Sınırlar ve Kardeşler: İran ve Azerbaycanlı Kimliği

01.05.2018
Sertaç Sarıçiçek Araştırmacı, Kültür ve Toplum

Sınırlar ve Kardeşler: İran ve Azerbaycanlı Kimliği

Brenda Shaffer (İstanbul: Bilgi Üniversitesi Yayınları, 2008), 296 sf.

ISBN: 9786053990543

Yahudi asıllı ABD vatandaşı Brenda Shaffer, Harvard Üniversitesi, J. F. Kennedy Kamu Yönetimi Okulu, Hazar Çalışmaları Programı öğretim üyesidir. İsrail Tel – Aviv Üniversitesinden doktorasını alan ve Kudüs İbrani Üniversitesinde ders veren Shaffer, özellikle İran’daki etnik gruplar konusunda uzmandır.

Brenda Shaffer’ın asıl adı “Borders and Brethren: Iran and the Challenge of Azerbaijani Identity” olan kitabı, 2002 yılında ABD’de Harvard Üniversitesi Kennedy Kamu Yönetimi Okulunda görev yaptığı dönemde yazılmış ve Kennedy Kamu Yönetimi Okuluna bağlı uluslararası politik meseleler ve güvenlik stratejileri hakkında akademik bilgi üretiminde bulunulan bir merkez olan Belfer Center for Science and International Affairs (BCSIA) tarafından yayımlanmıştır. 2008 yılında ise “Sınırlar ve Kardeşler İran ve Azerbaycanlı Kimliği” adıyla Türkçeye çevrilmiştir.

Yazar kitapta, İran’da ve Rus idaresinde yaşayan Azerbaycan Türklerinin kendilerini etnik ve kültürel açıdan nasıl tanımladıkları, yaşanan tarihî süreçte gelişen hadiselerin etnik tanımlamalarda ne tür değişimler yarattığı ve 1828 Türkmençay Antlaşması’yla kuzey ve güney olmak üzere iki ayrı bölgeye ayrılan Azerbaycan halkının birbirleriyle olan kültürel etkileşimlerinin kimlik tanımlamalarında ne tür etkiler bıraktığını ele almaktadır. Bunun yanında İran’ın birçok etnik kimlikten oluşan toplumsal bir yapıya sahip olmasına rağmen geçmişte Osmanlı İmparatorluğu’nun ve Sovyet Rusya’nın yaşadığı dağılma sürecini, neden günümüze değin İran’ın yaşamamış olduğu sorusu da kitabın yazımında rol oynayan sebeplerden biridir. Yazar eserde Türk, İran Türkü, Azerbaycan Türkü gibi tanımlardan ziyade Azerbaycan coğrafyasına atıfta bulunmak ve Türk kimliği ile Azerbaycanlı kimliği arasında kavramsal bir farklılığın olduğunu vurgulamak için eserin genelinde Azerbaycanlı tanımını kullanmaktadır.

Brenda Shaffer, kitabının birinci bölümünde Azerbaycanlı kimliğinin tarihteki oluşum sürecine, bu oluşuma temel teşkil eden tarihsel hadiselere ve şahsiyetlere yer vermektedir. Bunlar arasında Türk kimliğinin Azerbaycan coğrafyasında yerleşmesini sağlayan 10. yüzyıldaki ilk Türk göçleri, Akkoyunlu ve Karakoyunlu devletlerinin hakimiyetiyle bölgedeki Türk unsurunun güçlenmesi, 1501’de Safevi Devleti’nin kurulması, Şah İsmail figürü ve Şiiliğin bu hükümdar tarafından resmî mezhep kabul edilmesiyle Azerbaycanlıların diğer Türk topluluklarından kimlik düzeyinde ayrışmaları süreci yer almaktadır. Birinci bölümün son kısmında ise Azerbaycan tarihinde önemli bir dönüm noktasını teşkil eden 1828 Türkmençay Antlaşması’yla Azerbaycan coğrafyasının kuzey ve güney olmak üzere iki ayrı kısma bölünüşünü ve bu tarihten itibaren İran ve Rus yönetimi altında yaşayan Azerbaycanlılar arasındaki kültürel etkileşimler anlatılmaktadır. Rus yönetimi altında petrolün keşfi sonucu ekonomik gelişmeyle beraber fikir hayatında da canlanma yaşayan Bakü’nün, İran’da 1906’da ilan edilen Meşrutiyet rejiminin kurulmasında güney Azerbaycan’a sağladığı fikri altyapının ele alındığı paragraflar oldukça dikkat çekmektedir.

