Menendez İran’a Muhalif mi, Dost mu?

Bilgehan Alagöz Koordinatör, Dış Politika

Menendez’in, KOEP karşıtı bir tavır sergilerken Dağlık Karabağ konusunda Türkiye ve Azerbaycan karşıtı bir tutumla İran’daki Fars milliyetçileri ile paralellik göstermesi dikkat çekicidir.

İran Dışişleri Bakanı Yardımcısı Ali Bakıri Keni, ilk turu Nisan 2021’de başlayan ve altıncı turu Haziran 2021’de gerçekleşen İran ve Kapsamlı Ortak Eylem Planı (KOEP, Nükleer Anlaşma) Ortak Komisyonu arasındaki nükleer müzakerelerin 29 Kasım’da yeniden başlayacağını 3 Kasım’da duyurdu. Bu bağlamda İran ve ABD’nin nasıl bir tavır takınacağı tekrar tartışılır oldu. Zira görüşmelerin yeniden başlayacağının ilan edildiği gün İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Ali Şemhani, Twitter hesabından paylaştığı açıklamasında, “Yetkisiz ABD Başkanı (Joe Biden), garanti vermeye hazır değil. Mevcut durum değişmezse müzakerelerin sonucu bellidir.” ifadelerini kullandı. Böylelikle Şemhani, ABD’nin KOEP’ten yeniden çıkmayacağına dair garanti vermesinin İran için ön koşul olduğunun altını çizdi.

Öte yandan ABD tarafında, İran’a karşı şüpheci tutumun ağırlık kazandığı gerek ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Ned Price’ın gerek Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan’ın açıklamalarından net bir şekilde anlaşılmaktadır. Bunun temel sebebi hem başkanlık makamına hem de Kongredeki çoğunluğa sahip olan Demokrat Parti üzerinde giderek artan Cumhuriyetçi Parti baskısıdır. Bu da uzun zamandır Demokrat Parti içinde var olan ilerici kanat (progressive)-ılımlı/muhafazakâr kanat (moderate/conservative) ayrımını daha da keskinleştirmektedir. Zira ilerici kanadın ABD’nin KOEP’e dönüşünü desteklediği, ılımlı kanadın ise bu konuda çekinceli olduğu ve en başından beri Anlaşma karşıtı olan Cumhuriyetçilerle birlikte hareket ettiği bilinmektedir. Dolayısıyla Viyana süreci, bir nevi turnusol kâğıdı işlevine sahiptir. Bu noktada ABD Senatosundaki çeşitli girişimler ve bunun öncüsü Robert Menendez dikkat çekmektedir.

Robert Menendez’in Cumhuriyetçilerle Flörtü

3 Şubat 2021’de ABD Senatosu Dış İlişkiler Komitesi başkanlığına getirilen Demokrat Senatör Robert (Bob) Menendez, deneyimli bir kariyer siyasetçisi olmasının yanı sıra ilginç bir profile sahiptir. Kendisini ilerici ya da ılımlı kategorisinde tanımlamak çok kolay değildir zira Temsilciler Meclisi üyesi olarak görev yaptığı dönemde (1993-2006) Başkan George W. Bush’un 2003’te Irak’ı işgal etme kararına karşı çıkan az sayıdaki kişiden biri olmuştur. Şu anki Başkan Biden dâhil olmak üzere ekibinde bulunan Başkan Yardımcısı Kamala Harris’in, Dışişleri Bakanı Antony Blinken’ın ve Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan’ın bu savaşa neokonlarla birlikte destek verdiği düşünülürse Menendez’i savaş karşıtı tutumu sebebiyle ilerici kanat içinde düşünmek mümkündür. Keza insan hakları, mülteci hakları, kadın hakları ve kürtaj hakkı konularındaki çıkışları ve sistematik ırkçılıkla mücadele çabaları ile LGBTQ hakları için verdiği mücadele de bu düşünceyi desteklemektedir.

Öte yandan Menendez’i ılımlı/muhafazakâr kanat içinde düşünmeye sevk eden önemli bir konu vardır ki o da İran ile ilgili tutumudur. Başkan Barack Obama Dönemi’nde, 2013-2015 tarihleri arasında yürüttüğü Dış İlişkiler Komitesi başkanlığı sırasında İran karşıtı tutumu netlik kazanmış hatta gündemde olan KOEP karşısında Cumhuriyetçi Senatörler Lindsey Graham ve Bob Corker ile birlikte hareket ederek İran Nükleer Anlaşması’nı Gözden Geçirme Yasası’nı (Iran Nuclear Agreement Review Act of 2015) hazırlamış ve Senatodan geçmesini sağlamıştır. Bugün de bir nevi tarihin tekerrürü söz konusudur. Yine Menendez Dış İlişkiler Komitesi başkanıdır ve KOEP konusunda Cumhuriyetçilerle birlikte hareket etmektedir. Bu da onu parti içindeki ilerici kanadın hedefi hâline getirmektedir.

