Sokak Siyaseti: İran’da Yoksul Halk Hareketleri

Street Politics

06.01.2020

Sokak Siyaseti: İran’da Yoksul Halk Hareketleri

Asef Bayat, Çev. Soner Torlak, Phoenix, Ankara, 2008, 334 Sayfa

ISBN: 978-6055738006

Street Politics başlığı ile 1997 yılında kaleme alınan ve Türkçeye Sokak Siyaseti: İran’da Yoksul Halk Hareketleri ismiyle çevrilen bu eser, 2008 yılında okuyucunun ilgisine sunuldu. Eserin yazarı Asef Bayat, Sosyoloji ve Orta Doğu çalışmaları profesörüdür. Çalışma alanını toplumsal hareketler, kentsel mekân, karşılaştırmalı İslamcılık ve siyaset sosyolojisi oluşturmaktadır. Bayat bu eserinde, 1977-1990 arası dönemde, sıradan insanların kentsel mekân aracılığı ile oluşturdukları yerel halk hareketlerine yer vermektedir. Yoksulların -sözde vatandaşlar- gündelik siyaseti ve hayatta kalma stratejisi sıradanın sessiz tecavüzü ile kavramsallaştırılmaktadır. Sokak siyaseti kavramı, yerel grupların ortak mekân paylaşımı ile bir araya gelerek gündelik direnişlerin ortak çıkar ekseninde sokakta oluşumunu açıklamaktadır. Kitapta yapılan analizler; Devrim öncesi ve sonrası yürütülen akademik araştırmalara, gazete haberlerine, kişisel görüşmelere ve doğrudan gözlemlere dayanmaktadır.

Birinci bölümde “Sıradanın Sessiz Tecavüzü” başlığı altında, 1950’lerden itibaren yoksulların köy ve kasabalardan kentlere göçün ve bunun kentsel mekânda ortaya çıkardığı toplumsal değişim ve toplumsal hareketlerin temeli açıklanmaktadır. Göç eden yoksul ailelerin yasa dışı yerleşim alanlarında yaşamaya başlaması İslam Devrimi ile ivme kazanmıştır. İslam Devrimi sürecinde kentlerde ortaya çıkan otorite boşluğu, yoksulların gayriresmî yerleşim alanları oluşturmasına yol açmıştır. Sözde vatandaşlar, hayat şartlarındaki zorlukları aşmak için mülk sahipleri üzerinde sessiz tecavüz eylemi yürütmüş, ev ve iş işgaline girişmiştir. Bayat bu kavramı, Gramsci’nin pasif devrimi ile karşılaştırarak sözde vatandaşları; örgütsüz, lidersiz, siyasal strateji yürütmeden ve siyasal otoriteyi zayıflatma hedefi gütmeden, hayatta kalma ve daha iyi bir yaşam kaygısı ile hareket eden kesimler olarak açıklamaktadır. Bu kesimler; göçmenler, sığınmacılar, işsizler, gecekonducular, işportacılar ve diğer dışlanmış gruplardan oluşmaktadır. Hedefleri, toplumsal malları bölüşmek ve devletin dayattığı düzenlemelerden sıyrılarak özerklik kazanmaktır. Yazar, sokak siyaseti kavramını, farklı toplumsal muhalefet gruplarının, ortak mekânda pasif ağ1 ve ortak çıkarlar ekseninde oluşan gizil iletişim2 aracılığı sonucu aniden ortaya çıkan toplumsal hareketler bağlamında ele almaktadır.

“Yeni Yoksulu Tanımlamak” başlığı taşıyan ikinci bölümde, İslam Devrimi öncesinde Tahran’daki yeni yoksulun temel özelliklerine değinilmekte, yoksul tanımı ekonomik, toplumsal ve kültürel boyutu ile yapılmaktadır. İran’da yeni kentli sözde vatandaş olgusu -yeni yoksullar- Pehlevi Dönemi modernleşme politikaları ve ekonomik değişimler ekseninde ele alınmaktadır. Göç ve hızlı kentleşme neticesinde ekonomik kalkınmadan faydalanamayan kesim dışlanarak yeni yoksulları oluşturmaktadır. Tahran’ın nüfusu, 1979 Devrimi öncesi beş milyonu bulmuş, fabrikaların bulunduğu Güney Tahran’da düzensiz yapılar inşa edilmiştir. 1980 yılına ait “Tahran’daki Gecekondu Toplulukları” başlıklı bir harita ile mevcut şehir sınırı ile şehir planındaki şehir sınırı karşılaştırmalı sunulmakta, Güney Tahran’da yoğunlaşan gecekondu yapıları okuyucuya aktarılmaktadır.

