Nükleer Anlaşma Çöktü, Sırada Ne Var?

GÖRÜŞ 14.05.2018
Mehmet Koç İç Politika Koordinatörü

Yaptırımların kapsamı ve ileri sürülen şartların niteliği bir arada düşünüldüğünde Trump’ın yalnızca İran’ın nükleer programını hedef almadığı görülmektedir.

2006 yılında başlayan ve her yıl artarak devam eden uluslararası yaptırımların baskısına dayanamayan İran 2013 yılında sorunun diplomatik yollardan çözümü için Batı ülkeleriyle müzakere masasına oturdu ve müzakereler sonucunda 14 Temmuz 2015’de resmi adı Kapsamlı Ortak Eylem Planı (KOEP) olan nükleer anlaşma Ocak 2016’da yürürlüğe girmek üzere imzalandı. Özellikle ABD ile İran arasında büyük gerilime neden olan nükleer krizin bu tarz bir anlaşmayla çözüme kavuşturulması, uluslararası camianın genelinde benzer diğer sorunların çözümü konusunda da örnek teşkil edecek bir gelişme olarak memnuniyetle karşılanmıştı. Ne var ki, anlaşmanın imzalanmasından günümüze kadar ABD ile İran arasında gerilim bertaraf olmadı. İran’da Cumhurbaşkanı Ruhani’nin fazla taviz verdiğini savunan Devrim Rehberi Ali Hamenei eksenindeki müesses nizam hükümetin anlaşmadan hasıl olmasını beklediği kazanımların birçoğunun önüne ket vurmuştur. Örneğin Devrim Muhafızlarının anlaşmanın hemen akabinde balistik füze denemesi yapması, ABD’de rahatsızlığa neden olmuştu. Söz konusu denemeleri anlaşmanın ruhuna aykırı bulan bir önceki ABD Başkanı Obama, anlaşma sonrası İran’a yatırım amaçlayan uluslararası çevreleri ihtiyatlı davranmaya iten açıklamalar yapmıştı. Mevcut ABD Başkanı Trump’ın anlaşma konusundaki sert tutumu ise baştan beri bir sır değildi. KOEP’i ülke tarihinin en kötü anlaşması olarak tanımlayan Trump, Obama’dan koltuğu devraldığı Ocak 2017’den itibaren anlaşmadan çekilme tehdidini sürekli yineledi. Anlaşmada İran’ın barışçıl da olsa nükleer faaliyetlerine getirilen sınırlamalar üzerindeki süre kısıtlamasının kaldırılmaması ve balistik füze programının da anlaşmaya dahil edilmemesi durumunda KOEP’ten çekileceğini belirten Trump 8 Mayıs 2018’de bu düşüncesini hayata geçirdi ve artık ülkesinin bu anlaşmaya taraf olmadığını tescil eden Başkanlık kararnamesini imzaladı.

Yaptırımların Kapsamı

Bu imzanın yanı sıra ABD Başkanı, İran’a karşı 90 ve 180 gün içerisinde devreye girecek aşamalı yaptırımları devreye sokan talimatı da imzaladı. Buna göre, İran, Trump’ın ileri sürdüğü şartları yerine getirmezse 90 gün sonra İran’ın dolarla uluslararası ticaret yapması ve riyalin İran dışında kullanımı engellenecek, altın ve değerli materyal alım satımı kısıtlanacak, İran’a uçak ve otomobil satışları yasaklanacak. Sonraki aşamada hala yeni bir anlaşma gerçekleşmezse gemi ve limanlara ambargo uygulanacak, İran şirketlerinden petrol ve petrokimya ürünlerinin alımı yasaklanacak, İran Merkez Bankası ve finans kuruluşlarıyla işlemler durdurulacak. Ayrıca bu yaptırımlara uymayacak üçüncü taraflar da cezalandırılacak. Böylelikle, ABD’nin anlaşmadan çekilmesiyle anlaşmayı ayakta tutmaya çalışan tarafların tutumları da pasifleştirilmiş oldu. Doğrusu bu yaptırımların kapsamı, BM Güvenlik Konseyinin İran’a uyguladığı yaptırımların kapsamından farksızdır. Bu nedenle, İran’ın yeni bir anlaşmaya rıza göstermemesi kaçınılmaz olacak, durum anlaşmadan çekilmesiyle sonuçlanacaktır.

Trump, anlaşmada yukarıda zikredilen değişiklerin yapılmasının yanı sıra Hizbullah, Taliban, Hamas, El-Kaide gibi terörist gruplar listesine aldığı gruplara verdiğini iddia ettiği desteği kesmesini, bölgede istikrarı bozan girişimlerine son vermesini ve tüm askeri üslerini UAEK müfettişlerinin denetimine açmasını istemektedir. Yukarıda belirtilen yaptırımların kapsamı ve ileri sürülen koşullara bakıldığında Saddam Hüseyin’e dayatılan şartların benzerlerinin İran’a dayatıldığı söylenebilir.

İran’ın bu kadar ağır koşulları kabul etmesi, bugüne kadar geliştirdiği ulusal güvenlik doktrinin temel niteliği olan caydırıcılık ilkesinin işlevini yitirmesi anlamına gelecektir. Zira, İran’ın aktif caydırıcılık olarak nitelediği savunma stratejisinin en önemli araçları balistik füzeleri ve bölgede iş birliği yaptığı “proxy” örgüt ve gruplardır.

