Kriz Döneminde İran: Safevilerin İnkırazı ve İsfahan’ın Düşüşü

Persia in Crisis: Safavid Decline and the Fall of Isfahan

20.11.2019
Sertaç Sarıçiçek Araştırmacı, Kültür ve Toplum

Kriz Döneminde İran: Safevilerin İnkırazı ve İsfahan’ın Düşüşü

Rudi Matthee (New York: I.B. Tauris, 2012), 371 sayfa

ISBN: 978-1845-117-450

Persia in Crisis, İran kültür ve ekonomi tarihçisi Rudi Matthee tarafından kaleme alınmıştır. Rudi Matthee doktorasını California Üniversitesinde tamamlamıştır. Günümüzde ise ABD’nin New Jersey eyaletinin Newark şehrinde bulunan Delaware Üniversitesi Tarih Bölümünde öğretim üyesi olarak çalışmaktadır. Matthee, Persia in Crisis adlı kitabından önce İran’ın sosyokültürel ve ekonomik tarihi üzerine birçok eser ortaya koymuştur. Bunlar arasında The Politics of Trade in Safavid Iran: Silk for Silver, 1600-1730 ve The Pursuit of Pleasure: Drugs and Stimulants in Iranian History, 1500-1900 başlıklı kitapları en çok dikkat çeken eserleri arasındadır. Matthee yazarlığının yanında Iran and the Surrounding World ve Iran and Beyond: Essays in Middle Eastern History in Honor of Nikki R. Keddie adlı kitapların editörlüğünü yaparak İran araştırmaları literatürüne farklı yönlerden katkılarda bulunmuş bir isimdir. Matthee ayrıca 2002 yılında Tacikistan’da açılışı yapılan Fars Dilli Toplumlar Araştırma Derneği (Association for the Study of Persianate Societies) üyesidir ve bir dönem derneğin başkanlığını yapmıştır.

Rudi Matthee, Persia in Crisis kitabında Safevi Devleti’nin çöküş nedenlerini, siyasal ve ekonomik etkenler başta olmak üzere çok yönlü açılardan yaklaşarak tespit etmeyi amaçlamaktadır. Bununla birlikte Safevilerin Avrupa benzeri modernleşme sürecinde yaşadığı başarısızlığı anlatmaya çalışmaktadır. Matthee kitabının yazım amacını açıklarken Lockhart’ın, The Fall of the Safavi Dynasty and the Afghan Occupation of Persia adlı araştırmasından sonra Safevilerin son dönemine ilişkin araştırmaların azlığına dikkat çekmiş ve kitabının bu alandaki boşluğu doldurma gayesiyle kaleme alındığını dile getirmiştir.

Yazarın kitapta Safevi Dönemi’nde telif edilmiş birincil kaynaklardan oldukça fazla yararlanmış olduğu görülmektedir. Bu kaynaklar içerisinde Farsça yazılmış Safevi kronikleri ve Avrupalı tüccar ve seyyahların İran’a seyahatleri sırasında tutmuş oldukları notlar göze çarpmaktadır.

Kitap,
•    Kuramsal Çerçeve: Safevilerin Son Döneminde İran
•    Safevi Sarayında Siyaset I: Şahlar ve Veziriazamlar, 1629–1666
•    Safevi Siyaseti II: Şahlar, Veziriazamlar ve Harem Ağaları, 1666–1699
•    Para Politikası ve Azalan Darphaneler, 1600–1700
•    Bitmeyen Savaştan Kalıcı Barışa: 17. yüzyılda Safevi Askeri Politikası
•    Zayıflayan İlişkiler: Merkez ve Taşra, 1600–1700
•    Safevilerin Son Döneminde İran’da Din: Şii Ulema ve Azınlıklar
•    İstikrardan Kaosa: Devletin Son Yılları, 1700–1722

başlıkları altında sekiz bölüme ayrılmıştır. Mathee, kitabının giriş bölümünde 17. yüzyıla girerken Safevi Devleti için idari açıdan istikrarlı, ekonomik açıdan müreffeh şartlara sahip bir devlet tablosu çizmekte ve bu betimlemeyi dönemin kaynaklarıyla destekleyerek yapmaktadır. Ardından bütün bu olumlu şartlara rağmen Safevi Devleti’nin nasıl ani bir çöküş sürecine girmiş olduğu sorusunu yönelterek kitabın başında okuyucunun dikkatini sonraki bölümlere çekmeyi başarmaktadır.