“Sözde Vatandaşlar ve İslam Devrimi: Bizim Devrimimiz ve Onlarınki” başlığı taşıyan üçüncü bölüm, İslam Devrimi ile ortaya çıkan mustazaf kavramı üzerinden yoksullar ve devrim ilişkisini incelemektedir. Bayat’ın iddiası, Devrim’in meşru kaynağını oluşturan “Mustazafın Devrimi” söyleminin irdelenmesi üzerinedir. Ezilenlerin -mustazafların- kendi hayatları için mücadele ettiği fakat devrimci mücadelede yer almadığı öne sürülmektedir. Yazar bu savını, 1979 Devrimi’nden önce 1977-1978 yılları boyunca yoksulların sokak olaylarına karışmasının gazetelerden derlenerek bilanço hâlinde sunulan verilere, Şah’a karşı isyan hareketleri sırasında gerçekleştirdiği röportajlara ve Devrim’in seçkinci yaklaşımına dayandırmaktadır. Devrim’in seçkinci tutumu, Ali Şeriati ve Ayetullah Mutahhari gibi aydınların devrimci kuvveti oluşturmadaki rolü ve Humeyni’nin Devrim’den önce 15 yıl boyunca yayımladığı vaaz, mesaj ve mektuplarda yapılan çağrılar ile açıklanmaktadır. Mesajların eğitimli gençlere, öğrencilere ve üniversitelilere yönelik olduğu, yapılan seksen sekiz atıftan yalnızca sekiz atfın alt sınıfları kapsadığı tespiti yapılmaktadır. Yoksulların mücadelesi, Devrim’e giden toplumsal hareketlerde görünür olmasa da kendi hayat şartlarını ilerletmek için verdikleri aktif mücadele, “Paralel Mücadele” olarak kavramsallaştırılmaktadır.

Paralel Mücadele, 1977 yılı yaz ve sonbahar aylarında, gecekondu yerleşimlerinde kalan yoksul halk ve hükûmet güçleri arasındaki şiddetli çatışma sürecini ve yoksul halkın sessiz ilerleyişini ifade etmektedir. Yoksul halkın mücadelesi; kentsel mekân değişikliği neticesinde erişemediği elektrik-su hizmetlerini yasa dışı yollardan temin etmesi, hayatlarını yasa dışı işler ile kazanmaya başlaması, hükûmet güçlerinin gecekondu yapılarını yıkma kararı alması neticesinde filizlenen kolektif bilinçle ele alınmaktadır.1979 Devrimi’yle kentlerde oluşan otorite boşluğu; yoksul halklara, İslamcı tüketici kooperatifleri ve mahalle konseyleri gibi yerel oluşumlar ile temel ihtiyaçlarını giderme yolunu açmıştır. Yazar, hayatta kalma mücadelesi gayesinde olan sözde vatandaşların, İslam Devrimi’ne bu yerel yapılar ile dahil oldukları vurgusunu yapmaktadır.

“Barınma İsyanları: Ev ve Otel İşgalleri, 1979-1981” başlığı taşıyan dördüncü bölümde, kent yoksullarının Devrim öncesi uyguladığı sessiz tecavüz eyleminin devam ettiği fakat Devrim ile bu eylemlerin yeni gecekondu hareketleri ile ortaya çıkışı ele alınmaktadır. Yeni gecekondu hareketleri; konut işgalleri ve Devrim ile kentlerde meydana gelen merkezî otorite çöküşü neticesinde oluşan iktidar boşluğunun, halk örgütlenmeleri tarafından doldurulmasıyla açıklanmaktadır. İslam Devrimi’nin meydana gelmesi, iltica eden iş adamları ve idarecilerin geride fabrikalar, özel mülkler, oteller ve inşaat hâlinde apartmanlar bırakması, bu yapıların yoksullar tarafından işgal edilme sürecini getirmiştir. Konut işgalleri, solcu ve İslamcı grupların ortak hareket etmesiyle gerçekleşirken evsizlerin örgütlenmesinde gençler, lüks otellerin işgallerinde ise üniversite öğrencileri önderlik yapmaktaydı. İşgallerin ardından, binaların iç düzenini sağlamak ve tahliye sürecini önlemek için şûralar oluşturulmakta ve düzenli devriyeler ile dış güvenlik sağlanmaktaydı. Yeni gecekondu hareketi bu bağlamda yoksulların intikam alma ve hesaba katılma hareketi olarak değerlendirilmekte özellikle öğrencilerin seferberliklerinin arkasındaki itici gücün barınma ihtiyacından öte, zenginliğin bir parçası olarak yaşamlarını sürdürme isteği ile açıklanmaktadır.

