Kuşatılmış Toplum: Besic Milisleri ve İran’da Toplumsal Kontrol

30.10.2020
Çağatay Balcı Araştırmacı, Güvenlik Çalışmaları

Kuşatılmış Toplum: Besic Milisleri ve İran’da Toplumsal Kontrol

Saeid Golkar, Captive Society: The Basij Militia and Social Control in Iran, Columbia University Press, New York, 2015, 289 sayfa.

ISBN: 978-0231704427


İran’da devlet-toplum ilişkileri, farklı açılardan değerlendirilen ve farklı perspektiflerin ortaya konduğu bir inceleme alanıdır. Bu çerçevede, İran’daki siyasal sistemin toplumsal kökleri, iktidar ilişkileri, askerî-sivil bürokrasi ve siyaset kurumunun toplum üzerindeki etkisi en sık öne çıkan konular arasındadır. Söz konusu inceleme alanında, taşıdığı öneme kıyasla yeterli ilgiyi görmemiş olan toplumsal kontrol mekanizması ve araçları konusundaki çalışmalar ise son derece sınırlıdır. İran’da; ahlaki ilkelerin uygulanması ve denetimi, toplumun siyasal sistemin özünü oluşturan ideolojik anlayışı daha fazla içselleştirmesi ve muhalif hareketlerin baskılanması bağlamlarında, hangi mekanizmaların etkili olduğu konusunda ciddi bir boşluk kendisini göstermektedir. İranlı yazar Saeid Golkar, söz konusu bu boşluğu Kuşatılmış Toplum: Besic Milisleri ve İran’da Toplumsal Kontrol adlı çalışmasıyla büyük oranda doldurmayı başarmıştır.

İran’da Devrim Muhafızları Ordusuna (DMO) bağlı bir birim olan Besic Teşkilatının sosyopolitik düzeyde sahip olduğu işlevleri konu alan bu çalışmanın ilk bölümünde Golkar, kuramsal bir çerçeve ortaya koymaktadır. Buna göre öncelikle milis güçlerin, resmî bir niteliğe sahip olduğu ülkelerde işlev gösterdikleri alanlar incelenmekte ve milis güçlerin niteliklerine yer verilmektedir. Bunun ardından Besic Teşkilatının bu kuramsal çerçeve içinde hangi nitelik ve işlevlere uygun olarak örgütlenmiş bir yapı olduğu, yazar tarafından açıklanmaktadır. Golkar, bu bağlamda Besic’in toplumsal hareket, gönüllü siyasi oluşum ve resmî teşkilat olmak üzere üç farklı nitelikte kendisini gösteren hibrit bir yapıya sahip olduğunu ifade etmektedir. Bu hibrit yapı, Besic’in istisnai niteliğini temsil etmekte ve sahip olduğu geniş işlev yelpazesini ortaya koymaktadır. Golkar, diğer ülkelerdeki örneklerden farklı olarak Besic’in çeşitli işlevsel boyutlara sahip olmasını birkaç nedene dayandırmaktadır. Buna göre ilk olarak Besic, İslam Devrimi öncesinde ilk izleri gözlemlenen bir toplumsal hareket niteliğindedir. Bu nitelik, Besic’i ideolojik bir görüş etrafında örgütlenen bireylerin oluşturduğu bir yapı görünümüne büründürmektedir. İkinci olarak Besic, Devrim sonrasında Devrim ilkelerinin geniş kitleler tarafından benimsenmesi amacıyla aktif rol üstlenen bir organ konumundadır. Bu çerçevede Besic, ideolojik faaliyetlerinin yanı sıra âdeta bir sivil toplum kuruluşu gibi işlev göstererek ihtiyaç duyulan alanlarda yardım faaliyetleri düzenlemekte ve halkın devlete yönelik güveni ve bağlılığı konusunda rol oynamaktadır. Son olarak Besic, toplumsal alanda siyasal sistemin öngördüğü anlayışın yerleşmesine karşı duran hareketlerin tespiti ile bu hareketlere karşı koymada bir aygıt ve olası bir savaş durumunda ülkenin önemli bir savunma dinamiği olarak kodlanmaktadır. Bu üç işlev boyutu, Besic’in hibrit ve istisnai karakterini ortaya koymakta; bu yapının sivil toplum, istihbarat ve savunma gücü, ideolojik endoktrinasyon organı ve kolluk gücü görünümlerinde karşımıza çıkmasını mümkün kılmaktadır.