Matthee, Safevi Devleti hakkında genel kanaatlerini sunduğu birinci bölümde Safevi Devleti’nin patrimonyal bir devlet niteliği taşıdığını, devletin başında bulunan hükümdarın büyük despotik güce sahip olduğunu ve bu yönüyle çağdaşı olduğu erken modern mutlakiyetçi devletlerin başında bulunan diğer hükümdarların çoğuyla aynı özellikleri taşıdığını belirtmektedir. Fakat bunun yanında Safevi şahının elinde oldukça sınırlı kaynaklar olması, hükmettiği topraklara gücünü yaymaya çalışırken coğrafi ve lojistik açıdan birçok engelle karşı karşıya kalması sebebiyle despotik gücünün de bir yerde sınırlı kaldığından söz etmektedir. Matthee’ye göre bu sınırlı güçten dolayı şah, altındaki siyasi gruplarla devamlı biçimde müzakereler yürütmek ve onların da teyidini almak suretiyle ülkeyi onlarla ortak yönetmek zorunda kalmaktadır.

Şah I. Abbas’ın saltanatının son yıllarından başlayıp Şah Süleyman’ın öldüğü 1694 yılına dek uzun bir zaman çerçevesine sahip ikinci ve üçüncü bölümler, konu bakımından aynı temayı işlemektedir. Her iki bölümde de Safevi bürokrasisinin bahsedilen dönemde geçirdiği olgunlaşma süreci, bürokrasinin başında bulunan veziriazamlık makamı üzerinden anlatılmaktadır. Bu bağlamda söz konusu dönem aralığında veziriazamlık yapmış olan Mirza Saru Taki, Halife Sultan, Muhammed Bey, Mirza Muhammed Mehdi, Şeyh Ali Han Zengene gibi vezirlerin izlediği politikalara değinilmektedir. Matthee bu iki bölümde yer alan tartışmalar neticesinde Safevi Devleti’nin gelişen bürokrasiyle birlikte konargöçer nitelikten sıyrılarak yerleşik bir devlet yapısına kavuştuğu sonucuna varmaktadır. Matthee’nin ifadelerine göre Şah Süleyman’dan önceki Safevi hükümdarları, devletin konargöçer geleneklerini korumuş, saray erkanı yaylak ve kışlak hayatını devam ettirmiş ve Şah bir yerde sürekli durmayıp ülkenin bütün sathında at üzerinde devamlı surette gezerek siyasi meselelerle bizzat meşgul olmuştur. Ancak Safevilerin Osmanlılarla 1639 yılında imzaladığı Zuhab (Kasr-ı Şirin) Antlaşması’ndan sonra oluşan uzun barış döneminde bürokrasinin ve yerleşik saray düzeninin hâkim olduğu bir dönem başlamıştır. Bu durağan dönemde Şah Süleyman’ın yönetimdeki pasif tavrının etkisiyle yönetim tamamen bürokrasiye ve vezirin yetkilerine kalmıştır. Matthee, bürokrasinin güçlenmesi ile eş zamanlı olarak hükümdarın yönetimden uzaklaşma sürecinin, Şah’ın devletin sorunlarından bihaber olarak yaşaması ve sorunlara zamanında müdahale imkânını kaybetmesi durumunu yarattığından bahsetmektedir.

