Süleymani’nin Ölümü İran Toplumunu Seferber Edebilecek mi?

Umut Başar Kıdemli Uzman, Kültür ve Toplum

Tek bir olay, halkı devletle karşı karşıya getirmeye yetmeyeceği gibi halkı seferber etmeye de yetmeyecektir.

3 Ocak Cuma sabahı erken saatlerde Devrim Muhafızları Ordusu Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani’nin beklenmedik ölümü, İran toplumunda deyim yerindeyse şok etkisi yarattı. Süleymani’nin Tahran’daki cenaze merasiminin geçtiğimiz yıllarda vefat eden ve Devrim’in önemli isimlerinden olan eski Cumhurbaşkanı Haşimi Rafsancani’nin cenaze merasiminden daha kalabalık olması dikkatlerden kaçmadı. Dahası normalde aynı şehri paylaşan ancak aynı kafede çay içmesi ya da aynı restoranda yemek yemesi dahi düşük ihtimal olan muhtelif sosyal sınıflardan insanlar, Süleymani’nin cenazesine akın etti. Akabinde Süleymani’nin memleketi Kirman’da yaşanan izdiham, Süleymani’nin, ölümüyle İran toplumunu bir araya getirdiğine ilişkin yorumları beraberinde getirdi.

Kasım 2019’da İran’da akaryakıt fiyatlarına yapılan zam ülke çapında sokak olaylarına sebebiyet vermişti. Olayların büyümesi hasebiyle internetin ülke genelinde yaklaşık bir hafta kesilmesi akabinde göstericiler ve kolluk kuvvetleri arasında meydana gelen çatışmalarda yüzlerce kişinin hayatını kaybettiğinin anlaşılması, İran’da devlet ile milletin arasının artık ciddi şekilde açıldığını düşündürmüştü. Ancak Süleymani’nin ölümünün reformist ve muhafazakâr kanatların yanı sıra ülkedeki milliyetçi ve seküler kesimi de derinden sarsması, İran toplumunun İran İslam Cumhuriyeti’nin kurucusu Ayetullah Humeyni’nin ölümünden sonra ilk defa bir devlet adamının ismi etrafında birleştiğini gösterdi. Peki Süleymani’yi İran toplumu için önemli kılan neydi?

Süleymani şüphesiz karizmatik bir askerdi. Bunun yanı sıra iç politikaya pek müdahil olmaması ona siyaset üstü bir konum kazandırıyordu. Bazı Devrim Muhafızları Ordusu komutanlarının aksine reformist aktörleri hedef alan eleştiriler yapmıyordu. Bu ise ona yalnızca Devrim Muhafızlarının doğal bir yakınlık duyduğu muhafazakârlar arasında değil reformistler arasında da bir itibar sağlıyordu. Devlet yanlıları zaten kendisine “kahraman” gözüyle bakmaktaydı. Bunun yanı sıra mütevazı ve ekranlardan uzak yaşamı, geniş bir kitlenin ona sempati beslemesini sağlamıştı. Kendisinden “millî kahraman” olarak bahsedilmesi, Süleymani’yi İranlıların kolektif şuuruna ülke dışında İran’ı koruyan bir figür olarak nakşetti. Dolayısıyla bu yönü sayesinde yönetimden memnun olmayanlar da Süleymani’nin ölümünden üzüntü duydu. Nitekim Tahran’daki cenaze merasiminde, sıradan bir günde makyajı ve yeteri kadar örtünmemesi sebebiyle ahlak polisleri tarafından durdurulabilecek bir kadının Süleymani’nin posterini taşımasını bu çerçeveden okumak gerekir.

Son birkaç yıldır Süleymani’nin İran’ı korumak içi yaptığı fedakarlıklar basında ve sosyal medyada dillendirilmekteydi. Özellikle DEAŞ’ın Irak’a girmesinden sonra Kudüs Gücü ve Haşdi Şabi’nin, DEAŞ’a karşı verdiği mücadelenin başarıya ulaşması, Süleymani’nin itibarının halkın nazarında “DEAŞ’ı İran topraklarından uzak tutan kumandan” mottosuyla yükselmesini sağladı. Gerçekten de ulusal güvenlik; bütün toplumlar için kötü yönetim, ekonomik zorluklar ve sosyal sorunlara nispeten öncelikli bir meseledir. Hatırlanırsa İran İslami Şûra Meclisine düzenlenen saldırılar bile o dönem İran toplumunu tedirgin etmeye yetmişti. İran-Irak Savaşı’nın hatıralarıyla yaşayan ve yanı başında Afganistan, Suriye, Lübnan ve Irak’taki kaotik ortamı gören İranlılar, tartışmasız güvenlik ve istikrarı önemseyecektir.

