Muhammed Ali Furuği’nin Siyasi Hatıratı (1914-1941) ve Paris Barış Konferansı Günlüğü

07.05.2018
Umut Başar Editör

Muhammed Ali Furuği’nin Siyasi Hatıratı (1914-1941) ve Paris Barış Konferansı Günlüğü

Yayına Hazırlayan: M. Afşın Vefayi – Pejman Firuzbahş

Tahran – Sühan Yayınları – 2 Cilt

1877 yılında Tahran’da dünyaya gelen Muhammed Ali Furuği (1877-1942) gerek İran kültür hayatının gerekse de modern İran siyasi tarihinin önde gelen aktörlerinden biridir. Babası Muhammed Hüseyin Han’a “Furuği” lakabı bizzat maiyetinde bulunduğu Nasreddin Şah tarafından verilmiştir. Furuği’nin Kacar döneminin entelektüellerinden olan babası manzum ve mensur çalışmalar kaleme almıştır. İlk eğitimini bir dönem Darü’l-tercüme’nin de başkanlığını yürüten babasından alan Furuği, kuşkusuz babasının yenilikçi ve liberal fikirlerinin tesiri altında kalmıştır. Hüseyin Furuği aynı zamanda İran’ın ilk özel gazetesi olan “Ruzname-yi Terbiyet”in imtiyaz sahibidir. Muhammed Furuği, Emir Kebir tarafından tesis edilmiş olan İran modernleşmesin öncü kurumlarından Darü’l-fünûn’da, tıp alanında başladığı eğitimini bırakarak edebiyat tahsil etmiştir. Bir müddet Darü’l-tercüme’de mütercim olarak çalışan Furuği’yi modern İran tarihinde önemli kılan husus, İran’da köklü siyasi dönüşümlerin yaşandığı bir döneme yakından tanıklık etmiş olması ve Birinci Pehlevi şahı Rıza Şah dönemindeki ulus-devlet inşası sürecinde hem teorisyen hem de aksiyon adamı olarak yer almış olmasıdır.

Birinci Dünya Savaşı esnasında İran’ın güneyi İngilizler kuzeyi ise Ruslar tarafından işgal edilmiştir. Savaşın ardından İtilaf Devletlerinin savaşı kaybeden taraflarla yapacağı barış anlaşmalarını görüşmek üzere 1919 yılında toplanan Paris Barış Konferansına katılan İran heyetinde yer alan Furuği, Aralık 1918 ila Ağustos 1920 arasındaki barış görüşmeleri ve şahsi gözlemlerini gün gün kaydetmiştir. İran’ın kritik bir süreçten geçtiği günleri ilk ağızdan anlatan bu hatırat, modern İran tarihinin en önemli kaynakları arasında yer almaktadır. Bu tarihsel öneminin yanı sıra İran Dışişleri Bakanlı Cevat Zarif’in Haziran 2015’te bu eserle mecliste görülmesi ise eseri bir anda İran gündemine taşımıştır.

İran İslam Cumhuriyeti eski meclis başkanlarından ve ülke kültür politikalarının önemli mimarlarından biri ve hâlihazırda da Fars Dil Kurumunun başkanı olan Gulam Ali Haddad Adil tarafından İran ve 5+1 ülkeleri arasında nükleer müzakerelerin yürütüldüğü kritik bir dönemde, Furuği’nin günlüğünün müzakereleri yürüten Dışişleri Bakanı Zarif’e kürsünden indikten sonra bir notla hediye edilmesi ve bakanın elinde kitapla poz vermesi dikkatleri esere çekmiştir. Paris Barış Konferansı gibi İran açısından tarihî önem taşıyan bir müzakere sürecinin tanıklıklarını içeren bir günlüğün İran açısından tarihî önemdeki diğer bir müzakere sürecinde baş müzakereciye hediye edilmesi kuşkusuz oldukça manidar bir davranıştır. Yaklaşık 100 yıl önce yapılan müzakerelerle 2015 yılı müzakereleri arasında bir bağlantı kuran Haddad Adil, kendisi gibi uzun süre Dışişleri Bakanlığını yürütmüş olan bir devlet adamının eserini Zarif’e hediye ederek bir anlamda aynı bağlantıyı İran Dışişleri Bakanının da kurmasını istemiştir. Dışişleri bakanının elinde söz konusu kitapla mecliste görülmesi, Furuği’nin yer yer İngiliz yanlısı politikaları ve seküler kişiliği nedeniyle bazı muhafazakâr milletvekillerinin eleştirilerine neden olmuşsa da kitabın bakana Haddad Adil tarafından hediye edildiğinin ortaya çıkması eleştirilerin önünü almıştır.

