İstiklâl Harbi’nde İranlı Bir Subayın Anıları

16.09.2020

İstiklâl Harbi’nde İranlı Bir Subayın Anıları

Seyyid Ahmed Canpulad, Kronik Kitap, İstanbul, 2020, 96 sayfa

ISBN: 978-6057635617

 

Seyyid Ahmed Canpulad 1900 yılında İzmir’de doğdu. İlk ve ortaöğrenimini İstanbul İranlılar Derneği tarafından desteklenen Debistan-ı İraniyan adlı okulda tamamladı. Eğitimine 1915 yılında çocukluğundan beri hayalini kurduğu Kuleli Askeri İdadisinde devam eden Canpulad, İstiklal Harbi sırasında teğmen rütbesiyle Türk millî ordusuna katıldı. Savaşın sona ermesinin ardından İzmir’de İranlı bir ailenin kızıyla evlendikten sonra ordudan istifa ederek 5 Ekim 1924 tarihinde kendi deyimiyle aziz vatanı İran’a gitti. İran’da çeşitli askerî harekâtlarda görev alarak albaylığa kadar yükseldi. İkinci Dünya Savaşı’nın ardından 12 Temmuz 1949 tarihinde emekli olan Canpulad, 20 Mart 1998 tarihinde hayata gözlerini yumdu.

Seyyid Ahmed Canpulad’ın kaleme aldığı İstiklâl Harbi’nde İranlı Bir Subayın Anıları adlı kitap Canpulad’ın İran’daki askerî kariyerini de anlattığı çok daha kapsamlı bir hatıratın Türkiye ile ilgili bölümünü kapsamaktadır. Bir otobiyografi şeklinde bölümlere ayrılan kitapta yazarın doğum yılı, ailevi geçmişi, eğitim hayatı, İstanbul’dan ayrılıp orduya katılma süreci, savaş yılları ve son olarak da ordudan istifa edip İran’a gittiği dönemler anlatılmaktadır. Canpulad’ın bizzat içerisinde bulunduğu Sakarya Meydan Savaşı, Dumlupınar Muharebesi ve Başkumandanlık Meydan Savaşı ile ilgili teknik ve taktik detaylara yer verilen kitap, yazarın elinden çıkan çeşitli çizimlerle de desteklenmiştir. Ayrıca kitabın sonunda yer alan “Türkiye’de Osmanlı İmparatorluğu Zamanında Tahsil Görmüş İranlı Subaylar Listesi” bölümü bu konu hakkında çalışmalar yapmak isteyen herkes için oldukça değerlidir.

İstiklal Harbi’nde İranlı Bir Subayın Anıları başlıklı bu kitap, İstiklal Harbi yılları göz önüne alındığında savaşı ve o dönemi anlamak açısından önemlidir. Nitekim 1920-1922 yıllarının şartları düşünüldüğünde dönem ile ilgili bilgi edinmek oldukça zordur. Bu bağlamda Millî Mücadele’de yabancı kökenli askerlerin katkısını anlamak açısından o yılları bizzat deneyimleyen birinin kaleminden çıkan bu kitap oldukça değerlidir. Millî Mücadele yıllarını yaşamış komutanların genelde anılarını yaşamlarının sonlarına doğru yazdığı ve çoğunun siyasi amaçlar doğrultusunda kendi aralarında dahi sorunlar yaşadığı göz önüne alındığında Canpulad tarafından kaleme alınan bu hatırat daha da önemli hâle gelmektedir.

Canpulad’ın doğum yıllarını ve ailevi geçmişini anlatmasıyla başlayan kitabın giriş bölümünün satır aralarında, her ne kadar Osmanlı topraklarında doğup büyümüş olsa da Debistan-ı İraniyan okulunda aldığı eğitimin, kendisinde İran milliyetçiliğinin her zaman ağır basmasına neden olduğu anlatılmaktadır. Daha ilkokul yıllarında askerliğe olan ilgisine değinen yazar, Osmanlı Devleti’ni bir “askerlik memleketi” olarak tanımlamıştır.

Osmanlı Devleti’nin askerî birliklerini 1911 yılında Libya’dan Yemen’e yollamasıyla başlayan “Libya Savaşı” ve hemen devamında yer alan “Balkan Savaşı” adlı bölümlerde henüz 12-13 yaşlarında olan Canpulad’ın Osmanlı Devleti’nin içerisinde bulunduğu durum ile ilgili düşünceleri anlatılmaktadır. Osmanlı Devleti ile İtalya arasında 15 Ekim 1912 tarihinde Lozan’da imzalanan barış antlaşmasından da bahsedilen “Libya Savaşı” başlıklı bölümün sonunda Bulgaristan, Yunanistan, Sırbistan ve Arnavutluk’un Rusya tarafından desteklenerek Osmanlı Devleti’ni Balkanlardan atması, İstanbul içerisinde yaşanan güncel olaylarla birlikte açıklanmaktadır. Osmanlı ordusunun bütün cephelerde yenilgiye uğramasının nedeninin ülke içerisindeki politik tartışmalardan kaynaklandığını iddia eden yazar, özellikle Edirne’yi işgal eden Bulgarların Müslüman halka uyguladıkları zulme de değinmektedir.

