Peygamberin Hırkası: İran’da Din ve Politika, Bilgi ve Güç

09.03.2020

Peygamberin Hırkası: İran’da Din ve Politika, Bilgi ve Güç

Roy Mottahedeh, Çev. Ruşen Sezer, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, İstanbul, 2003, 406 sayfa

ISBN: 978-9756857380

Roy Mottahedeh 1940 yılında New York’ta doğdu. 1960’ta Harvard Üniversitesi Tarih Bölümünden mezun olduktan sonra Avrupa ve Orta Doğu’yu gezme fırsatı buldu. 1962 yılında Cambridge Üniversitesinde Arapça ve Farsça yüksek lisansını tamamladıktan sonra Sir Hamilton Gibb ile İslam tarihi ve uygarlığı hakkında çalışmalar yapmak için Harvard Üniversitesine geri döndü. Öğrenim hayatı boyunca Shaw, Guggenheim burslarını almaya hak kazanan Mottahedeh aynı zamanda E.G Browne, MacArthur Öğretim Üyeliği ödülü almaya da hak kazanmıştır. Nitekim Roy Mottahedeh 1970’te Princeton Üniversitesinde, 1986’da da Harvard Üniversitesinde çeşitli görevler aldı. İran kültürü konusunda uzman olan Mottahedeh, görevi sırasında Orta Doğu’nun sosyal ve düşünsel tarihi üzerine dersler verdi. 1987 ile 1990 yılları arasında Harvard Üniversitesi Orta Doğu Çalışmaları Merkezinin yöneticisi olarak görev alan Mottahedeh, 1980 yılında “Loyalty and Leadership in an Early Islamic Society” adlı eseri yazdıktan sonra 1985’te Peygamberin Hırkası: İran’da Din ve Politika Bilgi ve Güç “The Mantle of the Prophet: Religion and Politics in Iran” adlı eseri kaleme almıştır. Kitaplarının yanı sıra çeşitli makaleleri de bulunan yazar, İran tarihini anlamak açısından önemlidir.

Roy Mottahedeh, Peygamberin Hırkası adlı eserinde İran’ın tarih boyunca oynadığı rolü farklı karakterler ve açılardan bizlere anlatmaktadır. Giriş ve sonsöz kısmı hariç on bölüme ayrılan kitap, bir tarih kitabı olmaktan ziyade ana karakter Ali Haşimi’nin etrafında dönen olaylarla beraber İran tarihini roman tadında hikâye etmektedir. Ayrıca Roy Mottahedeh tarafından orijinal, yeni baskı ve Türkçe çeviriye özel olarak yazılmış üç önsöz bulunan kitapta, çevirmen Ruşen Sezer’in de çeviri notlarını açıkladığı bir önsözü bulunmaktadır.

Kitapta Zerdüştlüğün etkisinin devam ettiği, İslam’ın da akılcılığın etkisi altında kalarak temsil edildiği bir İran portresi çizilmektedir. Yüzyıllar boyunca İran’da hâkim olan kültür, felsefe, şiir, edebiyat gibi sosyal ve dinî bilimler ile siyasi düşünce detaylıca ele alınarak ortaya rengârenk -tıpkı kitabın kapağını süsleyen Kum mimarisinde de olduğu gibi- bir eser çıkmıştır. Olaylar genellikle Kum, Necef, Tahran üçgeninde yaşanırken geleneksel Şii ilimlerinin okutulduğu medreselerden ve yine bu medreselerin talebeleri olan mollalardan detaylıca bahsedilmektedir. Takma ismi Ali Haşimi olan ana karakterin -ki kendisi de bir molladır- hayatını ele alan bu kitap, giriş kısmıyla birlikte İslam Devrimi’nin gerçekleştiği günleri öyküleştirerek başlamaktadır.