Bu çerçevede Furuği ve eserini önemli kılan hususları kısaca ela almak yerinde olacaktır. Kacar hükümdarı Nasreddin Şah’ın son yıllarından Rıza Şah Pehlevi’nin 1941 yılında tahttan feragat edişine kadar geçen süre zarfında İran’ın siyasi gündemine ışık tutacak iki eserin yanında onlarca makale kaleme alan Furuği’nin notlarını erken gençlik yıllarından itibaren düzenli olarak tuttuğu anlaşılmaktadır. 1906 yılında İran’da Meşrutiyet’in ilanından sonra 2. Meclis’e Tahran vekili olarak giren Furuği’nin siyasi kariyeri parlak bir seyir takip etmiştir. 2. Meclis’te bir müddet Meclis Başkanlığı yapan Furuği, son Kacar hükümdarı Ahmet Şah’ın saltanat yaşına henüz erişmediği dönemde saltanat vekilliğini de üstlenmiştir. Rıza Şah’ın saltanata geçmesinden önce ve sonra muhtelif dönemlerde ekonomi, savaş, adalet, dışişleri bakanlığı ve hatta başbakanlık görevinde bulunan Furuği aynı zamanda İran’da en yüksek yargı kurumu olan Yüksek Temyiz Divanı’nın kurucu başkanlığını da yapmıştır. Furuği’nin siyasi kariyerinin dikkat çekici safhalarından biri de 1928-1930 yılları arasında yürüttüğü Ankara büyükelçiliği görevidir. Furuği’nin Türkiye’de bulunduğu süre zarfında meydana gelen yenilikleri yakından takip ettiği Rıza Şah’a yazdığı raporlardan anlaşılmaktadır. Furuği ayrıca bu dönemde Rıza Şah ile Mustafa Kemal arasında dostluk tesis etmek için büyük çaba harcamıştır. Nitekim Furuği’nin Başbakanlığı dönemine denk gelen 1934 yılında Rıza Şah’ın kalabalık bir heyetle Türkiye’yi ziyaret etmesi bu uğraşın bir meyvesi olmuş ve ziyaret ikili ilişkilerde önemli bir dönüm noktası teşkil etmiştir.

Furuği’yi modern İran tarihinde önemli kılan bir diğer husus da siyasi kariyerinin yanı sıra Rıza Şah döneminde girişilen ulus-devlet inşası sürecinde oynadığı roldür. İslam öncesi İran tarihine ait değerler etrafında seküler bir ulus inşa etmek isteyen Rıza Şah’ın hem ideoloğu hem de icraat adamı olarak Şah’ın yanında yer aldığı bilinen Furuği bu ideolojinin kurumsallaşmasında da etkin rol oynamıştır. 1925 yılında İran genelindeki eski Pers imparatorluklarına ait tarihî eserlerin ihya edilmesi maksadıyla kurulan Millî Eserler Kurumu (Encümen-i Asar-ı Millî) Furuği’nin modern Fars kimliğinin inşasına yönelik çabalarının ilk somut ürünü olarak görülebilir. Kurum, tesisinden kısa bir süre sonra Fars milliyetçiliğinin önemli bir sembolü olan Firdevsi’nin mezarını tamir etmiştir. 1931 yılında Meclis tarafından antik eserlerin korunması, saklanması ve antik dokuya sahip bölgelerde kazı yapılması gibi hususların kanuna bağlanması da Furuği’nin girişimleriyle gerçekleşmiştir. Bunların yanında İran Millî Müzesi (Moze-yi Milli-yi İran) ve İran Millî Kütüphanesi (Ketaphane-yi Millî-yi İran) gibi kurumların kuruluşunda da ciddi pay sahibi olan Furuği’nin kültürel alandaki en önemli girişimlerinden biri Fars Dil Kurumunun (Ferhengistan-ı Zeban u Edebi Farsi-yi İran) kuruluşu olduğunu söylemek mümkündür.