19. yüzyılın sonuna kadar İranlı ve Azerbaycanlı kimliği arasında belirgin bir farklılığın ve çatışmanın olmadığını dile getiren Shaffer, kitabın ikinci bölümünde çatışmanın Kaçarlardan sonra yönetime gelen Pehlevi yönetiminin Fars etnisite ekseninde, tek kimlikli ve diğer etnik unsurları yok sayan bir ulus devlet yaratma politikasının ve ayrıca Azerbaycan Türk kimliğinin özgürce ifade edilmesine karşı uygulanan sınırlamaların İran Türklerinin kimliğini sorgulamasına neden olduğuna değinmektedir. Shaffer, Pehlevi rejiminin Azerbaycan kimliğine yönelik baskılarını artırmasında 1920 yılında Hıyabanî liderliğinde Azerbaycan’daki özerk yönetim hareketinin etkili olduğuna da değinmektedir. 1941 yılında İran Azerbaycanı’nın Ruslar tarafından işgali Azerbaycan’ın İran’dan kopması meselesini yeniden gündeme getirmiştir. Sovyet desteğiyle Tebriz’de kurulan Pişaveri liderliğinde komünist hükûmetin, Rus askerlerinin bölgeden çekilmesinin akabinde Pehlevi rejimi tarafından sert bir müdahaleyle son bulması ve Tahran’ın ekonomik anlamda büyümesine karşılık İran Azerbaycanı’na ait şehirlerin hükümet tarafından kasıtlı biçimde ekonomik imkanlardan mahrum bırakılması Azerbaycanlıların Şah rejimine karşı muhalefetini pekiştirmiştir.

Şah döneminde Tebriz’in ekonomik açıdan geri kalması, Azerbaycanlıların İran’ın iç kesimlerine ve bilhassa Tahran’a göç etmelerine neden olduğu ve dolayısıyla Fars kültürüyle daha fazla muhatap olmaya başlayan Azerbaycanlıların hâkim kültür içerisinde asimilasyon sürecinin hızlandığına değinilmektedir. Bütün bu gelişmelerin tesiriyle 1979 İran İslam Devrimi’ne giden süreçte, Azerbaycanlıların kimliklerini daha özgürce taşıyabilecekleri bir sistemin kurulması ümidiyle devrime destek verdikleri belirtilmektedir. Buna karşılık aynı dönemde Sovyet yönetiminin tam tersi biçimde Azerbaycan kültürüne karşı Tahran’dan çok daha hoşgörülü davrandığı, farklı etnik grupları resmen tanımak suretiyle etnik kimliklerin kurumsallaşmasına olanak sağladığı ve İran’da var olan asimilasyonun kuzey Azerbaycan’da yaşanmadığı dile getirilmektedir.

Üçüncü bölümde ise 1979’da kurulan İran İslam Cumhuriyeti’nin Azerbaycan bölgesi ve Azerbaycanlı kimliğiyle ilişkisi irdelenmektedir. Bölümde vurgulanmak istenen ana fikir, Şah döneminde Azerbaycanlılar üzerindeki baskıların hafifletilmesine yönelik beklentinin yeni rejim tarafından karşılanamamış olmasıdır. Yaşanan hayal kırıklığı, Aralık 1979’da Tebriz’de yaşanan bir isyanla ortaya çıkmıştır. İsyan sırasında kültürel özerkliği mümkün kılacak daha demokratik bir yönetimin oluşturulmasına yönelik Azerbaycanlıların taleplerine karşı Tahran hükümetinin tavizsiz biçimde sert karşılık vermesi, Shaffer tarafından Azerbaycanlı ve İranlı kimlikleri arasında keskin bir ayrımın oluşmasına neden olan kırılma noktalarından biri olarak değerlendirilmektedir.