Kitabın dördüncü bölümünde ise Safevi Devleti’nin genel anlamda ekonomik yapısına değinilmekte ve devletin ekonomik açıdan karşılaştığı sorunlara temas edilmektedir. Yazarın anlatımından anlaşıldığı kadarıyla Safevilerin ekonomik anlamda karşılaştığı esas problem para basımı için kullanılan altın ve gümüş gibi değerli maden kaynaklarının yetersiz oluşudur. Altın ve gümüşün az olması devleti para temini açısından diğer devletlere muhtaç kılmış ve bu dışa bağımlılık Safevi ekonomisini kendi sınırları dışında vuku bulan siyasi gelişmelerden daha fazla etkilenmesine ve kırılgan bir yapıya sahip olmasına neden olmuştur. Diğer gelir kaynaklarından biri olan zirai üretimin düşük olması da ekonomik sorunları derinleştiren başka bir etkendir. Sonunda devlet, gelir ve nakit para elde edebilmek için diğer ülkelerle ticaretini geliştirmeye çalışmıştır. Bunun yanında Safevi Devleti’nin o dönem bütün dünyanın ticari mal üreticisi konumundaki Hindistan’a komşu olması ticarette büyük bir rakibinin olduğu anlamına gelmektedir. Safevi Devleti, Hindistan’ın ticaret hacmiyle yarışacak vaziyette olmadığından elinde bulunan az miktardaki nakit para stokunu da Hindistanlı tüccarlara kaptırmıştır. Matthee, değerli maden ve nakit para krizinin, Safevi toprakları içerisinde faaliyet gösteren darphanelerin zamanla nasıl azaldığını gösteren harita gibi görsel veriler kullanarak daha iyi anlaşılmasını sağlamıştır.

Matthee askerî meselelerin tartışıldığı beşinci bölümde, 17. yüzyılda Zuhab Antlaşması’yla başlayan uzun barış döneminde Safevi ordusunun savaş tecrübesi ve kabiliyetini yitirmesinden söz etmektedir. Bunun yanında devletin bir türlü aşamadığı nakit sıkıntısından dolayı dönemin bürokrasisinin kararıyla ordunun kapasitesinin maksatlı biçimde küçültülmesi ve neticede ordunun, çöküş döneminde ülkeyi savunma konusunda aciz duruma düşmesi bahsi geçen konular arasındadır. Matthee’nin deyimiyle nakit sıkıntısından dolayı askerlerin maaşlarını düzenli biçimde alamamaları ordudan firar vakalarının yaşanmasına da neden olmuştur. Beşinci bölümde tartışılan mevzulardan bir diğeri de ordunun ateşli silahları kullanma kapasitesi ve becerisi konusundaki yetersizliğidir. İran’ın coğrafi özelliklerinin yarattığı lojistik zorlukların yanında Kızılbaşların başını çektiği ordu içinde geleneksel savaş yöntemlerine karşı gelişen taassubun zikredilen yetersizliğin sebeplerinden olduğu öne sürülmektedir.

Kitabın altıncı bölümünde taşradaki merkeze bağlı yerel güçlerin merkezî hükûmet ile münasebetleri irdelenmektedir. Yazar bu bağlamda yerel siyasi aktörlerin idaresine bırakılan “memalik” arazilerinin devletin gelirini artırmak amacıyla doğrudan saraya bağlı “hassa” arazilerine dönüştürülmesini ve bunun devletin çöküşünü hızlandıran etkisini değerlendirmektedir. Matthee, devletin gelirlerini artırmak adına izlenen bu siyasetin tam aksine bir sonuç doğurduğu ve ekonomiyi olumsuz etkilediği tezini savunmaktadır. Matthee’ye göre memalik topraklarına merkezden atanan emirler, kendilerine tanınan geniş, özerk yetkilerle hâkim oldukları toprakların verimliliğini artırmak konusunda daha aktif bir rol üstlenmiştir. Bölgenin zenginliğini artırarak tabi oldukları merkezî hükûmete daha fazla vergi geliri sağlamayı başarmıştır. Ancak bu topraklar hassa arazilerine dönüştüğünden tarımsal üretim daha da düşmüş ve buna bağlı olarak elde edilen gelir de azalmıştır. Matthee’nin hassa arazilerine dönüşüm sürecini eleştirmesinin sebeplerinden biri de bu uygulamanın askerî anlamda bir zaaf yaratmış olmasıdır. Zira memalik arazilerinde hüküm süren beyler, savaş zamanlarında daha kalabalık bir silahlı güçle orduya destek vermiştir. Ancak hassa arazilerine atanan devlet memurları bölgeden yeterli askerî gücü toplamakta zorluk yaşamıştır. Matthee bu tezine kanıt olarak dış tehditlerin arttığı dönemlerde devletin, aşiretlerin silahlı gücüne olan ihtiyacını fark ederek bazı hassa arazilerini yeniden memalik arazilerine dönüştürmesi ve buraları yeniden aşiretlere dağıtması hadiselerine atıfta bulunmaktadır.