Kitabın ikinci bölümünde, tarihsel süreç içerisinde Besic Teşkilatının oluşumu, dönüşümü ve yapılanma biçimi incelenmektedir. İran İslam Devrimi döneminde, Ayetullah Humeyni taraftarı devrimci gençlerin âdeta bir prototipini yarattığı Besic’in, Devrim sonrasında oluşturulan yeni siyasal sistemin temel aygıtlarından biri hâline gelme süreci bu bölümde detaylı biçimde aktarılmaktadır. Bu bağlamda, Besic’in oluşumuna yön veren ideolojik temelin korunduğuna dikkat çeken Golkar, Humeyni’nin “20 Milyonluk Halk Ordusu” çağrısı ile birlikte bu temelin kurumsal bir yapıya evrilmeye başladığını ifade etmektedir.  Ek olarak Besic’in İran-Irak Savaşı döneminde sahip olduğu etkinlik ve önem ile birlikte bu Teşkilatın resmî bir kimlik kazanma süreci arasındaki ilişki de bu bölümde açıklanmaktadır. Golkar, Besic’in İran-Irak Savaşı döneminde gençlerin cihat motivasyonuyla cephelere yönlendirilmesinde başat bir role sahip olduğunu ifade etmekte; bu niteliğinin söz konusu Teşkilatı, siyasal sistem açısından hangi ölçüde işlevsel bir konuma yerleştirdiğini aydınlatmaktadır. Ayrıca Rafsancani’den bugüne farklı cumhurbaşkanları döneminde Besic’in yeri ve rolleri de odaklanılan diğer konular arasındadır. Bu noktada özellikle reformcu ve muhafazakâr kanada mensup cumhurbaşkanlarının iktidarları sürecinde Besic’e yönelik tutumları ve Besic’in bu dönemlerde aldıkları roller değerlendirilmektedir. Besic’in tarihsel kökleri ile paralel bir biçimde bu yapının örgütlenme modeli ve alanları da bu bölümün konuları arasında yer almaktadır. Golkar, bu çerçevede ilk olarak Besic’in DMO bünyesindeki yerini açıklayarak bir girizgâh yapmaktadır. Bununla birlikte Besic’in genel teşkilat yapısı ve en küçük birim yapılanması sunulmaktadır. Bu kapsamda Besic’in, şehirler ve kırsal alanlar olmak üzere iki temel yapılanma alanı bulunduğundan, işçi birliklerinden ilkokul ve ortaokul öğrencilerine kadar farklı toplumsal kesimleri barındıran Besic merkezlerinin varlığından bahsedilmektedir. Bunun ardından Besic üyelerinin görev ve sorumlulukları ile üyelik prosedürleri ve üyelik tipleri aktarılmaktadır. Bu bölümde son olarak Besic üyelerine uygulanan teşkilat içi eğitim programları ve içeriklerine yer verilmektedir. Buna ek olarak Besic bünyesinde üç farklı düzeydeki üyelik tipinden söz eden Golkar; bunların temel, aktif ve özel üyeler olarak ayrıldıklarını ifade etmektedir. Temel düzey üyelerin, Besic faaliyetlerine en düşük katılım gösteren ve yalnızca resmî üyelik statüsüne sahip olan kişilerden oluştuğunu söyleyen Golkar, Besic üyelerinin geniş bir bölümünün bu üyelik tipine mensup olduğunu aktarmaktadır. Bunun yanı sıra aktif üyeler, Besic faaliyetlerine düzenli olarak katılan ve Besic’den düzenli bir gelir elde eden kişilerden oluşurken özel üyeler ise DMO bünyesinde özel askerî eğitimlerden geçen ve daha çok savaş şartları için eğitilen kişilerden oluşmaktadır. Söz konusu üyelik tipleri için süre ve içerik açısından farklılık gösteren eğitim programlarının bulunduğunu aktaran Golkar, bu programlarda temel olarak İslami ilkeler ve ahlak anlayışı, Velayet-i Fakih doktrini ve temel savunma bilgilerinden oluşan bir içeriğin yer aldığını dile getirmektedir.