Menendez’in Cumhuriyetçilerle olan uyumlu ilişkisinin arka planında yakın zamanda yaşadığı kişisel bir deneyimin de etkili olduğunu bilmek gerekir. 1 Nisan 2015’te Menendez, federal yolsuzluk suçlamalarıyla mahkeme karşısına çıkmıştır ki bu önemli bir konudur. Zira ilk kez, görev başında olan bir ABD senatörü, kendi partisinin idaresi tarafından suçlanmıştır. Menendez’e yöneltilen suçlama, menfaat karşılığında varlıklı bir göz doktorundan yaklaşık 1 milyon dolarlık hediyeler aldığı ve siyasi bağışlardan yararlandığı yönündeydi ki bu federal bir rüşvet davasına dönüşmüştür. Kasım 2017’de dava Menendez’in lehine sonuçlanmış ve bu dönemde en büyük desteği Cumhuriyetçilerden özellikle de Graham’den görmüştür. Graham, Menendez’in davasına tanık olarak çağrılmış ve Menendez lehine ifade vermiştir. Bu bağlamda Menendez’in avukatının sorduğu bir soru karşısında Graham’in yanıtı oldukça dikkat çekicidir: Avukat: “Diğer konu ise İran Nükleer Anlaşması. Bu çok tartışmalıydı. Ve onunla en yakın çalıştığınız konu, İran ve onun ulusal güvenlik için yarattığı tehdit konusunda mı?” Graham: “Evet, Bob kendi partisine karşı çıktı. İran Anlaşması’yla ilgili Demokratların çoğunun gittiği yoldan gitmedi. Ve Bob ile ulusal güvenlik konusunda birlikte çok şey yapıyorum, biliyorsunuz. Ulusal güvenlik konusunda, partilerüstü tutum gerektiren konularda bir Cumhuriyetçi olarak birlikte yol alabileceğiniz biriydi.” Bu önemli destek iki senatörün, ulusal güvenlik ve İran konularında partilerüstü tutumunu perçinlemiştir.

Bu bağlamda Cumhuriyetçilerin, Biden yönetiminin KOEP’e geri dönme çabalarına yönelik bir nevi önleyici müdahale refleksiyle Menendez ile dirsek teması içinde olacağını belirtmek gerekir. Nitekim Menendez ve Graham, 3 Haziran 2021’de The Washington Post için yazdıkları ortak görüş yazısında bu durumu net bir şekilde ifade etmiştir. Yazıda iki senatörün en temel söylemi, KOEP’e karşı çıkmalarının İran ile diplomasiye karşı oldukları şeklinde yorumlanmasının yanlış bir algı olduğudur. Yine aynı yazıdaki dikkat çekici bir vurgu da toplumların elektrik ve istihdam sağlamak için barışçıl bir nükleer enerji programını güvenli bir şekilde yapabilmeleri gerektiğine inandıklarını belirtmeleri, bu amaca yönelik somut bir adım olarak geçmişte çeşitli ülkeler tarafından yapılan bir öneriye dayanarak bölgesel bir nükleer yakıt bankasının oluşturulmasını önermeleridir. Bu noktada iki senatörün Biden yönetimi için teklif ettikleri yol haritası şu sözler ile ifade edilmiştir: “Bütün bunlar temel bir soruyu gündeme getiriyor: Diplomatik çabalarımızı neden İran’ın nükleer programını kontrol etmekle sınırlandırmalıyız? Bunun yerine, bu davranışı ve İran’ın bundan elde etmeye devam ettiği nüfuzu anlamlı bir şekilde sınırlayan bir yaklaşım aramalıyız. İran’dan daha fazlasını istiyorsak karşılığında daha fazla yaptırımı hafifletmeye istekli olmalıyız. ABD ve uluslararası toplum, potansiyel yeni bölgesel diplomatik angajmandan yararlanmalı ve bölgedeki kötü niyetli İran etkisini engellemek için daha geniş müzakereleri teşvik etmelidir.”