Birinci bölümde Ali Haşimi’nin çocukluk yıllarının ele alındığı kitap, Ali Haşimi’nin gözünden Kum’u anlatmaktadır. Çocukluğunun neredeyse tamamını Kum’da geçiren Ali Haşimi henüz okul hayatına bile başlamamışken yaşadıkları ve şahit olduklarıyla İran Şii inancının ve kültürünün ana hatlarını öne çıkarmaktadır. Peygamber soyundan geldiğinin farkına varan Ali Haşimi; türbe adabı, namaz, cami, çarşı ve mollalık kademesinin önemi gibi konulardaki gözlemleriyle âdeta İran Şii inancının ve kamu yaşamının temel taşlarını göstermektedir. Özellikle çarşı ve cami kültürü, kamu hayatında önemli göstergelere kaynaklık etmektedir. Eğer toplumda bir hoşnutsuzluk varsa bu çarşının nabzıyla ölçülmekte, çarşının verdiği tepki insanlara yol göstermektedir. Çarşının kapanması ise devrim anlamına gelmektedir. 1906 Meşrutiyet Devrimi ve 1979 İran İslam Devrimi bu anlayışın kanıtları niteliğindedir.

İkinci ve üçüncü bölümde biraz daha büyüyen Ali Haşimi’nin medrese anıları ve İsa Sadık gibi İran’ın yetiştirdiği önemli bir ismin hayatı üzerinden İran eğitim sistemi ve millileştirme çalışmaları, farklı dönemlerle karşılaştırılarak anlatılmaktadır. Bunların yanı sıra 1906 Devrimi’yle beraber Rıza Şah’ın yükselişi de İsa Sadık’ın yaşamı üzerinden açıklanırken İran’daki anayasa yapım sürecine dair bilgiler de verilmektedir. Aynı zamanda tarihsel dönemlere de değinilerek İbn Sina’nın, Seyit Nimetullah’ın ve Ahmet Kesrevi’nin eğitim-öğretim hayatı üzerinden İran ve çevre ülkelerdeki eğitim sistemleri, medresenin ortaya çıkışı ve politik krizler anlatılmıştır.

Mollalık mesleğinin, seyitler (Peygamber soyundan gelen) arasında nasıl makam yarışına dönüştüğüne ve zamanla mollaların siyasette oynadıkları rolün giderek artmasına değinerek mollalığın ve mollaların zamanla komünizm, liberalizm gibi ideolojilerden ne derece etkilendiklerini açıklamıştır. Nitekim 20. yüzyıl ile birlikte İran ekonomisi yavaş yavaş küresel ekonomiye açılmaya başlamış ülkenin kendine özgü yapısı yani “medrese-hükûmet iş birliği düzeni” giderek bozulmuş, devletin merkezîleşerek güçlendiği ve otoriteyi kontrol altına aldığı, yeni millî eğitim anlayışının benimsenerek medreselerin zayıfladığı anlatılmıştır. Mollaların millî okullardan eğitim alarak hâkim, vekil gibi meslekler icra etmeye başlamalarıyla birlikte sarıklarını çıkararak modern zamana nasıl ayak uydurduklarından bahsedilmektedir.

İran’da akıl ve şüphe temelli bir hukuk sistemi geliştirilmek istenmiş fakat en sonunda Batı tarzı anayasal sistemin benimsenmek zorunda kalındığı belirtilmiştir. Meşrutiyet Dönemi sonrasında yazılı hukuk sistemi ortaya konulsa da Humeyni zamanına kadar ancak ve ancak Allah’ın hükümlerinin kanun olabileceği “geriye kalanların tamamen insan uydurmalarından ibaret olduğu” düşüncesi ile reddedildiğine değinilmektedir. Aynı zamanda ülkedeki Şii-Sünni ilişkisi sadece hukuk temelli incelenmiştir. Sünni hukuk sisteminin, kıyas esas alınarak daha uygulanabilir ve gerçekçi bir sistem sunması ile birlikte hadis-sünnet ışığında bir mekanizmaya sahip olması Şiilik tarafından reddedilmiş, en ufak şüphenin bile ortadan kaldırılmadan hukukun adil olamayacağı belirtilmiştir. Nitekim şeriat kanunlarında temyiz mekanizması olmayıp bu mekanizma, Batı tarzı hukuk sisteminin İslam devletlerine teşmil ettiği bir özelliktir.

