Rusya’nın Ukrayna İşgaline İran’ın Yaklaşımı

Mehmet Koç Kıdemli Uzman

Rusya’nın Ukrayna’yı işgal etme amacıyla başlatmış olduğu savaş, başta güvenlik alanında olmak üzere siyasi ve ekonomik alanda İran için bazı fırsatlar yaratmış durumdadır.

Rusya’nın Ukrayna’yı işgal etmek amacıyla 24 Şubat’ta başlattığı saldırıya, İran’dan farklı tepkiler geldi. İşgal girişiminin, İran ile P4+1 ülkeleri arasında Viyana’da devam eden ABD ve İran’ın Nükleer Anlaşma’da ön görülen taahhütlerine geri dönüşünü amaçlayan müzakerelere denk gelmesi, Tahran için birtakım fırsatlar yaratabilir. Cumhurbaşkanlığı ve Dışişleri Bakanlığı başta olmak üzere resmî makamlar, ülkenin tutumunu açıklarken dengeli olmaya çalışmakla birlikte NATO’nun yayılmacı stratejisinin tahrik edici unsur olduğunun altını çizerek Moskova’nın işgal girişimine zımni destek vermiştir. Ayrıca uluslararası hukuk ve diplomatik nezaketi de göz ardı etmeyerek tarafları sorunu çözmek için müzakere masasına davet etmiştir. 

Bu perspektiften konuya yaklaşan müesses nizama iltisaklı çevreler, bu işgal girişiminin İran için başta siyasi ve diplomatik olmak üzere ekonomik, jeopolitik, askerî ve güvenlik alanlarda birtakım avantajlar yarattığını düşünmektedir. Milliyetçi çevreler ise Rusya’nın saldırgan tutumunu ve yakın tarihte iki kez İran’ı işgal etmiş bir güç olduğunu hatırlatarak mesafeli bir duruş sergilemektedir. 

Resmî Açıklamalar ve Tepkiler

İran’ın Devrim’den bu yana Rusya ile geliştirdiği ikili ilişkiler, özellikle Arap Baharı sonrasında Orta Doğu özelinde bölgesel düzeyde yakın iş birliğine dönüşmüştür. Bu bağlamda Rusya’nın müttefiki olan Tahran, NATO ortak tehdidinden hareketle Moskova’nın işgal girişimine destek mahiyetinde açıklamalarda bulunmuştur. Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi, “NATO’nun genişlemesi, farklı bölgelerdeki bağımsız ülkelerin istikrarı ve güvenliği için ciddi bir tehdittir. Gelişmelerin uluslara ve bölgeye fayda sağlamasını temenni ediyoruz.” şeklinde açıklamada bulunurken Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan, “Ukrayna krizine NATO’nun provokasyonları sebep oldu. Biz, savaşa başvurmayı bir çözüm olarak görmüyoruz. Ateşkes sağlanmalı, diplomatik ve siyasi bir çözüm yolu bulunmalıdır.” demiştir

İranlı elitler ise Rusya’nın I. Dünya Savaşı ve II. Dünya Savaşı sırasında İran’ı işgal ettiğinin ve hatta II. Dünya Savaşı’nın sonlarında Azerbaycan ve Kürdistan devletlerini kurmuş olduğunun bilinciyle bu ülkeye güvenilemeyeceğinin altını çizmektedir. Bu çevreler, Rusya’nın Devrim sonrasında İran’ın ABD ile yaşadığı gerilimden ve maruz kaldığı yaptırımlardan beslenerek ikili anlaşmalar kapsamındaki taahhütlerini dahi geciktirdiğini hatırlatmaktadır. Eski Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) komutanlarından Hüseyin Alai, Rusya’nın Kafkasları İran’dan kopardığını, İran-Irak Savaşı’nda Saddam Hüseyin’i desteklediğini ve enerji alanında da İran’ın rakibi olduğunu belirterek bu ülkeye güvenilmemesi gerektiğinin altını çizmiştir. Eski Meclis Başkan Yardımcısı Ali Mutahhari de Alayi’ye benzer açıklamalarda bulunarak İran Radyo ve Televizyonunu (IRIB) eleştirmiş ve bu kurumu, Rusya’nın sömürgesi gibi yayın yapmaktan vazgeçmesi konusunda uyarmıştır

NATO İran İçin Jeopolitik Bir Tehdit midir? 