Kitabın “Askeri Okul” olarak adlandırılan bölümü neredeyse bütün kıtalara yayılan Birinci Dünya Savaşı’nın başlangıcının anlatılmasıyla başlamaktadır. Beş cephede savaşan Osmanlı ordusu, Almanya’nın yenilmesiyle birlikte mağlup sayılmış ve Canpulad’ın deyimiyle dört yıl boyunca fedakârca savunma yapan ordu, silahlarını bırakmak zorunda kalmıştır. Savaş sonunda Osmanlı’nın başkenti İstanbul’un işgalinin anlatılmasıyla devam eden bölümde Kuleli Askeri İdadisinin yönetim yapısı, öğrenci nüfusu ve eğitim şekli hakkında çeşitli detaylara yer verilmiştir. Bölümün sonlarında ise Canpulad’ın askerî okul yılları ve “talimgâh” eğitim dönemi anlatılmaktadır. Bu dönemde Osmanlı ordusuna mensup İranlı subayların bir kısmı İran’dan haber beklerken diğer bir kısmının ise Anadolu’ya geçerek Mustafa Kemal Paşa’nın ordusuna katıldığına, Canpulad’ın da bu sıralarda daha çok İran’a giderek Şahinşah’ın ordusuna katılmak istediğine fakat Bazergan ve Makü yolundaki Rusya tehdidinden ötürü bu yolculuğun güvenli olmaması sebebiyle gidemediğine değinilmiştir. Bölüm içerisinde, Hz. Hüseyin’in matem gecesi için sivil kıyafetiyle dışarıda bulunan Canpulad ile iki polis memuru arasında yaşanan arbededen sonra Canpulad’ın mahkemelik olması ve altı ay hapis cezasına çarptırılması anlatılmaktadır. Bu olay ve ayrıca 21 Şubat’ta İran’da ihtilal olması nedeniyle Canpulad, İran’a gitmekten vazgeçmiştir. Nitekim bölüm, Canpulad’ın İstanbul’dan firar ederek Mustafa Kemal Paşa’nın yönettiği Türk millî ordusuna katılmasıyla sona ermektedir.

Kitabın “Sakarya Muharebesi” başlıklı bölümü, bir önceki bölümün devamı niteliğinde olup yazarın Ankara’ya vardığı dönemi anlatmaktadır. Canpulad, Ankara’ya vardığı sıralarda II. İnönü Muhaberesi (31 Mart) galibiyeti kutlanıyordu. Bölüm içerisinde ayrıca Millî Müdafaa Vekâleti (Millî Savunma Bakanlığı) tarafından 61. Piyade Tümenine atanan Canpulad’ın Eskişehir’e doğru yola çıkması, ordu içerisinde yaşanan yönetimsel değişiklikler, Türk millî ordusunun silah ve mühimmat yapısı hakkında da detaylı bilgilere yer verilmiştir.

“Sakarya Muharabesi” adlı bölümde Ankara’da bulunan demir parmaklık ve raylardan süngüler hazırlanması ve 20 ila 55 yaş aralığındaki insanların silahaltına alınmasına da değinilmektedir. Bölüm içerisinde ayrıca Türk millî ordusunun Yunan ordusu hakkındaki yanlış askerî planlarına da yer verilmektedir. Yunan ordusu beklenilenin aksine Kütahya tarafından saldırıya geçmiş ve kısa süre içerisinde Haymana’ya kadar ilerlemiştir. Bu tehlikeli durum karşısında Mustafa Kemal Paşa’ya başkumandanlık yetkileri verilmiş ve Türk millî ordusu, Sakarya Nehri’ne mevzilenmiştir. Bu dönemde Haymana’ya hareket eden Canpulad, Yunan ordusunun stratejik bir hata yaptığını ve bunun sonucunda 9 Eylül 1921 tarihinde geri çekilmek mecburiyetinde kaldığını vurgulamaktadır. Bölümün sonlarında ise 23 Ağustos-13 Eylül tarihleri arasında devam eden savaşın Türk millî ordusunun zaferiyle son bulması anlatılmaktadır. Bu zafer sonrası Mustafa Kemal Paşa’nın “Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır. Toprağın her sathında, her karışında müdafaa yapılmalıdır.” emriyle düşman, Anadolu’nun her karışından atılmıştır.

“Sakarya Muharebesi’nin Neticeleri” adlı bölümde ise yazar, Türk millî ordusuna karşı müttefik destekli Yunan ordusunun zafer kazanmasının mümkün olmadığının anlaşılmasıyla birlikte ertelenen Türkiye-Fransa Antlaşması’ndan ve Ruslarla imzalanan Kars Antlaşması’ndan bahsetmektedir. Bu bağlamda Fransa ve Rusya, Misak-ı Millî’yi resmen tanımıştır.