Matthee, İran’ın Safevi Dönemi’nde dinî ve mezhebi açıdan çeşitliliğini ele aldığı yedinci bölümde Safevi hâkimiyetinden sonra başlayan Şiileştirme politikasından konu açmaktadır. Matthee, bu politikanın birçok karşı tepki yarattığından, uzun bir zamana yayılmış ve asla tamamlanmamış bir süreç olduğundan bahsetmektedir. Onun ifadelerine göre devletin son dönemlerinde dahi tebaasının neredeyse üçte biri Şiiliğe geçmeyi reddeden Sünnilerden oluşmaktadır. Matthee’ye göre Safeviler Şah I. Abbas ve halefleri döneminde birtakım müstesna hadiseler haricinde farklı itikatlara karşı hoşgörülü davranmaya ve dinî gruplar arasında dengeleyici bir siyaset izleyerek çatışmanın çıkmasını önlemeye özen göstermiştir. Yazar, hükümdarları bu tür bir politika izlemeye iten sebepleri, Safevilerin o dönemde Osmanlılar ve Avrupalılarla olan diplomatik ilişkileri üzerinden yorumlamaktadır. Örneğin, Osmanlılarla Zuhab Antlaşması’nın imzalanmasından sonra iki devlet de birbirlerine karşı bir müdahalede bulunmayacağı teminatı vermiştir. Bununla birlikte azalan güvenlik tehditlerinin etkisiyle farklı mezheplere ve dinî gruplara karşı hoşgörü tamamen ortadan kalkmıştır. Bu dönemden sonra özellikle Şah Süleyman ve onun döneminde şeyhülislam olan Mir Muhammed Meclisi zamanında farklı mezheplere ve dinlere mensup halkların toplu biçimde Şii İslam’ı benimsemeleri için kampanya başlatılmış, bunun sonucunda devleti çöküşe hazırlayacak iç siyasi gerilimlerin ve ayaklanmaların başlaması kaçınılmaz hâle gelmiştir.

Yazar sekizinci bölümde, önceki bölümlerin sonuçları olan siyasi otoritenin zayıflaması, çözülemeyen mali ve finansal yetersizlikler, ordunun dağılması ve savaş kabiliyetini yitirmesi, farklı inançlara hoşgörünün ortadan kalkarak Sünni reayanın radikal Şii yaklaşımla dışlanması sorunlarını bir arada harmanlayarak bunların devletin son yirmi yılında yaşanan çöküş dönemini birlikte nasıl hazırladığı konusu üzerinde durmaktadır. Aynı bölümde güçsüz Şah Sultan Hüseyin’in ve Şii ulemanın Sünni reayaya ve sınırdaki aşiret reislerine karşı dışlayıcı tutumu neticesinde yaşanan Kafkaslarda Lezgiler, Osmanlı sınırında Kürtler, doğuda Beluçlar ve Afganlar gibi Sünni halkların başlattığı isyan silsilelerinden ve bu ayaklanmaların daha sonra İran’ın istilasına dönüşen bir metastaza dönüşümünden bahsedilmektedir.

Rudi Matthee’nin, Persia in Crisis adlı eseri dış dinamikler göz ardı edilmeden daha çok iç dinamiklere ağırlık verilerek İran’ın 18. yüzyıl başında yaşadığı çöküş sürecini kapsamlı biçimde ele alan bir eserdir. Safevi Devleti’nin yıkılış sebeplerini yeni baştan ve birçok farklı değişkenlerle birlikte izah eden eserin, bu özelliği ile Safevi Devleti’nin son dönemi üzerine çalışmakta olan araştırmacılar için başvurulması gereken önemli kaynaklardan biri olduğu kesindir.

Kudüs Gücü’ne Ek Bütçe Ne Anlama Geliyor?

Sertaç Sarıçiçek

Tahran yönetiminin halkın refahı için harcanması beklenen 200 milyon avroyu Kudüs Gücü’ne aktarması, ABD karşısında İran’ın, savunma alanında elinde bulundurduğu bütün kaynaklara ihtiyaç duyduğunu göstermektedir.

Tahran’da Hava Kirliliği Sorunu

Sertaç Sarıçiçek

Son haftalarda onlarca kişinin ölümüne yol açan grip vakalarının, hava kirliliğinin etkisiyle daha çok artması İran halkının önümüzdeki günlerde karşılaşabileceği önemli sağlık sorunlarından biridir.