Süleymani Suikastında İsrail’in Rolü

Süleymani suikastında İsrail’in de bir rol üstlendiğinin ortaya çıkması; İsrail’in, İran ile yaşadığı 40 yıllık gerginlikte, hanesine önemli bir puan yazılması anlamına gelmektedir.

9 Mayıs 2021 tarihinde, Yahoo News’un yayımladığı bir araştırmada İsrail istihbaratının Kasım Süleymani suikastında rol oynadığı öne sürüldü. ABD Savunma Bakanlığıyla ve eski ABD Başkanı Donald Trump yönetiminden 15 yöneticiyle görüşen Yahoo News’un iddiasına göre ABD Özel Kuvvetleri ile birlikte çalışan İsrail istihbaratı, Süleymani’nin telefonlarını Bağdat’a kadar takip etmiş ve bu bilgileri ABD ile paylaşarak saldırıya yardımcı olmuştur.

Yayımlanan raporda, Bağdat’a uçmadan önce 3 kez telefonunu değiştiren Süleymani’nin, havaalanından çıktıktan sonra öldürüldüğü sokağa gidene kadar Delta-Force’a bağlı keskin nişancılar tarafından takip edildiği ve drone saldırısından önce şoförünün vurulduğu bilgisine yer verildi. Bir Kürt grubunun da olaya dâhil olduğu ve saldırıdan sonra olay mahalline giderek Süleymani’nin öldüğünü doğrulamak adına DNA’sını topladığı ileri sürüldü. Ek olarak Süleymani’nin havaalanından ayrılırken farklı bir yol tercih edecek olmasına dair de tedbir almış olan ABD’nin, havaalanında bagaj görevlileri kılığında bulunan bir peşmerge grubunu da bu durum için görevlendirdiği öğrenildi.

Bugüne kadar Süleymani saldırısında dahli olduğu iddialarını reddeden İsrail’in, mutlak rakibi İran’a karşı kesin bir zaferle sonuçlanan bu operasyonda rolünün olduğunu kabul etmemesinin birçok nedeni vardır. Ayrıca Süleymani suikastında İsrail’in payının olması, İran için de bazı anlamlar taşımaktadır.

Operasyonun Irak topraklarında gerçekleşmesi, İsrail’in saldırıdaki varlığını inkâr etmesini temellendirecek bir gerekçe olarak okunabilir. Suikastın ABD-İsrail ortak operasyonu olarak sunulması durumunda İsrail, Irak yönetiminin egemenliğini ihlal etmekle suçlanabilir ve bu durum, diplomatik krize neden olabilirdi. Bunun yanında Irak içinde faaliyet gösteren Şii grupların varlığı göz önüne alınırsa hâlihazırda İran ve vekil güçleriyle savaşan İsrail’in, Orta Doğu’da kendine yeni bir cephe açmak istemediği görülecektir. Ayrıca İsrail’in, İran’a yönelik gerçekleştirdiği saldırıların neredeyse hiçbirinin sorumluluğunu üstlenmediği görülmektedir. Bugüne kadar sorumluluk üstlenmeyen İsrail’in, Irak topraklarında gerçekleştirilen operasyonda katkısı olduğunu kabul etmesi, İran bileşenlerine yönelik düzenlenen tüm faili meçhul saldırıların müsebbibinin İsrail olarak yorumlanmasına yol açabilirdi. Bu gelişme ise iki taraf arasındaki tansiyonu yükseltebilir ve tarafları sıcak çatışmaya zorlayabilirdi. İsrail ve İran arasında devam eden düşük yoğunluklu savaşta siber saldırılar, denizde devam eden gölge savaşları ve vekil güç savaşları; tüm uluslararası kamuoyunda bilinse de iki aktör, kendilerine atfedilen saldırı iddialarını reddetmekte ve savaşın şiddetini artırmak istememektedir. Birbirini karşılıklı olarak hataya zorlayan İsrail ve İran, güçsüz görünmemek adına bazı hamleler yapsa da bu savaşın sıcak çatışmaya dönüşmemesi için de gerekli adımları atmaktadır. İsrail’in Süleymani suikastındaki rolünü kabullenmemesi de bu doğrultuda okunabilecek bir adımdır.

Yayımlanan Süleymani raporuna İran kanadından bakılacak olursa İran istihbaratının başarılı bir sınav veremediği görülmüştür. ABD’nin operasyon için peşmerge ile anlaştığının tespit edilememesi, İsrail’in Süleymani’nin üç telefonunu da adım adım takip edebilmesi ve Süleymani’nin, havaalanından çıktıktan sonra keskin nişancılar tarafından takip edildiğinin fark edilememesi gibi iddialar; İran’ın sunmaya çalıştığı caydırıcı güç imajına zarar vermiştir. Ayrıca “yaşayan şehit” unvanı alan Süleymani’nin drone saldırısıyla öldürülebilmesi, operasyona katılan İsrail’in, İran’ın zafiyetini görmesine neden olmuştur. Bu durum ise benzer saldırılar için İsrail’e cesaret ve motivasyon sağlamış olabilir. İran nükleer programı için önemli bir bilim insanı olan Muhsin Fahrizade’nin Kasım 2020’de Tahran yakınlarında öldürülmesi de bu kapsamda değerlendirilebilir. Bu bilgiler ışığında bakıldığında İsrail’in, İran’da istediği yerde, istediği kişiyi, istediği zaman öldürebileceği algısı uyanmıştır.

Sonuç olarak Süleymani suikastında İsrail’in de bir rol üstlendiğinin ortaya çıkması; İsrail’in, İran ile yaşadığı 40 yıllık gerginlikte, hanesine bir puan daha yazıldığının göstergesi olmuştur. İsrail’in saldırıda payının olduğunu bugüne kadar reddetmesinin nedeni, Irak yönetiminin egemenliğini ihlal ederek bölgede yeni bir gerginliğe yol açmamaktır. Bunun yanı sıra İran’a yönelik gerçekleştirdiği saldırılarda sorumluluk üstlenmemek gibi bir strateji izleyen İsrail’in aynı taktiği Süleymani saldırısında da izlediği ve düşük yoğunluklu savaşın şiddetini artırmak istemediği görülmektedir. Öte taraftan İran’ın, düşman olarak tanımladığı İsrail ve ABD’nin organize saldırısına engel olamadığı öğrenilmiş ve operasyonel kabiliyetinin kısıtlılığı gün yüzüne çıkmıştır. Bu kısıtlılık ise İsrail’e yeni saldırılar için bir yol açmış ve İran’a korku salmasına neden olmuştur. İsrail’in saldırıda parmağının olduğunun ortaya çıkartılması şaşırtıcı bir gelişme olmasa da Süleymani suikastı sonrası ABD’nin Irak’taki boş mevzilerini bombalayarak misilleme yapan İran’ın, İsrail’e caydırıcı bir cevap verebilme ihtimali öngörülmemektedir.

Süleymani, Suikast, İran, İsrail, ABD, Irak

Irak Hükûmetinin Muslih Hamlesi

Ömer Zengin

Muslih gibi nüfuzu yüksek bir Haşdi Şabi komutanının tutuklanması, 10 Ekim 2021 tarihinde düzenlenecek Parlamento seçimleri için Kazımi’nin elini güçlendirebilir.

ABD’nin Yemen’deki Sınırlı Varlığı

Ömer Zengin

Rusya’nın, Orta Doğu’da aktif rol oynamak istemesi ve dış politikada bu bölgeyi öncelemesi, ABD’nin çekilme planlarının önünde bir set gibi durmaktadır.