Süleyman Soylu’nun Uyarıları Ne Anlama Geliyor?

Hakkı Uygur Başkan Vekili

Sınır bölgelerinin değişik terör örgütlerinin yuvası hâline gelmesinin kimseye faydası olmayacağı açıktır.

6 Haziran Cumartesi günü İran sınırında inşa edilen güvenlik duvarını denetleyen İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, terör örgütü ile mücadele kapsamında komşu ülkelerin dayanışma göstermesi gerektiğini vurgulayarak İran’ın Makü şehrinde sayıları yüz civarında bulunan PKK’lı teröristler konusunda Tahran yönetiminden adım atmasını istedi. Ağrı’da konuşan Bakan, Dambat mıntıkasındaki teröristleri temizlemenin Türkiye için zor olmadığını ancak bölgenin İran sınırları içinde kalmasından ötürü bu işi komşu ülkeden beklediklerini belirtti. Türkiye’nin İran’ın terörle mücadelesini desteklediğinin altını çizen İçişleri Bakanı, aynı desteği İran’dan da beklediğini vurguladı.

Bilindiği üzere 40 yıldır terör örgütü ile mücadele konusunda büyük bedeller ödeyen Türkiye, son yıllarda attığı etkili adımlarla örgütün ülke içindeki varlığını büyük oranda temizlerken sahip olduğu teknolojik imkânların da yardımıyla Irak’taki yönetim kadrosuna da büyük darbe indirmiş durumda. Özellikle silahlı insansız hava araçlarının desteği ile bu süreçte çok sayıda terörist elebaşı etkisiz hâle getirilmiş, örgütün lojistik üssü konumundaki Kuzey Irak’ta inşa edilen askerî üsler sayesinde, Türkiye terör unsurlarının hareketini ciddi biçimde kısıtlamıştır. Bu durum örgütün eylemlerinde de gözle görülür bir azalmaya neden olmuştur.

Türkiye ve Irak’taki varlığı ciddi bir baskı altında olan örgüt, son zamanlarda Suriye ve İran’daki faaliyetlerini artırma yoluna gitmiştir. Hâlen Fırat’ın doğusunda kalan bölgelerde YPG adıyla faaliyet gösteren ve ABD’nin koruması altında bulunan örgüt, önce DEAŞ ardından Baas rejimi ile mücadele kisvesi altında Batılı ülkelerden özellikle de ABD’den destek almayı sürdürmektedir. Bununla birlikte İran’daki varlığını da güçlendirmeye çalışan örgüt gerek eleman devşirme gerekse de İran kolu PJAK’ın silahlı saldırıları aracılığıyla ülke içindeki faaliyetlerini ciddi biçimde artırmıştır. İran’da uzun süredir faaliyet gösteren yerli Kürt örgütlerin yerini almaya çalışan örgütün, bununla da yetinmeyerek ideolojik söylemlerinin yardımıyla çeşitli etnik gruplar arasından da militan kazanmaya başladığı görülmektedir. Bu doğrultuda son dönemde İran güvenlik güçlerine yönelik saldırılarını artıran terör örgütünün mayıs ayı sonunda düzenlediği saldırısında üç İran askeri daha hayatını kaybetmişti.

Terör örgütü yalnızca iki ülkenin güvenlik güçlerine saldırı ile yetinmemekte kimi zaman İran’dan Ağrı kırsalına sızarak doğal gaz boru hatlarına da sabotajlar düzenleyebilmektedir. PKK bu şekilde iki ülkenin de çıkarlarına darbe vurmakta, saldırılar sonucunda Türkiye’nin enerji güvenliği tehdit altına girerken İran da en önemli enerji müşterisini pratikte kaybetmiş olmaktadır. Ağır yaptırımlar altındaki ülkenin zaten az sayıdaki doğal gaz müşterisini kaybetmesi İran’ın kısa vadede zararına neden olurken orta vadede de yakında sözleşme süresi sona erecek olan gaz anlaşmasının yenilenip yenilenmeyeceği konusunda soru işaretleri artmaktadır. Zaten İran’dan enerji alımı konusunda ABD baskısı altındaki Ankara’nın, sınır bölgesinde sıklıkla teröristlerin saldırısına uğrayan bir güzergâhı kullanmak için daha isteksiz olması doğaldır. Bunun ağır ekonomik koşullar altında döviz girdisine ve komşu ülkelerle iyi ilişkide bulunmaya her zamankinden daha fazla ihtiyacı olan Tahran için de ideal durum olmadığı açıktır.

Aslında kendisi de terör örgütleriyle mücadele içinde olan ve Devrim’den sonra çok sayıda sivil ve asker vatandaşını çeşitli örgütlerinin saldırısı sonucunda kaybeden İran’ın, Türkiye’nin terörle mücadele hassasiyetini daha iyi anlaması beklenir. Nitekim iki ülke arasında farklı kurumlardan temsilcilerin katılımıyla düzenli olarak toplanan ve kaçakçılık ya da terör gibi konuların ele alındığı ortak güvenlik komisyonlarının varlığı ve terörle mücadele hususunda karşılıklı istihbarat paylaşımında bulunulduğu biliniyor. Buna rağmen Bakan’ın açıklamalarını kamuoyuna yönelik olarak yapması, muhtemelen söz konusu mekanizmalardan istenen sonucun alınamamasıyla ilgilidir. İran’da ocak ayından itibaren yaşanan gelişmeler ve askerî bürokraside meydana gelen görev değişimlerinin güç boşluğuna yol açmış olması mümkündür. Aksi takdirde Türkiye düşmanı örgüte bilinçli olarak üs alanı sağlamak geleneksel iyi komşuluk ilişkilerine sığmadığı gibi ısrarla PKK/PJAK ayrımı yapmaya çalışan çevrelerin lehine sonuçlanmayacak olaylara yol açabilir. Bakan’a verilen tepkilerin daha çok Kürt milliyetçi çevrelerle ilişkili Fars milliyetçisi gruplardan gelmesi, İranlı resmî yetkililerin bu yazı kaleme alındığı sırada henüz herhangi bir tepki göstermemesi, Tahran’ın durumun hassasiyetinin farkında olduğu şeklinde yorumlanabilir. Kısa süre içinde gerek ortak gerekse de tek yanlı operasyonlarla örgütün varlığının sonlandırılması iki ülkenin de lehine olacaktır. Zira sınır bölgelerinin değişik terör örgütlerinin yuvası hâline gelmesinin kimseye faydası olmayacağı açıktır. 


Bu makale ilk olarak 10.6.2020 tarihinde TRT Farsça'da yayımlanmıştır.

https://www.trt.net.tr/persian/brnmh-h/2020/06/10/thlyly-br-hshdr-slymn-swylw-dr-mwrd-hdwr-trwrysm-pkhkh-dr-yrn-1433446

Süleyman Soylu, Türkiye, İran, Baas Rejimi, ABD, PKK, PJAK, DEAŞ, YPG

Irak Başbakanı Mustafa Kazımi’nin Milisler Karşıtı Son Hamlesi

Hakkı Uygur

Son gözaltı olaylarıyla düne kadar özel kalem müdürünü seçmede zorlanan bir Başbakan yerine çok daha muktedir bir Mustafa Kazımi figürü ortaya çıkmış durumdadır.

Sezar Yaptırımları ve Astana Süreci’ne Etkileri

Hakkı Uygur

Gelinen noktada Astana Süreci eğer varlığını devam ettirecekse bu ancak Cenevre Görüşmeleri ile zaten başlayan siyasi geçişe hız kazandırma yoluyla olabilecektir.