Keyfin Peşinde: İran Tarihinde Uyuşturucu ve Uyarıcı Maddeler 1500-1900

Keyfin Peşinde: İran Tarihinde Uyuşturucu ve Uyarıcı Maddeler 1500-1900

Rudi Matthee, The Pursuit of Pleasure: Drugs and Stimulants in Iranian History, 1500-1900, Princeton University Press, 2012, 346 sayfa

ISBN: 978-0691118558
 

“The Pursuit of Pleasure: Drugs and Stimulants in Iranian History, 1500-1900” isimli eser, hâlihazırda İran'ın sosyal ve ekonomi tarihi üzerine “The Politics of Trade in Safavid Iran” ve “Persia in Crisis” gibi birçok araştırma ortaya koymuş, ünlü Amerikalı tarihçi Rudi Matthee'nin önemli eserlerinden biridir. Matthee’nin bahsi geçen eserlerinin yanında “Iran and the Surrounding World ve Iran and Beyond: Essays in Middle Eastern History in Honor of Nikki R. Keddie” adlı kitapların editörlüğünü yapmış olması dolayısıyla da İran araştırmaları literatürüne farklı yönlerden katkılarda bulunmuş bir isim olduğunu söylemek mümkündür.

“The Pursuit of Pleasure” adlı eseri Matthee’nin, 1999 yılında tamamlanan “The Politics of Trade in Safavid Iran” isimli kitabından sonra yayımlanan ikinci monografi türündeki eseridir. 2005 yılında yayımlanan “The Pursuit of Pleasure”, keyif amaçlı tüketilen ve bağımlılık yapan; şarap, tütün, afyon, esrar, kahve ve çay gibi maddelerin İran'ın toplumsal tarihindeki kullanımlarını incelemektedir. Bu doğrultuda İran'da, sözü edilen keyif verici maddelerin tarihî süreç içerisinde hangi toplumsal sınıflar tarafından, hangi mekanlar ve ne tür davranış kalıpları içerisinde tüketildiği sorularına cevap aranmaktadır. Kitapta, Safevi ve Kaçar dönemlerine ait arşiv ve koleksiyon belgeleri, seyahatnameler, kronikler, hatıratlar gibi birçok birincil nitelikte kaynaklardan istifade edilmiş olduğu anlaşılmaktadır. Eserde bahsi geçen maddelerin tematik düzen içerisinde, ayrı bölüm başlıkları altında ele alındığı görülmekle birlikte kronolojik sıraya da uygun düzenlenmiş olduğu anlaşılmaktadır. İçindekiler kısmına göz atıldığında kitabın;
 

  • Genel Bakış: 16. ve 20. Yüzyıllar Arasında İran
     
  • Safevi İran'ında Şarap I: İfrattan Tefride
     
  • Safevi İran'ında Şarap II: Kararsızlık ve Yasaklar
     
  • Safevi İran'ında Afyon: Geleneğe Dönüşen Uyuşturucu
     
  • Safevi İran'ında Tütün: Keyif ve Yasaklar
     
  • Safevi İran'ında Kahve: Ticaret ve Tüketim
     
  • Kaçar İran'ında Şarap: Dinî Hukuki Tahkirden Dinsizliği Tahkire
     
  • Kaçar İran'ında Afyon ve Tütün: Bir Keyif Nesnesinden İhracat Ürününe ve Ulusun Sembolü Hâline Dönüşüm
     
  • Kahveden Çaya Geçiş: Kaçar İran'ında Tüketim Kalıplarının Dönüşümü
     
  • Kahvehanede Çay İçmek: Kaçar İran'ında Tüketim Politikaları
     

başlıklarıyla on bölümden oluştuğu görülmektedir. Kitabın birinci bölümünde, konunun uzmanı olmayan okur kitlesi dikkate alınarak 16. ve 20. yüzyıllar arasında İran'ın siyasi, sosyal ve ekonomik tarihine dair özet açıklamalar yer almaktadır. Müellif birinci bölümde sunmuş olduğu bu muhtasar açıklamalar vasıtasıyla okuru diğer bölümlere hazır hâle getirmektedir.