Besic’in işlevsel yönünün incelendiği üçüncü bölümde Golkar, bu işlevleri dört başlık altında toplamaktadır. Golkar’a göre Besic, İran içerisinde propaganda, istihbarat, ahlaki kontrol ve baskı aygıtı nitelikleri ile işlev göstermektedir. Buna göre Besic, İran’da mevcut siyasal sistemin meşruiyetini ve ilkelerini kitlelere benimsetmek ile görevlendirilmiştir. Bu açıdan Besic, aynı zamanda mevcut siyasal sisteme tehdit teşkil eden veya edebilecek unsurlara yönelik olarak güçlü bir takip ve izleme mekanizmasını ifade etmektedir. Bununla bağlantılı olarak siyasal sistemin öngördüğü toplumsal ilkelerin korunması ve uygulanması konusunda bir toplumsal denetim organı olarak da varlık göstermektedir. Bu yönden, İran’daki toplumsal hoşnutsuzluklar çerçevesinde gittikçe daha fazla dikkat çekici hâle gelmeye başlayan zorunlu örtünme ilkeleri ve denetim uygulamalarında Besic’in üstlendiği rol ve aynı zamanda yarattığı rahatsızlıklara da yer verilmektedir. Son olarak Besic, tüm bu işlevlerini tamamlayıcı bir biçimde, muhalif hareketler üzerinde bir baskı aracı işlevine de sahiptir. Golkar, bu noktada İran’daki kitlesel protesto hareketi süreçlerinde Besic’in rolüne özel bir atıf yapmaktadır. Bu atıf İran’da, son yıllarda daha sık biçimde kendini gösteren kitlesel protesto hareketlerinde Besic üyelerinin oynadığı rollerin anlaşılması açısından büyük bir önem taşımaktadır. Golkar, bu rolleriyle Besic’in; kitlesel protesto hareketi süreçlerinde göstericilerin dağıtılması ve bastırılmasında bir kolluk gücü işlevi gördüğünü aktarmakta, aynı zamanda Besic üyelerinin bir karşı-toplumsal hareket oluşturma potansiyellerine de yer vermektedir.

Kitabın dördüncü bölümünde Besic’in toplumsal kontrol işlevine değinilmekte ve bu işlevin alanları ile sınırları belirtilmektedir. Bu kapsamda Besic’in dört farklı toplumsal kontrol alanında işleve sahip olduğunu belirten Golkar, bu alanları aile, okul, üniversiteler ve iş hayatı olarak sıralamaktadır. Bu bağlamda aile bireylerinin Besic üyeliklerinin, en küçük düzeyde katılım ve denetim alanı yarattığı savunulmakta, ilkokul ve ortaokul düzeyinde ise akran bağlantılarının bu alanı genişlettiği vurgulanmaktadır.  Besic üyesi aile bireyleri ve akran grupları vasıtasıyla bu Teşkilata yeni üyeler kazandırılabilmekte, bu durum aynı zamanda aile ve sosyal çevre açısından bir denetim sağlama aracına dönüşebilmektedir. Buna karşın üniversiteler ise bir katılım alanının ötesinde, daha çok muhalif hareketlerin ve grupların baskı altına alındığı bir denetim alanı olarak nitelendirilmektedir. Üniversitelerin özellikle 2009 yılında son derece büyük bir etkiye sahip olan Yeşil Hareket taraftarları tarafından birer örgütlenme alanına dönüştürülmeye başlanması, Besic’in siyasal sistemin koruyucusu kimliğiyle bu kişilere yönelik fiziki müdahalelerini beraberinde getirmiştir.  Son olarak iş hayatı ve ekonomi alanında ise Besic Teşkilatı ile ilişkili olmanın bu alanlarda sağladığı olanaklar ve avantajlar anlatılmakta; bu noktada siyaset kurumunun iş hayatı üzerindeki kontrol sağlayıcı etkisinin genişlediği vurgulanmaktadır.