Senatör Menendez’in Cumhuriyetçilerle ortak hareket etmesinin yakın zamandaki örneklerinden bir diğeri, Cumhuriyetçi Senatör Jim Risch ile birlikte hazırladığı ve 21 Nisan’da geçen Stratejik Rekabet Yasası’dır (Strategic Competition Act). Her ne kadar bu Yasa, ABD’nin Çin ile rekabetini düzenlemeyi amaçlasa da Yasa’nın, Mart 2021’de imzalanan 25 Yıllık İran-Çin Kapsamlı İş Birliği Anlaşması’nın hemen akabinde gelmesi manidardır. Zira ABD’nin Hint-Pasifik bölgesindeki ve Orta Doğu’daki çıkarlarını koruma hedefiyle hazırlanan bu Yasa’nın hazırlanmasında İran ve Çin arasında imzalanan Anlaşma’nın hareket alanını kısıtlama düşüncesi de etkili olmuştur.

Menendez’in Türkiye Karşıtlığı

Ermeni lobisiyle yakın ilişkisi olduğu bilinen Menendez; Azerbaycan, Ermenistan işgali altında kalan topraklarını kurtarmak için 27 Eylül 2020’de Dağlık Karabağ’da harekât başlattığında ilk tepki gösterenlerden olmuş; 28 Eylül 2020’de Twitter üzerinden yaptığı bir paylaşımda “Türkiye’nin desteklediği bir diğer saldırganlık eylemi olan Azerbaycan’ın Dağlık Karabağ’a yönelik saldırısını şiddetle kınıyorum. Donald Trump yönetimi, Azerbaycan’a güvenlik yardımını askıya almalı ve ateşkes sağlamak için AGİT Minsk Grubu aracılığıyla devreye girmeli.” demek suretiyle Türkiye karşıtı tavrını gizlemekten sakınmamıştır. Nitekim benzer tavrı, 19 Ocak 2020’deki ABD Senatosu Dış İlişkiler Komitesinde Dışişleri Bakanı Antony Blinken’ın onay alma oturumunda da göstermiş ve şu ifadeleri kullanmıştır: “Türkiye, Azerbaycan’ın Dağlık Karabağ’daki saldırganlığını destekleyerek istikrarı bozmaya devam ediyor.” Menendez son olarak 4 Kasım 2021’de 2022 Ulusal Savunma Yetkilendirme Yasası (NDAA) için görüşmeler sürerken Türkiye’nin silahlı insansız hava aracı (SİHA) programını yakın takibe almak ve Azerbaycan’a yapılan yardımların kesilmesini önleyen muafiyeti kaldırmak için iki ek tasarı sunmuştur.

İlginç olan ise Menendez’in, Türkiye/Azerbaycan karşıtı tavır geliştirdiği dönemin, İran’ın Dağlık Karabağ bağlamında Azerbaycan ve Türkiye karşıtı söylemlerinin arttığı dönemle eş zamanlı oluşudur. Bir tarafta İran nükleer programı bağlamında İran’a karşı sert bir dil kullanan Menendez’in diğer tarafta İran için stratejik önceliğe dönüşen Güney Kafkasya’da, âdeta İran’a alan açan bir tavra girmesi manidardır. Zira Menendez’in Türkiye ve Azerbaycan karşıtı tavrı, İran’daki Fars milliyetçilerinin söylemleriyle paralellik göstermektedir. Bu bağlamda ister istemez akıllara Menendez’in İran’ın nükleer programına gösterdiği tavrın sembolik olup olmadığı sorusu gelmektedir. Zira Menendez’in sistematik Türkiye ve Azerbaycan karşıtı tutumu, aslında onun Güney Kafkasya’da Fars milliyetçileri ile koordineli hareket ettiğini ve İran-Ermenistan stratejik iş birliğini teşvik ettiğini düşündürtmektedir. Dolayısıyla Menendez’e İran’a dost mu muhalif mi olduğu sorusunu yöneltmek elzem hâle gelmektedir. Zira Menendez’in bu birbiriyle çelişen yaklaşımları, İran’ı tamamen öteleyen bir siyasetçi olmadığı hatta NATO üyesi Türkiye’den, İran’dan bile daha fazla rahatsız olduğu izlenimi yaratmaktadır.

İran-Azerbaycan Geriliminin Arka Planı

Bilgehan Alagöz

İran-Azerbaycan sınırında ortaya çıkan gerilimin arka planında eğer İran’ın İsrail’le ilgili kaygıları yer alıyorsa bu endişeleri gidermenin yolu, diplomasi ve bölgesel iş birliğidir.

İran’ın Yeni Cumhurbaşkanı Seyyid İbrahim Reisi Döneminde Nükleer Müzakerelerin Geleceği

Bilgehan Alagöz

Viyana müzakerelerinde nihai bir anlaşmanın çıkmasını zorlayan koşullar yalnızca İran tarafı ile ilgili değildir.