Muhaliflerin Emini Olayına Tepkileri

Süleyman Gündede İRAM İstanbul İdari

Başörtüsünü düzgün takmadığı gerekçesiyle gözaltına alınıp ahlak polisleri tarafından darp edilen Emini’nin hayatını kaybetmesi, ülke ve dünya genelinde pek çok kişinin tepkisine neden olmuştur.

İran’da başörtüsünü düzgün takmadığı gerekçesiyle gözaltına alındıktan sonra ahlak polisleri (İrşat Devriyeleri) tarafından darp edilen ve komaya giren 22 yaşındaki Mehsa Emini’nin hayatını kaybetmesi hem ülke içerisinde hem de dünya genelinde pek çok kişinin tepkisine neden olmuştur. Özellikle sosyal medyada çok fazla tepki gösterilen olaya, İranlı muhalif figürler de yaptıkları paylaşımlarla destek vermiştir. Muhalif isimlerden kimileri İslam Cumhuriyeti yönetimine yönelik eleştirilerinin dozunu artırırken kimileri ise protesto gösterilerinin ülke geneline yayılması çağrısında bulunmuştur.

Kadın hakları konusunda en aktif muhalif isimlerden olan Mesih Alinejad, Emini’nin ölümüne ilişkin ilk tepkisini, “Bu, BM’de kadın haklarını küresel olarak izlemek için sandalyesi olan İran İslam Cumhuriyeti’nin vahşetidir.” şeklinde göstermiştir. Alinejad, yaptığı paylaşımlarla İranlı kadınların sokağa çıkmasını ve olaya tepki göstermesini her fırsatta ısrarla dile getirmiştir. Alinejad, polisin göstericilere ateş açmasına ise “1400 yıl önce Hüseyin için ağlayan ama Mehsa’ya yas tutanlara silah çeken devlete DEAŞ hâkimdir.” ifadeleriyle tepki göstermiştir.

Eski İran Şahı Muhammed Rıza Pehlevi’nin oğlu Rıza Pehlevi de İran halkının olaya sessiz kalmamasını ve tepki göstermesini istemiştir: “Bu defa kızım olarak gördüğüm Mehsa Emini adında genç bir kadın, İslam Cumhuriyeti’nin kadın düşmanı rejiminin kurbanı oldu. Bu rejim, kadın düşmanlığını kimseden gizlemiyor. Kadın, erkek tüm yurttaşlarımın bu vahşete ellerinden geldiğince karşı durmalarını ve İran’ın özgürlük arayan kadınlarını desteklemelerini istiyorum.”

Halkın Mücahitleri Örgütü (HMÖ) lideri Meryem Recevi, ilk günden itibaren İranlı kadınlara yönelik destek mesajı vermiş, İslam Cumhuriyeti yönetimini sert bir şekilde eleştirmiş ve protesto gösterilerinin tüm üniversite ve şehirlere yayılması çağrısında bulunmuştur: “İran halkının geneli özellikle cesur kadınları ve gayretli gençleri, mollaların zulmüne karşı ayaklanıyor. Hamenei, Reisi ve rejimin diğer liderleri bilmelidir ki her gün yere dökülen kandan bir sel yükselecek ve lanetli Velayet-i Fakih sistemini tamamen sona erdirecektir.”

İran İslam Cumhuriyeti kâbusunu feminist bir devrimin sonlandıracağını belirten bir diğer muhalif isim olan Kürt aktivist Kamran Matin de protestocuların desteklenmesi çağrısında bulunmuştur: “Mehsa Emini’nin öldürülmesi, İran’daki her kadının potansiyel olarak bir George Floyd olduğunu gösteriyor. İran İslam Cumhuriyeti’nin cinsiyet ayrımcılığı, etnik hiyerarşi ve siyasi baskı rejimini sona erdirmek için İran’ın kadınları ve ezilmiş halklarının mücadelesini destekleyin.”

Keyhan London’ın başeditörü olan İlaha Bokrat ise insanların sadece hayatlarını değil; ölümlerini de belirleyen bu kadar çok müdahaleye nasıl tahammül ettiklerini ve henüz patlama noktasına gelmemiş olmalarının düşünülemez olduğunu dile getirmiştir. İran İslam Cumhuriyeti’nin diğer totaliter rejimlerden farklı olarak en önemli özelliğinin kadın düşmanı olduğunu, kadınların bu rejime karşı öfke ve nefret beslemesinin pek tabii olduğunu vurgulayan Bokrat; dünyanın Orta Çağ dışında, ataerkil ve kadın düşmanı olan molla yönetimi gibi totaliter başka bir rejim görmediğini vurguladı. Bokrat, bir başka paylaşımında meselenin sadece saç, başörtüsü ve zorunlu örtünmeden ibaret olmadığına dikkat çekmiştir: “Bütün bunlara 43 yıllık tüm cinayetlerin ve ihanetlerin temel sebebi olan aynı sistem neden oluyor: İslam Cumhuriyeti sistemi! Bu sistem var olduğu sürece sadece cinayet, suç ve yıkım vardır!”

Tavaana isimli platformun kurucusu olan Pehlevi yanlısı bir diğer muhalif isim Meryem Mimarsadıgi ise çok fazla paylaşım yapmamakla birlikte bazı protesto gösterilerine yer vermiştir. Mimarsadıgi bir paylaşımında şu ifadeleri kullanmıştır: “İranlı kızlar 40 yıldır kendilerini, bedenlerini, zihinlerini ve özgürlüklerini küçümseyen İslamcı bir ideoloji tarafından aşağılanıyor. Yine de bugün dünyada daha güçlü bir güç bilmiyorum.”