Dördüncü bölüm, ana karakter Ali Haşimi’nin gençlik yılları etrafında şekillenmektedir. Ali Haşimi’nin devlet okullarıyla medrese eğitimi arasında yaşadığı zorluklar ele alınırken İranlı her gencin yapmak zorunda olduğu tercihler anlatılmaktadır. Diğer bir yandan anlatılan bu bağlantılar ile Musaddık’ın İran Başbakanlığına yükselme süreci, hayat öyküsüyle birlikte aktarılmaktadır.

Kitabın en uzun bölümlerinden olan beşinci bölümde Ali Haşimi tasavvuf eğitimine başlamış, dinî görüşleri giderek daha da pekişmiştir. Ayrıca Hz. Ali’nin oğlu ve peygamberin torunu Hz. Hüseyin’in Küfe’de Yezid’in Kumandanı Şimr tarafından katledilişinin yüzyıllar boyunca İran halkı tarafından nasıl anlaşıldığı, Ali Haşimi’nin tiyatroyu izlerken ki hisleriyle birlikte anlatılmaya çalışılmıştır. Ali Haşimi’nin tasavvuf eğitimi sırasında öğrendiği “ışık” kavramına da değinilmiş, kavramın Zerdüştlük ile bağlantıları ortaya konulmuştur. Bu gibi örnekler, bulunduğu konum itibariyle önce Zerdüştlük sonra İslam dini inancının etkisinde kalan İran’ın, İslam dinine olan bakışının anlaşılmasında çok önemlidir. Nitekim dinî değerleri “akıl” ve “mantık” çerçevesinde yorumlayan İran’da hâlâ Zerdüştlüğün etkilerini görmek mümkündür. Farsçanın Arapçadan etkilendiği dönemler ve özünü bulma süreci de Farsça şiirler vesilesi ile açıklanmıştır. Safevi Devleti ve Şah İsmail’in yönetimi ele geçirmesinin konu alındığı bu bölümde, İran Şii inancına göre Sünni Müslümanlık anlayışı, iki mezhep arasındaki farklar ile ortaya konulmuştur.

İran din âlimlerinin kademeleri sırasıyla “molla”, “ayetullah” ve “müçtehit” olarak ilerlemekte olup en üst makam müçtehit makamıdır. Ayrıca “müçtehitlerin fikirleri sadece diğer müçtehitler tarafından anlaşılabilir” iddiasının benimsendiği Şii inancına göre “akıl” sadece müçtehitler tarafından en iyi şekilde kullanılmaktadır. Benimsenen bu sistemin doğal bir sonucu olarak toplum içerisinde soya dayalı bir üst sınıf ortaya çıkmıştır. Özellikle molla sınıfı incelendiğinde mollaların neredeyse tamamının yine molla çocukları olduğu görülmüş, bu da sınıf inancının en temel kanıtı olarak kabul edilmiştir.

Ali Haşimi’nin Humeyni ile tanışıp ders alması konusuyla başlayan altıncı bölümde, İran’daki âlimlerin akılcılık akımından ne derecede etkilendikleri anlatılmaktadır. Humeyni’nin, Şah’a karşı olan söylemlerine de vurgu yapılarak Ali Haşimi’nin şüphecilik hakkındaki fikirleri, İmam Gazali’nin yaşantısı üzerinden açıklanmıştır. Akılcılık veya şüphecilik akımını reddeden (Muhammet Emin gibi) mollalar zaman zaman ortaya çıksa da süregelen sistem bu kişilerin etkilerini sınırlandırmıştır. Aynı zamanda Kaçarların yönetimi ele geçirme sürecine değinilmiş, Hüccetü’l-İslam lakabı alan Şafti’nin hayatı ve düşünceleri anlatılmıştır. 19. yüzyılın ortalarına gelindiğinde ise Şeyh Murtaza Ensari’nin hukuk ve din hakkındaki düşüncelerinin etkisi bütün İran’da yayılmaya başlamıştır. Şeyh Ensari’nin “bir farzın yerine başka bir farzın seçilebileceği” şeklinde radikal sayılabilecek fikirleriyle birlikte hukuk alanında gerçekleştirilen devrimler ve ticaret gibi alanlarda tüm dünyada yaşanacak değişikler, İran’ı yeni dünya düzenine hazırlamıştır. İran yüzyıllardır Asya’dan Avrupa’ya geçen ticaretin merkezinde yer almaktaydı fakat yeni dönemde İran çarşıları Britanya ve Rus ürünleriyle doldurulmuş, İran sadece tütün, afyon, ham ipek ve halıcık gibi belirli alanlarda güçlü kalmıştır.