NATO’nun açık kapı stratejisi kapsamında gerek SSCB’den ayrılan gerekse Varşova Paktı’na üye olan eski ülkeleri kabul etmesi, mevcut krizin temelini oluşturmaktadır. NATO, bu strateji kapsamında 16 yeni üyeyi bünyesine katmış ve üye sayısını 30’a çıkarmıştır. 2008 Romanya Zirvesi’nde Ukrayna ve Gürcistan’ın da NATO üyeliği için başvuruda bulunması, Rusya’nın sert tepkisine neden olmuştur. Nitekim Rusya bu tehdidi pratiğe dökerek bugün Ukrayna’da yaşananlara benzer adımlar atarak Gürsitan’a savaş açmış ve Abhazya ile Güney Osetya bölgelerini bağımsız devlet olarak tanıdığını ilan etmiştir. NATO’nun Gürcistan üzerinden Kafkasya’ya ulaşma çabası, İranlı yöneticileri de kaygılandırmış ve Tahran yönetimi, o dönemde de Moskova’nın Tiflis’e karşı attığı adımlara karşı pasif bir tutum izleyerek Rusya’ya zımni destek vermiştir. 

İran’ın Moskova Büyükelçisi Kazım Celali, yaptığı açıklamada İran ve Rusya’nın, NATO’nun sınırlarına dayanmasını çıkarlarına uygun bulmadıklarını ifade etmiştir. İran’ın deneyimli diplomatlarından eski Fransa, Meksika ve Macaristan Büyükelçisi Ebul Kasım Delfi bu konudaki değerlendirmesinde Tahran’ın NATO’nun; Basra Körfezi, Hürmüz Boğazı, Umman Denizi ve komşu ülkeler üzerinden kendisine yakınlaşmasından hoşnut olmadığını belirtirken dış politika uzmanlarından Emir Ali Ebul Fetih İran ve Rusya’nın NATO’nun sınırlarına doğru yayılmaması konusunda ortak tutum içerisinde olduğunu ifade etmiştir. Ebul Fetih NATO’nun önce Gürcistan ardından ilerleyen dönemlerde Azerbaycan ve Ermenistan’ı da üyeliğe kabul etmesinin, İran için ciddi riskler oluşturacağının altını çizmiştir. Dolayısıyla resmî veya gayriresmî makamlar ve İranlı uzmanlar, NATO’nun Rusya için olduğu kadar İran için de bir tehdit olduğu noktasında hemfikirdir.

Ukrayna Savaşı İran İçin Jeoekonomik Fırsatlar Yaratabilir mi?

İşgalin başlamasıyla birlikte ABD ve AB ülkeleri Rusya’ya karşı yeni yaptırım paketleri açıklamaktadır. Yaptırımların alanı genişledikçe Rus ekonomisi, savaşın getirdiği maliyetin yükünü daha şiddetli bir şekilde hissedecektir. Uzun süredir yaptırımlara maruz kalmış olan Tahran’ın Moskova ile bu ortak kader üzerinden yeni ekonomik iş birliklerine yöneleceği beklentisi, İran’daki hemen bütün çevrelerce dile getirilmektedir. Bu bağlamda özellikle Rus bankalarının SWIFT’den çıkarılması durumunda iki ülke arasında millî para birimleri üzerinden ticareti geliştirmenin yolları uzmanlarca incelenmeye başlanmıştır. Millî para birimleri üzerinden ikili ticari ilişkileri yürütme çabası yeni olmamakla birlikte şu ana kadar kaydedilmiş somut bir başarı da ortada yoktur. 

Bazı uzmanlar ise Rus gazı ve petrolüne yaptırım gelmesi hâlinde İran’ın Avrupa pazarları için alternatif bir tedarikçi olabileceğini düşünmektedir. İran ve Katar, Rusya’dan sonra dünyadaki en yüksek doğal gaz rezervlerine sahiptir. Bir taraftan Viyana’da devam etmekte olan ve sona gelinmiş olan Nükleer Anlaşma’nın canlandırılması kapsamında İran ve Batı’nın yakınlaşmasının önünün açılacağına kesin gözüyle bakılırken öte taraftan İran ve Katar arasında yakın zamanda Cumhurbaşkanı Reisi’nin ziyareti sırasında imzalanan kapsamlı iş birlikleri çerçevesinde Basra Körfezi’nin altından iki ülke arasında ulaşımı sağlama projesi imzalanmıştır. Bu projenin hayata geçirilmesi durumunda Katar’ın, Suudi Arabistan’a olan karasal bağımlılığı noktasındaki tekeli kırılmış olacak. Ayrıca bu proje, Katar-İran-Türkiye arasında da özellikle enerji alanında yeni iş birliği sahaları açma potansiyeline sahiptir. Bu iki ülkenin doğal gazı, Türkiye üzerinden Avrupa pazarlarına ulaştırılabilir. Ancak Nükleer Anlaşma ihya edilse bile Anlaşma’nın geleceği konusundaki belirsizlikler devam edecektir. Zira gerek ABD’deki Kongre seçimleri ve sonrası gerekse Tahran-Washington arasındaki derin güvensizlik bu belirsizliğin ana nedenleridir. Dolayısıyla İran ve Katar doğal gazının Türkiye üzerinden Avrupa pazarlarına arzı düşüncesi her ne kadar heyecan uyandıran bir fikir olsa da bu konuda tarafların bir konsensüse ulaşabileceğini söylemek için çok erkendir. 

