Sincar Operasyonu, PKK/YBŞ ve İran Destekli Milisler

Çağatay Balcı Araştırmacı, Güvenlik Çalışmaları

Bölgede pek çok farklı aktörün söz konusu ilgi düzeyiyle takip ettiği Pençe-Kartal 2 harekâtı, özellikle Irak düzleminde iki aktörün daha yoğun bir dikkat ve aynı zamanda endişeyle bu süreci takip etmesine de yol açtı.

10 Şubat 2021 tarihinde başlatılan, PKK’nın Irak’ın kuzeyindeki Gara bölgesinde bulunan hedeflerine yönelik gerçekleştirilen Pençe-Kartal 2 harekâtı 14 Şubat 2021 tarihinde tamamlanmasına rağmen, etkileri ve yankıları itibarıyla bölge gündeminde üst sıralardaki yerini koruyor. Pençe-Kartal 2 harekâtının diğer harekâtlardan farklı olarak bölgede yarattığı etkinin esas nedeni, Irak bağlamında ortaya çıkardığı beklenti oldu. Bu bağlamda, Pençe-Kartal 2 harekâtının, diğer harekâtlardan farklı olarak, Sincar operasyonunun bir öncülü olduğu yönünde beliren algı, bu harekâta yönelik ilginin de en yüksek düzeyde seyretmesine neden oldu.

Bölgede pek çok farklı aktörün söz konusu ilgi düzeyiyle takip ettiği Pençe-Kartal 2 harekâtı, özellikle Irak düzleminde iki aktörün daha yoğun bir dikkat ve aynı zamanda endişeyle bu süreci takip etmesine de yol açtı. Söz konusu aktörler PKK/Şengal Savunma Birlikleri (YBŞ) ve Irak’ta Haşdi Şabi yapısı içinde bulunan bazı İran destekli milis grupları. Bu aktörler, Pençe-Kartal 2 harekâtının olası Sincar operasyonunun bir öncülü olduğuna yönelik algıya en yoğun biçimde sahip olan aktörler olarak öne çıkıyorlar. Bu durum söz konusu aktörleri ciddi bir endişeye sürüklerken Sincar bölgesinde konuşlu durumda olan aktörlerden Türkiye’ye yönelik tehditkâr açıklamalar yapıldı. Bu çerçevede, Irak’taki İran destekli milis gruplardan olan Bedir örgütü ve Nuceba Hareketi’nden gelen, Türkiye’nin olası bir Sincar operasyonuna karşı direniş gerçekleştirileceğine ve Türkiye’nin hedef alınacağına dair açıklamalar dikkat çekti. Buna paralel olarak, Haşdi Şabi’nin Sincar bölgesine ek birlikler sevk etmesi de Sincar’a yönelik operasyon algısının yarattığı endişenin boyutlarını ortaya koydu. Bu durum Sincar bölgesinde PKK/YBŞ ve İran destekli milisler arasında gerçekleşebilecek Türkiye karşıtı işbirliğinin imkânını gündeme getirmiş bulunuyor.

PKK/YBŞ ve Irak’ta İran destekli milisler: Yapısal benzerlikler ve işbirliği imkânı

Türkiye’nin Sincar’a yönelik operasyonuna dair ortaya çıkan beklenti ve bu beklentinin yarattığı algı, en ciddi biçimde PKK/YBŞ ve İran destekli milislerde karşılık buldu. Sincar bölgesinde alan kontrolü sağlamış olan söz konusu aktörler için Sincar’a yönelik bir askerî harekât, bu bölgedeki etkinliğin ve varlığın sonlanması anlamını taşıyor. Bu durum söz konusu aktörleri bir işbirliğine yönlendiriyor. Bu aktörlerin işbirliği zeminlerini birkaç farklı açıdan incelemek mümkün.

