Sınır Kurguları: İran Ulusunun Şekillenmesi (1804-1946)

TOPLUM / KÜLTÜR 01.05.2019
Sertaç Sarıçiçek Araştırmacı, Kültür ve Toplum

Sınır Kurguları: İran Ulusunun Şekillenmesi (1804-1946)

Firoozeh Kashani-Sabet (İstanbul: İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, 2018), 326 sf.

ISBN: 9786053995173

Sınır Kurguları: İran Ulusunun Şekillenmesi (1804-1946), tarihçi Firoozeh Kashani-Sabet’in 1999 yılında Frontier Fictions: Shaping the Iranian Nation (1804-1946) adıyla Princeton Üniversitesi Yayınları tarafından basılan kitabının Türkçe tercümesidir. Kitap 2011 yılında Kitabsera Yayınevi tarafından Efsaneha-yi Merzi başlığıyla Farsçaya çevrilmiş, 2018 yılında Duygu Şendağ’ın tercümesiyle de Türkçeye kazandırılmıştır.

Kashani-Sabet, lisansını North Carolina Üniversitesinde, yüksek lisans ve doktora öğrenimini ise Yale Üniversitesinde tamamlamıştır. Hâlihazırda Pensilvanya Üniversitesi Tarih bölümünde öğretim üyesidir. Kashani-Sabet İran, Osmanlı Devleti ve Basra Körfezi üzerine araştırmalar yapmakta, devletler arası sınır anlaşmazlıkları, ulus devletlerde sınırların oluşumu ve sınırların ulus kimliğinin inşasındaki rolü üzerinde çalışmaktadır. Bunun yanı sıra sınırların toplum üzerindeki demografik etkileri de yazarın araştırmalarını sürdürdüğü konular arasındadır.

Müellif kitabının 20 yıllık akademik çalışmalarının bir ürünü olduğunu belirtmektedir. Eserini kaleme alırken İran Dışişleri Bakanlığı Arşivi, İran Millî Kütüphanesi El Yazmaları Bölümü, Kültür Araştırmaları Enstitüsü Arşivi ve Tahran Üniversitesi Kütüphanesinin kaynaklarından da yararlandığını ifade etmektedir.

Kashani-Sabet, kitabın yazılış amacını açıklarken Batı’daki teorisyenlerin geçmişte ulus inşası sürecinde, ulusal tarih yazımı ve antropolojinin önemine dikkat çektiklerini ancak coğrafya etkenine pek az önem atfettiklerini belirtmektedir. Müellif, Benedict Anderson’un uluslar için yapmış olduğu “hayali cemaatler” tanımına ve ulusların modern rasyonalist düşüncenin bir ürünü olduğu varsayımına karşı çıkmaktadır. Ona göre toplumlar uzak geçmişten bu yana kendilerini öteki toplumlardan ayırmak için bir araç olarak coğrafyayı kullanmıştır. Toplumları birbirinden ayıran sınırlar her zaman mevcut olmuştur. Maddi bir unsur olan toprak ve sınır, soyut bir varlık olan ulusları somutlaştırmıştır.

Müellifin kitabını İran-Irak Savaşı (1980-1988) gibi sınır sorunlarının sıkça gündeme geldiği ve tartışma konusu olduğu bir dönemde kaleme almış olması tesadüfi değildir. Kashani-Sabet, kitapta âdeta İran’daki birçok farklı etnik grubun coğrafi sınırlarla nasıl tek bir ulusal kimlik çatısı altında birleşebildiğini açıklama çabası içerisindedir. Müellif eserinin temel savını kitabını yazdığı döneme de atıfta bulunarak şu sözlerle dile getirmektedir:

Ülke içinde çatışmalar ve yabancıların saldırılarına alışmış bir ulus için toprağa dair endişeler kolay kolay ortadan kalkmaz… Irak’la olan savaş bitmiş olsa bile sınır yaşamının istikrarsızlığı İranlıların hafızasında güçlü bir yankıya sahiptir.1

Kitap sekiz bölümden oluşmaktadır. Bölümler sırasıyla:

  • Giriş: Sınır Kurguları
  • Aşikâr Kaderin Yön Değiştirmesi (1804-1896)
  • Toprağın Tasviri Vatana Dair Coğrafi Tasvirler (1850-1896)
  • Bolluktan Yıkıntıya Sınırların Politik Ekonomisi (1897-1906)
  • Siyasi Kıssalar İran’ın Sınır İmtihanı (1906-1914)
  • Savaş Ordu ve Rıza Han Miti (1914-1926)
  • Küçük Vatanseverler Yetiştirmek Vatanın Ehlileştirilmesi (1921-1926)
  • Sonuç: İsimde Ne Gizli? Persia’dan İran’a (1926-1946) başlıklarını taşımaktadır.

