Reisi’nin Persepolis Ziyareti ve İranlı Kimliği

İslam Cumhuriyeti, Persepolis’e karşı en iyi ihtimalle kayıtsız olsa da bu tutum, çeşitli iç ve dış dinamiklere bağlı olarak değişmeye başlamıştır.

Giriş

İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi, geçtiğimiz günlerde Fars iline yaptığı ziyarette, Şiraz yakınlarında bulunan Persepolis Harabelerine uğradı. Reisi, Persepolis’i bir yandan İranlıların sanat ve mimarideki becerilerinin bir örneği olarak değerlendirirken öte yandan bu harabelerin halka zulmedenlerin akıbetini gösterdiğini ifade etti. Aynı gün Kültürel Miras, El Sanatları ve Turizm Bakanı İzzetullah Zergami’nin, katıldığı bir toplantıda Şiraz yakınlarında bir başka antik bölge olan Pasargad’daki harabelerin halkın tarım yapmasına engel olduğu yolundaki sözleri, İran kamuoyunda geniş yankı buldu. Reisi ve Zergami’nin İran’ın antik mirasına yönelik bu sözleri, İran’da milliyetçi kesim tarafından tepkiyle karşılandı. İranlı siyasetçiler tarafından dile getirilen bu görüşler, İran toplumu ve siyasetinde, İran’ın İslam öncesi tarihine ilişkin derin bir ayrışmayı gün yüzüne çıkarmıştır. Bu yazı kapsamında İran’da antik mirasa yönelik yaklaşımlar tarihî dönemlere göre ele alınıp İran İslam Cumhuriyeti’nin tesisinden bu yana İranlı kimliğinin dönüşümü, devlet elitlerinin ifadelerine yer verilerek analiz edilecektir.

Antik Mirasa İlişkin Dönemsel Yaklaşımlar

Modern öncesi dönemlerde tarihyazıcılığın temel hedefi, okuyucunun ibret almasını sağlayacak olayları nakletmekten ibaretti. Bu dönemlerde, antik medeniyetlerin kalıntıları da insanlara ibret ve hayret veren unsurlar olarak değerlendirilirdi. İranlılar arasında İslam öncesi mirasa yönelik bu tutumun en iyi örneklerinden birisi, 12. yüzyıl şairlerinden Hakani’nin Eyvan-ı Medain başlıklı kasidesidir. Sasaniler’in Bağdat yakınlarındaki başkenti Medain hakkındaki izlenimlerini kaleme alan Hakani, içinde yaşadığı siyasi, sosyal ve ideolojik bağlama uygun olarak herhangi bir milliyetçi şuur göstermez. Şehrin harabelerinden ibret alınmasını öğütlemekle yetinir. İlaveten Sasaniler öncesi İran’a hâkim olan Ahamenişlerin İranlılar tarafından bilinmemesi, bu dönem ile herhangi bir bağ kurulmasını imkânsız kılmıştır.

Milliyetçi ideolojinin 19. yüzyılda etkili olmaya başlamasıyla birlikte ise Persepolis başta olmak üzere İran’daki diğer antik harabelere karşı İranlıların tutumu değişmeye başlamıştır. Milliyetçi entelektüeller; Persepolis’i, İran tarihinin ve hatta dünya medeniyetinin beşiği olarak görmeye başlamıştır. Bu dönemde yazılan metinler bir yana, sarayın gözetimi altında yapılan kaya kabartmalarında Antik Dönem’in taklit edilmesi, mevzubahis değişimi yansıtmaktadır. Bu tutum, seküler devlet milliyetçiliğinin hâkim olduğu Pehlevi Dönemi’nde artarak devam etmiştir. Pehlevi rejimi, Persepolis ve yakınındaki harabeleri kendi yönetimini meşrulaştırmak maksadıyla da kullanmaktan çekinmemiştir. O kadar ki dönemin İran Şahı Muhammed Rıza Pehlevi, İran monarşisinin 2.500. yılını kutlamak adına Şiraz yakınlarındaki harabelerde gösterişli bir tören düzenlemiştir. Yapılan aşırı harcamalar ve içerdiği ideolojik mesajlar, Pehlevi rejimine karşı tırmanmakta olan muhalefetin tepkisini çekmiştir.

Her devrim gibi İran’da da 1979 Devrimi kendi tarih ve kültür anlayışını beraberinde getirdi. Yeni tarih anlayışının zorunlu bir sonucu olarak devlet ve kültür elitlerinin, İran’ın İslam öncesi mirası hakkındaki düşünceleri olumsuzdu. Hatta Devrim’in ilk günlerinde Persepolis’i Pehlevi rejiminin sembolü olduğu gerekçesiyle tahrip etmek isteyenler olmuştu. İslam Cumhuriyeti, Persepolis’e karşı en iyi ihtimalle kayıtsız olsa da bu tutum, çeşitli iç ve dış dinamiklere bağlı olarak değişmeye başlamıştır. İran İslam Cumhuriyeti tarihi boyunca liderlerin bu bölgeye ziyaretleri esnasındaki ifadeleri, bu değişimin ispatıdır.