Yedinci bölümde, eğitim ve öğretim hayatını henüz 25 yaşındayken tamamlamayı başaran Ali Haşimi, evine döndükten kısa bir süre sonra tutuklanmıştır. Hapishanede, çocukluk döneminde mahalleden yakın arkadaşı olan Perviz’le karşılaşmış ve kısa bir hücre hayatı yaşadıktan sonra meclisteki Kum milletvekilinin çabalarıyla hapisten çıkarılmıştır. Maddi zorluklar sebebiyle molla sisteminden nefret eden bir aileden gelen Perviz, düşünceleriyle Ali’yi de etkilemiştir.

Sekizinci bölüm Ali Haşimi’nin, Perviz’i yeniden bulmak için Tahran’a gitmesiyle başlamaktadır. Perviz’in, Ali Haşimi ile yolları ayrıldıklarından sonra hapishanede tekrar karşılaşmalarına kadar olan hayatını anlatmasıyla devam eden bölüm, Perviz’in hayat görüşleri üzerinden İran toplum yapısındaki farklı grupların yaşam ve düşünce tarzlarını anlatmaktadır. Aynı zamanda hem Perviz hem de Al-i Ahmet’in anılarıyla birlikte İran toplumu üzerindeki Marksist fikirlerin etkileri de yorumlanmaktadır.

Dokuzuncu ve onuncu bölümde İran’ın 1960’lardaki ekonomik gelişmeleri üzerinden, başta Tahran olmak üzere hızla yaşanan kentleşmeye vurgu yapılmaktadır. Kentlerin hızla değişen demografik yapısından dolayı ortaya çıkan yoksulluk ve fakirlik de Ali Haşimi’nin anıları üzerinden somutlaştırılmaktadır. Özellikle Muhammed Rıza Şah Pehlevi Dönemi’nde ortaya çıkmış ve toplumun her kesiminde görülen heyetlerin yapılarının açıklandığı bu bölümde Ali Haşimi ile arkadaşı Ahmet arasında geçen dinî tartışmalara da çokça yer verilmiştir. Onuncu bölümün sonlarına doğru İran İslam Devrimi’nin temelleri ayrıntılarıyla anlatılmıştır.

Roy Mottahedeh, İran hakkındaki tecrübelerini ve gözlemlerini Ali Haşimi’nin hayatı üzerinden öyküleştirme yöntemiyle Peygamberin Hırkası: İran’da Din ve Politika Bilgi ve Güç adlı eserinde bütün detaylarıyla anlatmıştır. İran’ın Şii inancını, eğitim-öğretim sistemini, toplumsal yapısını ve bu yapının yaşadığı dönüşümleri anlamak açısından çok önemli olan bu kitap, yalnızca Devrim yıllarıyla sınırlı kalmamış İran’ın tarihsel gelişim sürecini de dünyaca tanınan düşünürler aracılığıyla aktarmıştır. İran’ı, İslam Devrimi’ni ve Devrim’e giden süreci genel hatlarıyla anlamak isteyen kişiler için başyapıt niteliğinde olan bu kitabı, İran üzerine çalışmalar yapan veya yapacak olan herkes okumalıdır.