Farsçaya büyük önem atfeden Furuği, dil konusunda makaleler kaleme almanın yanında bizzat kendisi yeni kelime türetme çalışmalarına da katılmıştır. Söz konusu kurum öncelikli olarak Farsçayı İngilizce, Fransızca ve Arapça kelimelerin etkisinden “kurtarmak” ve devletin dil meselesine sistematik bir şekilde yaklaşmasını sağlayacak politikalar üretmek amacıyla kurulmuştur. Adı geçen kurumun Pehlevi modernleşmesinin sembolleri arasında olan “ordu ve demiryolu” kadar önemli olduğunu vurgulayan Furuği, millî kimlik inşasında dil ve edebiyatın önemine çeşitli kanallarla vurgu yapmıştır. Furuği, çatısı altında Ali Ekber Dehhoda, Melikü’ş-şuara Bahar ve Bediüzzaman Firuzanfer gibi İran kültür hayatının önemli şahsiyetlerini de barındıran kurumun faaliyetlerine kendisi de bizzat katılmış ve 1935 yılında kamu görevi sona erdikten sonra dahi bu çalışmalarını sürdürmüştür. Kurum, kuruluşunu takip eden 6 yıl içerisinde Farsçaya yaklaşık 2000 yeni kelime kazandırmıştır. İran tarihinin siyasi ve kültürel alanına önemli etkiler bırakan Furuği’nin makaleleri Tus Yayınevi tarafından “Mecmue-yi Makalat-ı Muhammet Ali Furuği” başlığıyla 2. cilt hâlinde yayımlanmıştır. Ayrıca Furuği’nin siyasi günlüğünün yanında 1914-1941 yılları arasındaki olayları kapsayan hatıraları da kitaplaştırılmıştır.

Adı geçen hacimli hatırat üç ana bölümden oluşmaktadır. Eserin birinci bölümünde Furuği’nin ailesine ve İran’ın Nasreddin Şah dönemindeki siyasi durumuna ilişkin gözlemler yer almaktadır. Ancak bu bölümün yarım kaldığı anlaşılmaktadır. Kitabın ikinci ve esas bölümü ise 1914’ten 1941 yılına kadar uzanan zaman aralığındaki siyasi olayların yer yer bütün ayrıntılarıyla yer yer de kısaca anlatımından oluşmaktadır. Bu bölümlerde Furuği’nin gazetecilere verdiği mülakatlardan milletvekilleriyle yaptığı görüşmelere, büyükelçilerin İran’dan taleplerinden komşu ülkelerdeki politik gelişmelere, okuduğu kitaplardan evdeki hizmetçilere verdiği bahşişlere, İran’ın ticari işletmelerinden aile ziyaretlerine, ülkedeki eğitim sisteminden Şah’ın hâl ve hareketlerine ve siyasilerin ziyaret ettiği mesire alanlarından günlük eğlencelere kadar oldukça geniş bir yelpazede hemen hemen her konuya değindiği görülmektedir. Bu yönüyle hatırat, yazıldığı dönemde meydana gelen siyasi olayların perde arkasını ihtiva etmesinin yanı sıra dönemin sosyal hayatını anlamak isteyenlere için de çok önemli bilgiler içermektedir.