Geçmişten Günümüze İran Cumhurbaşkanlarının Persepolis Ziyaretleri

Persepolis’i ziyaret eden İran cumhurbaşkanları, bu antik mirasa karşı iki farklı tutum geliştirmişlerdir: Birinci tutum, Devrim ideolojisine uygun olarak İslami olmayan bu mirası sahiplenmemek ve tarihte yapılan zulümlerin bir sonucu olarak değerlendirmek; ikinci tutum ise İran’ın antik mirasının İranlılar için bir gurur kaynağı olduğunu vurgulamaktır. İlk tutumun en bariz örneği cumhurbaşkanlığı görevi sırasında Ali Hamenei’nin Persepolis ziyareti kapsamındaki görüşleridir. Hamenei; ziyaretinde, Persepolis’in bir yandan insanlığın becerisinin bir örneği olduğunu söylerken öte yandan zalim hükûmetlerin hâlini gösterdiğini ifade etmiştir. İran cumhurbaşkanlarının konuya ilişkin ikinci tutumları ise antik harabeleri, İran millî kültürünün bir parçası olarak görmek olmuştur. Haşimi Rafsancani, bu tutumu sergileyen ilk cumhurbaşkanıdır. 1989-1997 yılları arasında cumhurbaşkanlığı görevini üstlenen Rafsancani, görevi sırasında Fars iline yaptığı ziyaretlerin birinde İran milliyetçiliğinin sembollerinden biri olan ünlü hükümdar Kiros’u övmüştü. Devrim’den Rafsancani Dönemi’ne kadar hiçbir üst düzey yetkilinin antik mirasa bu denli sahip çıkmadığı düşünüldüğünde bu çıkışın önemi daha net anlaşılabilir. Daha da ilginç olan, Rafsancani’nin kimi müfessirlere dayanarak Kur’an-ı Kerim’de hakkında olumlu ifadeler bulunan Zülkarneyn adlı hükümdarın Kiros olduğunu iddia etmesiydi. Rafsancani, 1991 yılında Persepolis’e yaptığı ziyarette de İranlıların medeniyet yolundaki yeteneklerini kullanarak İslam’ın meşalesiyle diğer milletlerin yolunu aydınlatıp tarihteki öncü rollerini yeniden üstleneceklerini ifade etmişti. Rafsancani’nin Kiros hakkındaki sözleri ve Persepolis’te verdiği mesajlar, İran’da resmî ideolojiye ilişkin bir dönüşümün o tarihlerde başladığını göstermektedir. Bu dönüşüm, İslam öncesi mirasın dışlandığı bir İranlı kimliğinden Şii-İslam unsurların ağır bastığı ancak İslam öncesi mirasın da kendine yer bulduğu bir kimliğe geçişi anlatmaktadır.

İranlı devlet elitlerinin antik miras hakkında değişen tutumlarına daha yakın bir örnek, 2005-2013 yılları arasında cumhurbaşkanlığı yapmış olan Mahmud Ahmedinejad’ın konuya ilişkin beyanlarıdır. Ahmedinejad, 2007 yılındaki ziyaretinde; Pasargad’ın, İran milletinin gücünün nişanesi olduğunu belirtmiştir. Ayrıca İran’ı dünyada 7.000 yıllık tarihe sahip olan tek medeniyet olarak tarif eden Ahmedinejad, dünyanın hâlihazırda güçlü ülkelerini Pasargad’a davet ederek İran’ın büyüklüğünü görmelerini istemiştir. Ahmedinejad antik miras konusundaki çizgisini daha sonraki yıllarda da sürdürmüş; 2017 yılı seçimleri öncesinde bölgeye bir ziyaret daha gerçekleştirmiştir. Ahmedinejad’ın antik miras hakkındaki olumlu ifadelerini her zaman İslami bir çerçevede ifade etmeye özen göstermesi, İran’da İran-İslam sentezinin güçlendiğini göstermektedir.

Hasan Ruhani’nin cumhurbaşkanlığı dönemi, İran İslam Cumhuriyeti tarihinde milliyetçiliğin zirve dönemi olarak düşünülebilir. Bu dönemde, 1990’lı ve 2000’li yıllar boyunca İranlı kimliğinin resmî tanımında hissedilen dönüşümün belirginleştiği gözlenmektedir. Ruhani de 2015 yılında Persepolis’e yaptığı ziyarette, Persepolis’i İran milletinin büyüklüğünün kanıtı olarak yorumlamıştır. Ruhani, aynı ziyarette İran milliyeti ile iftihar ettiğini ve İranlıların kimliklerini Müslüman-İranlı olarak tarif etmeleri gerektiğini ifade etmiştir.

Sonuç

İranlılar, diğer milletler gibi “milliyetçilik çağı” veya “tarih çağı” olarak nitelendirilen 19. yüzyıldan itibaren antik tarihlerine ilgi duymaya başlamışlardır. İran’da entelektüellerle birlikte devlet de antik mirası sahiplenerek İran kimliğinin en önemli parçası olarak görmüştür. İslam Devrimi ile birlikte antik tarih dışlanmış olmasına rağmen aradan geçen 40 yılı aşkın sürede İranlı kimliğinin tanımında dönüşümler yaşanmıştır. 1990’lı yıllarda dünyada milliyetçiliğin yükselişe geçmesine paralel olarak İran’da da antik tarih tekrar gündeme gelmiştir. Rafsancani’den itibaren İran cumhurbaşkanlarının Persepolis ziyaretlerindeki ifadeleri, bu durumun kanıtı niteliğindedir. Ancak Cumhurbaşkanı Reisi’nin ve bir kabine üyesinin geçtiğimiz günlerdeki açıklamaları, 1990’lı yıllardan itibaren toplum ve devlet nezdinde antik mirasa ilişkin değişen tutumla çelişki içerisindedir. Reisi’nin Persepolis hakkındaki beyanlarının Hamenei’nin cumhurbaşkanlığı sırasında aynı konudaki sözleriyle benzer nitelikte olması, dikkat çekici bir diğer husustur. Reisi ve müesses nizam belki Devrim ideallerine dönmeyi arzuluyor olabilir. Ancak İran’da milliyetçi düşünce ve söylemin yaygınlığı göz önünde bulundurulduğunda bu arzunun halk ve entelektüeller nezdinde geniş bir biçimde kabul görmesi düşük bir ihtimaldir.