Netanyahu’nun Bölgesel Güvenlik Ajandası

Netanyahu’nun yeniden İsrail başbakanı seçilmesi, değişen bölgesel şartlarda İran dosyası başta olmak üzere muhtelif bölgesel güvenlik konularında İsrail’in ABD’ye rağmen otonom davranışlarını yeniden gündeme getirebilir.

1 Kasım’da yapılan İsrail genel seçimlerini kazanan Binyamin Netanyahu, aşırı sağ partilerden oluşan koalisyonla bir kez daha İsrail başbakanı seçilmiştir. Netanyahu’nun kabinesini kurması ile güven oylamasının ardından başbakan olması beklenmektedir. Bu bağlamda Netanyahu’nun mevcut bölgesel güvenlik konularına yönelik görüşü de önemli bir yerde durmaktadır. Zira eski Başbakan Naftali Bennett’in seçilmesinin ardından her ne kadar İsrail güvenlik politikalarında bazı süreklilik alanları korunsa da değişim alanları da görülmüştür. Özellikle güvenlik ve dış politika konuları dâhilinde İsrail’in; Başbakan Bennett Dönemi’nde Netanyahu Dönemi’ne kıyasla ABD’nin bölgesel politikalarına daha uyumlu olduğu, otonom davranışlarda Netanyahu’nun önceki başbakanlık dönemine nazaran azalma olduğu görülmüştür. Bu açıdan Netanyahu’nun yeniden seçilmesi bilhassa bölgesel güvenlik konularında İsrail’in otonom davranışlarında artış beklentisini ortaya çıkarmaktadır. Nitekim kasım seçimleri sonrası ABD medyası dâhilinde Netanyahu’nun yeniden seçilmesine yönelik tepkilerin ortaya çıktığı da görülmektedir. Tepkilerin birçoğu, Netanyahu’nun demokratik bir lider olmayacağı yönünde liberal gerekçelerle ön plana çıkarken esasında tepkinin temel nedeni, Netanyahu’nun bölgesel güvenlik konularında ABD’yle uyumdan uzaklaşması endişeleri üzerinden gelişmektedir. Netanyahu’nun İran nükleer görüşmelerine karşı çıkması ve İran nükleer programı konusuna yönelik tek çözümün diplomasi yerine caydırıcı askerî güç üzerinden sağlanacağı görüşündeki ısrarı bu uyuşmazlıkların başında yer almaktadır. Bununla birlikte bölgesel güvenlik konularında tek taraflı İsrail güvenlik endişelerinin özellikle Rusya ve Çin’in dâhil olduğu bölgesel meseleler dâhilinde İsrail’in otonom davranışlarına neden olduğu bilinmektedir. Bu noktada ABD ve İsrail’in ayrışmasını somutlaştıran bir diğer önemli alan ise İsrail’in Suriye operasyonları özelinde gelişen Rusya ilişkileridir. Nitekim Suriye’de İran’la yakın ilişkileri olan Rusya’nın, İsrail saldırılarına karşı tepkisi eski Başbakan Bennett Dönemi’nde görünür bir şekilde artmıştır. Öte yandan Netanyahu’nun önceki başbakanlık dönemlerinde İsrail’in Çin ile yakınlaşması da ABD-İsrail uyuşmazlığının görüldüğü bir başka başlıktır. ABD kategorik olarak müttefik ya da partnerlerinin Çin ile yakınlaşmasına karşı çıkarken İsrail, ekonomik ve teknolojik iş birlikleri kapsamında zaman zaman Çin ile ilişkiler geliştirebilmektedir. Netanyahu’nun önceki başbakanlığı dönemlerinde başlatılan “Normalleşme Anlaşmaları” beraberinde Körfez ülkeleri ve İsrail arasında ekonomik kazançların artışına neden olmuştur. Körfez ülkelerinin ekonomik entegrasyonunun, Çin’in Kuşak ve Yol Girişimi için de önemli bir temel olduğu düşünüldüğünde İsrail’in pasif bir şekilde Çin’in bölgesel menfaatlerine katkı sağladığı ileri sürülebilir. Buna ek olarak Rusya-Ukrayna Savaşı’yla birlikte eski Başbakan Bennett Dönemi’nde İsrail’in Rusya ile ilişkilerinin gerilimli bir sürece girdiği görülmüştür. Nitekim Rusya’nın Moskova Yahudi Ajansını kapatma kararı, gerilimli sürecin başlangıcı olarak kabul edilebilir. Ardından İsrail güvenlik kurumlarının Ukrayna’ya güvenlik ve istihbarat yardımları sağlaması, gerilimin artmasına neden olan bir başka gelişme olarak gündeme gelmiştir. İsrail’in bu gerilimli sürece rağmen doğrudan Ukrayna’ya savunma sistemleri ya da askerî teknolojiler göndermekten kaçındığı da bilinmektedir. Bunun yanı sıra İsrail’in Lübnan ile Deniz Sınırı Anlaşması imzalaması da bölgesel güvenlik konuları arasında yer almaktadır. Öte yandan Netanyahu bu Anlaşma’ya karşı çıkmış, başbakan olarak koltuğuna oturması durumunda Anlaşma’da İsrail menfaatlerine aykırı olan kısımlara yönelik revizyonlar yapabileceğini söylemiştir. Anlaşma’nın detaylarına vâkıf olması durumunda ise İsrail menfaatlerine karşı bir durumda Anlaşma’yı gözden geçireceğini belirtmiştir