Eserin üçüncü bölümü ise “Ekler” başlığını taşımaktadır ve bu bölüm çoğunlukla yabancı devlet adamları ve büyükelçilerle yapılan görüşmeler, birleşmiş milletler nezdindeki bazı girişimlere ilişkin raporlar ve birkaç mektuptan oluşmaktadır. Ayrıca hem siyasi hatıratın hem de Paris Barış Konferansı Günlüğü’nün arkasında okuyucunun işini kolaylaştırmak adına şahıs, yer, kurum, kitap, gazete ve dergilerin yer altığı fihristlere yer verilmiştir. Her iki eserin sonunda yer alan onlarca resimlik albümler de ayrıca önemli bir kaynak niteliğindedir.

Furuği’nin tanıklıklarını Cumhuriyet tarihi araştırmacıları ve Türk okuyucular açısından önemli kılan husus ise yazarın satırlarında Türk devlet adamları ve siyasilerle gerçekleştirdiği görüşmeler ve Türkiye Cumhuriyeti’nin Tahran’da görevlendirdiği büyükelçilerle kurduğu yakın ilişkilere dair verdiği bilgilerdir. Furuği siyasi hatıratında Türk devlet adamlarından Memduh Şevket Bey (Esendal), Tevfik Rüştü Bey (Aras), Kazım Paşa (Karabekir), İsmet Paşa (İnönü) ve Reşit Saffet Bey (Atabinen) ile İran’ı temsilen pek çok defa yaptığı görüşme ve müzakerelerin ayrıntılarına yer vermiştir. Söz konusu müzakerelerde İran-Türkiye sınırında emniyet bozan aşiretlerden Tebriz-Trabzon ticaret yoluna, sınır anlaşmazlıklarından Irak’ın statüsüne kadar birçok konunun ele alındığı görülmektedir. Ayrıca Furuği, siyasi konuları defterine geçirirken muhatabına ilişkin intibalarını not etmekten de geri durmamıştır. Örneğin dönemin Başbakanı İsmet İnönü’yle 25 Ekim 1927 yılında Ankara’da görüşen Furuği hatıralarının 806. sayfasında İnönü’den “Oldukça nazikti ve saygılı bir şekilde davranıyordu. Yazık ki kulakları ağır işitiyordu ve anlaşmak için bağırmak icap ediyordu. Bu nedenle onunla faydalı bir konuşma yapmak mümkün olmadı” diye bahsetmektedir. Aynı sayfada dönemin Meclis Başkanı Kazım Karebekir’e ilişkin şu izlenimler not edilmiştir: “Fransızcayı oldukça hatalı konuşuyor. Bu sebeple konuşmak zorunda olduğumuz meseleleri konuşamadık. Memduh Şevket Bey ona ilişkin ‘Her ne kadar uyanık görünse de bir şey bildiği yok.’ dedi. Özetle daha çok resmî bir tanışma görüşmesi gerçekleştirdik. Ben Türkiye’ye karşı dostluk hislerimi beyan edince oldukça memnun olup teşekkür etti. Kaba bir adam olarak görünmesine rağmen mevki-makam sahibidir.

Bu noktada Furuği’nin dışişleri bakanlığı ve başbakanlık dönemlerinde Türkiye Cumhuriyeti’nin Tahran Büyükelçiliği görevini yürüten Memduh Şevket Esendal ve Hüsrev Gerede’nin de birer hatırat kaleme aldığını not etmek gerekmektedir. Esendal’ın hatıraları Farsçaya tercüme edilmiştir. Her iki büyükelçi de hatıratında Furuği ile yapmış oldukları görüşmelere yer vermiştir. Her iki ülkede önemli görevler yürütmüş ve her iki ülkeyi de bizzat gözlemleme fırsatı bulmuş bu isimlerin hatıraları arasında yapılacak mukayeseli bir çalışma kuşkusuz dönemin siyasi olaylarının incelenmesine özgün katkı sunacaktır. Son olarak Furuği’nin hatıralarının yalnızca araştırmacılar için değil modern İran ve Türkiye tarihlerini merak herkes için önemli bir kaynak olduğunu not etmek gerekmektedir.