Sovyetler Birliğinin siyasi zayıflama ve dağılma sürecine girdiği 1980 ve 1990’lı yılların İran Azerbaycanı’na yönelik siyasi yansımalarını ele alan dördüncü bölümde ise Dağlık Karabağ sorunu, Kuzey Azerbaycan’da yükselen siyasi milliyetçi akım ve Azerbaycan’ın bağımsızlığa kavuşması ana meseleleri oluşturmaktadır. Dağlık Karabağ’ın idaresi hususunda Azerbaycan ve Ermenistan arasında yaşanan çatışma ve Moskova’daki merkezi hükümetin Ermenistan’dan yana tavır alması, Azerbaycan’da daha önceden var olan kültürel milliyetçi söylemin siyasi nitelik kazanmasına neden olmuştur. Kitabın bu bölümünde yer alan bilgilere göre Dağlık Karabağ sorunu, Bakü üzerindeki Sovyet rejiminin meşruluğunun sorgulanmasına neden olmuş, Kuzey Azerbaycan’da Sovyetlerden ayrılma ve bağımsızlık söylemleri dillendirilmeye başlanmıştır. Bu dönem aynı zamanda yeni kurulacak Azerbaycan Cumhuriyeti sınırları dışında yaşayan Azerbaycanlıların, Bakü’deki milliyetçi aydınlar tarafından önemsenmeye başladığı ve bu insanlara sahip çıkılması gerekliliği fikrinin ön plana çıktığı bir zaman aralığıdır.  Bu bağlamda Güney Azerbaycanlılar konusu çözüme kavuşturulması gereken bir mesele olarak Bakü’deki siyasi çevrelerin gündeminde yer almaya başlamıştır. Kuzey ve güney arasında siyasi birliğin kurulmasını savunan Azerbaycan Halk Cephesi ve Birlik gibi yeni siyasi örgütlenmeler bu dönemde ortaya çıkmıştır.

Ayrıca Sovyet yönetiminin Glasnost sürecine girildiğini ilan etmesiyle beraber Moskova’daki merkezi hükümetin Kuzey Azerbaycan üzerindeki siyasi otoritesinin zayıflaması, Bakü’de siyasal milliyetçiliğin gelişmesine uygun bir ortam sağladığından bahsedilmektedir. Fakat Shaffer, siyasi taleplerin bölgeye hâkim olan devletin zayıflamasıyla gündeme gelmiş olduğunu kabul etse bile Azerbaycanlı kimliğine yönelik kültürel faaliyetlerin söz konusu dönemde başlamadığını, kimlik bilincinin ve kültürel taleplerin geçmişinin 1980’de başlayan süreçten çok daha eskiye dayandığını önceki bölümlerde verilen bilgiler ışığında vurgulamıştır.

Azerbaycan’da gelişen siyasi milliyetçiliğin ve Sovyetler Birliğinin dağılmasının sonucu kurulan Azerbaycan Cumhuriyeti’nin, İran Azerbaycanı’ndaki milliyetçiliğe ve Azerbaycanlı kimliği üzerine etkileri, beşinci bölümün ana konusunu oluşturmaktadır. Bu bölümde yazar, hemen yanı başlarında soydaşları tarafından kurulan yeni devletin, İran Azerbaycanlıları üzerinde İran merkezi hükümetinin küçük düşürücü ve dışlayıcı tavırları nedeniyle kendi kimliklerine karşı oluşan güven kaybını onaran, kendi kimliklerini keşfetmelerini sağlayan ve asimilasyon sürecini tersine çeviren bir rol oynadığını belirtmektedir. Ancak İran, sınırları içerisindeki en kalabalık etnik grupla aynı ismi taşıyan bir devletin kuzeyde kendisine komşu oluşunu bir tehdit olarak algılamış ve Kuzey ve Güney Azerbaycan toplumu arasındaki irtibatı en düşük seviyede tutmaya çalışmıştır. Shaffer, alınan bu tedbirin pek etkili olmadığını Kuzey ve Güney Azerbaycan arasında kültürel etkileşimin devam ettiğini vurgulamaktadır.