Netanyahu’nun Bölgesel Güvenlik Meselelerine Olası Etkileri 

ABD’nin Netanyahu’nun seçilmesiyle başlayan endişelerinden hareketle Netanyahu Dönemi’nde, İsrail’in otonom davranışlarında artış yaşanabilecektir. Nitekim Netanyahu’nun yakın zamanda Rusya ile ilişkilerin düzeltilmesine yönelik vurguları, bu açıdan İsrail’in otonom davranışlarının habercisi niteliğindedir. Bir diğer otonom davranış alanı da İsrail’in İran’a yönelik güvenlik stratejileri dâhilinde görülebilecektir. Bu kapsamda İran ile nükleer görüşmelere karşı çıkan Netanyahu, 2007’de Suriye’de el-Kibar Nükleer Tesisinin hava saldırısıyla hedef alınmasına atıfta bulunarak benzer şekilde 1981’de Irak’ta Osirak Nükleer Tesisinin de askerî seçeneklerle durdurulması referansıyla İran nükleer programının yalnızca caydırıcı askerî seçeneklerle durdurulabileceği kanaatindedir. Öyle ki Netanyahu, ABD medyasının İsrail’in İran’a yönelik askerî harekât planlarını zaman zaman sızdırdığını, İran’ın da buna karşı önlemler geliştirdiğini tepkiyle belirtmektedir. Bu tepkiden de anlaşılacağı üzere Netanyahu ile ABD arasında başta İran dosyası kapsamında zaman zaman anlaşmazlıkların ve uyuşmazlıkların yaşanacağı öngörülmektedir. Bir başka ifadeyle Netanyahu, İran’a yönelik agresif güvenlik politikalarını ABD’ye rağmen sürdürme eğilimindeyken ABD de yeniden havuç-sopa politikasına başvurmak suretiyle Netanyahu’yu kendi bölgesel politikalarına uyumlu hâle getirme çabası içinde olacaktır. Ancak bu durum, mevcut şartları değiştiren yeni bir dinamik çıkması durumunda farklılık da arz edebilir. 

Netanyahu’nun başbakanlık koltuğuna geçmesiyle birlikte öncelikli güvenlik meselelerinden birisi de İsrail-Lübnan Deniz Sınırı Anlaşması’dır. Netanyahu, söz konusu Anlaşma’ya karşı çıkmakta, Anlaşma ile Hizbullah’ın söz konusu bölgedeki kaynaklardan yararlanarak ekonomik olarak güçleneceğini ve bunun Hizbullah’ı askerî anlamda güçlendirebileceğini belirtmektedir. Bu doğrultuda Hizbullah’ın askerî anlamda güçlenmesinin İsrail’e tehdit oluşturmasa bile bölgedeki diğer güçlere karşı problem oluşturabileceğini vurgulamaktadır. Netanyahu, imzalanan anlaşma özelinde temel endişesini, İsrail’in varlığını tanımayan İran destekli Hizbullah’ın askerî açıdan güçlenmesi olarak belirtmektedir. Bu kapsamda Barack Obama Dönemi’nde, ABD ile İran’ın Nükleer Anlaşma’yı imzaladığını, bu Anlaşma’nın sonuç olarak nükleer güç olmaya yakın bir İran’a neden olduğunu, Anlaşma sonucunda ortaya çıkan yaptırım hafifletme kararlarının İran’ın askerî olarak güçlenmesine yol açtığını düşünen Netanyahu; Lübnan ile yapılan Deniz Sınırı Anlaşması’nı da benzer değerlendirmelerle ele almaktadır. Netanyahu’nun, Lübnan ile yapılan Deniz Sınırı Anlaşması’na ilişkin görüşleri, başbakan olmasıyla bu Anlaşma’ya yönelik olası revizyonların ya da karar değişimlerinin yakın olduğuna işaret etmektedir. Buna ek olarak Netanyahu’nun yeni dönemdeki temel vurguları arasında iç güvenlik anlamında daha güvenli bir İsrail söylemi ön plana çıkmaktadır. Netanyahu’ya göre kendisinin başbakan olmadığı dönemlerde, İsrail iç güvenlik problemlerinde ciddi bir artış yaşanmıştır. Bu doğrultuda İsrail’in belirli bölgelerinde yaşanan müstakil saldırı vakalarına karşı Netanyahu’nun görevi devralmasıyla yeni şahin adımlar beklenebilir. Bununla birlikte Normalleşme Anlaşmaları’nın genişletilmesi noktasında, Netanyahu’nun Suudi Arabistan ısrarı da önemli görülmektedir. Netanyahu, ABD’nin geleneksel müttefiklerine karşı taahhütlerini teyit etmesi gerekliliğine yönelik söylemleriyle Suudi Arabistan ve ABD arasında son zamanlarda yaşanan gerilimler konusunda İsrail’in ara buluculuk rolü üstlenebileceğini göstermeye çalışmaktadır. Bu bir taraftan İsrail’in Normalleşme Anlaşmaları’nın Suudi Arabistan ile genişletebilmesini de kolaylaştıracakken diğer taraftan bölgesel olarak ABD ile geleneksel müttefik ve partnerler arasındaki ara buluculuk rolü üstlenilmesi, Netanyahu’nun ABD nezdinde bir güven tazelemesi arayışı olarak da değerlendirilebilir. Ayrıca Netanyahu, İsrail-Filistin çatışmasının sona erdirilmesi noktasında Suudi Arabistan’la normalleşmenin önemli bir rol oynayacağını değerlendirmektedir. Suudi Arabistan’la ilişkilerin geliştirilmesi, İran dosyası dâhilinde de İsrail’in öncelikleri arasında konumlanabilir. Öte yandan Netanyahu’nun başbakan olmasıyla birlikte başta Suudi Arabistan olmak üzere Normalleşme Anlaşmaları kapsamında genişlemeye ve derinleşmeye yönelik yeni gelişmeler beklenebilir. Bu noktada, Netanyahu’nun önceki başbakanlık döneminde başlatılan Normalleşme Anlaşmaları, yeni döneminde de bir süreklilik alanı olarak konumlanabilir.