İkinci bölümde, şarap başta olmak üzere alkollü içeceklerin Safevi Dönemi İran coğrafyasında tüketimine değinilmektedir. Matthee bu bölümün temel motifi olan şarabın daha ziyade yönetici sınıf tarafından tüketilen bir madde olduğu tezini savunmaktadır. Müellife göre içki âdeta Safevi Dönemi’nin siyasi seçkinleri ile halkı birbirinden ayıran temel tüketim maddelerinden biri hâline gelmiştir. Matthee ardından Safevi saray erkânının içkiye olan teveccühünün temel nedenlerini irdelemeye başlar. Bu konuda öncelikle İran'ın İslam öncesi dönemden tevarüs eden siyasi kültüründe içki içme alışkanlığının hükümdardan beklenen bir davranış biçimi olduğunu öne sürer. İran'da var olan İslam öncesi siyasi kültüre ait nüveler barındıran edebî eserlerde birçok defa iyi bir hükümdarın iyi bir savaşçı olmasının yanında iyi bir içki tüketicisi de olması makbul bir davranış olarak aktarılmaktadır. Matthee İslamiyet öncesi argümanlarının ardından Safevi Devleti'nin dayandığı tasavvufi Kızılbaşlık dinî akımına ait bilgiler barındıran kaynaklara müracaat ederek Kızılbaşlık öğretisinde, diğer heterodoks tasavvuf öğretilerinde de olduğu gibi vecd ve coşku hâllerinin yüceltilmesinin söz konusu olduğunu ve buna bağlı olarak bu tür coşkulu hâlleri kullanıcısına yaşatan şarabın da Kızılbaşlık’ta ayrı bir öneme sahip olduğunu ifade etmektedir. Ayrıca Safevi hükümdarlarının Masum İmamların soyundan geldiğine inanılmasının da onların temel İslami kurallardan biri olan içki yasağından muaf kalmalarını sağladığından bahsetmektedir.

Kitabın üçüncü bölümü yine içki konusuna hasredilmiş olup bu bölümde Safeviler Dönemi’nde içkiye getirilen yasaklar konusu üzerinde durulmuştur. Matthee, Şah İsmail Dönemi’nden itibaren başlayan bu yasakların hiçbir zaman resmî olarak feshedilmemiş olduğuna ancak zamanla umursanmazlığın etkisiyle bir yaptırım gücü kalmadığına işaret etmektedir. Müellife göre içki tüketimine getirilen yasakların sebepleri değişkenlik göstermektedir. Yeni hükümdarın tahta çıkması, yeni atanan vezirlerin içki tüketilmemesi konusunda dinî hassasiyetlere sahip olmaları, kötü giden ekonomik koşullar ve bir savaşın kaybedilmesi gibi kötü hadiselere içki tüketimi gibi uğursuz addedilen eylemlerin sebep olduğu inancı, içki yasaklarının ardındaki çeşitli etkenlerden birkaçıdır. Bu tür yasak kararlarının alınmasında ana rolü Şii ulema sınıfı oynamıştır. Devlet kimliğinin, tasavvufi Kızılbaş doktrininden sıyrılarak On İki İmam Şiiliğine evirilmesi, Şii ulemanın gücü elinde hissetmeye başlayarak şahın ve saray çevresinin uçarı hayat tarzından memnuniyetsizliğini daha aşikâr biçimde belirtmesine neden olmuştur. Şii din adamları, siyaseten güçlendikten sonra sarayın serbest bir yaklaşım benimsediği içki tüketimine karşı yasaklar getirmek istemişlerdir. Bunda başarılı da olmuşlardır ancak bu yasaklar etkisini kısa sürede yitirmiştir.

Şarabın daha fazla yönetici sınıf ile özdeşleşen bir keyif maddesi olduğunu belirten Matthee, kitabının dördüncü bölümünü şaraba nazaran daha ziyade halk kitlelerinin kullandığı keyif verici maddelerden biri olan afyona ayırmaktadır. Afyon, tasavvuf tarikatlarına mensup dervişlerin uğradıkları muhitlerde yoğun biçimde tüketilmiştir. Müellifin ifadelerine göre hakkında açıkça belirtilmiş kesin dinî hükümlere dayanarak Şii ulema, şarap tüketimine karşı çıkmıştır. Ancak Kuran'da ve peygamberin sözlerinde, afyona tüketimine yönelik açık bir ifade olmamasından dolayı dönemin din adamları bu maddeye karşı nasıl bir tavır takınacakları konusunda tereddüde düşmüştür. Matthee bu durumun esrar için de geçerli olduğunu dile getirmektedir.

