Mülahaza ve Muhakemeler: Türkiye ile İran Hudut Tahdidi Hakkında İki Layiha

09.09.2020
Turgay Şafak Koordinatör, Toplum ve Kültür

Mülahaza ve Muhakemeler: Türkiye ile İran Hudut Tahdidi Hakkında İki Layiha

“Mulahazat ve Muhakamat: Du Layiha der Tahdid-i Hudud-i İran u Osmani 1292 Hicri-yi Kameri”

Mirza Muhibali Han Nazımülmülk Merendi-yi Yekanlu, Haz. Nasrullah Salihi, İntişarat-ı Tahuri, 1396/2017, 276 sayfa

ISBN: 978-6005911411

 

Türkiye ile İran arasındaki sınır münakaşaları genel kabule göre 1639 yılında imzalanan Kasr-ı Şirin Antlaşması ile sona ermiştir. Ancak iki ülke arasındaki sınır tartışmaları uzun yıllar devam etmiş, 1746 yılında Nadir Şah ile Kerden Antlaşması imzalanmış ve yaklaşık iki yüz yıl sonra bir tahdid-i hudud komisyonu kurularak bu tartışmaların sonlandırılması amaçlanmıştır. Komisyonun heyet reisi olarak tayin edilen Derviş Paşa, 1843-1847 tarihleri arasında gerçekleştirilen Erzurum Konferansı neticesinde, 1847 yılında imzalanan Erzurum Antlaşması ile oluşturulan Türkiye-İran sınırı için ayrıntılı olarak Tahdid-i Hudud-i İraniyye adında bir layiha hazırlamıştır. Aynı komisyonda yer alan Mehmed Hurşid Paşa ise Seyahatname-i Hudud adıyla bir başka kitap kaleme alarak Türkiye ile İran arasındaki Basra’dan Bayezıd’a kadar uzanan sınır bölgesinin topografik, demografik ve aşiret yapısını anlatmıştır. Derviş Paşa’nın eseri Tahdid-i Hudud-i İraniyye, Osmanlı Türkçesi ile üç kez neşredilmiş olup Fatih Gencer tarafından çevrimyazı olarak neşredilmiş ayrıca hakkında tez çalışmaları yapılmıştır. Aynı şekilde Hurşid Paşa’nın Seyahatname-i Hudud adlı eseri de Alaattin Eser tarafından çevrimyazı olarak neşredilmiştir.

Elimizdeki eser, Derviş Paşa ve Hurşid Paşa ile aynı komisyonda Kaçar Devleti’nin temsilcisi olarak yer alan Muhibali Han Nazımülmülk Merendi Yekanlu’nun, Derviş Paşa ve Hurşid paşaların layihalarına cevaben yazmış olduğu metinlerden oluşmaktadır. Metinleri neşre hazırlayan tarihçi Nasrullah Salihi, Osmanlı tarihi hakkında pek çok araştırmaya ve tercümeye imza atmış önemli bir akademisyendir. Nasrullah Salihi daha önce de Türkiye-İran arasındaki tahdid-i hudud meselesine dair yazılmış layiha ve risaleleri toplu hâlde neşretmişti.

Kitap metinleri, neşre hazırlayan Nasrullah Salihi tarafından kaleme alınmış olan bir mukaddime ile başlamaktadır. Mukaddimede ilk olarak Osmanlı ile Kaçar devletleri arasında imzalanan Erzurum Antlaşması’yla kurulan ve her iki devletin yanı sıra gözlemci devlet unvanıyla katılan Fransa ve Rusya ile birlikte dört ülke temsilcisinin bulunduğu komisyondan bahsedilmektedir. Komisyonda Osmanlı adına Derviş Paşa, İran adına Mirza Cafer Han Müşirüddevle, Rusya ve İngiltere adına ise Albay Chirkopp ve Albay Williams yer almıştır. Komisyon henüz çalışmasına başlamadan Kutur ve Muhammara gibi bölgeler üzerine tartışmalar meydana gelmiştir. Bilahare İngiltere ve Rusya’nın da bastırması ile başlayan sınır belirleme çalışması, Kasım 1851 tarihinde sona ermiş ancak tartışmalarda özellikle Kutur’un durumu belirsiz olduğu için bir netice alınamamıştır.

Daha sonra yaşanan gelişmeler neticesinde İran’ın isteği ve Rusya’nın aracı olması ile Eylül 1874’te yeni bir komisyon kurulmuş ve İstanbul’da toplanmıştır. Bu komisyonda İran adına Mirza Muhibali Nazımülmülk ve Mirza Muhsin Han Muinülmülk, Türkiye adına ise Derviş Paşa ile Erzurum Valisi Mustafa Paşa yer almıştır. Bu komisyon da tartışmalar neticesinde bir uzlaşmaya varamadan dağılmış ancak birkaç ay sonra Ağustos 1875’te tekrar bir araya gelmiştir. Aracı devletler olan Rusya ve İngiltere’nin teklifi ile her iki devlet, kendi önerisini Türkçe ve Fransızca olarak hazırlayıp komisyona sunmuştur. Bu esnada Osmanlı-Rus Harbi başlamış ve aracı devletler, tarafların sunduğu layihalar hakkında görüşlerini sunamadan 5 Eylül 1875 tarihinde sonuç elde edilmeksizin ikinci komisyon da çalışmalarına son vermiştir. Kitapta layihalarına yer verilen Mirza Muhibali Merendi Osmanlı-Kaçar arasındaki tahdid-i hudud mevzuunda altı müstakil layiha kaleme almıştır.