Müellif kitabın giriş bölümünde “sınır” kavramının tarihî süreç içerisinde değişen anlamsal içeriğini ele almaktadır. Yazara göre modern öncesi dönemlerde sınırlar, toplumları birbirinden ayıran bir unsur olmakla birlikte üzerinde sürekli değişimler yapılabilen esnek bir özelliğe de sahiptir. Fakat modern dönemde sınırın değişkenlik gösterebileceğine yönelik fikrî temayül ortadan kalkmış ve dokunulmaz, kutsal bir öğeyi çağrıştıracak bir anlama kavuşmuştur. Akabinde kitabın ana başlığında yer alan “sınır kurguları” kavramını açıklayan yazar, sınır kurgularını toplumun sınırlara ve sınırlarla çevrili vatan topraklarına atfettiği mitsel değerleri analiz eden bir disiplin olarak tarif etmektedir.

Kashani-Sabet, kitabın ana bölümlerine giriş yapmadan önce İran’da Kaçarların son dönemlerinden itibaren oluşmaya başlayan milliyetçi akımın İran’ın ve bu ülkenin sınırlarını koruma motivasyonuyla geliştiğini savunmaktadır. Vatanı iç ve dış tehditlerden koruma güdüsü aynı zamanda İran’da modernleşme sürecinin başlamasını sağlayan ana etkenlerden biridir. Zira İran’da kaybedilen topraklar her defasında ülkenin siyasi kurumlarının yeniden gözden geçirilmesini zorunlu kılmıştır.

Birinci bölümde müellif, sınırlarıyla birlikte İran ülkesini tanımlayan kaynakların 10. yüzyıla hatta eski Zerdüştlerin dinî metinlerine dek götürülebileceğini söylemektedir. Müellif bu kaynaklarda Eranvec, İranşehr veya İranzemîn olarak adlandırılan İran’ın sınırlarının kesin bir biçimde tanımlanmaya çalışılarak İran halkını diğer halklardan ayırma çabasının görüldüğünü belirtmektedir. Sınırları her dönemde yeniden çizilen kadim İran, tarih boyunca birbiri ardına gelen İran saltanatlıkları tarafından korunmaya çalışılacaktır. Yazarın birinci bölümde belirttiği üzere eski İran topraklarını koruma güdüsü Kaçarlar zamanında daha da kuvvetlenmiştir. Zira bu dönemde İngiltere, Rusya gibi emperyalist güçler ve Osmanlı Devleti’ne karşı mücadele eden İran, yok olma tehlikesiyle yüz yüze gelmiştir.

Ruslarla Türkmençay Anlaşması, İngilizlerle Herat ve Kandahar sorunlarının çözümü müzakerelerinde İranlılar, masada ellerinin güçlü olması için kendi ülkelerinin tarihî sınırlarını iyi bilmenin zorunluluğunu anlamıştır. Kadim İran topraklarını anlatan tarih kitapları bu dönemde yeniden popüler hâle gelmiştir. Sınır anlaşmazlıklarının tartışıldığı müzakerelerde İranlılar, yabancıların işgali altında bulunan Kafkasya, Afganistan, Sistan ve Basra Körfezi’ndeki birtakım bölgelerin tarihsel açıdan kadim İran toprağı olduğundan hareketle buralarda İran yönetiminin meşruiyetini kanıtlamak için tarihî argümanlara başvurmuştur. Kashani-Sabet’e göre sınır müzakereleri ve toprak kayıpları İranlılara kadim İran vatanına dair bir bilinç ve bununla birlikte güçlenen bir milliyetçi yaklaşım kazandırmıştır.

Müellif bu başlığın ikinci bölümünde İran’da kartografya biliminin nasıl geliştiğini açıklamaya çalışmaktadır. Sınır müzakerelerinde hissedilen yetersizlikler İran’ı, kendi haritalarını hazırlama kabiliyetine sahip mühendisler yetiştirmeye zorlamıştır.1830 yılındaki Nizam-ı Cedid reformları ve 1851’de Darülfünunun açılmasıyla birlikte İran’da coğrafya çalışmaları artmıştır. Yeni yetişen İranlı kartograflar tarafından sınır çizimlerini ihtiva eden risaleler ve yer adlarını içeren sözlükler yazılmaya başlanmıştır. Bu kitaplar yalnızca bilimsel eserler değil aynı zamanda İran’ın toprak hâkimiyeti konusunda tarihî iddiaları da dile getiren eserler olarak öne çıkmıştır.

