Süleymani Suikastının Yıl Dönümü

İran, geçtiğimiz yıl boyunca ABD karşısında sahip olduğunu düşündüğü ve bizzat Süleymani’nin de defalarca kez ifade ettiği askerî caydırıcılığa sahip olmadığını zor yoldan fark etti.

Geçtiğimiz günlerde Irak üzerinde meydana gelen ABD-İran gerginliği özellikle de İran Dışişleri Bakanı Cevad Zarif’in İsrail’in bir ABD-İran savaşı başlatmak amacıyla komplo peşinde olduğuna dair paylaştığı sosyal medya mesajları, dikkatleri bir anda iki ülke arasındaki askerî çatışma olasılığına çekti. Nitekim bu minvalde Türk ve dünya basınında birçok yorum ve değerlendirme göze çarptı. Gelişmelerin İranlı ünlü komutan Kasım Süleymani ve beraberindeki isimlerin ölüm yıl dönümüne denk gelmesi de çatışma bekleyenlerin görüşlerine dayanak olarak sundukları ve sıklıkla atıfta bulundukları bir gelişmeydi.

Hatırlanacağı üzere Donald Trump’ın Mayıs 2018’de açıkladığı çok yönlü yaptırımlara Tahran yönetimi güçlü olduğunu düşündüğü alanda cevap vermeye çalışmış, BAE ve Suudi Arabistan gibi karşı cephenin zayıf halkalarına karşı yaptığı askerî operasyonlardan istediği cevabı alamayınca vekil milisler üzerinden Irak’taki ABD varlığını taciz etmeye başlamıştı. Bu taciz saldırılarında bir Amerikalının ölmesi üzerine ABD, İran’ın önce Irak’taki milis güçlerine bir hava saldırısında bulunmuş, ardından 3 Ocak gecesi Kasım Süleymani ve Irak Haşdi Şabi Komutan Yardımcısı Ebu Mehdi el-Mühendis dâhil olmak üzere yaklaşık on kişiyi bir SİHA saldırısı sonucu öldürmüştü.

ABD saldırısı birçok açıdan bir ilkti. Her ne kadar iki ülke daha önce de karşı karşıya gelse de bu ya Lübnan veya Irak gibi ülkelerde vekil güçler üzerinden ABD’ye düzenlenen saldırılar şeklinde gerçekleşmiş ya da iki ülkenin hava ve deniz kuvvetlerinin Basra Körfezi’ndeki sınırlı çatışmalarından ibaret kalmıştı. Trump, pratikte en yüksek İranlı askerî otoritenin öldürülmesi emrini vererek ilişkilerdeki gerginliğin yeni bir aşamasını test etmiş oldu. Saldırının ilgili taraflarda yarattığı şok, İran’ın Tahran’daki İsviçre Elçiliğindeki ABD irtibat bürosuna birkaç gün içinde saldırmayı planladığı üslerin ismini bildirmesinin ardından atlatıldı. İran, gerçekten de belirttiği üsleri vurdu ve saldırıya hazırlıklı olan ABD birlikleri sığınakta olduğundan herhangi bir can kaybı yaşanmadı. Bu noktada İran’ın, genellikle boş üslere saldırı yaptığının altı çizilirken ABD’nin bu tarz bir ara formülü kabul etmesinin anlamı üzerinde pek durulmamıştır.

Suikast sonrası Irak’taki ABD üslerine yönelik taciz saldırıları büyük oranda kesilirken İran’ın bölgesel boyutlu askerî faaliyetleri de duraksama içine girdi. İsrail’in, Suriye ve Irak’taki hava saldırıları artış gösterdiği gibi İran içindeki sabotaj ve suikastları da nitelik ve nicelik olarak artış gösterdi. Natanz’daki saldırı ve kasım ayındaki Fahrizade suikastı, İran’ın güvenlik zaafının giderek arttığını ve ülke içinde de hasım devletlerin hedefi olmaktan korunamadığını göstermiş oldu. Bu durum, Tahran’ın bölge düzeyindeki askerî faaliyetlerini meşrulaştırmak için kullandığı “X ülkesinde savaşmazsak İran içinde hedef oluruz.” argümanını da boşa çıkarmış oldu.

Süleymani’nin ülke içindeki ölüm yıl dönümü törenlerinin sönük geçmesi ve buna mukabil Irak’taki gösterilerin ön plana çıkarılması, İran’daki halk kesimleri arasındaki beklentileri düşürmek ile ilgilidir. Saldırıdan hemen sonra Tahran’ı binlerce afiş ve resimle donatarak “sert bir intikam” alınacağını ileri süren yönetim, bir süre sonra INTERPOL’e suç duyurusunda bulunmak ya da animasyon filmleri çekmek dışında pratik bir adım atmakta zorlanmıştı. Daha da ilginci Irak’ta İran yanlısı bazı terörist grupların Süleymani’nin ölüm yıl dönümünde askerî eylem hazırlıkları içinde olduğu anlaşılınca önce İsmail Kaani ülkeye giderek bu gruplara ABD üslerine saldırının “haram” olduğunu belirtmiş, ardından Bağdat Büyükelçisi İrec Mescidi bu tür askerî eylemleri desteklemediklerini ifade ederek intikamın illa askerî bir yolla alınmasının gerekmediğini vurgulamıştır.

Sonuç olarak bir yıl sonra gelinen nokta itibarıyla İran, ABD karşısında sahip olduğunu düşündüğü ve bizzat Süleymani’nin de defalarca kez ifade ettiği askerî caydırıcılığa sahip olmadığını zor yoldan fark etmiş oldu. Bunun anlamı, ABD yönetimlerinin artık doğru ölçüde güç kullanılması durumunda İran’ın cevapsız kalmak ya da topyekûn bir savaşı göze almak dışında seçeneğinin olmadığını anlamış olmasıdır. Önümüzdeki iki haftanın gergin bir bekleyişle geçecek olmasının nedenlerinden birisi de bu husustur.


Bu makale ilk olarak 06.01.2021 tarihinde TRT Farsça'da yayımlanmıştır.

https://www.trt.net.tr/persian/brnmh-h/2021/01/06/ay-yrn-z-qdrt-bzdrndgy-nzmy-lzm-dr-brbr-amrykh-brkhwrdr-st-1558728

Süleymani, el-Mühendis, İran, ABD

Reisi ve İran’ın Daralan Bölgesel Alanı

Hakkı Uygur

ABD liderliğindeki Batı’yla sorunlar yaşayan ve yöneldiği Doğu ülkelerinden beklediği ölçüde destek göremeyen Tahran, son aylardaki bölgesel gelişmeler karşısında hazırlıksız yakalandı.

ABD’nin Afganistan’dan Çekilmesi Bölge Ülkeleri İçin Ne Anlama Geliyor?

Hakkı Uygur Rahimullah Farzam

Afganistan’da ABD ve NATO’nun çekilmesiyle ortaya çıkacak olan güç boşluğu birçok bölgesel aktörün hem iştahını kabartıyor hem de güvenlik kaygılarını artırıyor.