Öncelikle söz konusu aktörlerin benzerlik noktalarına odaklanmak gerekiyor. PKK/YBŞ ve İran destekli milislerin varlık gerekçeleri ve meşruiyet iddiaları, aralarındaki en temel benzerlik alanını oluşturuyor. Hem PKK/YBŞ hem de İran destekli milislerin varlık gerekçeleri ve meşruiyet iddiaları “Irak’ta toplumun DEAŞ teröründen korunması” biçiminde özetlenmekte. Meşruiyet iddiası bağlamında kendisini gösteren bu benzerlik, bu iddianın ötesinde ve arka planında da görülüyor. PKK/YBŞ kendisini Irak’ta yaşayan Ezidi halkını DEAŞ saldırılarına karşı koruma misyonuyla özdeşleştiriyor. Oysa PKK terör örgütünün stratejisi açısından ele alındığında, PKK/YBŞ’nin uzun yıllardır tasarlanan bir yapı olduğu görülebiliyor.

PKK’nın 1990 yılında gerçekleştirdiği 4. kongresinde ilk defa örgütsel söylem ve amaçlar doğrultusunda vurgu yapılan Ezidi halkı, 1995 yılındaki 5. kongrede ise örgütün bir uzantı kuruluşu dahilinde zikredilmiştir. Bu bağlamda PKK’nın 5. kongresinde “Kürdistan Yurtsever Ezidiler Birliği” adında bir uzantı kuruluş öne çıkarılıyor, bununla birlikte Irak’taki Ezidi halkının örgüt tarafından mobilize edilmesine dönük karar ve tavsiyelere yer veriliyor. Diğer yandan, Irak’taki İran destekli milis gruplar da, bu çerçevede değerlendirildiğinde, “DEAŞ’a karşı Irak halkını savunma” söyleminin ve iddiasının ötesinde bir gerçeklik kendisini gösteriyor. Bugün itibarıyla bir kısmı Haşdi Şabi yapısını oluşturan milis gruplara bakıldığında, bu grupların önemli bir kısmının uzun yıllar boyunca İran’ın Irak’taki vekil siyasi güçleri biçiminde faaliyet gösterdiklerini görmek mümkün. Bu tablo PKK/YBŞ ve İran destekli milisler arasındaki benzerlik ve ortak paydanın ilk boyutunu ortaya koyuyor.

İkinci olarak, PKK/YBŞ ve İran destekli milislerin önemli bir benzerlik alanı, tehdit-koruyuculuk misyonu-siyasi konsolidasyon denklemidir. Bu yapılar, DEAŞ tehdidine karşı savunma ve halkın koruyuculuğunu bir misyon şeklinde kendilerine atfederek, söz konusu tehdidin ortadan kalkmasının ardından siyasi konsolidasyon süreci içine girdiler. PKK/YBŞ bu süreçte, Sincar bölgesinde “Şengal Demokratik Özerk Meclisi” adında bir yapı oluştururken İran destekli milisler ise Haşdi Şabi bünyesinde resmî güç statüsü kazanarak siyasi yapı ve partiler aracılığıyla siyasi denkleme dahil oldular.

Türkiye’nin Sincar’a yönelik operasyonuna dair ortaya çıkan beklenti ve bu beklentinin yarattığı algı, en ciddi biçimde PKK/YBŞ ve İran destekli milislerde karşılık buldu. Sincar bölgesinde alan kontrolü sağlamış olan söz konusu aktörler için Sincar’a yönelik bir askerî harekât, bu bölgedeki etkinliğin ve varlığın sonlanması anlamını taşıyor. Bu durum söz konusu aktörleri bir işbirliğine yönlendiriyor. Bu aktörlerin işbirliği zeminlerini birkaç farklı açıdan incelemek mümkün.

Sincar anlaşmasının ardından PKK/YBŞ’nin Haşdi Şabi bünyesine katılmasına yönelik gerçekleştirilen girişimler, Türkiye’nin Irak’ın kuzeyindeki PKK varlığına karşı harekâtlarına dair karşıt tutumlar ve Irak merkezi hükümeti ve IKBY ile yaşanan sorunlar bu zemini genişletiyor. Bu bağlamda, olası bir Sincar operasyonunda, böylesine geniş benzerlik ve işbirliği zeminlerine sahip olan PKK/YBŞ ve İran destekli milislerin birlikte hareket edebileceğini söylemek yanlış olmayacaktır. PKK terör örgütünün bir örgütsel taktik olarak benimsediği “birleşik cephe” taktiği ve pragmatik ittifak ilişkileri kurma yönelimi ile İran destekli milislerin “varlığını koruma” ve Türkiye’ye karşı duruş üzerinden prestij ve yeni meşruiyet iddiası elde etme motivasyonları birleştiğinde, bu işbirliği potansiyelinin ana hatları berraklaşıyor. Bu noktada belirleyici bir aktör olarak İran’ın etkisi ise büyük bir önem taşıyor.