Yazar, kitabın beşinci ve son bölümünde ise Besic’e katılım motivasyonlarını okurlar ile paylaşmaktadır. Buna göre bireylerin Besic Teşkilatına ideolojik ve pragmatik gerekçelerle yönelim gösterdiği ifade edilmektedir. Golkar, gerçekleştirilen mülakatlardan da yararlanarak Besic’e üye olan gençlerin bir kısmının, siyasal sistemin korunması ve geliştirilmesi motivasyonuyla bu Teşkilata yöneldiklerini ifade ederken ikinci kısımdaki gençlerin ise Besic üyeliğinin sunduğu avantaj ve ayrıcalıklardan yararlanma motivasyonu ile üyeliğe yöneldiklerini aktarmaktadır. Besic’e ideolojik saiklerle yönelen ve üye olan gençlerin büyük bir çoğunluğunun, ailelerinin muhafazakâr kesime mensup olan ve genellikle düşük sosyoekonomik seviyede yer alan bireylerden oluştuğunu öne süren Golkar, bu kişilerin daha çok öz saygı, sosyal statü ve ideolojiye hizmet arayışlarıyla bu Teşkilata katıldıklarını ifade etmektedir. Diğer yandan Besic üyeliğinin, bireylerin sosyal, iş ve öğrenim hayatında sağladığı avantaj ve ayrıcalıkların yeni jenerasyona mensup gençler tarafından daha fazla cazibe oluşturduğunu vurgulayan Golkar, bu eğilimin gelişerek devam ettiğini de savunmaktadır. Besic’e bu motivasyonlar ile yönelim gösteren gençlerin, çoğunlukla ideolojik hassasiyet taşımadıkları ve hatta siyasi bilince sahip olmadıkları fakat sosyal olanaklardan yararlanma arayışının Teşkilata katılımlarında önemli bir faktör olduğu iddia edilmektedir.

İran’da devlet-toplum ilişkileri alanındaki çalışmalar açısından önemli bir boşluğu dolduran Golkar’ın bu kitabı, son derece detaylı ve kapsamlı bir çalışma niteliğindedir. İran’la ilgili araştırmalarda ve çalışmalarda sıkça sorgulanan toplumsal kontrol biçimleri ve araçları, meşruiyet inşası ve süreklilik gibi konular açısından Golkar’ın bu çalışması aydınlatıcı bir konumdadır. Toplumsal kontrol ve iç güvenlik mekanizmasının daha fazla gündeme geldiği, kitlesel protesto hareketlerinin neredeyse her yıl daha yoğun biçimde yaşandığı İran’da, bu süreçlerin arka planını anlamak isteyen okuyucu için Golkar’ın bu kitabı, bir referans kaynağı olarak karşımıza çıkmaktadır.

İran’da Kulberler Sorunu

Çağatay Balcı

Sosyoekonomik sorunlar ve güvenlik sorunları, kulberliğin de önemli bir bileşeni olduğu kaotik bir döngü yaratmaktadır.

İran-Çin Anlaşması’nın İran’daki Etnik Gruplara Muhtemel Etkileri

Çağatay Balcı

Anlaşma'da İran’ın ekonomik ve askerî açıdan kazanım sağlayacağına yönelik öngörüyü yansıtan bazı hususların, İran’ın iç güvenliği bağlamında birtakım “amaçlanmamış sonuçlar” yaratması olasıdır.