“Türk Millî Ordusu’nun Büyük Taarruzu ve Nihai Zafer” ve “Türk Ordusu’nun Taarruzu” başlıklarıyla ele alınan bölümlerde ise Türk millî ordusu ile Yunan ordusunun askerî ve stratejik kapasiteleri anlatılmaktadır. Neredeyse her anlamda güçlü olan Yunan ordusuna karşın Türk millî ordusunun kaybedecek hiçbir şeyi yokmuşçasına savaştığını vurgulayan yazar, Yunan ordusunun yenilmesinin nedeninin Türklerin manevi üstünlüğü olduğunu düşünmektedir. Bölümün sonlarında, 26 Ağustos 1922 tarihinde saldırıya geçmeden önce Türk millî ordusunun gizlice yer değiştirdiğini anlatan Canpulad, Mustafa Kemal Paşa tarafından kolordu kumandanlarına verilen emirleri de detaylıca açıklamaktadır.

Kitabın “Dumlupınar Muharebesi” ve “Başkomutanlık Meydan Muharebesi” olarak adlandırılan bölümleri, savaşın bütün detaylarıyla aktarılması açısından en önemli bölümlerdir. Bu bölümlerde Türk millî ordusunun stratejileri ve özellikle Yunan kontrolündeki Tınaztepe’nin ele geçirilmesi detaylıca anlatılmaktadır. Ayrıca bozguna uğrayan Yunan ordusundaki komutanların itaatsizliklerine değinilen bölümde, savaşa dair önemli ayrıntılara yer verilmiştir. Bu bağlamda 30 Ağustos gecesi sona eren saldırılardan sonra Mustafa Kemal Paşa, İsmet Paşa ve Fevzi Paşa’nın Çal köyünde bir evde toplanmasından bahsedilmektedir. Bu toplantı sonrası Mustafa Kemal Paşa orduya “Ordular, hedefiniz Akdeniz’dir, ileri!” emrini vermiştir. Canpulad’ın da içerisinde bulunduğu Türk askerleri 350 kilometre yolu dokuz gün boyunca yürüyerek Yunan askerlerini İzmir’de denize dökmüşlerdir. İzmir’e, doğduğu şehre, 10 Eylül’de teğmen olarak ayak basan Canpulad, savaş sonucunda terfi alarak “üsteğmen” rütbesine yükselmiştir.

Kitabın son bölümünde ise Canpulad elde edilen zafer sayesinde Mustafa Kemal Paşa’nın Türkiye’yi kurtararak istiklaline kavuşturduğunu ve bu nedenle bu savaşın bir süre “İstiklal Harbi” olarak adlandırıldığına değinmektedir. Esaret zincirinin Türk millî ordusunun canından vazgeçmesiyle kırıldığına değinen Canpulad, Anadolu halkının her türlü fedakârlığı gösterdiğine ve özellikle de Türk kadınlarının yiğitliklerine vurgu yapmaktadır. Nitekim 6 Ekim 1923’te İstanbul’a ulaşan Türk millî ordusu nedeniyle işgalci güçlerin İstanbul’u terk etmek zorunda kalmasını ve ordudan istifa sürecini anlatan yazar, kitabını pişmanlıklarını ve İran’a yolculuğunu anlatarak tamamlamıştır.

Canpulad’ın hatıralarından derlenerek hazırlanan bu eser, İstiklal Harbi döneminde Türk millî ordusunda görev alan yabancıların önemini anlamak açısından çok önemlidir. Türkiye Cumhuriyeti sonrası ülkesine dönmüş olan Canpulad’ın anıları olabildiğince şeffaf ve objektiftir. Savaş anlarından aktardığı birçok bilgi o dönemde yaşananları anlamak açısından önemlidir. Her ne kadar çocukluk yıllarında İran milliyetçiliğinden etkilenmiş olsa da Türk millî ordusuna verdiği hizmet ve yaptığı fedakârlıklarla İstiklal Madalyası’nı almaya hak kazanmıştır. İran ordusuna katılmak için istifa ettiği Türk millî ordusu hakkındaki duygularını açıkça anlatan Canpulad, bir İranlı olduğu kadar Türk olduğunu da kanıtlamıştır. İran ile Türk milleti arasındaki unutulan yakın bağları anlamak açısından da önemli olan bu eser, Türkiye’de İran üzerine çalışmalar yapan veya İstiklal Harbi tarihi ile ilgilenen herkes tarafından okunmalıdır.

İran’a Yönelik Silah Ambargosu Sona Erdi

Mert Aslan

İran’a yönelik Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) tarafından 2007 yılından beri uygulanan silah ambargosu 18 Ekim 2020 tarihi itibarıyla ABD’nin yoğun diplomatik çabalarına rağmen sona erdi.