Müellifin kitabında değindiği bir başka konu da sınır müzakerelerinin yalnızca toprak kazanımları üzerine yapılmamasıdır. Tartışmaların konusu toprağın içerdiği maddi ve iktisadi kaynakları da kapsamaktaydı. Bunun sonucunda İranlılar toprak kayıplarıyla aynı zamanda iktisadi bakımdan da kayıp yaşadıklarını gördüler. Toprağın sahip olduğu ekonomik değerin önemi, İngilizlerin 1904 yılında ilk defa İran topraklarında petrol bulmasıyla artmıştı. Kashani-Sabet, üçüncü bölümde İran halkının toprağın ekonomik değerine karşı bilinçlenmesini ve bu sayede İngilizlere verilen tütün ticareti, Ruslara verilen demir yolu işletmesi ve Hazar Denizi’nde serbestçe seyrüsefer yapabilme imtiyazlarına karşı oluşan tepkileri ele almaktadır. Kamuoyunda oluşan bu tepkilerin de Şah’ın mutlakıyetine karşı muhalefeti güçlendirdiğine ve bu siyasi atmosferde Muzaffereddin Şah’ın suikasta uğrayarak meşrutiyet yönetimine geçişin hızlanmasına neden olduğunu yazmaktadır.

Meşrutiyet Dönemi’yle başlayan dördüncü bölümde Kashani-Sabet, Meşrutiyet idaresinin yaşanan toprak kayıplarını durdurması ve millî iktisadi kalkınmayı gerçekleştirerek ülkenin kaynaklarını sömüren yabancı sermayeyi ülkenin dışına atması yönündeki beklentiden bahsetmektedir. Meşrutiyet ile birlikte İran toprakları artık şahın şahsi mülkü değil yurttaşların ortak vatanı olmuştur. Meşrutiyet ile oluşturulmaya çalışılan yurttaşlık bilinci, ülkenin farklı etnik gruplarını tek bir vatan ve bu vatanın evlatlarını oluşturan yurttaş imgelerini yaratmıştır. Meşrutiyet Dönemi’nde basında sıkça yayımlanan İran haritaları, vatandaşların zihninde korumakla vazifeli oldukları ortak vatan algısını canlı tutmayı sağlamıştır.

Birinci Dünya Savaşı’na girerken yaşanan gelişmelerin anlatıldığı beşinci bölümde İran’ın yeniden işgal tehdidiyle karşılaştığı siyasi ortam tasvir edilmekte ve tüm dikkatlerin yeniden sınır meseleleri üzerine yoğunlaştığına işaret edilmektedir. Kashani-Sabet, Meşrutiyet idaresini oluşturan siyasi elitlerin mevcut siyasi durumun vahametini yeterince idrak edemediğinden bahsetmektedir. Birinci Dünya Savaşı’nda işgale uğrayan İran, savaşın akabinde ülke içinde Türk, Kürt, Lor gibi farklı etnik grupların ayaklanmalarıyla mücadele etmek mecburiyetinde kalmıştır. Bölgesel krizlerin patlak verdiği bu dönemde Ahmed Şah’ın Avrupa’ya kaçması ise halkın nezdinde Kaçar hükûmetinin itibarını alaşağı etmiştir. Kashani-Sabet’in ifade ettiği üzere bütün bu siyasi belirsizlik, ülkenin yeniden istikrara kavuşması ve vatanın layıkıyla savunulması adına güçlü bir orduya ve güçlü bir lidere özlem yaratmıştır. Bu koşullar ülke topraklarında ayrılıkçı hareketlere karşı başarılı bir mücadele veren Kazak Tugayları subayı Rıza Han’ın halk tarafından yüceltilmesine ve vatanın kurtarıcısı Rıza Han mitinin oluşmasına zemin hazırlamıştır. Rıza Han ilk olarak Mazenderan ve Gilan’daki Sovyet destekli Cengeli hareketini bastırmış, ardından müellif tarafından Kemalistlerce desteklendiği belirtilen Ebu’l-Kâsım Han Lahutî liderliğinde başlayan Azerbaycan’daki ayaklanmaya son vermiştir. Beşinci bölümde değinilen bir diğer önemli figür ise Türkiye’den yayılan Türkçülük propagandasının etkisiyle İran’ın siyasi hayatında faaliyet gösteren Ruşenî Bey’dir. Ruşenî Bey o dönemde gazetelerde yayımlanan birçok makalesinde Azerbaycan’ın bağımsızlığı ve Rıza Han aleyhinde fikirler dile getirmiştir. Ruşenî Bey’in, Vatan Gazetesi’nde Rıza Han’ın dört milyon İranlı Türk’ü esaret altında yaşamalarını isteyen bir İngiliz uşağı olarak tanımlaması kitapta verilen örneklerden biridir.