Bu kitapta, Mirza Muhibali Han Merendi’nin Derviş ve Hurşid paşaların yazmış oldukları layihalara cevaben kaleme alınmış olan risaleler yer almaktadır. Mukaddimede bu kitapta yer alan iki risale ve bir zeyl hakkında bilgi verildikten sonra bu risalelerin tarih, coğrafya ve etnografya açısından ehemmiyetine vurgu yapılmış ve mukaddimenin sonunda risalelerin yazmaları hakkında bilgi verilmiştir. Kitabın asıl bölümünü oluşturan bu kısımda önce Mirza Muhibali Han Nazımülmülk Merendi-yi Yekanlu’un Derviş Paşa’nın eserine yazmış olduğu reddiye yer almaktadır. Mirza Muhibali Han komisyona sunmak üzere hazırladığı layihayı üyelere verirken Derviş Paşa’nın yazdığı layihanın içeriğinden haberdar olduktan sonra bu reddiyeyi yazmıştır.

Derviş Paşa’ya reddiye olarak kaleme alınan bu layihada Mirza Muhibali Han, tartışmalı yerleşim yerleri hakkında Kaçar Devleti’nin iddialarını dile getirmiştir. Muhibali Han, layihanın girişinde Derviş Paşa’yı eleştirerek gözlemci ülkelerin gözetimi altında çizilmiş olan haritaları ve Erzurum Antlaşması’nı dikkate almaksızın Paşa’nın bazı bölgelerin Osmanlı’ya ait olduğunu yazdığını iddia etmiştir. Mirza Muhibali Kaçar Devleti’ne ait olduğunu düşündüğü ve Derviş Paşa’nın Osmanlı toprağıdır diyerek kendi layihasında yer verdiği bölgelerin Osmanlı’ya ait değil Kaçar Devleti’ne ait olduğunu iddia etmektedir. Ancak Mirza Muhibali, Derviş Paşa’nın kullanmış olduğu tarihî kaynakların, örneğin Şerefname’nin geç tarihli bir eser olduğunu öne sürerek daha erken dönem kaynaklarına hatta Safevi Devleti’nin kuruluş yıllarındaki duruma atıf yapılması gerektiğini iddia etmektedir. Mirza Muhibali’nin itiraz ettiği ve Kaçar Devleti sınırları içinde olması gerektiği bölgelerden bahsederken hangi tarihte Osmanlı hükümranlığına geçtiği, hangi tarihte Safevi, Zendiye, Efşar veya Kaçar hâkimiyetine girdiğine dair bilgiler vermektedir. Mesela Huveyze hakkında Şah İsmail’den itibaren kimlerin hâkim olduğundan uzun uzun bahsederek Derviş Paşa’nın istinat ettiği tarihî kaynakları çürütmeye çalışmıştır. Mirza Muhibali Han zaman zaman Derviş Paşa’nın yazdıklarını Türkçe olarak alıntıladıktan sonra cevap vermiş, Feridun Bey’in Münşeatı gibi bazı Osmanlı tarihine dair eserleri de kaynak olarak kullanarak haklılığını göstermeye çalışmıştır. Layihanın devamında Uraman ve köyleri; Merivan, Bane, Serdeşt, Süleymaniye, Lahican, Eşnuye ve çevresi; Kutur, Elbak, Mahmudi, Ovacık ile Makü ve Bayezıd’dan bahsetmiştir.

Kitapta yer alan ikinci lahika Hurşid Paşa’nın Seyahatname-i Hudud adlı eserine reddiye olarak hazırlanmış bir risaledir. Mirza Muhibali bu eserinin adını Lahika: Mulahazat ve Muhakamat-ı Seyahatname-i Hurşid Paşa olarak belirlemiştir. Mirza Muhibali Han bu risaleyi, Derviş Paşa’ya reddiye olarak yazdığı layiha sonrası kaleme almıştır. Hurşid Paşa ve eseri Seyahatname-i Hudud hakkında kısaca bilgi verdikten sonra Hurşid Paşa’nın kitabını yazarken her bir bölge için Osmanlı’nın işine geleni yazdığını iddia ederek bölüm bölüm gerekli gördüğü yerlerde itirazlarını dile getirmiştir.

