girdiğine yönelik savlar, İranlıların UK başvurularında sıklıkla görülmektedir. Her ne kadar aksaklıklar yaşansa da İl Göç İdarelerindeki memurlar ve proje personelleri gerek aldıkları eğitimler gerek saha bilgileri gerekse yüzlerce mülakatın getirdiği tecrübeyle kimin neyi ne kadar doğru söylediğini hızlıca anlayabilmektedir. İddialarında samimi ve gerçeği söyleyenler hariç olarak bu durumu istismar edip statü edinmeyi ve dolayısıyla Batı’da bir ülkeye gitmeyi garanti altına almayı deneyenler, İran’ın dünya kamuoyunda çizilen imajını istismar ederek kendilerine bir yol aramaktadır. Bunun en uç örneği dosyası reddedilen veya imza yükümlülüklerini yerine getirmediği için dosyası kapatılan kişilerin zaman zaman basına çıkıp “Benim dövmem var bu yüzden İran’da idam edecekler.” yahut “Benim saçlarım boyalı bu yüzden hapse gireceğim.” diyerek kamuoyu yaratma çabalarında görülebilir. Nitekim bu asılsız iddialar zaman zaman sosyal medyada Türk kullanıcılar arasında gündem olmayı da başarmıştır. Öte yandan din değişikliğinin somut olarak kanıtlanması imkânsıza yakındır. Ayrıca İran Ceza Hukuku’nda din değiştirmenin suç olması ve olası toplumsal baskılar da bu kesim tarafından en çok kullanılan konudur. Bu konu sadece Türkiye’de değil Batı’da da zaman zaman tartışma yaratmaktadır. Örneğin Hollanda’da bir dönem Afgan ve İranlıların sırf oturma izni alabilmek için din değiştirdiklerine dair iddialar üzerine tartışmalar olmuştur. Ancak bu noktada tekrar vurgulamak gerekir ki bu konuların hiçbiri genelleme kaldırmaz. Söz konusu meselelere, insan onuru ve can güvenliğiyle ilişkili hassas konular olduğu için titizlikle yaklaşılması gerekmektedir. Ayrıca ilgili mülakatlar sırasında çeşitli teknikler ve sorularla karşı tarafın ne derece doğru söyleyip söylemediği ilgililer tarafından anlaşılmaktadır.

İkamet ve Kısa Dönem İkamet Sahibi İranlılar

Göç İdaresi Başkanlığının verilerine göre 27.01.2022 tarihi itibarıyla Türkiye’de 108.892 kişi ikamet sahibi iken 90.719 kişi kısa dönem ikamete sahiptir. Bu ikametlere sahip İranlılar, yukarıda bahsi geçen gruptan büyük ölçüde ayrılmaktadır. Her iki ikamet türü için de belirli kriterlerin yerine getirilmesi gerekmektedir. Bilimsel araştırma amacıyla gelmek, taşınmaz mal sahibi olmak, ticari bağlantı veya iş kurma amacı taşımak, turizm maksatlı gelmek vb. sebepler; kısa dönem ikamet başvurusu almak için aranan sebeplerdir.

Yukarıda sayılan başlıklar arasında bulunan taşınmaz mal sahibi olmak ve iş kurmak son günlerde Türk kamuoyunun da dikkatini çekmekte ve sıklıkla haberlere konu olmaktadır. Bu gruptaki kişiler Türkiye’ye; yeni bir yaşam kurmak, çocuklarının daha iyi eğitim imkânlarına sahip olmasını sağlamak, İran’a uygulanan ambargolardan kaçınarak iş bağlarını güçlendirmek ve uluslararası ticaret ağında yer almak ya da basitçe, yeni bir ülkeye gelip yeni bir hayata başlamak gibi motivasyonlarla gelmektedir.

Bu kısa dönem ikamet konularından en çok istismar edileni ise turizm maksatlı verilen ikamettir. Bu ikamet türü, normal vize süresini (İranlılar için 90 gün) aşacak şekilde turistik faaliyetlerde bulunmak isteyen kişiler içindir. Burada şahıslar turistik amaçlarla ülkeye geldiklerini beyan eder ve buna göre bir ikamet alırlar. Önceleri bu konu suiistimal edilmiş olsa da kurumlar bu konuda da birçok tedbiri hayata geçirmiş durumdadır.

Kısa dönem ikametin dışında kalan diğer ikametler aile ikameti, öğrenci ikameti, uzun dönem ikamet, insani ikamet ve insan ticareti mağduru ikamet iznidir. Bu ikametlerin her biri özel bir durum içerdiğinden ayrıca motivasyonlarına yönelik bir değerlendirme yapılmayacaktır.

Değerlendirme

Göç meselesi oldukça hassas bir konu olup her bireyin hikâyesinin ve motivasyonunun kendine özel olduğu unutulmamalıdır. Ancak genel bir çerçeve çizildiğinde kısa dönem ikamet alan İranlıların temel motivasyonlarının yeni bir hayata başlamak, daha iyi eğitim imkânlarına sahip olmak, iş kurmak ve Türkiye ile bağ kurmak olduğu görülmektedir. UK başvurusunda bulunan İranlıların ise durumları çok karmaşık ve hassastır. Bu konu hakkında genellemelerde bulunmak, gerçekten sığınma arayan bireylerin durumlarını zora sokacaktır. Ayrıca bu konunun çerçevesi, ilgili kanunların yanında uluslararası sözleşmelerle çizilmiş olup Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR) gibi uluslararası kurumların da alanı kapsamındadır. Yine de gerçekten sığınma arayan bireylerin arasına karışmış ve UK başvurusu yapıp statü almayı, Batı’ya gitmenin en kestirme yolu olarak görenlerin de olduğunu belirtmek gerekir. Bu kişiler de yeni bir hayatı başka kestirme yollar üzerinden aramaktadır. Lakin ilgili kurumlardaki personellerin eğitimi ve tecrübesi bu kişileri büyük ölçüde ayıklamaktadır.

İran’da Son Günlerde Yaşanan Protestolar

Oral Toğa

Durumlarından hoşnutsuz meslek gruplarının da sokağa dökülmesiyle İran, çok katmanlı ve dağınık bir kitlesel gösteriler sarmalına girmiştir.

İran ve Yunanistan Kamuoyunda Tanker Krizinin Yansımaları

Oral Toğa

İran ile Yunanistan arasındaki tanker meselesi, Yunanistan’ın Orta Doğu’da varlık göstermek adına Arap dünyasıyla birçok alanda iş birliği geliştirmeye çalıştığı bir dönemde vuku bulmuştur.