Şangay İşbirliği Örgütü’nün İran Pozisyonu: ‘Evet’ Kisvesinde ‘Hayır’

Qingdao'daki Şangay İş Birliği Örgütünün (ŞİÖ) 18. zirvesi, İran'ın örgüte tam üyelik talebine bir kez daha açık bir yanıt verilmeden sona erdi.

Qingdao'daki Şangay İş Birliği Örgütünün (ŞİÖ) 18. zirvesi, İran'ın örgüte tam üyelik talebine bir kez daha açık bir yanıt verilmeden sona erdi. İran, örgüte 2005 yılında gözlemci üye olarak katılmış ve 2008 yılında tam üyelik başvurusunda bulunmuştu. Bu tarihten itibaren her zirvede İran'ın tam üyeliği gündeme gelmişse de örgüt bu konuda kesin bir cevap vermemiştir.

Organizasyonun İran'ın tam üyeliğine yönelik politikası, ‘Evet Kisvesinde Hayır” şeklinde tanımlanabilir. Geçtiğimiz on yılda yapılan zirve toplantılarında özellikle Rusya başta gelmek üzere üye ülkeler, İran'ın tam üyeliğinin organizasyonun yetkinliğini artıracağına dikkat çekmişse de bunu için uygun vaktin henüz gelmediğini ima etmiştir. Bu nedenle karar sürekli bir sonraki zirveye ertelenmiştir. Aynı politika 2018 zirvesinde de devam etmiştir. Zirvede, her ne kadar ŞİÖ üyeleri resmî adı Kapsamlı Ortak Eylem Planı (KOEP) olan nükleer anlaşmayı destekleyerek anlaşmanın devam etmesi için çağrıda bulunmuşsa da İran'ın tam üyeliği konusundaki mütereddit konum korunmuştur. Peki ŞİÖ’nun İran'a yönelik bu ‘Evet mi Hayır mı?’ yaklaşımının arkasında ne var?

Bu ikircikli tutumun arkasındaki ilk neden İran'ın üyeliğinin uzun yıllar boyunca farklı şekillerde Tahran'a karşı bir çevreleme politikası uygulayan Washington için kötü bir haber olacağı ve örgütün böylesi bir karar için bedel ödemek zorunda kalacağı gerçeğidir. ŞİÖ üyelerinin çoğunluğu böyle bir mesaj göndermeye de bu uğurda bedel ödemeye de istekli değildir. Trump yönetiminin olağan bir çevreleme politikasının ötesine geçerek İran'la çatışma yönünde ilerlediği düşünülürse örgütün İran’ı tam üyeliğe kabul etmesi gerçekten de örgüt için pahalıya mâl olabilir.

ŞİÖ’nün İran konusundaki tutumunun ikinci nedeni, İran’ın dış politik hedefleri ve stratejik kaygılarıyla ŞİÖ üyelerinin çoğunun dış politikasının örtüşmemesidir. İran'ın son yıllardaki stratejik politikası gücünü Doğu Akdeniz’de yoğunlaştırmak olmuştur ve bu strateji Tahran'ın güvenlik ve dış politikasının merkezinde öngörülebilir gelecekte yer almaya devam edecektir. Ancak bu bölge ŞİÖ üyesi devletlerin çoğu için pek de önemli değildir. Son yıllarda bölgeye yalnızca Rusya daha fazla müdahil hâle gelmiş ve İran ile yeni güvenlik ilişkileri geliştirmiştir. Bu konudaki sınırlı örtüşme Tahran'ın olası tam üyeliğinin örgüte getireceği muhtemel stratejik kazanımlarının tanımlanmasında önemli bir problem teşkil etmiştir.

