Körfez’de Normalleşme: Katar ve Arap Dörtlüsü

Arap monarşilerinin, Orta Doğu’da yürüttükleri jeopolitik mücadeleden ve bu bağlamda Katar’a uyguladıkları baskılardan bir sonuç alamamış olmaları, Basra Körfezi’ndeki ilişkilere yansımıştır.

Katar, Suudi Arabistan’ın el-Ula kentinde 5 Ocak 2021’de düzenlenen Körfez Arap Ülkeleri İşbirliği Konseyi (KİK) Zirvesi’ne, dört sene sonra ilk kez davet edildi. Suudi Arabistan, Zirve’den bir gün önce Katar’a yönelik olarak 2017 yılından beri uyguladığı ekonomik ambargoları kaldırdığını, sınırlarını ve hava sahasını Katar’a açtığını ilan etti. KİK Zirvesi’nin açılış konuşmasını yapan Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, “Bölgemizin kalkınmasına ve özellikle İran’ın nükleer programı ve balistik füze programından kaynaklı tehditler ile bölgenin istikrarsızlaştırılmasına yönelik risklere karşı birleşmeye ihtiyacımız var.” açıklamasında bulundu. Zirve’nin ardından Katar ile Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Bahreyn ve Mısır’dan oluşan “Arap Dörtlüsü” arasında, ilişkileri düzeltmek istediklerine dair bir beyanat imzalandı. Selman, imzalanan ortak beyanatın söz konusu ülkeler arasında “dayanışma ve istikrar”ı içerdiğini açıkladı. Zirve sonrası basın açıklaması yapan Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal Bin Ferhan el-Suud ve KİK Genel Sekreteri Nayef el-Hacraf tarafından, Zirve’de Körfez ülkeleri arasında iş birliğinin güçlendirilmesi, askerî entegrasyon ve tüm ortak ekonomik projelerin tamamlanması konularının ele alındığı ifade edildi.

Katar ile Arap Dörtlüsü arasındaki yakınlaşmaya neden olan iki önemli gelişme yaşandı. Bunlardan birincisi ve en önemlisi Katar’a yönelik uygulamaya konulan ambargodan, günümüze kadarki dönemde Suudi Arabistan ve BAE’nin önderlik ettiği Arap Dörtlüsü ülkelerinin, Orta Doğu ve Kuzey Afrika’da yaşanan jeopolitik mücadelelerden ve bu bağlamda Katar’a yönelik uygulanan baskıdan bir sonuç alamamasıydı. İkincisi ve tetikleyici neden ise Donald Trump’ın görevinin sona ermesi ve Demokratların iktidara gelmesiyle birlikte, ABD’nin bölgeye yönelik politikasının değişeceğine dair beklentilerdi.

Arap Dörtlüsü 2017 yılında, Katar’la diplomatik ilişkilerini kesmeden önce Doha’ya ültimatom vermiş, Katar’ın 13 maddeden oluşan şartları kabul etmemesi durumunda ekonomik ambargo uygulanacağı belirtilmişti.

Bu şartlardan en önemlileri şunlardır:

• İran’la diplomatik ve askerî ilişkileri kesmek ve ABD’nin yaptırımlarına uymak.

• Katar’daki Türk askerî üssünün kapatılması ve askerî alandaki iş birliğine son verilmesi.

• Başta Müslüman Kardeşler olmak üzere Arap Dörtlüsü ve ABD’nin terör listesindeki örgütlere destek vermemek.

• Arap ülkelerinin iç işlerine müdahale etmekten ve siyasi muhalefeti desteklemekten vazgeçmek.

• Al Jazeera medya kuruluşunun yayınına son vermek.

• Arap Dörtlüsü ülkelerine verdiği zarardan dolayı tazminat ödemek.

Katar, bu şartlarla ilgili herhangi bir cevap vermeyince söz konusu ülkeler tarafından Katar’a karşı ambargo uygulanmaya başlandı. Katar’a karşı uygulanan bu baskılar bir sonuç vermediği gibi Katar’ı Türkiye’ye daha da yakınlaştırdı ve İran’la daha fazla iş birliği kurmasına yol açtı. Suudi Arabistan’ın kara ve hava sahasını, BAE’nin de hava sahasını kapatması Katar’ı, İran hava sahasını kullanmaya itti. Katar’a hava sahasını açan İran yıllık 130 milyon dolar elde etmekteydi. Bu miktar ekonomik yaptırımlarla mücadele eden İran için önemli bir kaynak niteliğindedir. Ayrıca İran’ın Katar sayesinde sağladığı maddi kaynak, ABD’nin İran’a karşı uyguladığı yaptırım politikasına da tersti. Katar’a karşı 2017’de başlatılan ekonomik ambargo, İran’ın Katar’la ekonomik ilişkileri sürdürmesine ve bunun sonucunda da Katar’la İran arasında daha sıcak ilişkilerin gelişmesine yol açmıştır. Fakat buna rağmen Katar, İran’la ciddi bir stratejik ilişkiye girişmemiştir. ABD’nin bölgedeki en önemli müttefiki olmaya devam etmiş ve Suudi Arabistan’ın politikalarından dolayı ABD’yi zor durumda bırakmıştır.

