Nükleer Silah Fetvası Kaldırılabilir mi?

Nükleer ve kimyasal silahların kullanımını yasaklayan fetvanın, veli-yi fakihin yetkilerinin yanında Düzenin Yararını Teşhis Konseyi gibi kanallar aracılığıyla kaldırılması mümkündür.

Nükleer ve Kimyasal Silahları Yasaklayan Fetva

Devrim Rehberi Ali Hamenei’nin nükleer silahların hükmüne ilişkin fetvası, 17 Nisan 2010 tarihinde düzenlenen 1. Uluslararası Nükleer Silahsızlanma ve Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Konferansı’nda metin olarak sunulmuştur. Bu fetvada, “Nükleer silahların yanı sıra kimyasal silahlar ve biyolojik silahlar gibi diğer kitle imha silahlarının da insanlık için ciddi bir tehdit olarak görüldüğüne inanıyoruz. Kimyasal silah kullanımının bizzat kurbanı olan İran milleti, bu tür silahların geliştirilmesi ve stoklanması tehlikesini diğer milletlerden daha fazla hissetmektedir ve buna karşı koymak için tüm imkânlarını seferber etmeye hazırdır. Bu silahların kullanımını haram olarak kabul ediyor ve insanlığı bu büyük felaketten korumaya çalışmayı, herkesin vazifesi olarak görüyoruz.” ifadeleri yer almıştır. Bu fetva, Birleşmiş Milletlerin (BM) resmî belgesi olarak tescillenmiş ve tüm üyelerinin erişimine açılmıştır.

Hamenei’nin nükleer silahların hükmüne ilişkin fetvası, İran ve Batı ülkelerinin gündemini meşgul etmiştir. Batı ülkelerinde fetvanın mantığının tam olarak anlaşılamaması doğaldır ancak söz konusu fetva, sadece “nükleer silahların kullanımı”nı yasaklarken bazı İranlı âlimler, bu fetvayı desteklemek amacıyla nükleer silah geliştirmenin de caiz olmadığını ifade etmiştir.

Fetvanın Tarihsel Arka Planı

İran ile ABD arasındaki uranyum kapasitesini zenginleştirme ve nükleer silah geliştirme konusundaki anlaşmazlığın tarihi, yarım asır öncesine dayanmaktadır. Hindistan’ın ilk atom bombası denemesinden birkaç hafta sonra Muhammed Rıza Pehlevi, Şubat 1974’te İran ile Fransa arasında uranyum kapasitesini zenginleştirmeyi öngören iş birliği anlaşmasının imzalanmasının ardından Le Monde gazetesine bir röportaj vermiş; röportajda, “İran, sandığınızdan çok daha önce atom bombasına sahip olacaktır.” ifadelerini kullanmıştır. Ayrıca o dönemde İran’ın ABD büyükelçisi görevinde bulunan Esedullah Alem’in belgeleri ve notlarında, Şah’ın 1970’lerde atom bombası elde etmeyi hedeflediği belirtilmektedir. 

Devrim sonrasında yaşanan gelişmeler sebebiyle Tahran yönetiminin nükleer faaliyetleri bir süreliğine durmuştur. Ekber Haşimi Rafsancani, 26 Ekim 2015 tarihinde verdiği röportajda; Tahran yönetiminin, İran-Irak Savaşı sırasında savunma amacıyla atom bombası elde etmeye çalıştığını ifade etmiştir: “Düşmanımız nükleer silah kullanmak isterse diye bu imkâna sahip olmak istedik.” 13 Ağustos 2004 tarihinde İran’ın Arak Ağır Su Reaktörü ve Natanz Nükleer Tesisindeki nükleer faaliyetlerinin açığa çıkmasıyla birlikte Tahran yönetimi, nükleer silah elde etme gibi bir çabası olmadığını kanıtlamaya çalışmıştır. Bu bağlamda ilk olarak Batı’nın iddialarını reddetmiş, daha sonra ise bunun İslami değerlere aykırı olduğunu ileri sürmüştür. Öte yandan Hamenei, Kasım 2003’ten itibaren konuşmalarında kitle imha silahlarının hükmüne dikkat çekmeye başlamıştır. Bir konuşmasında “[Atom bombasına] Sahip olsak bile onu kullanmamız mümkün değildir çünkü kullanılması kesinlikle haramdır.” ifadelerine yer vermiş; bunun yanında, atom bombasının kullanımı haram olduğu için yapılmasını da yanlış olarak değerlendirmiştir. Ayrıca Ali Mutahhari de “Başından beri düşmanı korkutmak amacıyla nükleer silah yapmanın bir sakıncası olmadığına inananlar vardı. Nükleer silahı yapmak değil, kullanmak sakıncalıdır.” ifadelerine yer vermiştir. Tüm bu açıklamalar, söz konusu fetvanın nükleer silah geliştirmeyi değil, kullanmayı yasakladığını ortaya koymaktadır. Nihayetinde BM belgesi olarak tescillenmiş fetvaya ilişkin önem arz eden ve eyleme esas olan husus, sadece “nükleer silahların kullanımı”nın yasaklanmasıdır.