Tahran’la ŞİÖ arasındaki ikircikli durumun üçüncü nedeni örgüt üyelerinin İran'ın üyeliğine yönelik farklı tutumlarıdır. Rusya, İran'ın üyeliğine tam destek verirken Çin daha tutucu bir duruş sergilemekte, bazı Orta Asya ülkeleri özellikle Tacikistan ise bu konuda tamamen karşıt bir tutum sergilemektedir. Tacikistan’ın ŞİÖ 2017 zirvesinde İran’ın tam üyeliğine karşı çıkması, İran medyasında hararetli tartışmalara neden olmuş ve o dönem ana akım İran medyası Tacikistan’ı İran’ın üyeliğinin önündeki en büyük engel olarak tanımlamıştı. ŞİÖ’da karar alma sürecinin kapalı şekilde yürütülmesi hangi ülkenin veya ülkelerin İran'ın üyeliğine karşı olduğuna dair güvenilir bir bilgiye ulaşmayı imkansızlaştırmaktadır. Bununla birlikte iki ülke arasındaki ihtilaflar nedeniyle İran-Tacikistan ilişkilerinin 2017'de bozuk oluşu spekülasyonları tetiklemişti.

İran’ın şimdiye dek tam üyelik konusunda ŞİÖ’den net bir mesaj alamamasının dördüncü nedeni İran'daki farklı hükûmetlerin tam üyeliğin ehemmiyetine ilişkin taşıdığı görüş farklılıklarıdır. Ahmedinejad yönetimi, 'Doğu'ya Dönük' bir politikayı öncelemiş ve ŞİÖ’ye tam üyelik için büyük bir çaba sarf etmiştir. Bu çabaya rağmen örgüt 2010 tarihli Taşkent zirvesinde yeni üyelik için 8 koşulu da içeren "Yeni Üyelerin Kabulüne İlişkin Yönetmelik" başlıklı bir bildiri yayımlamıştır. Bu bildiride üyelik koşulları arasında en öne çıkanı, üyelik için başvuran ülkelerin BM Güvenlik Konseyi'nin yaptırımlarına tabi olmamasıdır. İran o dönem bu tür yaptırımların muhatabıydı ve bu durum Ahmedinejad yönetiminin tam üyelik girişimlerine ket vurmuştu.

Mevcut Cumhurbaşkanı Hassan Ruhani ise iktidara gelmeden önce nükleer meseleyi çözme sözü vermiş ve bunu başarmak için bir tür Avrupa-odaklı dış politika stratejisi takip emiştir. Bu dönemde İran, örgüte tam üyelik çabalarını azalttı ve 2017 ŞİÖ zirvesine Dışişleri Bakanı seviyesinde yer almıştı. Ruhani yönetimindeki İran, tam üyelik arayışında aşırı isteksiz değilse de Ahmedinejad'ın cumhurbaşkanlığı döneminde ciddi şekilde zarar gören AB bağlarını restore etmeye odaklanmıştı. ŞİÖ 2018 zirvesi yaklaşırken de Ruhani'nin tam üyelik sürecini ilerletmeye çalıştığına yönelik bir emare görülmemiştir.

Yukarıda belirtilen bu dört neden yakın gelecekte de belirleyici olmaya devam edecektir. Bu koşullarda örgütün İran'ın tam üyeliğine yönelik ‘Evet Kisvesinde Hayır’ yaklaşımı da sürecektir. ŞİÖ üyesi devletler muhtemelen İran’ın üyeliğine onay vermek için daha uygun bir vakti beklemeyi tercih edecektir. Bir yandan gerilen İran-ABD ilişkileri diğer yandan da Ruhani’nin Avrupa-odaklı politikasının devam edeceği dikkate alınınca bu uygun vaktin yakın zamanda gelmeyeceği söylenebilir.

Bu makaledeki görüşler İRAM'ın editoryal politikasını yansıtmayabilir.

İran’ın Perspektifinden Türkiye, İran ve Pakistan Arasındaki Üçlü İş Birliği

Mohsen Shariatinia

Son yıllarda özellikle Ekonomik İşbirliği Teşkilatı çerçevesinde İran, Türkiye ve Pakistan birbirleriyle iş birliği içerisinde olmuştur.

ABD’nin Nükleer Anlaşmadan Çekilmesinden Sonra Çin ve İran

Mohsen Shariatinia

ABD'nin nükleer anlaşmadan çekilmesinden sonra anlaşmayı hayatta tutacak bütün yolların Brüksel'e çıktığı görülmektedir.

echo 'test';