Katar’a karşı uygulanan ambargoların bir diğer etkisi, Ankara-Doha hattının daha da güçlenmesine yol açmasıydı. Türkiye, Katar’da sahip olduğu askerî üs sayesinde Basra Körfezi’ne stratejik olarak konuşlanmıştır. Ayrıca Türkiye, Libya politikasında Katar’dan destek görmüştür. Katar’ın bu tutumu, Hafter güçlerine destek veren BAE, Suudi Arabistan ve Mısır’ı rahatsız etmiştir. Suudi Arabistan’ın Katar’la yakınlaşmasındaki amaç; İran-Katar ilişkisini zayıflatmak, baskı yoluyla değil de uzlaşı yoluyla kendi safına çekmektir. Suudi Arabistan’a göre Katar’la yakınlaşma, İsrail’le yakınlaşmanın bir devamı niteliğinde olup öncelikli hedef İran’ı yalnızlaştırmak ve İran’a karşı güç birliğini oluşturmak; Katar’la mücadeleye enerji harcamak yerine Katar’la uzlaşarak mücadele odağını İran’a çevirmektir.

İran konusunda Suudi Arabistan’dan daha ılımlı yaklaşıma sahip olan BAE’nin Katar’la yakınlaşmasının öncelikli amacı, BAE Dışişleri Bakanı’nın da belirttiği gibi “Türkiye’nin Körfez’deki etkisini zayıflatmak”tır. Aynı durum, Libya’yla da ilgilidir. Libya politikaları başarısız olan Mısır ile BAE, silahlı mücadele yerine Katar ve Türkiye’yle ortak noktada buluşmanın yollarını aramaktadır. Mısır’daki Sisi iktidarının Katar’la yakınlaşmasının bir diğer amacı Doha’nın ülke içinde en büyük hasmı olarak gördüğü Müslüman Kardeşler hareketine olan desteğini azaltmasını sağlamaktır.

Trump’ın 2017’de göreve başlamasının, Basra Körfezi’ndeki ilişkilerin belirlenmesine önemli etkide bulunduğu gibi Demokratların 2021’de görevi devralacak olmaları da aynı şekilde bölge ülkelerinin ilişkilerini şimdiden etkilemiştir. Demokratların Nükleer Anlaşma konusunda İran’la tekrar müzakere yapacağına dair beklentiler, Körfez monarşilerini endişelendirmektedir. Bunun için de İran’a karşı ortak güvenlik yapılanması kurulmasının yolları aranmaktadır. ABD’nin Orta Doğu’da bölgesel müttefikleri üzerinden bir güvenlik örgütünün kurulması ve Amerikan stratejik ağırlığının Çin’i dengelemek amacıyla Asya-Pasifik bölgesine yönlendirilmesi Obama Dönemi’nde gerçekleşmiştir. Suudi Arabistan ve BAE; Demokratlara, ABD’nin bölgedeki en büyük hava üssünün bulunduğu Katar’ı yanına alarak İran’ın dengelenebileceği ve bu sayede ABD’nin Asya-Pasifik bölgesine yönelmesinin kolaylaşabileceğine dair bir iş birliği modeli sunmaya çalışmaktadır. Trump Dönemi’nde görüldüğü gibi Körfez ülkeleri arasında bir birliğin sağlanamaması, bölgede ABD ile ortak güvenlik sisteminin kurulmasını olanaksız kılmıştır.

Sonuç olarak Orta Doğu’da yaşanan ve yaşanacak olan gelişmeler Körfez ülkelerinin ilişkilerini belirlemektedir. Ambargoların kaldırılması, Katar’ın ekonomik çıkarına olmuştur. Fakat Katar ile Arap Dörtlüsü ülkelerinin, çözüme kavuşturulmamış önemli sayıda başka sorunu var olmaya devam etmektedir. Normalleşme süreci zaman alacaktır. Bu süre içinde Katar, Türkiye’yle stratejik paylaşımını, İran’la da yakın ilişkisini devam ettirecektir. Biden Dönemi’nde İran-ABD ilişkilerinin seyri, Körfez ülkelerinin birbiriyle olan ilişkilerini belirleyen en önemli faktörlerden biri olacaktır.

Katar, Suudi Arabistan, BAE, İran, Türkiye, ABD

Riyad-Şam Yakınlaşması

Sabir Askeroğlu

Orta Doğu’nun değişen dengeleri, Suudi Arabistan’ın dış politikasını değişime zorlamaktadır.

Zarif’in Moskova Suçlaması ve Rusya’nın Tepkisi

Sabir Askeroğlu

Rusya, Zarif’in sözlerini iç siyasete yönelik olarak görse de bu sözlerin, Kremlin’in Nükleer Anlaşma’yla ilgili savlarını yalanlıyor olmasının Moskova’yı rahatsız ettiği söylenebilir.