Genellikle muhalif bir tutum takındığı bilinen kültür, sanat, spor ve akademik çevrelerden Süleymani’nin ölümüne gelen tepkilerin mahiyetini anlamak önemlidir. Nitekim Tahran’ın güvenliğinin Şam, Bağdat ve Beyrut’tan başladığına ilişkin inancın yalnızca İran’daki siyasi elitlere özgü olduğuna yönelik yaygın kanının sorgulanması gerektiği anlaşılmaktadır. Çünkü ülkenin yurt dışındaki operasyonlarının mimarının trajik ölümü, halkın İran’ın yurt dışındaki faaliyetlerini zımnen de olsa onayladığını gösterdi. Esasen dış politikadaki bölgesel nüfuz arayışı İran’ın Safevilerden günümüze değişmeyen davranış özelliklerinden biridir. Dolayısıyla düşünür Abdülkerim Suruş, Pehlevi Dönemi Dışişleri Bakanı Erdeşir Zahedi, yazar Mahmut Devletabadi ve muhalif gazeteci Mesud Behnud gibi isimlerin Süleymani’nin İran’ın yetiştirdiği önemli bir “vatan evladı” olduğu hususunda mutabık kalması ancak bu perspektiften bakıldığında anlaşılabilir.

Tarihin tozlu yaprakları arasındaki kudretli imparatorluk günleriyle iftihar eden Fars milliyetçileri tarafından ise Süleymani’yle Şahname’deki mitolojik kahraman “Rüstem Pehlivan” arasında bir analoji yapılması için geç kalınmadı. Nasıl ki Rüstem İran’ın toprakları tehlikeye düştüğü bir anda hükümdarların yardımına yetişiyorsa Süleymani de İran’ın birlik ve beraberliğinin tehlikede olduğu günlerde ülkenin yardımına koşan “Asrın Rüstem’i” şeklinde telakki edildi.

İran İslam Devrimi’nin ideallerinden uzaklaşıldığı ve Devrim’in 40. yılında özellikle gençlerin devrim ilkelerine bağlılığının tartışıldığı bu günlerde yaşanan hadise, kimilerine göre toplumdaki fay hatlarını tamir etmek için iyi bir fırsat oldu. Bu doğrultuda Devrim Rehberi Hamenei’nin olaydan sonra yaptığı ilk konuşmasında “Onun şehadeti, Devrim’in yaşadığını gösterdi. Tahran’da ve diğer şehirlerde [cenaze merasimlerinde] neler yaşandığını gördünüz!” diyerek Devrim’in sağlam temellerine ve halk arasındaki meşruiyetine dair bir açıklamada bulunması manidar.

Cenaze merasimlerinde okunan mersiyeler üzerinde bir söylem analizi yapıldığında Süleymani’nin Kerbala şehitleriyle bilhassa Hz. Abulfazl Abbas’la özdeşleştirildiği görülmekte. Mersiyecilerin Süleymani’yi “ağa, sepahsalar, halkın adamı, güçlü kumandan” gibi sıfatlarla övmesi, henüz hayattayken Süleymani’nin etrafında oluşan efsanevi anlatının derinleşeceğini, “yaşayan şehidin” çok geçmeden tarihteki efsanevi Şii kahramanlardan birine dönüşeceğini göstermekte.