Kitabının beşinci bölümünde İran'da tütün kullanımını açıklayan Matthee, tütünün İran'a girişinin 1590'dan daha önceki bir tarihte gerçekleşmiş olamayacağından bahsetmektedir. Bu doğru kabul edilse dahi İran coğrafyasının tütünle pek geç tanışmadığı ortaya çıkmaktadır. Nitekim İranlılar tütünü birçok Avrupa ülkesinden daha erken bir dönemde öğrenmişlerdir. Tütün kullanımı Avrupa'da henüz denizci ve askerlerle sınırlı olduğu bir dönemde, İran'da halkın geneline yayılmış bulunuyordu. Matthee beşinci bölümde, bu çıkarıma Avrupalı seyyahların gözlemlerine dayanarak varır ve seyahatname türündeki bu eserlerde ister kadın veya erkek ister yoksul veya zengin olsun İran toplumunun bütün kesimleri tarafından büyük bir şevkle tüketildiğine yönelik ifadelerin yer aldığını aktarır.

Altıncı bölümde müellif, tıpkı Osmanlı İmparatorluğu’nda olduğu gibi Safevi Dönemi İran'ında da kahvenin ve kahvehanelerin yaygınlaşmasını ve halk tarafından giderek daha çok beğenilen bir madde hâline dönüşmesinin sürecini tasvir etmektedir. Matthee kahvehanelerin kısa bir zamanda İran coğrafyasına yayılmasının nedenini, o zamana dek meyhaneler ve camiler haricinde vakit geçirmek için kamusal alanda pek fazla mekânsal çeşitliliğe sahip olmayan şehirlerin tek düzeliğinde aramak gerektiğini ifade eder. Kahvehanelerin açılmasıyla birlikte içki içmek istemeyen fakat aynı zamanda manevi haz peşinde olmayan kişiler, kendi isteklerine uygun sosyal bir ortam bulabilmişlerdir. Kahvehaneler genelde alkollü içeceklerin tüketilmediği yerler olarak insanları günaha sevk etmiyor ve insanların camilerde ibadetle geçen zamanlarının haricinde boş vakitlerini değerlendirebilmelerini sağlayan bir mekân sunuyordu.

Kitabın yedinci bölümünden itibaren Kaçar Dönemi’ni konu alan bölümler yer almaktadır. Bu dönemde alkollü içeceklerin tüketiminin konu edildiği bölümde, içki tüketiminin tıpkı Safeviler Dönemi’nde olduğu gibi Kaçarlar Dönemi’nde de dinî yasaklardan dolayı gizlice yapılan ve kamusal alandan özel alanın sınırlarına itilen bir eylem olarak kaldığı ifade edilmektedir. Kaçar Hanedanı’nı içki konusunda Safevi Hanedanı’ndan ayıran belirgin niteliklerden biri, içkiye daha az önem verilmiş olması ve sarayda içkinin daha az tüketilmeye başlanmasıdır. Ancak Matthee taşradaki yerel hanedanların hâlen eskiden beri var olagelen içkili şenlikleri devam ettirdikleri hatta bu şenliklere din adamlarının da katıldıklarından bahsetmektedir. Sarayın aksine içki tüketimi taşrada ve halk arasında artan bir oranda devam etmiştir. Bunda Avrupalı tüccarların yabancı menşeli birçok farklı alkollü içecek türünü ülkeye sokmaya başlamaları etkili olmuştur. Matthee'nin yedince bölümde ele aldığı önemli konulardan biri de Kaçar Dönemi’nde alkol tüketiminin toplumun bazı kesimlerinde siyasi tavrı simgeleyen bir davranış kalıbına dönüşmesi durumudur.