İran etkisi

İran’ın Irak’taki siyasi denkleme etkisi son yıllarda önemli bir bölgesel dinamik olarak kendisini gösterdi. Milis gruplar aracılığıyla Irak siyasi ve askeri yapısı üzerinde etkinlik olanağı yakalayan İran, bir yandan da ABD ile bölgesel rekabetinde bu ülkeyi bir saha haline getirdi. Türkiye’nin Irak’ta PKK’ya yönelik harekâtları ve Sincar operasyonu beklentisi ise İran açısından bu sahanın önemini daha da artırdı. Zira Irak sahası İran açısından PKK ve milis gruplarla temas bağlamında merkez bir coğrafya konumunda bulunuyor.

İran açısından Irak genelinde ve özellikle Sincar bölgesindeki PKK ve milis grupların varlığı son derece kritik bir konumda. Milis gruplar aracılığıyla Irak’taki nüfuzunu koruyabilen İran, aynı zamanda PKK’yı da bu çerçevede bir araç olarak kullanabiliyor. Yaygın kanaatin aksine, İran PKK’yı yalnızca Türkiye’ye karşı bir koz olarak algılamıyor; aynı zamanda Irak sahasında da özellikle IKBY özelinde bu terör örgütünü bir araç olarak kullanabiliyor. Bu minvalde, 8 Aralık 2020’de IKBY’de meydana gelen kitle hareketlerinde İran’ın, PKK hücreleri ve milis gruplar aracılığıyla bu sürece dahil olduğu yönündeki iddialar dikkat çekmişti. Bu süreçte PKK’nın ve milis grupların hedefinde olan Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) binalarına yönelik saldırılar söz konusu iddiaları güçlendirmiş oldu.

Bu bağlamda, Türkiye’nin Sincar operasyonuna ilişkin olarak İran’ın alacağı tutumun ciddi bir etkiye sahip olacağını söyleyebiliriz. İran’ın, araçsal aktörler olarak gördüğü PKK ve milis grupların Türkiye’nin operasyonlarına karşı korunması şeklinde bir tutum alması, PKK ve milis gruplar arasındaki işbirliği imkânlarını artıracaktır. Bu durum, PKK ve milis grupların İran açısından temsil ettikleri nitelik ve değer göz önüne alındığında, ciddi bir olasılık olarak önümüzde duruyor. Aynı zamanda, Irak sahasında büyük bir sıkışmışlık içinde bulunan PKK’nın da hayatta kalmak adına yegâne alternatifi İran’la işbirliğidir. Diğer yandan, İran’ın Türkiye ile işbirliğine yönelik bir tutum alması halinde, milis gruplar kontrol altına alınabilecek ve PKK savunmasız bırakılabilecektir.


Bu makale ilk olarak 19.2.2021 tarihinde Anadolu Ajansında yayımlanmıştır.

https://www.aa.com.tr/tr/analiz/sincar-operasyonu-pkk-ybs-ve-iran-destekli-milisler/2150293

Reisi Dönemi’nde İran İç Güvenlik Politikası

Çağatay Balcı

Reisi’nin; ekonomik zorlukların çözümü, halk-devlet ilişkisinin onarımı ve 1988 idamlarına yönelik açıklamaları müesses nizam açısından değerlendirildiğinde İran iç güvenlik politikasının yönü saptanabilmektedir.

İran Perspektifinden PKK: Yaklaşım ve Ortak Mücadele İmkânı

Çağatay Balcı

PKK’nın, Türkiye’nin harekâtları sonucunda Irak sahasına ve İran-Irak sınır hattına sıkışması, uzun yıllar boyunca periyodik olarak gündeme gelen İran-Türkiye iş birliği beklentisini bir kez daha ortaya çıkarmıştır.