John Bolton’un Göreve Gelişi İran için Ne Anlam İfade Ediyor?

23 Mart 2018 tarihi itibariyle ABD Başkanı Trump kendisinin yeni Ulusal Güvenlik Danışmanı olarak John Bolton’u görevlendirdi.

23 Mart 2018 tarihi itibariyle ABD Başkanı Trump kendisinin yeni Ulusal Güvenlik Danışmanı olarak John Bolton’u görevlendirdi. Ülkenin eski Birleşmiş Milletler (BM) daimî temsilcisi olan Bolton, ABD dış politikasında radikal şahin tutumları ve diplomatik sınırları aşan söylemleriyle bilinen oldukça tartışmalı bir figürdür. Kendisi bir demecinde, “New York’taki BM Sekreterlik Binası’nın 38 katı var… Bunlardan 10 tanesi kaybolsa hiçbir şey fark etmez” demişti.

Bolton, İran ile imzalanan ve resmî olarak Ortak Kapsamlı Eylem Planı (JCPOA) olarak bilinen nükleer anlaşmaya karşı çıkan en ateşli muhalif isimlerden biri olmuştur. BM Büyükelçisi olarak görev yapmak üzere George W. Bush tarafından atanan Bolton, İran'ın nükleer tesislerinin bombalanmasını savunmuştur. Bu sıralarda Eski İsrail Savunma Bakanı Shaul Mofaz ise Bolton'un İsrail’i, İran’ın nükleer programına karşı önleyici bir saldırı düzenlemeye ikna etmeye çalıştığını açıklamış keza Bolton da “İsrail İran’a çoktan saldırmalıydı, geçen her gün İsrail’i daha büyük bir tehlikenin içine sürüklüyor, her geçen gün İran daha fazla ilerleme kaydediyor” diye beyanda bulunmuştu.

Bolton’un nükleer anlaşmaya muhalif olduğu açık. Bu doğrultuda kendisi 2015 yılının Mart ayında New York Times gazetesinin serbest kürsü sayfasında “İran’ın bombasını engellemek için İran’ı bombala” adlı bir yazı kaleme almıştır. Anlaşma imzalandıktan sonra, Bolton anlaşmayı yeniden gözden geçirilmesi gereken “toptan bir fiyasko” olarak tanımlayarak bu metnin "kabul edilemez" ve “Amerika Birleşik Devletleri için diplomatik bir Waterloo” olduğunu defalarca belirtmiştir.  Bolton, ABD'nin İran'la başa çıkmasının en iyi yolunun bir rejim değişikliğini tetiklemek olduğuna inanıyor. Bu doğrultuda 1 Temmuz 2017'de İranlı muhalif örgüt Halkın Mücahitleri (MEK) destekçilerine, ABD'nin 2019’dan önce İran rejimini devireceğini ve bunu da Bolton’un da bizzat hazır bulunacağı Tahran’da kutlayacağını söylemiştir. Trump yönetiminin destekçileri Bolton'un atanmasını ve aynı paralelde Dışişleri Bakanlığı yapması için nükleer anlaşmanın diğer güçlü muhaliflerinden Michael Pompeo’nin aday gösterilmesini memnuniyetle karşıladı. Eski Pentagon yetkililerinden Harold Rhode, bu atamaların İran rejiminin Amerika'nın düşmanı olduğuna dair güçlü bir işareti olduğunu ve İran halkı ayağa kalkıp iktidarı elinde tutan rejimi devirdiklerinde Trump yönetiminin İran halkını milletler topluluğuna geri getirmekten başka bir şey istemediğini öne sürdü.

Nükleer anlaşmadan yana olanlar, bu atamaları İran'a karşı bir savaş ilanı olarak yorumladılar. Ulusal İran Amerikan Konseyi (NIAC) veya daha çok bilinen adıyla Washington’daki İran lobisi, bir kısmında “John Bolton'un atanması ve Dışişleri Bakanlığına Mike Pompeo'nun aday gösterilmesiyle Trump açıkça bir savaş kabinesi kuruyor” cümlesinin de geçtiği bir bildiri yayınladı.

Yeni dış politika ekibinin Washington’un İran politikası üzerindeki etkilerini tahmin etmek için çok erken olsa da bazı gözlemciler Trump'ın 12 Mayıs 2018'de gerçekleşecek bir sonraki onaylama sırasında nükleer anlaşmadan çekileceğini söyleme cesaretinde bulundu. Bir sonraki adımın ne olacağı açık olmasa da hem Bolton hem de Pompeo, İran’ın füze programı ve Ortadoğu ile Körfez'in büyük bölümünü kontrol etmek için Hizbullah, Haşdi Şaabi ya da Husiler gibi oluşumları usta bir şekilde vesayet savaşlarında kullanmasıyla alakalı çekincelerini dile getirdi.  Bu sırada tesadüf olarak, Bolton’un atanması ile Suudi Prensi Prens Muhammed Bin Salman'ın Washington ziyareti ile aynı haftaya denk geldi. Aktarılanlara göre Trump yönetimi İran yayılmacılığını geri püskürtmek için yeni Suudi Arabistan-Birleşik Arap Emirlikleri ittifakını desteklemeye söz verdi.

Bolton’un atanması ve Muhammed Bin Salman'ın ziyareti İran'da endişelere yol açtı. Dinî Lider Ali Hamaney’in sözcüsü durumundaki Kayhan gazetesi de “Bin Salman, bu gezide İran'a karşı durmak için ABD, İsrail ve Suudi Arabistan'dan oluşan bir koalisyon kurma yollarını aradı ancak temel olarak tecrübesiz ve halk desteğinden yoksun bir yönetim olduğu için bu girişim nihayetinde kendi suikastına neden olacak” şeklinde konu hakkında bir yazı yayınladı.