Nükleer Müzakerelere Etkisi

Uluslararası kamuoyunun yakından takip etmekte olduğu İran ile P4+1 arasında Viyana’da devam etmekte olan müzakereler, Rusya’nın Ukrayna’ya işgal saldırısı başlattığından bu yana bir anda arka planda kalmıştır. ABD ve AB başta olmak üzere uluslararası toplumun gündeminin Ukrayna meselesine odaklanması, İran’ın müzakere süreci boyunca hissettiği baskıyı kısmen azaltacaktır. 

Ancak Ukrayna’da yaşanan gelişmeler İran için birtakım dersler de barındırmaktadır. SSCB’nin dağılmasından sonra ciddi bir nükleer silah kapasitesine sahip olan Ukrayna, belirli sözler ve vaatler karşılığında bu silahların Rusya’ya intikaline onay vermiş ve akabinde söz konusu silahların tamamı transfer edilmişti. Her ne kadar söz konusu nükleer silahların kontrolünün Ukrayna’da olmadığı, bakım ve koruma maliyetlerinin Kiev için çok yüksek olacağının altı çiziliyor olsa da nükleer silah sahibi olmanın sağladığı avantajların, bu tarz durumlar üzerindeki etkisine dikkat çekilmektedir. Dolayısıyla İran’ın da gelecekte benzer dış tehditlere karşı koruma kalkanı sağlaması açısından caydırıcı gücü olan nükleer silaha sahip olmasının elzem olduğu yönündeki tezler bir kez daha gündeme gelmiş durumdadır. Öte yandan Rusya’nın Batı tarafından yaptırımlar üzerinden daha fazla köşeye sıkıştırılması durumunda da İran’a bu konuda yardımcı olacağı düşüncesi de yine ön plana çıkan tezlerdendir. Bu yüzden İran’ın bitme aşamasına gelmiş ve taslağı yazılmış müzakerelerin nihai aşamasında bir türlü elde edemediği ABD’nin, yaptırımları, eski Başkan Donald Trump Dönemi’nde olduğu gibi geri getirmeyeceği yönünde güvence vermesi gibi temel birtakım taleplerini araya sıkıştırması da muhtemeldir. 

Sonuç itibarıyla Rusya’nın Ukrayna’yı işgal etmek amacıyla başlatmış olduğu savaş, askerî ve güvenlik, diplomatik ve siyasi alanlarda olduğu gibi ekonomik alanda da İran için birtakım avantajlar ve fırsatlar yaratmış durumdadır. Ancak söz konusu fırsatların kısa vadede tahakkuku mümkün gözükmemektedir. Öte yandan Ukrayna krizinin daha ne kadar devam edeceği belirsiz olduğundan söz konusu avantajlar ve fırsatların nasıl ve nereye kadar değerlendirilebileceği ile ilgili hususlar da belirsizdir. Bununla birlikte İran için en önemli kazanım güvenlik alanında olmuştur. İran’ın özellikle NATO tehdidi konusunda Rusya ile hemfikir olması ve Moskova’nın NATO’nun yayılmasını gerek Avrupa’da gerekse de Kafkaslarda durdurmuş olması, Tahran için de önemli bir kazanım olmuştur. 
 

İran’da Muhafazakârların Hesaplaşmaları ve İfşa Olan Sırlar

Mehmet Koç

Ses kaydı, muhafazakârların kendi içerisindeki iktidar mücadelesini açığa çıkarırken Kudüs Gücünün finansal desteğinin teminini ve Kalibaf’ın bundaki rolünü açıkça ortaya koymuştur.

Direniş Cephesinin Nükleer Müzakerelere Yaklaşımı

Mehmet Koç

Direniş Cephesi, ileriye dönük siyasi hesapları doğrultusunda nükleer dosya özelinde Reisi hükûmetine karşı eleştirilerini artırmaktadır.