Farklı Görüşler

İran’ın nükleer silah ve atom bombası üretiminin İslami açıdan sakıncalı olduğu iddiasını sorgulayan birçok argüman bulunmaktadır. Bu bağlamda gündeme getirilen ilk husus; müfessirlerin, Enfal suresinin 60. ayetine yönelik açıklama ve yorumlamasıdır. Söz konusu ayet, “Allah’ın ve sizin düşmanlarınızı ve onların gerisinde olup sizin bilmediğiniz ama Allah’ın bildiklerini korkutup caydırmak üzere, onlara karşı elinizden geldiği kadar güç ve savaş atları hazırlayın...” şeklindedir. Müfessirler bu ayeti her çağda ve her devirde dikkat edilmesi gereken hayati bir ilke olarak görmüş ve düşman saldırılarına karşı sürekli teyakkuzda olmak gerektiği anlayışını benimseyen bir yaklaşım sunmuştur1

Başka bir müfessir de aynı ayeti kullanarak atom bombası geliştirme formülünü bilmenin ve yapabilme kabiliyetinin, Müslümanlar için farz-ı kifaye olduğunu söylemektedir2

Fetvanın Kaldırılabileceğini Öngören Açıklamalar

Ammar Karargâhı Başkanı Mehdi Taib, nükleer silah geliştirilmesinin lehine açıklama yapan isim olarak değerlendirilebilir. Taib, 31 Aralık 2015’te yaptığı açıklamada; 1979 sonrasında İran’da kurulan siyasal düzenin, İmam Mehdi’nin tesis edeceği devletin güçlenmesine zemin hazırladığına atıfta bulunarak “Bu önemli yolda, atom bombası yapacak kadar güçlü ve bilgiliyiz. Atom bombası yapmak haram olsa da İmam Mehdi’ye yâr ve yardımcı olabilmek kapsamında, sistemin güçlendirilmesi adına bunu gerekli görüyoruz.” ifadelerine yer vermiştir.

Nükleer müzakerelerin çıkmaza girdiği son dönemde, birçok yetkilinin mezkûr fetvanın kaldırabileceğini öngören açıklamalarda bulunduğu görülmektedir. Bunlardan ilki, eski İletişim ve Bilgi Teknolojileri Bakanı Mahmud Alevi’nin 8 Şubat 2021’de özel bir haber programında yayımlanan ifadeleridir: “Devrim Rehberi’nin fetvası açıktır ancak bir kedi köşeye sıkıştırıldığında normal şartlarda göstermeyeceği bir davranışta bulunabilir; kedi değil, kediyi bu duruma sokanlar suçludur. Nükleer silah üretmek şeri açıdan aykırıdır ancak İran’ı buna itiyorlarsa bu İran’ın değil, onların suçudur.”

Eski Milletvekili ve Millî Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu Üyesi Ahmed Bahşiyan Erdestani, 15 Şubat 2021 tarihinde İran Diplomasisi sitesine verdiği röportajda, politik zorluk ve çıkmazlardan kurtulmanın tek yolunun nükleer silah üretimi olduğunu ileri sürmüştür. Bunun yanında Hamenei’nin söz konusu fetvasına ilişkin “Dinî fetvalar, zaman ve mekânın şartlarına göre değişir. Dolayısıyla nasıl ki Devrim Rehberi bir dönem nükleer faaliyetlerle ilgili siyasi, diplomatik ve güvenlik koşullarını göz önünde bulundurarak nükleer silah üretimini haram saymışsa bu fetvasını başka şartlar altında kaldırabilir.” yorumunda bulunmuştur.

Eski Dışişleri Bakanı, Dış İlişkiler Stratejik Konseyi Başkanı ve mütevazi konuşmasıyla tanınan Devrim Rehberi Danışmanı Kemal Harrazi, 17 Temmuz 2022 tarihinde Al Jazeera kanalına verdiği röportajda, İran’ın nükleer bomba yapacak teknik kapasitesi bulunduğunu ancak böyle bir niyeti olmadığını belirtmiştir. Ayrıca 19 Aralık 2022 tarihinde de “İran şu anda 19.000 santrifüje sahip olmakla beraber atom bombası üretme kabiliyetine ulaştı ancak böyle bir niyetimiz yok.” açıklamasında bulunmuştur.