Matthee sekizinci bölümde afyonun İran tarihinde ilk kez Kaçar Dönemi’nde sosyal bir sorun hâline dönüşmesinden bahsetmektedir. Nitekim afyonun "vafur" denilen araçlarla tütün gibi çekilerek kolay tüketilmeye başlanması ve toplantılarda hoşça vakit geçirmek için çay eşliğinde tüketilen mutat bir nesne hâline gelmesi toplumda afyon kullanımını artırmıştır. Matthee'nin bu bölümde paylaştığı zirai verilerde, toplumda afyona karşı artan talep sonucu afyon ekiminin de arttığı izlenebilmektedir. Afyon ekimini ülkedeki hububat ekimiyle karşılaştıran Matthee, hububatın afyon karşısında nispeten bir azalma yaşadığını açıklamaktadır. Bu durum ülkede 1870 yılında kıtlık baş gösterdiği zaman toplumun besin ihtiyacını karşılamak konusunda hükûmetin zor durumda kalmasına sebep olmuştur. Matthee'nin paylaştığı nüfus verisine göre bu dönemde 10 milyona ulaşan İran nüfusunun neredeyse 200 bin kadarı tütün yetiştiriciliğinde istihdam edilmiş durumdadır. 1891'de Avrupalılara tütün imtiyazının verilmesi ve tütün üretiminde kısıtlamaya gidilmesi, toplumda kalabalık bir kesimi oluşturan tütün üreticilerini işsiz kalma korkusuyla öfkelendirmiş ve toplumsal bir infiale neden olmuştur.

Dokuzuncu bölümde çayın İran'a giriş serüveni anlatılmaktadır. İran'da 18. yüzyılda yaşanan Afgan istilası ve şehirlerin tahrip edilmesiyle kahvehaneler ve kahve tüketimi giderek azalmıştır. Kaçar Dönemi’nde kahve tüketimi yeniden artmaya başlamışken çayın 19. yüzyılda İran pazarına kahveye ciddi bir rakip olarak girdiği aktarılmaktadır. Bu durum, Rusya'nın bu dönemde İran üzerinde siyasi nüfuz ve kültürel hegemonyası ile açıklanmaktadır: Kahve, İran'ın Basra Körfezi’ne yakın güney bölgelerinde sıklıkla tüketilirken çay daha çok Rusya sınırına yakın kuzey bölgelerinde tüketilmekteydi. Çayın zamanla daha popüler bir tüketim ürünü hâline gelmesinde semaverlerin sarayda kullanılmaya başlanması ve daha sonra halkta moda olması da etkili olmuştur.

Matthee kitabının son bölümünde İranlıların kahveden ziyade çay tüketen bir millet hâline geldiklerinden bahsetmektedir. Çayın popüler olması ani bir değişimden ziyade yavaş ilerleyen bir süreç içerisinde gerçekleşmiştir. Bu süreçte, kahvehanelerin aradan geçen bir yüzyıl sonra 1850'lerde yeniden sosyal yaşamda görünmeye başlaması da önemli bir rol oynamıştır. 1980'li yıllarda kahvehanelerin ülkenin ücra bölgelerindeki yerleşim yerlerine dahi yayıldığı görülmektedir. Kahvehaneler uzun bir dönemde sonra yeniden yaygınlaşmaya başlamasıyla geçmişte olduğu gibi siyasi erkin tehdit algılarının odağına yerleşmiştir. 1886 yılında kahvehanelerin kapatılmasına yönelik genel bir emir çıkarılması bu tehdit algısının bir sonucudur. Fakat bu karar İran halkının çay tüketimine olan artan eğiliminde pek bir değişime yol açmamıştır.

“The Pursuit of Pleasure” adlı eser, toplumda bireylerin tüketim davranışlarının şekillenmesinde belirleyici etkenin yalnızca ekonomik koşullar olmadığını hatırlatması bakımından önemlidir. Kitabı önemli kılan hususlardan biri de sosyal yaşama dair birçok kural getiren İslam dininin tarihte Müslüman toplumların davranış kalıplarını şekillendirmede ana etken olduğu varsayımını tartışmaya açmış olmasıdır. Eserin günümüz İran'ında toplumsal bir sorun olarak varlığını devam ettiren uyuşturucu madde kullanımına tarihsel bir perspektif sunması bakımından ayrı bir ehemmiyete haiz olduğu söylenebilir.

İran’da Artan Yangın Hadiseleri ve Ormanların Muhafazası

Sertaç Sarıçiçek

İran’da orman muhafaza personelinin hukuk, sayı ve teçhizat gibi birçok alanda yaşadığı problemler, ormanların korunmasında bazı zafiyetlerin oluşmasına sebep olmaktadır.

İran’da Nüfus Artış Hızının Azalma Sebepleri

Sertaç Sarıçiçek

Mevcut ekonomik koşullar dâhilinde, nüfusun yaşlanması sorunu İran’da diğer toplumsal sorunlarda olduğu gibi kronik bir hâl almaya ve varlığını sürdürmeye aday gibi görünmektedir.