Birinci bölümde Basra, Huzistan, Muhammara ve Huveyze gibi bölgelerden bahsetmiştir. Bu bölüm “Fasıl” başlığıyla alt başlıklara, alt başlıklar ise “Beyan” başlığında kısa bölümlere ayrılmıştır. Beyan adını verdiği kısımlarda Hurşid Paşa’nın Seyahatname-i Hudud adlı eserindeki iddialara birer birer yer vermiş, “mülahaza” başlığı altında ise “beyan”lara cevap vermeye çalışmıştır. Birinci bölümde Basra ve çevresindeki tartışmalı bölgelerin İran’a ait olduğunu ispatlamaya çalışmıştır.

İkinci bölümde, Luristan Poşt-i kuh ve Feyli Luristan bölgelerinden bahsetmiştir. Bu bölümde yer verdiği sekiz “beyan”da Hurşid Paşa’nın yazdıklarını aktarmış, devamında “mülahaza”larla Hurşid Paşa’nın yazdıklarına cevap vermiştir. Burada aşiret ve kabileler üzerinden bir hâkimiyet iddiası gütmektedir. Örneğin Beni Lam kabilesinin uzun yıllardan beri İran hâkimiyetini kabul ettiğini öne sürerek onların yaşadığı bölgelerin İran sınırları içinde bulunması gerektiğini iddia etmektedir.

Üçüncü bölüm, Kirmanşahan çevresine ayrılmıştır. Bu bölümde de öncelikle Hurşid Paşa’nın kitabından alıntılar yaparak bir taraftan iddialarını dile getirmekte diğer taraftan Paşa’nın kitabından kendi iddiaları için deliller ortaya koyarak haklılığına yer vermektedir. Burada Kirmahşah çevresindeki aşiretleri, yerleşim birimlerini ele almakta ve uzun zamandan beri İran hâkimiyetinde olması sebebiyle İran sınırlarına dâhil olması gerektiğini savunmaktadır.

Dördüncü bölümde, Kürdistan yakınlarında yer alan sınır bölgesi hakkında “beyan” ve mülahazalar yer almaktadır. Burada Hurşid Paşa’nın bazı yerleşim birimlerinden bahsederken “kaza” bazılarından bahsederken ise “mahal” adını zikretmesinden yola çıkarak kazaların Osmanlı sınırında, mahallerin ise İran sınırı içinde olması gerektiğini Paşa’nın kendisinin itiraf ettiğini dile getirmiştir. Hurşid Paşa’nın sınır bölgesi ile ilgili en çok atıf yaptığı kısım 4. Murat Dönemi Osmanlı hâkimiyeti ve imzalanan muahadedir. Mirza Muhibali kitap boyunca pek çok defa böyle bir Antlaşma’nın varlığının meçhul olduğunu iddia etmiştir. Halbuki Kasım 1639 tarihinde Zühab mevkisinde sınırlar konusunda mutabakata varılmış ve bizzat Şah Safi’yi temsilen orada bulunan Muhammed Kulı Han tarafından İstanbul’a götürülerek Sultan’ın imzalaması sağlanmıştır.

Beşinci bölüm, Azerbaycan ve çevresine ayrılmıştır. Bugün İran’da Batı Azerbaycan eyaleti sınırları içinde kalan Serdeşt, Layican [Lahican], Eşnuye, Kutur, Urmiye’nin bazı kasabalarını ve Kutur’dan Ağrı Dağı’na kadar uzanan alanda yer alan yerleşim yerleri hakkında iddialarını dile getirmektedir. Hem Hurşid Paşa’nın hem de Mirza Muhibali Han’ın bulunduğu önceki tahdid-i hudud komisyonları toplantılarında en fazla üzerinde tartışılan yerlerden biri olan Kutur’dur.

Mirza Muhibali Han, Lahika adlı risalesini bir hatime ile sona erdirmiştir. Kitabın sonunda Mirza Muhibalil Han, Layiha ve Lahika’yı kaleme aldıktan sonra Derviş Paşa’nın Tahdid-i Hudud-i İraniyye adlı eserine rastladığını belirtmiş ve bu kitapta gördüğü hatalı bilgileri düzletmek için bir Tezyil başlığını taşıyan bir ek yazmaya karar vermiştir. Burada da Muhammara, Huveyze, Poşt-i Kuh, Kirmanşah’tan Zühab’a kadar uzanan bölge ve Basra Körfezi’nden Elvend Irmağı’na kadar uzanan bölge ile ilgili itirazlarını dile getirmiştir. Burada da daha önce Layiha ve Lahika’daki yöntemi kullanarak önce Derviş Paşa’nın sözlerini alıntılamakta ardından itirazlarını ve eleştirilerini dile getirmektedir.

Kitabın sonunda risaleleri neşre hazırlayan kişi tarafından konulmuş üç ek yer almaktadır. Bunlar sırasıyla Mirza Muhibali’nin Osmanlı-Kaçar sınır sorunları hakkında Kaçar Hariciyesine gönderdiği 7 adet resmî yazı, risalenin tanıtımı ve Derviş ile Hurşid paşaların kısa biyografileridir. Mülahaza ve Muhakemeler adlı çalışma Türkiye-İran sınır sorunları ve tartışmalarının seyrini görmek açısından oldukça önem arz etmektedir.