İranlı vatanseverler Birinci Dünya Savaşı sonrası sınırlar içerisindeki ayrılıkçı hareketleri yatıştırmak ve müellifin deyimiyle iktidara karşı “ehlileştirilmiş” vatandaşlar yaratmak maksadıyla yeni bir millî eğitim politikasının üretilmesi teşebbüsünde bulunmuştur. Kashani-Sabet’in altıncı bölümde değindiği üzere yeni eğitim müfredatında özellikle coğrafya derslerine büyük önem verilmiştir. Derslerde öğrencilerden İran’ın çağdaş siyasi sınırlarıyla geçmişteki azametli sınırları arasında haritalar vasıtasıyla bir mukayese yapılması istenmiştir. İran’ın geçmişte sahip olduğu geniş sınırlar anlatılırken İran’ın daha sonra atalet, miskinlik ve vatan sevgisinin eksikliği ile kadim topraklarını kaybettiği öğretilmiştir. Yeni millî müfredatın hazırlanmasında görev alan İkbal Aştiyani, bu dönemde İran ülkesinin siyasi ve coğrafi olarak iki anlam içerdiğini söylemiştir. Aştiyani, İran’ın hakikatte mevcut siyasi sınırlarını aşan, Afganistan ve Beluçistan’ı da içine alacak derecede çok daha geniş bir ülke olduğunu iddia etmiş ve bu söylemiyle yeni nesile, ulusun sınırlarını genişletmeye yönelik bir ülkü aşılamak istemiştir. Müellifin ifadeleriyle coğrafya, 19. yüzyılda kısmen İran’ın toprak kayıplarına bağlı gelişen bir bilimken Birinci Dünya Savaşı’ndan sonraki yıllarda parçalanmış vatanın tekrar bütünleşmesini telkin eden bir alana dönüşmüştür.

Müellif sonuç bölümünde bölgeler arası dil ve kültür çeşitliliğinin toprak bütünlüğü için bir tehdit olarak algılanmasından ve Rıza Şah Pehlevî döneminde kültürel alanda büyük bir çaba harcanmış olmasına rağmen Fars dili ve kültürünün ülkede tek hâkim unsur olma konusunda başarısızlığa uğrandığından söz etmektedir. Kashani-Sabet, vatanseverlerin bu gerçekliği kabullenerek İran’ın yegâne bütünleştirici unsuru olan toprak unsuruna daha çok sarılmaya başladığını yazmaktadır.

Eserin birçok etnik gruptan oluşan İran coğrafyasında 19. yüzyıldan itibaren başlayan ulus inşasının toprak unsuru üzerine kurulu olduğu iddiası sebebiyle dikkate alınması gereken bir kaynak olduğu açıktır. Bu yönüyle eserin İran araştırmalarına ilişkin Türkçe literatüre katkı sunması ve ulus kimlik inşasına coğrafi temelli bir bakış açısı getirmesi bakımından önemlidir.

Firoozeh Kashani-Sabet, Sınır Kurguları: İran Ulusunun Şekillenmesi (1804-1946) (İstanbul: İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, 2018), 297.

İran’da Gündemden Düşmeyen Çocuk Evlilikleri Sorunu

Sertaç Sarıçiçek

Kadın ve erkekler için yasal kabul edilen evlenme yaşlarına dikkat edildiğinde İran’da çocuk evliliklerinin yaşanmasında asıl etkenin medeni kanunun kendisi olduğu görülecektir.

Ambargoların Kıskacında İran’ın İlaç Sektörü

Sertaç Sarıçiçek

İthalata getirilen sınırlama, yerli ilaçların muadil ithal ilaçlara nispeten kalitesiz oluşu ve ambargolar sebebiyle ilaç alımında yaşanan sorunlar kaçak ve sahte ilaç piyasasının oluşmasına zemin hazırlıyor.