Temel Bilgi Araştırma Enstitüsü Müdürü ve Eski Dışişleri Bakan Yardımcısı Muhammed Cevad Laricani, 17 Temmuz 2022 tarihli bir TV programında, “Nükleer silah yapmaya karar verirsek kimse bizi durduramaz.” ifadelerine yer vermiştir.

İran’ın nükleer silah üretme kabiliyetini resmî olarak vurgulayan bir başka yetkili ise Cumhurbaşkanı Yardımcısı ve İAEK Başkanı Muhammed İslami olmuştur. İslami, 1 Ağustos 2022 tarihinde yaptığı açıklamada, İran’ın atom bombası üretecek teknik kabiliyeti bulunduğunu ancak böyle bir programın gündemde olmadığını bildirmiştir.

Milletvekili ve Devrim Muhafızları Ordusunun (DMO) üst düzey komutanı İsmail Kevseri, 1 Eylül 2022 tarihinde “%60 seviyesinde olan uranyum kapasitesi zenginleştirme oranını, atom bombası elde etme imkânı sağlayacak %93 seviyesine getirebiliriz. Böyle bir niyetimiz yok ancak karşı taraf tahrik ederse bunu yapacak kabiliyetimiz var.” açıklamasında bulunmuştur.

Mezkûr konu, birçok yazar ve uzmanın gündemini meşgul etmiştir. Özellikle sistem yanlıları Arap medyasında konuşurken bu konuyu daha net bir şekilde ifade etmekte ancak bunlar genellikle Batı medyasına yansımamaktadır. 

Sonuç ve Değerlendirme

Dinî fetvalar, fıkıh usulüne modern yaklaşım anlayışı çerçevesinde zaman ve mekânın şartlarına göre değişmektedir. Dolayısıyla nükleer silahların kullanımının hükmüne ilişkin fetvanın da kaldırılabileceğini belirtmek mümkündür. Dışişleri Bakanlığının, Selman Rüşdi’nin ölüm fetvasının bağlayıcı olmadığını açıklaması gibi nükleer silahların kullanımının bağlayıcı olmadığı durumlar da yaratılabilir. Devrim’in başından bu yana siyasal düzeni ayakta tutmak farz olarak telakki edilmiş ve hatta dinin direği olan namazdan daha önemli sayılmıştır. Dolayısıyla siyasal düzenin bekası için bir fetvanın kaldırılması gerektiği düşünülürse şeri açıdan bu fetvanın kaldırılması farz olarak değerlendirilecektir. Ayrıca geleneksel fıkıhta “İhtiyaçlar haramları mübah kılar.” şeklinde bir hüküm bulunmaktadır.

Son olarak Velayet-i Fakih ilkelerine göre veli-yi fakih, hukuki ve şeri hususları aşan yetkilere sahiptir. Bu yetkilere dayanarak İslam’ın temel hükümleriyle çelişen hüküm verebilir. Dolayısıyla İslam’da atom bombası kullanımı yasaklanmasına rağmen veli-yi fakihin atom bombası ve nükleer silahların kullanımını öngören bir fetva verebileceği söylenebilir. Öte yandan Anayasa’nın 112. maddesi gereği kurulan Düzenin Yararını Teşhis Konseyi (DYTK), Meclisin çıkardığı kanunların şeriat ve Anayasa’ya ters düştüğü durumlarda düzenin menfaatine göre karar almaktadır. Dolayısıyla DYTK, şeriata aykırı hüküm verebilir. Bu da gerek görüldüğü takdirde söz konusu fetvanın kaldırılabileceği anlamına gelmektedir. 


 1 Mekarim Şirazi, N. (1371). Tefsir-i Numune. Tahran, Darü’l-Kutub el-İslamiye, 10/7, s. 221.
 2 Kemali Dezfuli, A. (1354). Kanun-i Tefsir. Tahran, Kütüphane-i Sadr, 1, s. 304.

 

İran’da Atom Enerjisi İlkokulları Açılıyor

Müştak El-Hılo

İran Atom Enerjisi Kurumu (İAEK) Başkanı Muhammed İslami’nin açıklamaları, İAEK’ye istihdam edilecek atom enerjisi uzmanlarının, atom enerjisi okullarından seçileceğini ortaya koymaktadır.

İran’da Başörtüsünün Serüveni: Yasaktan Zorunluluğa

Müştak El-Hılo

İran’da başörtüsü, yasaktan zorunluluğa uzanan tarihsel bir süreç geçirmiş ve bu süreçte siyasal bir boyut kazanmıştır.