Yaptırımların kapsamı ve ileri sürülen şartların niteliği bir arada düşünüldüğünde Trump’ın yalnızca İran’ın nükleer programını hedef almadığı görülmektedir. İran’ın bölgesel etkinliğini sınırlandırmak, İran’ı askeri bir müdahaleye karşı savunmasız hale getirecektir. Tahran’ın dayatılan koşulları kabul etmemesi durumunda, uygulanacak yaptırımların ülke ekonomisini felç etme ve halk ayaklanmasına neden olma riski bulunmaktadır. İran ekonomisi nükleer krizin tırmandığı dönemlerde başlayan BM yaptırımları sonucu 2012-2016 tarihleri arasında yüzde 50 civarında daralma yaşamıştı. Trump yaptırımları sıklaştırmanın İran’ı tekrar masaya oturtacağı konusunda emin görünmektedir.

Amaç Rejim Değişikliği mi?

Her halükârda İran’ın seçtiği yol en iyi olasılıkla kötünün iyisi olacaktır. Şartları kabul ettiği takdirde Saddam’ın Irak’ına benzer bir pozisyona düşecek olan İran aksi bir karar vermesi durumunda da ekonomik baskının getireceği bütün risklerle karşı karşıya kalacaktır. Trump’ın kabinede yaptığı son değişiklerle İran’da rejim değişikliğini açıktan savunan veya Tahran’ın nükleer faaliyetlerini sonlandırmak için nükleer tesisleri bombalamayı öneren Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton, Dışişleri Bakanı Pompeo ve Rudy Guillian gibi aktörler durumun vahametinin tecessüm etmiş hali gibidir.

Öte yandan İsrail’in, Trump’ın anlaşmadan çekildiğini açıklamasıyla birlikte Suriye’deki İran mevzilerine saldırısı düzenlemesi, Tahran’ı şimdiden zayıf bir pozisyonda görmesinden kaynaklanmaktadır. İsrail’in bundan kısa bir süre önce de düzenlediği ve İran’a ait mühimmat ve füzelerin bulunduğu depoları vurduğu saldırılarda İranlı askerler de hayatını kaybetmişti. İranlı komutanlar misilleme haklarının mahfuz olduklarını belirtmiş olsalar da mevcut koşullarda İsrail’e yapılacak herhangi bir saldırı İran’ın müzakere gücünü zayıflatacaktır. İran’ın Suriye’de ortak hareket ettiği Rusya’nın ise Tahran’ın İsrail’e karşı girişeceği herhangi bir çatışmada tarafsız kalmaktan öteye girmesi beklenmemektedir.

Peki Ruhani hükümeti tekrar masaya oturabilir mi? Bu olasılık her zaman mevcutsa da ülkedeki şahinlerden gelen açıklamalar İran Cumhurbaşkanını oldukça zor günlerin beklediğini göstermektedir. Ruhani, İran’ın anlaşmada belirtilen çıkarlarının temini konusunda güvence vermeleri durumunda anlaşmaya ABD dışındaki beş ülkeyle devam edeceklerini belirtirken, Hamenei üç Avrupa ülkesine güvenmediğini söylemiş, DMO Komutanı Muhammed Ali Caferi de AB’nin elinden bir şey gelmeyeceğini ve Trump’a direnemeyeceklerini savunmuştur.

Tahran anlaşmada değişiklik kabul etmeyeceğini açıklamış olsa da balistik füze programının müzakereye açık olduğuna yönelik sinyaller vermiştir. Ancak Tahran açısından Trump’ın açıkladığı bütün koşulların karşılanması söz konusu olmayacaktır. Bu durumda Ruhani, Avrupa’dan ABD ile İran’ın zıt pozisyonlarının yakınlaştırılması için destek bekleyecektir. Tüm bu süreçlerin İran iç politikasına yansımaması ise imkansızdır. Kuşkusuz Ruhani’nin “düşmana” güvenerek taviz vermek suretiyle anlaşmayı imzaladığı yönündeki suçlamaların bir geçerliliği yoktur. Zira İran’da seçilmiş hükümetler bu çapta büyük bir anlaşmayı tek başlarına imzalama yetkisine sahip değildir.

Anlaşmalar, Devrim Rehberi’nin onayına muhtaçtır. Yine de önümüzdeki süreçte İran’da karşılıklı suçlamaların dozu artacaktır. Ruhani’nin önemli siyasi, toplumsal ve ekonomik meseleleri referandum yoluyla çözme önerisinin müesses nizam tarafından zaaf meydana getireceği gerekçesiyle olumlu karşılanmayacağı öngörülebilir. Son dönemlerde dillendirilmeye başlayan asker kökenli Cumhurbaşkanı söylemleri, Ruhani’nin bu sürecin sonunda süresini doldurmadan görevden uzaklaştırılacağı yönündeki senaryoları da ön plana çıkarmaktadır. Bu tartışmaların takip edeceği seyir net olmasa da İran’ı ulusal, bölgesel ve uluslararası arenada oldukça zor bir sürecin beklediği kesindir. Topyekûn savaş riskini değil İran’ın, Suudi Arabistan’ın hatta İsrail’in, ABD’nin bile almak istemeyeceği hesaba katılırsa, önümüzdeki aylarda İran, Trump’ın koşullarını esnetmesini ve masaya boyun eğmiş bir görüntü vermeden oturabilmeyi bekleyecektir.

Bu makale ilk defa 12.5.2018 tarihinde Star Açık Görüş’te yayımlanmıştır.

http://www.star.com.tr/acik-gorus/nukleer-anlasma-coktu-sirada-ne-var-haber-1341859/

 

İran Tahran Zirvesini Nasıl Görüyor?

Hamidreza Azizi

İran'ın başkenti Tahran, 7 Eylül'de, “Astana Barış Süreci” çerçevesinde İran, Rusya ve Türkiye liderleri arasındaki gerçekleşen zirvelerin üçüncüsüne ev sahipliği yaptı.