Farsça yayın yapan bir web site, “ABD'nin İran'la tam ölçekli bir savaşa hazırlandığını” vurguladı. Khabar online sitesinde “İsrail ve Arap Körfezi ülkeleri Beyaz Saray'daki bu değişiklikten memnun” diye bir ifade geçmektedir. Editöryal yazıda “Cumhuriyetçilerin sicilinin retorik olsa da gizli anlaşmalarda iyi olduğunu ve (İranlıların) bununla nasıl başa çıkacaklarını bildiğini” vurgulandı. Hamshahri ise bu atamaların ABD ulusal güvenlik ekibinde büyük bir tasfiyenin ve Trump 'ın uluslararası meselelerle alakalı olarak bir değişime gideceğinin işareti olduğunu belirtti.

Kayhan, “Beyaz Saray'daki büyük değişikliklerin zorlu olabileceğini ancak İran bu durumda önemli bir fırsata sahip olacağını öne sürdü. Kayhan yine bu bağlamda “Hızlıca değişikliğe gitme cüreti, herhangi bir eylemde bulunurken başarısızlık riskini de artırır” dedi. Kayhan, Trump yönetimine İran'ın Amerika'nın düşmanı olabileceğini ancak ama ABD ulusal güvenliğini tehdit eden bir ülke olamayacağını hatırlattı. Editoryal yazıda ise “Evet, İran bir ABD sorunudur ama herkes ABD ulusal güvenliğini tehdit etmediğimizi ve ABD'ye karşı herhangi bir askerî eylemi desteklemediğimizi biliyor” şeklinde bir ifade kullanıldı.

Kaygıların ifade bulduğu yerler yalnızca gazete sayfaları değildi. Cuma namazı imamları ulusal mutabakat çağrısında bulundu. Aynı zamanda yine aralarında Meclis Dış Politika ve Ulusal Güvenlik Komitesi Başkanı Alaeddin Boroujerdi’nin de bulunduğu siyasi figürler, Batı menşeli yaptırımlarla başa çıkmak için eski Cumhurbaşkanı Ahmedinejad’ın başlatmış olduğu “Doğu'ya Dönüş” politikasını yeniden gündeme çağrısı yaptı. Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Sekreteri Ali Shamkhani de kendi görüşünü ifade ederek İran'ın ulusal güvenliğini garanti altına alacak “liderlikte birlik ve uzlaşma” çağrısında bulundu.

En ilginç olanı, ilk tepkilerin Devrim Muhafızları da dâhil olmak üzere Tahran'daki muhafazakarlardan sıkça gelen boş tehdit ve uyarılar içermemesiydi. Gerçekten de hatta Bolton görevine atanmadan, Devrim Muhafızlarının ABD'yi kışkırtamamak konusunda ihtiyatlı davrandıkları görülüyor. Devrim Muhafızları balistik füze üretimiyle ilgili söylemlerine rağmen Trump’ın görevinde kalan ulusal güvenlik danışmanı Michael Flynn tarafından uyarıldıktan sonra, 8 Şubat 2017’den itibaren orta veya uzun menzilli füzelerin deneme atışlarını durdurdu.  Aynı derecede önemli olan başka bir olay da Devrim Muhafızları'nın donanma kolu olan Niruye Daryai Sepah-e İran (NEDSA) da Obama Dönemi’nde Devrim Muhafızları’nın yaygın olarak uyguladığı asimetrik geçit vermeme, bölge tutma (A2/AD) savaşının bir parçası olan Körfez'de devriye gezen Amerikan gemilerini taciz etmeyi durdurdu.

Amerikan güç gösterisinden sonra Devrim Muhafızlarının saldırgan eylemlerini durdurmaları yeni bir şey değil. Başka örnek bir olay da İran-Irak savaşının son yılında “Praying Mantis Operasyonu”ydu. Hatırlarsak 14 Nisan 1988'de İran’ın Basra Körfezi’ne mayın döşemesi sonrasında Amerikan savaş gemisine verdiği zarara karşı misilleme olarak II. Dünya Savaşı'ndan bu yana denizlerde gerçekleştirdiği en büyük operasyonla ABD kuvvetleri, iki İran savaş gemisi ve üç silahlı sürat teknesi batırmış ve petrol platformlarına saldırmıştı.

Washington’un yeni politikasının Tahran'da nasıl yankı bulacağını sadece zaman gösterecek. Ancak eğer yukarıdaki ip uçları dikkate alınarak bir öngörüde bulunulacaksa Amerikan’ın güç gösterisinin İran'ı duraklatabileceği görünüyor.

İran Ekonomisinde Kritik Dönem

Murat Aslan

İran'da giderek derinleşen yapısal sorunların, genelde palyatif tedbirlerle çözümlenmeye çalışılması, bu sorunlara çözüm üretmediği gibi başka sorunların da oluşmasına zemin hazırlıyor.

Trump'ın Yeni İran Stratejisi

Mehmet Koç

İran Nükleer Anlaşma’yı yalnızca ABD ile değil, BM Güvenlik Konseyi’nin diğer daimî üyeleri ve Almanya ile imzaladığını ve ABD’nin tek taraflı iptal yetkisinin olmadığını vurgulamaktadır.