“Arka Sokak Siyaseti: Gecekonducular ve Devlet” başlığı taşıyan beşinci bölümde, Devrim sonrası yoksulların işgal hareketlerinin Pasdaran3 tarafından karşı devrim hareketi olarak nitelendirilerek tahliye politikaları ile bastırılması sonucu yoksulların yeni bir strateji olarak büyükşehirler dışındaki devlet arazilerine yasa dışı yerleşme eylemi ele alınmaktadır. Gecekondu yerleşimlerinin çoğalması ve devlet-yoksul çatışması üç eksende ele alınmıştır: Göç, toplumsal malların bölüşümü ve özerklik isteği. Kent nüfusunun artması; savaş mültecilerinin (İran-Irak) kente göçü, Afgan sığınmacıların ülkeye girişi ve kırdan kente göç ile açıklanmaktadır. Kentlerde meydana gelen barınma krizi, yasa dışı konut inşası ile çözülse de su ve elektrik hizmetlerine ihtiyaç duyan kitleler, devlete taleplerini iletmeye çalışmış fakat başarılı olamamışlardır. Gösteri ve protestolar ile taleplerine karşılık bulamayan sözde vatandaşlar, su ve elektrik hizmetlerini kolektif biçimde yasa dışı yollardan temin etme yolunu benimseyerek -kaçak su ve elektrik- konutlarına hizmet sağlamıştır. Gecekondu bölgelerinde uygulanacak resmî düzenlemelere karşı -yerleşimlerin resmîleştirilmesi, bürokratik denetim, vergilendirme- mahalle konseyleri ve mahalli tüketici kooperatifleri oluşturularak özerk alanları koruma yöntemi benimsenmiştir. Yoksullar ve İslam Cumhuriyeti arasındaki mücadele, gecekondu yerleşimlerinin yıkım politikası ve yoksulların isyan hareketleriyle sonuçlanmıştır.

“İşsiz Devrimciler: İşsizler Hareketi” başlığı taşıyan altıncı bölümde, 1979 Devrimi ile değişen yönetim sistemi sonucu ortaya çıkan kentsel işsizlik ve işsizlik hareketi ele alınmakta ve işsizlerin sokak siyasetine dahil oluşu anlatılmaktadır. Yeni işsizler; Batı tarzı, eski rejimi hatırlatan mekânların kapatılması ile işsiz kalanlar, kapatılan fabrika işçileri, lise mezunları, gündelik işçiler ve köyden kente göç edenler olarak çoğulcu ve örgütsüz bir görünüme sahiptir. İşsizler, iş ve daha iyi çalışma koşulları talepleri doğrultusunda hükûmet ile uzlaşmayı grev ve oturma eylemleri ile aramış fakat sonuç alınamayınca, protesto hareketleri meydana gelmiştir. Kolektif eylemler, kentlerde protesto hareketleri ile yükselişe geçse de hareket geri çekilmeye mahkûm olmuştur. Geri çekilişin sebepleri; göstericiler üzerindeki siyasi baskının artması, hükûmet yanlısı grupların psikolojik-fiziksel saldırılarının yanı sıra hareketin Halkın Mücahitleri (solcu-İslamcı örgüt) ile ilişkilendirilerek kafir komünistler şeklinde damgalanması ile açıklanmaktadır. İşsiz kesimler, gecekondu hareketlerinde olduğu gibi devrim karşıtı ajanlar olarak lanse edilmiş ve hareketlerinin meşruluğu gölgelenmeye çalışılmıştır. İşsizler hareketi, hükûmet tarafından önerilen işsizlik kredisi ve uygulanan baskı politikası neticesinde sona ermiştir.