Önemli etki alanlarından birisi de Rusya-Ukrayna Savaşı ve buna karşı İsrail’in pozisyonu üzerinde görülecektir. Zira İran, Ukrayna savaş sahasına defakto olarak dâhil olmuş, Rusya ve İran’ın askerî iş birlikleri hava-uzay alanında kamikaze S/İHA, füze ve uzay teknolojileri ile birlikte stratejik bir seviyeye ulaşmıştır. Bennett Dönemi’nde bu süreç, dengeleme politikaları çerçevesinde İsrail’in Rusya’ya karşı Ukrayna tarafında görece pasif pozisyon alması ile yürütülürken Netanyahu’nun seçimleri kazanmasının hemen ardından Rusya ile ilişkilerin düzeltilmesi gündeme gelmiştir. Zira İsrail’in Rusya’yla ilişkileri bilhassa Suriye’de İran’a karşı sürdürülen hava operasyonları için önemli bir yerde durmaktadır. Naftali Bennett ve Yair Lapid’in başbakanlık dönemlerinde, geçtiğimiz 2022 Mayıs ayında Suriye’de İsrail uçaklarına karşı Rus hava savunma sistemleri kullanılmış; bu durum, İsrail nezdinde ciddi bir endişe olarak karşılanmıştır. Bu doğrultuda Netanyahu’nun Vladimir Putin’le geliştirdiği kişisel yakınlık, Rusya ilişkilerinin yeniden düzeltilmesi noktasında gündeme gelebileceği gibi Netanyahu liderliğindeki İsrail’in, Rusya ve Ukrayna arasında yeniden ara buluculuk çabaları da kuvvetle muhtemeldir. Diğer taraftan Netanyahu; bu süreci, ABD nezdinde güven tazelemek üzere ikinci bir fırsat alanı olarak değerlendirebilir. Bu durumda, İran-Rusya arasında gelişen stratejik askerî iş birlikleri bir başka dosya dâhilinde İsrail-Rusya arasında yönetilen gerilim alanlarından birine dönüştürülebilir. Ayrıca Netanyahu, Putin’le yakın ilişkileri marifetiyle İran’a gönderilecek Rus askerî tedarikleri konusundaki sınırları da tesis etmeye çalışabilir. 

Albay Caferi Suikastı: Gölge Savaşları Yeniden mi Başlıyor?

Hurşit Dingil

İran’da gösteriler devam ederken bölgesel anlamda yükselen gerilimler ve bilhassa son yaşanan Albay Davud Caferi suikastı, gölge savaşlarının yeniden başladığına işaret etmektedir.

İran S/İHA ve Balistik Füzelerinin Ukrayna Savaşı’na Etkileri

Hurşit Dingil

Asimetrik ve hibrit yapılı yükselen tehditler, Ukrayna Savaşı’nın seyrini değiştirebilecek etkiye sahip olabilir.