Kürt kökenli muhalif bir gazeteci olan Ahmed Batıbi, Emini ile şiddet gören diğer kadınların görselleriyle birlikte yaptığı paylaşımda, İranlı yetkililer ile sıradan insanların çocuklarını mukayese etmiştir: “Çocuklarımızın payına düşen işkence, hapis ve ölümdür. Parazitlerin çocuklarının payına ise Kanada ve ABD’deki lüks yaşam düşmektedir.”

Türkiye aleyhine yaptığı paylaşımlarla bilinen Türk karşıtı Peyman Arif, İslam Cumhuriyeti yönetiminin her yıl İranlı kadınlar için yazı cehenneme çevirdiğini belirterek “Kadınlar giyim konusunda sizin istediğiniz tesettür şekline yaklaştı mı yoksa uzaklaştı mı? Daha kaç can feda edilmeli?” sorusunu yöneltmiştir.

Batı karşıtı seküler Ali Alizade ise İslam Cumhuriyeti’nin uygulamış olduğu yöntemlerin İran halkını İslam’dan uzaklaştırdığını ve daha laik bir topluma dönüştürdüğünü savunmuştur: “Bugünlerde İrşat Devriyesine duyulan nefretin hızının, toplumun bir bölümünü yalnızca zorunlu başörtüsü ve İslam Cumhuriyeti’nden değil; İslam’ın kendisinden de uzaklaştırması, sosyal çalışmalar perspektifinden şaşırtıcıdır. Hiç şüphesiz İrşat Devriyesi, çağdaş İran’da laikliğin hızlanmasının en önemli etkenlerinden biridir.”

Londra merkezli Iran International yorumcusu olan gazeteci Ali Hüseyin Kadızade, ahlak polisleri tarafından darp edilerek komaya giren Emini’nin cinayet, hırsızlık, zimmete para geçirme veya tecavüzle suçlanmadığına; tek suçunun sadece saçının bir miktar gözükmesi olduğuna dikkat çekmiş ve “Bu devleti kötülemeye gerek yok. İslam Cumhuriyeti mutlak karanlık ve cehennemin vücut bulmuş hâlidir.” yorumunu yapmıştır. Kadızade ayrıca İslam Cumhuriyeti’nin tüm İranlıları öldürmek için hem mermileri hem de motivasyonu olduğunu belirtmiş ve “Seçim bizim. Her birimize gelmelerini beklemek ya da İran’ı bu yıkıcı kabilenin şerrinden temizlemek.” demiştir. Kadızade diğer muhalifler gibi sürekli olarak halkın Emini olayına sessiz kalmaması çağrısında bulunmuş ve “Her diktatörlük, yönetmek için itaatkâr halka ihtiyaç duyar. Halk itaat etmezse tiranlık bir anda çöker.” mesajını vermiştir.

Iran International TV direktörlerinden Mehdi Perpençi, sistemin yozlaşmasına dikkat çekmiştir: “Yönetimin eski ve mevcut yetkilileri için insan haklarının hiçbir anlamı yoktur. Vatandaşların öldürülmesiyle ilgili onlardan duyduğumuz son şey, ‘Bu tür eylemler sistemin yüz karasıdır!’ oldu. İslami rejimin ajanları tarafından insanların öldürülmesini eleştirseler de bunun nedeni sistemin yozlaşmasıdır! Onlar her zaman insan hayatından değil, sistemin itibarından endişe duymuşlardır!” Son olarak VOA muhabiri Hamide Aramide, Emini’nin ölümüne ilişkin çok fazla paylaşım yapmamakla birlikte genellikle ülke çapında yapılan protesto gösterilerine yer vermiştir.

İran dışında yaşayan muhalif isimler, İran yönetimini çeşitli konularda sık sık eleştirse de özellikle kadın hakları konusunda Mesih Alinejad gibi isimler daha fazla ses çıkarmaktadır. Her fırsatta İslam Cumhuriyeti’nin kadın hakları konusunda sınıfta kaldığını belirten ve zorunlu örtünmenin kaldırılması için zaman zaman protesto çağrısında bulunan muhalif isimler, Emini’nin tam da bu konuyla bağlantılı bir şekilde hayatını kaybetmesini önemli bir fırsat olarak görmektedir. Bu sebeple birçok muhalif isim, gösterilerin ülke geneline yayılması için çağrı yapmakta ve olayların yönetimi sarsacak bir toplumsal ayaklanmaya dönüşmesini istemektedir.

Müesses Nizam Destekçilerinin Emini Olayına Tepkileri

Süleyman Gündede

Müesses nizam destekçileri tarafından; protestoların planlı bir senaryo olduğu, Devrim düşmanları tarafından organize edildiği, gösterilere öncülük edenlerin arasında HMÖ’nün eğittiği şahısların bulunduğu iddia edilmektedir.

Biden’ın Sözde Soykırım Kararının İran Basınındaki Yansımaları

Süleyman Gündede

Biden’ın sözde soykırım açıklaması, önemli bir Ermeni nüfusa sahip olan İran basınında da yakından takip edildi.