“Sokak İsyanları: İşportacılığın Siyaseti” başlıklı yedinci bölümde işsizler hareketinin sona ermesiyle birlikte sokak siyasetine aktif katılım sağlayan işportacıların devlet ile çatışması ele alınmaktadır. İşportacılık sektörü; işsizlik, yüksek gelir elde etme, devlet düzenlemelerinden özerk olma etkeni ile genişlemiş ve yeni bir tür olarak siyasal işportacılık ortaya çıkmıştır. Siyasal işportacılık, Devrim’den sonra geçici süre var olan muhalif gençlerin siyasal tartışmalarına zemin hazırlayan kitap, gazete ve kaset ürünlerinin satılması ile tanımlanmaktadır. Sıradan işportacılar ise Devrim’den önce ve sonra faaliyetlerini sürdüren, geçim sağlama amacı ile sigara, elbise, ev aletleri satan grup olarak tasvir edilmektedir. İşportacılığın yayılması ve kentsel mekânı işgal eden faaliyetler, devlet ile işportacıları çatışmaya götürmüştür. Bu çatışma, yönetimin benimsediği işportacılık karşıtı resmî söylemler -toplumsal hastalık, asalaklık- ve tahliye politikasıyla, işportacıların benimsediği sokak gösterileri ve eylemlerle ele alınmaktadır.

“Halk ve Devlet İktidarı: Sessiz Tecavüzlerin Vaat Ettikleri ve Tehlikeleri” başlıklı sekizinci bölüm, yoksul halk hareketleri ve toplumsal değişim arasındaki ilişkiyi üç hususta ortaya koymaktadır. Bayat, yoksul halkları toplumsal değişimleri tetikleyen aktif failler olarak ele almakta, yoksulların pasif yoksullar, kaderci Müslüman kitleler gibi adlandırmaların ötesinde, kendi hayatlarını kazanmak için mücadele ettiklerinin altını çizmektedir. İkinci husus Siyasal İslam ve yoksullar arasındaki ilişkinin İran özelinde Mısır’dan farklı olarak değişkenlik gösterdiği ve yoksulların İslamcı harekete bağlı olduğu varsayımının eleştirisidir. Mısır’da yoksullar, İslamcı harekete desteklerini sunarken, İran’da mustazaflar üzerinde hâkimiyet kurulamadığı, yoksulların ideolojik seçimler yapmaktan ziyade hayatta kalmaya odaklandığı tespiti yapılmaktadır. Üçüncü husus, yoksulların sessiz ve yayılmacı ilerleyişi ile nüfus, kent yapısı, hukuk ve düzen konusunda değişimlere sebebiyet verdiğidir. Bayat, bu tespitlerinin yanında, yönetim ile karşı karşıya gelen yoksul hareketlerin bastırılması ve sokak siyasetinin yok olma nedenlerini hareketin kendi ihmalleri ve devlet politikaları ekseninde değerlendirmektedir. İhmaller, yasa dışı olması ve bastırılma tehlikesi içermesi, planlanmamış aktivizm olması ve örgütsüz bireysel girişimler içermesi ile ele alınmıştır. Devletin yaklaşımı ise Devrim’den sonra rejimin konsolidasyon politikası doğrultusunda, devletin kontrolünde olmayan yerel hareketlerin tehdit unsuru görülerek zayıflatılmasıyla açıklanmaktadır.

Eser, İran’da Devrim ile yoksulların ilişkisine dair kabul edilen Mustazafın Devrimi kavramını eleştirmekte, yoksulların arka sokakta oluşan kentsel hareketlerini, toplumsal muhalefet bağlamında değerlendirmektedir. Kentlerde bulunan yerel çeşitlilik; merkezî planlar ve yerel otoriteler tarafından kabul görmeyen ve ulusal güvenliğe tehdit unsuru olarak değerlendirilen bir olgu olarak İran örneğinde sunulmaktadır. İran’da kentli alt sınıfların hareketlerini, Devrim öncesi ve sonrası analizler ile ortaya koyan eser, kentlerde oluşan toplumsal muhalefetin, ekonomik ve siyasi yıkım potansiyelini okuyucu ile paylaşmaktadır.