Kitabın sonunda, Kuzey Azerbaycan’ın İran’da yaşayan güneydeki soydaşları üzerinde kimlik bilincini devamlı surette şekillendiren bir role sahip oldukları anlaşılmaktadır. Bu hususta Kuzey Azerbaycan’ın Rusya ve Osmanlı İmparatorluğu’ndaki kültürel gelişmelere daha açık bir konumda olması etkili olmuştur. Shaffer, buna ek olarak Tahran yönetiminin bazı istisnai durumlar hariç, sürekli biçimde Azerbaycanlı kimliği üzerinde baskı ve asimilasyon politikasına başvurmuş olmasını, İran’daki Azerbaycanlı kimliğinin gelişiminde ana etkenlerden biri olarak saymaktadır. Bahsi geçen baskı ve asimilasyon uygulamaları, İranlı ve Azerbaycanlı kimlikleri arasında belli bir kırılmaya neden olmuş olsa da İran Türkleri arasında hâlen geçmişten gelen güçlü bir İranlılık bilincinin var olduğu ve onların kaderlerini şu an bile İran’ın kaderiyle birlikte tasavvur etmeye devam ettikleri eserde tekrarlanan önemli tespitlerden biridir.

Shaffer’ın etnik kimliğin daha özgürce ifade edilmesi adına Tebriz kaynaklı toplumsal hareketlerden kitap boyunca bahsediyor olması, bir anlamda İran’ın Azerbaycan bölgesinin siyasi açıdan ne denli hassas bir yapıya sahip olduğunu göstermek istemesiyle alakalıdır. Shaffer, Azerbaycanlıların kültürlerini daha özgür ve demokratik bir düzlemde ifade etmeleri adına bir tedbir alınmaz ve baskı politikasına devam edilirse ileride Türk–Fars ve İran’ın Batı Azerbaycan Eyaleti’nde Türk–Kürt etnik grupları arasında bir çatışma yaşanabileceği uyarısında da bulunmaktadır. Yazar, kitabın sonunda bu konudaki fikirlerini dile getirirken “İran eğer demokrasiyi benimseyecekse etnik azınlıklarla olan ilişkilerini gözden geçirmek zorunda kalacaktır. Bunun yanında ABD ve diğer devletler bu etnik gruplar tarafından çeşitli taleplerin ileri sürülmesi ihtimaline karşı politikalar üretmelidirler” (s. 260) ifadeleriyle muhtemel bir çatışma senaryosu üzerine Batı dünyasına ve bilhassa ABD’ye İran’daki Azerbaycanlılar hakkında bir politika üretme çağırısında bulunmaktadır.

İran’ın yer aldığı Hazar Denizi bölgesiyle alakalı ABD’nin izleyeceği dış politikaya dair önermeler içeren bir makale yazmış olduğu bilinen[1] Brenda Shaffer’ın, ABD dış siyasetiyle yakından ilgilenen bir yazar olduğu bilinmektedir.  Brenda Shaffer’ın kitabını, İran’ın George W. Bush hükûmeti tarafından dünya güvenliği için tehdit oluşturan “şer ekseni” ülkeleri arasında gösterilmesiyle[2] aynı yılda, ABD’nin Afganistan’ı (2001) ve Irak’ı (2003) işgalleriyle de çok yakın bir tarihte yayınlanmış olması bir tesadüf olmayabilir. ABD’nin söz konusu askerî müdahalelerle asıl maksadının İran coğrafyasını kuşatma altına almak olduğu düşünülebilir. Yazarın kitabında, Azerbaycanlı kimliğinin kırılganlıklarını göstererek İran’da yaşanabilecek olası bir iç çatışmada bu etnik grubunun oynayabileceği etkin role dikkat çekmek istediği anlaşılmaktadır. Bu açıdan kitabın yalnızca salt akademik bir araştırma olmaktan ziyade ABD’nin o dönemki dış politikasını yönlendirmek maksadıyla ortaya konmuş bir çalışma olduğu öne sürülebilir.


[1]Shaffer, B. (2001). “U.S. Policy toward the Caspian Region: Recommendations for the Bush Administration” Caspian Studies Program Policy Brief, No. 5. Cambridge: Belfer Center For Science and International Affairs. 

[2]Miller Center University of Virginia, State of the Union Address (January 29, 2002) https://web.archive.org/web/20111011053416/http://millercenter.org/president/speeches/detail/4540, 11 Ekim 2011 [Erişim Tarihi 14.4.2018]