Kasım Süleymani’nin hayatı ve şehadetinin İran’da ders kitaplarına girmesi, gençlere Süleymani’nin bir rol model olarak tanıtılması önümüzdeki günlerde devletin atacağı başlıca adımlar olacaktır. Başka bir deyişle Devrim’in eğitim yoluyla yaratmak istediği “Hizbullahi” insan tipi onun şahsında idealize edilecektir. Böylelikle Süleymani, Rüstem ve Hz. Abulfazl Abbas’ın anlatılarının bir sentezi olarak millî ve İslami çehreye bürünecektir. Bu durum, İranlı aydınların önemle üzerinde durduğu “tarihte süreklilik” tezine de uygun düşecektir. Kadim İran geleneğinin efsane yaratmadaki mahareti dikkate alındığında Süleymani’nin İran’da varlığını modern dönem mitosu olarak sürdüreceği anlaşılmaktadır. Peki Süleymani’nin ölümü “ortak düşmana” karşı İran toplumunun bir araya gelmesine yetecek mi? Bu soruya cevap verebilmek için henüz erken. Zira duygusal havanın dağılması ve önümüzdeki süreçte yaşanabilecekler üzerinde aklıselimle konuşulması gerekiyor.

Diğer taraftan Amerika Başkanı Donald Trump, İran’ın Süleymani’nin öldürülmesine misilleme olarak Irak’taki Amerikan üslerini vurmasından sonra yaptığı açıklamada mevcut ekonomik yaptırımların şiddetini artıracağını belirtti. Ekonomik yaptırımlar sebebiyle İran toplumunun ciddi zorluklar çektiği herkesin malumu. Şu günlerde Tahran sokaklarından halka en büyük sorununuz nedir diye sorulacak olsa kuşkusuz “geçim sıkıntısı” cevabı alınacaktır. Yeni yaptırımların toplumu ve toplumsal psikolojiyi nasıl etkileyeceği şimdilik bilinmiyor. Fakat gözden kaçırılmaması gereken husus sosyal patlamaların uzun süren hazırlık (gerilim / birikim) evresinden sonra kıvılcım niteliğinde bir olayla başlamasıdır. Kasım ayında akaryakıt fiyatlarında yapılan artıştan sonra sokaklara “bilinçsizce” dökülen İranlılar bunun en açık göstergesi. Zira sokak gösterilerinde halkın tek şikayetinin akaryakıt fiyatlarındaki artış olmadığı görülmüştü. Bu bağlamda İran için önemli bir sembol hâline gelen Süleymani’nin cenaze merasimlerini ve bu olaya halktan gelen tepkileri değerlendirirken de aceleci olmamak lazım. Zira tek bir sebep halkı devletle karşı karşıya getirmeye yetmeyeceği gibi halkı seferber etmeye de yetmeyecektir. Özellikle de İran’da gündemin hızlıca değiştiği bu günlerde.

Süleymani’nin ölümünün İran toplumunun izzeti nefsine dokunduğu bir gerçek. Cenaze merasimine akın edenler, toplumda “vatan sevgisi” ve “minnet” duygusunun derin düzeyde yok olmadığını ortaya koydu. Buna mukabil Amerikan üslerinin vurulduğu gece Ukrayna uçağının İran hava savunma sistemleri tarafından “insani hata” sebebiyle düşürüldüğün anlaşılmasından sonra ülkede yaşanan bazı itirazlar ve halkın sosyal medyadaki tepkisi, devam eden memnuniyetsizliğin bir göstergesi olarak okunabilir. Dolayısıyla ekonomik kıskaç sürerken siyasi gelişmelerin anaforunda savrulan İran toplumunun reflekslerini değerlendirirken ölçülü düşünmek doğru olur.

Kasım Süleymani, İran Toplumu, Seferberlik

Türkiye Cumhuriyeti Büyükelçilerinin Hatıratlarında İran

Umut Başar

Eldeki hatıratların; İran’da saltanatın değişimi, Rıza Şah’ın Türkiye ziyareti, 1953 Musaddık Darbesi’ne giren süreç ve İran İslam Devrimi gibi hayati dönemeçleri anlatıyor oluşu bir şans sayılabilir.

İran’da Koronavirüs Salgınında İkinci Dalga Korkusu

Umut Başar

Süreci yönetirken ekonomik sorunlarla toplum sağlığı arasında sürdürülebilir bir denge bulmaya çalışan Tahran yönetimi, salgın başladığından beri arzuladığı “devlet-millet eş güdümünü” bulamadı.